Türkiye Verimlilik Dergisi Röportajı

09.06.2018

Sayın Hanımefendi, liderlik yaptığınız sosyal sorumluluk ve sosyal dönüşüm projelerinde çok seçici olduğunuzu biliyoruz. Sıfır Atık Projesini sizin için özel kılan nedir?

İnsanlığı ve ülkemizin geleceğini ilgilendiren her mesele benim için ilgiyi hak eder ve değerlidir. Sıfır Atık projesi de bunlardan birisi. İçinde bulunduğumuz ekonomik sistem, insanları daha çok tüketmeye sevk ediyor. İnsan adeta bir ‘tüketici’ haline geldi. Oysa tabiatta kaynaklar sınırlı. Ne yazık ki bu sınırlı kaynakları adil bir şekilde paylaşmak yerine kaynakların doğal yapısını bozarak yeni üretimler yapma yoluna girdi insanlık. Her şeyin genetiğine müdahale edildi. Oysa insan doğanın parçasıdır. Birine yaptığınız müdahale diğerinin dengesini bozar. Kimya- sallar bu dengeyi iyice sarsmış durumda. Ne emanet olan bedenimize ne de tabiata bunu yapmaya hakkımız var. İnsan-toplum-çevre üçgeninde her şeyi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Çünkü hepsi birbiri ile ilgili.

İlaç endüstrisi, katkı maddeleri, kimyasallara dayalı tarım, fabrikalar ekosistemin dönüştüremeyeceği nitelikte ve miktarda tortu bırakıyor. Bu atıklar, toprağı, suyu, havayı ve tüm canlıları zehirliyor. Bu değişim insanların davranışlarını dahi etkiliyor. İşte Sıfır Atık Projesi özelinde yapmak istediğimiz şey, bilinçli tüketim kültürünü teşvik etmek ve evde, okulda, fabrikada, hastane- de, işyerinde kağıdı gıdadan, camı metalden ayrıştıracak bir sistem kurmak. İnsanlığı ve ülkemizin geleceğini ilgilendiren her mesele benim için ilgiyi hak eder ve değerlidir. Sıfır Atık projesi de bunlardan birisi.

Sıfır Atık Projesi’nin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki lansman töreninde çok geniş bir perspektif çizdiniz. Üniversiteleri, fabrikaları, kamu kuruluşlarını ve özellikle de kadınları projeye katkı vermeye davet ettiniz. Kadınlardan ana beklentiniz nedir?

Bir projenin başarıya ulaşması, toplumun tüm kesimlerinin sahip çıkmasıyla mümkün olabilir. Kurumların bu projeye sahip çıkması çok önemli. Üniversiteden, fabrikaya, kamu kurumlarından alışveriş merkezlerine tüm kurumlar sıfır atık hassasiyetini bir kurumsal kültüre dönüştürebilirse, sistemlerini ona göre kurarlar ve böylece bireylerin davranışları da buna göre şekillenir, kurum kültürü oluşur. Ama öte yandan kadınların katkısını özellikle önemsiyorum. Sadece bu konuda değil, herhangi bir alanda birşeyin gerekliliğine kadını inandırmışsanız o işin başarı oranı katlanarak artıyor. Çünkü kadın aileyi etkiliyor, dönüştürüyor, çocuklarını bu ilkeler doğrultusunda yetiştiriyor.

Ülkemizde evi çekip çeviren genellikle kadınlar. Atıkların ayrıştırılmasında da kadınların alışkanlıkları belirleyici bir faktör. Geleneksel olarak, bizim mutfak kültürümüz atık üretmeyen, aksine herşeyi değerlendiren bir anlayışa dayanır. Soyduğunuz elmanın kabuğu bile yeri gelir bir şifa kaynağı olarak yeniden insanın kullanımına döner.

Projeye gösterilen ilgi konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Proje kısa zamanda birçok sektörden ilgi gördü. Toplumumuzda bu konuya dair güçlü bir motivasyon görüyorum. Bazı belediyeler siste- mi kurmak amacıyla hemen harekete geçti. Belediyelerin bu ilgisini çok önemsiyorum.

Sayın Hanımefendi, siz çevre konusunda olduğu gibi küresel ölçekte her meselenin çözümünde hiçbir sınır tanımadan büyük işler yapıyorsunuz. Sizi bir gün Irak’ta AFAD Göçmen Çadırların- da ertesi gün Balkanlar’da bir doğal felaket sahasında aynı hafta içinde Arakanlı mazlumların yanında çamur deryasının içinde yürürken görüyoruz. Bu gayreti ve enerjiyi neye borçlusunuz, hiç yorulduğunuz olmuyor mu?

Mazlumun, mağduriyetin olduğu yerde yorgunluğun lafı olabilir mi? Eşim ve ben, milletimizin kaderini kendi kaderimiz saydık. Milletimizle aynı yolda yürüyoruz. Aynı şekilde gönül coğrafyamızı gözümüzden ırak tutmuyoruz. Fakat daha önemlisi, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın insanlığın vicdanına dokunan her ne mağduriyet, zulüm varsa gözümüzü, kulağımızı, gönlümüzü bunlara açık tutmaya çalışıyoruz.

Türkiye dünyada milli gelire oranla en çok insani yardımda bulunan bir ülke. Veren bir ülke olmanın getireceği bereket, huzur başka ne ile değişilebilir? Rabbimize hamdolsun, bize böyle bir imkan verdi. Böylesi hayır faaliyetlerine memur etti. Yüce gönüllü milletimizin hissiyatını yaşatmaya, mağdur ve mazlum coğrafyalara taşımaya devam ediyoruz. Gücümüz yettiğince de buna devam edeceğiz inşallah.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kurulan sistemde dünyaya Türkiye’ye örnek olacak şekilde Sıfır Atık noktası yakalandı. Ana hatlarıyla projenin çalışma mantığı ve süreçleri nelerdir?

Projenin çalışma mantığı şöyle; öncelikle sıfır atık projesini uygulamaya karar veren kurumlarda, sıfır atık yönetimini yürütecek bir ekip belirleniyor. Bu birim kurumdaki mevcut durumu analiz ediyor. Atığın özelliği, miktarı, atık depolama alanları vb. konuların teşhisinden sonra kuruma özgü bir planlama yapılıyor. Sonra ihtiyaçlar belirleniyor ve uygun ortamlar oluşturuluyor, kumbaralar temin ediliyor.

Daha sonra elbette kurum, çalışanlarına teorik ve uygulamalı eğitim veriliyor. Uygulamanın etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla izleme ekipleri de kuruluyor. Böylece bütüncül bir bakış açısıyla kurum kültürü oluşturulmaya çalışılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde biz bu çalışmayı etkin şekilde başlattık. Tüm birimlerde atık ayrıştırmaya elverişli bir sistem kurduk. Kat görevlileri başta olmak üzere tüm personelimize teorik ve uygulamalı olarak ‘sıfır atık eğitimi’ verdik.

Elde edilmesi umulan kazanımlar nelerdir?

Her şeyden önce temiz ortam kaynaklı verimliliğin artırılması. Duyarlı tüketici duy- gusunun yayılması, israfın önüne geçilmesi, tasarruf ve ekonomik kazanç sağlanması ve çevresel risklerin azaltılması… Bunların, insanlarımız için önemli bir motivasyon olacağını düşünüyorum. Tüm bu moral kazanımların yanında somut kazançlar da var elbette. Mesela, 1 ton atık kağıdın geri kazanımı ile 17 ağacın kesilmesi önleniyