Sayın Hanımefendinin Türk Kızılay’ı 1868 Dergisine Verdikleri Röportaj

01.03.2022

Emine Erdoğan: “Türkiye dünyanın en merhametli ülkesi”

Ülkelerin kalkınmasında kadınların rolü nedir?

Dünya nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyor. Dolayısıyla daha iyi bir dünya vizyonu ancak kadınların ekonomide ve sürdürülebilir kalkınmada aktif rol almasıyla mümkün olabilir. Tüm dünyada bu yönde bir uyanış ve yönelim olduğunu görüyoruz. Kadınların güçlendirilmesi, yani eğitim haklarını kullanmaları ve istihdamda eşit fırsat sahibi olmaları öncelik haline getiriliyor. Kadınların artan sayılarla karar verici mekanizmalarda yer aldıklarını, toplumda, siyasette ve çalıştıkları sektörlerde lider konumda olduklarını görüyoruz. Kadınlar yalnızca iş gücü olarak değil, girişimci olarak karşımıza çıkıyorlar.

Yani fikirlerini, hayata karşı duruşlarını ve dünyaya bakış açılarını somut ürün ve hizmetlere dönüştürüyorlar. Teknolojiden hizmet sektörüne kadar, gündelik hayatımıza hizmet eden her şey, bir fikrin ürünü. Farklı fikirler hayata geçecek zemin buldukça, yani kadınların mimarı olduğu işler arttıkça, dünyanın tek renklilikten kurtulduğunu görüyoruz. Bugün, kalkınmadan anlamamız gereken en önemli şey, sürdürülebilirliktir. Kaynakların adaletli kullanımı, gelecek nesillerin haklarının korunması söz konusu olduğunda kadın aktörlerin önemi bir kez daha artıyor.

Bir örnek vermek gerekirse, küresel olarak gıda üretiminin %50 ila %80’i kadınların elinde gerçekleşiyor. Bu anlamda, kadınların, toprakla ve doğal kaynaklarla bin yıllara dayanan bir ilişkisi var. Bu tecrübeden doğan bir bilgeliğe sahipler. Yalnızca tüketerek değil, yerine koyarak üretmek onlarda bir meleke halinde. Kadınların lider olduğu şirketlerin çevreye duyarlı hareket ettiklerini, yalnızca bugünü değil, geleceği düşünerek adım attıklarını ve yüksek sağduyuya sahip olduklarını görüyoruz.

Kısacası, geleceğin kapısını “sürdürülebilirlik” açacak. Dolayısıyla, yeşil ekonomi, mavi ekonomi ve döngüsel ekonomi gibi, çevre dostu kalkınma ve gelişim politikalarının hâkim güç olması gerekiyor. Bu da ancak kadınlarla mümkün.

İş hayatında kadınların istihdamı için desteklediğiniz projeler neler?

Kadınların istihdamını desteklemek, öncelikle onların iş dünyasına katılımını engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasıyla başlıyor. Bu anlamda, benim önceliğim, kız çocuklarının eğitimidir. Onlar donanım kazandıkça, akademik hayatlarında başarılı oldukça, ileride sahip olacakları işin niteliği de artmış oluyor. Bu işe hizmet eden projeleri elimden geldiğince destekliyorum. Birkaç örnek vermek gerekirse, “7 Çok Geç” ve “Haydi Kızlar Okula” gibi eğitim projelerinde epey yol aldık. Çocukların gelişimlerini en hızlı gerçekleştirdikleri ve en verimli oldukları zamanları kaçırmadan, bu dönemin verimliliğini eğitimle en yüksek noktaya taşımayı hedefledik.

Kız çocuklarının eğitim hayatlarından geri kalmamaları, okula gitmelerini engelleyen şartların düzeltilmesi için çalıştık. Bildiğiniz gibi, kadınların eğitim ve iş hayatına erişimlerinin önünde en büyük barikatlardan biri olan kamusal yasakların kalkması için de kendimizi bildik bileli mücadele veriyoruz. Bu tip ayrımcılıklara maruz kalmamak, insanların ruhlarına vurulan prangalardan azad edilmek, birçok kadının hayatını dönüştürdü. Kadınların artık hayallerini yaşayabiliyor, hedeflerine emin adımlarla yürüyor olmaları toplumumuz adına çok büyük bir kazanımdır.

Bugün üniversite sınavlarına kız çocuklarımızın büyük başarı elde ettiklerini görmek bizi çok gururlandırıyor. Bunun yanında, Geleceği Yazan Kadınlar Projesi de yine desteklediğim projelerden. Turkcell, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile TOBB Kadın Girişimciler Kurulu iş birliğiyle gerçekleşiyor. Türkiye’nin her yanından kadınlara teknoloji eğitimi ve girişimcilik eğitimleri veriliyor. Her yıl birbirinden orijinal fikirler ve muhteşem projeler doğuyor. Benzer olarak, “Enerji Veren Kadınlar” projesiyle, başta enerji sektörü olmak üzere, başarılı kadınların öne çıkarıldığı projelerimiz var. Rol model olan, lider kadınların aynı yoldan yürümek isteyen kadınlara ilham olması için çabalıyoruz. Halkbank tarafından yürütülen “Üreten Kadınlar Destek Projesinde”, küçük ölçekli girişimci kadınların büyük fikirlerinin arkasındayız. Bunun yanında TÜBİTAK, MEB ve Aile Bakanlığının özel projelerini de destekliyorum. Bilhassa, iş hayatında mühendislik, tıp, yöneticilik gibi erkek egemen alanlarda kız çocuklarımızın STEM eğitimlerine ağırlık verilmesini çok önemsiyorum.

Tüm bunlarda amacımız, yapılan iyi işleri öne çıkarmak, kadınların büyük potansiyelinin somutlaşmasının zeminini hazırlamak. Yıllardır sürdürdüğümüz bu projelerin olgunlaşmış meyvelerini toplar hale geldik. İnanıyorum ki aldığımız güzel sonuçlar, önümüzdeki günlerde katlanarak çoğalacak.

Kız öğrencilerin eğitimini çok önemsediğinizi biliyoruz. Bu konuda nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Çocuklarımızın hepsi işlenmeyi bekleyen birer cevher. Onlara bu nazarla yaklaşmak ve eğitimde eşit fırsat sahibi olmalarını sağlamamız gerekiyor. Elbette, geri dönüşlerin hepsi takdir ve teşekkürle dolu. “Gelin Etmeyin, Okula Gönderin”, “7 Çok Geç”, “Anasınıfsız Okul Kalmasın”, “Nerede Kalmıştık” ve yakın zamanda başlattığımız “Kütüphanesiz Okul Kalmayacak” gibi nice projemiz, tüm çocuklarımızı hedeflemekle birlikte, bilhassa kız çocuklarımızın eğitim hayatlarına sağlam bir şekilde tutunmaları ve tüm imkânlara sahip olmalarını hedefliyor.

Toplumların niteliğini kadınların donanımı belirliyor. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Kadınların güçlendirildiği toplumlarda ailelerin de güçlü olması bir tesadüf değil. Aynı şekilde, kadınların güçlü olduğu toplumların her daim ileri gittiği şüphesiz! Tabii unutmamak gerekir ki, kadınlar nesilleri yetiştiren, yani geleceği şekillendiren lerdir. Kadınları eğitim düzeyi arttıkça ve toplumsal statüsü geliştikçe, nesillerin niteliği de doğru oranda artıyor. Bu da güzel bir geleceğin teminatı anlamına geliyor. Dolayısıyla projelerimiz, vatandaşlarımızdan olduğu kadar, iş dünyası, akademi ve sanat camiası gibi çevrelerden de yoğun ilgi görüyor.

Afrika’ya gerçekleştirdiğiniz seyahatlerinizi Afrika Seyahatlerim adıyla kitaplaştırdınız. Türkiye Afrikalı kadınların güçlendirilmesinde nasıl bir rol oynuyor?

Öncelikle şunu söylemek isterim; dünyanın neresinde olursa olsun, insan haklarına eksiksiz erişebilen, eğitim ve çalışma haklarını kullanarak güçlenen her kadının, dünyanın tüm kadınlarının durumlarının iyileşmesine katkısı var. Bu bir insandan diğerine, bir coğrafyadan ötekine sıçrayan bir iyilik hali. Buradan hareketle, Türkiye, kadının statüsü konusundaki kendi tecrübesini Afrika’ya da taşıyor.

Ben de söz konusu kadınlar olduğunda, hiçbir ayrım gözetmeden tüm kadınlar tek bir aile olarak görüyorum. Afrika özeline bakacak olursak, dediğiniz gibi, Afrika Açılımı’ndan sonra kıtayla olan ilişkilerimiz güçlendi ve yıllardır sık ziyaretler gerçekleştiriyoruz.

Afrika, çilenin, acının ve gözyaşının yoğunlaştığı bir yer. Yüzyıllar boyu, sömürgecilik gibi bir zulmün ardında bıraktığı maddi ve manevi yıkıntıları toparlamaya çalışıyor. Elbette her yerde olduğu gibi, orda da sosyal ve ekonomik dönüşümün anahtarı kadınlar. Bunun gerçekleşmesi için elimizden gelen desteği sunuyoruz. Şahsen, her ziyaretimde o ülkenin STK’larıyla bir araya gelmeye özen gösteriyorum. Sorunlarla ilgili sahada çalışan insanlardan, birinci elden bilgi alıyorum. Ortak geliştirdiğimiz projeler oluyor.

Ankara, Hamamönü'nde kurduğumuz Afrika El Sanatları Pazarı ve Kültür Evi, bunun güzide bir örneğidir. Burada Afrikalı kadınlar için adil bir Pazar kurduk, 18 Afrika ülkesinden temin ettiğimiz ürünleri burada satıyor ve gelirini olduğu gibi üretici kadınlara bırakıyoruz. Böylelikle, kendilerinden 1 dolar karşılığında satın alınan ürünlerden, Avrupa’nın pahalı butiklerinde satılarak elde edilen yüksek kârdan kadınların mahrum kalmasının önüne geçtik. Ülkemiz, Afrikalı kadınların sağlık ihtiyaçlarından, Afrikalı öğrencilerin Türkiye Burslarından istifade etmesine varıncaya kadar birçok alanda büyük destek sağlıyor.

Mesela, burslardan faydalanan öğrencilerin sayısı 14.000’i aşmış. Bu, dönüp ülkesine hizmet edecek, dışa bağımlılığı azaltacak ve hatta başka insanların yetişmesini sağlayacak nitelikli iş gücü demek. Uzun vadede sosyal dönüşüm ve kalkınma demek. Şahsi olarak, bilhassa Afrikalı kadınların sorunlarının uluslararası bir farkındalığa kavuşması için çalışmalar yürütüyorum. Uluslararası konferans ve toplantılarda gerek konuşmalarımda, gerek bire bir görüşmelerimde bu konuları gündeme getiriyorum.

Bir örnek vermek gerekirse, 2019’da, Birleşmiş Milletler’in New York’taki Genel Kurulunda, Sierra Leone Cumhurbaşkanı eşi Fatima Maada Bio’nun daveti üzerine, “Afrika’da Erken Evlilikler ve Tecavüzü Önlemek” panelinde konuşmuştum. Çocuk yaşta evliliğin, insan hakları ihlali olduğuna dair uluslararası topluma bir çağrı yapmıştım. Kendi ülkemizde de, bildiğiniz gibi, her 25 Mayıs’ta Afrika Günü’ne özel etkinlikler düzenliyoruz. Kültür alanında projeler geliştiriyoruz. Afrika Atasözleri ve Afrika Yemek Kültürü kitap projelerimiz büyük beğeni topladı. Tüm bunlar birbirimizi daha iyi anlamamıza ve Afrika’nın sorunlarını daha yakın bir pencereden görmemize hizmet ediyor. Dolayısıyla ürettiğimiz çözümler de nokta atışı, hayatları dönüştüren, anlık değil, geleceğe uzanan çözümler oluyor.

Suriyeli kadınların mesleki eğitim, istihdam ve topluma uyumu konusunda neler düşünüyorsunuz?

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, haritalara hızla yeni göç yolları ekleniyor. İnsanlar birçok coğrafyada mülteci konumundalar. Yersiz ve yurtsuz yaşamlar artıyor. Şiddetli bir fırtınada ince bir dala tutunmuş gibi, ayakta kalmaya çalışmak yaşamın genel tanımını oluşturuyor birçokları için. Üstelik göçler sadece savaşlar ve siyasi çatışmalar yüzünden değil, iklim değişikliği sebebiyle de gerçekleşiyor. Göç gerçeğine, mültecilere ve sığınmacılara dair tanımlarımız da hızla değişiyor.

Tabii bir gerçek var ki o hiç değişmiyor; kadınlar, savaşlardan ve doğal felaketlerden orantısız şekilde etkileniyorlar. Bunu maalesef Suriye’de yıllardır devam eden savaşta da gördük. Hatırı sayılır sayıdaki Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor, misafir ediyoruz. Göç, yalnızca bir coğrafyadan diğerine yolculuk değildir. O yolculukta bir toplumu meydana getiren tüm unsurlar da göç eder. Kültür, dil, din ve bunun gibi nice farklılık ya da benzerlik de gelir. O nedenle, toplumsal uyum çalışmaları son derece önemli.

Tabii, burada şu noktaya da dikkat çekmek isterim. Tüm dünya olarak göçlere hazırlıklı olmak zorundayız. Toplumsal uyum politikalarımız hazır ve uygulanabilir olmalıdır. Ülkemiz bu konuda çok büyük bir tecrübeye sahip. Topraklarımız yüzyıllar boyunca zulümden kaçan insanların sığınağı olmuştur. Geliştirdiğimiz hoşgörü kültürünün sağlam kökleri var. Suriye’den gelen göçü başarıyla yönetmemizin ardında bu birikim duruyor. Ancak, göçlerin değişen çehresine uyumlanacak yeni politikaların, tüm dünya tarafından geliştirilmesi lazım çünkü, insan hareketliliği şekil değiştirerek devam edecek.

Suriyeli kadınlar özelinde ise, kadınların dil öğrenerek, geldikleri toplumun kültürünü, ananelerini tanıyarak çok hızlı adapte edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kadınlar çocukların öğretmenidir. Aldıkları bilgileri, çocuklarına aktarmak ve ailenin diğer bireyleri arasında dağıtmada kadınlar etkin aktörler. Dolayısıyla göç eden aile lerin dönüşümü ve toplumsal uyumdaki başarısı kadınlara bağlı. Ayrıca, kadınların savaşlardan orantısız ölçüde etkilenmeleri, en dezavantajlı grup içinde yer almaları, onların odak noktasından asla ayrılmamaları anlamına geliyor. Kadınların hızlı bir şekilde dil öğrenmeleri, varsa mesleki becerilerinin yaşadıkları ülkedeki muadillerinin denkliğine ulaştırılması, değilse mesleki beceri kazandırılarak iş gücüne katılmaları gerekiyor. Ancak böylelikle mağdur olmaktan kurtulabilir ve yaşadıkları ülkeye değerli bir katkı haline gelebilirler.

Türk Kızılay’ın projelerine vermiş olduğunuz destek için minnettarız. Son olarak Kızılay sizin için ne ifade ediyor?

Biliyorsunuz, insani yardım konusunda Türkiye dünyanın en cömert ülkesidir. Ben buna bir ek yapmak istiyorum; Türkiye dünyanın en merhametli ülkesidir. Toplumumuz, tüm insanlığı yekvücut bir aile olarak gören yüce gönüllü insanlardan oluşuyor. Bu anlamda Türk Kızılay’ı, benim için bu vicdanının kurumlaşmış halidir. Yaptığınız çalışmalar, bizi gururlandırdığı gibi, insanlık tarihine de eşsiz bir örnek olarak geçiyor.

Bundan yüzyıllar sonra, geleceğin insanları, insanlığın aydınlık yüzünü sizin yaptığınız işlerden okuyacaklar. Kızılay, yardım götürmenin çok ötesinde, yaptığı her iyiliğin içinde büyük mesajlar sığdırıyor. En başta, hangi coğrafyadan bir ah yükselse, Türk Kızılay’ı oraya ilk varanlardan; yani gerçek anlamda bir kötü gün dostu. Hiçbir koşulda insanlara ayrımcılık uygulamıyor, tek motivasyonu olan akan gözyaşlarını dindirmek için çalışıyor.

Sınırlarımızın içinde ve dışında, ihtiyaç duyan herkesin yanı başındasınız. Her ihtiyaç sahibine kendi aileniz gibi sahip çıkıyor, yaraları şefkatle sarıyorsunuz. Yeryüzüne her daim iyilik serpen Kızılay’ımızın tüm mensuplarına sonsuz şükranlarımı sunuyorum.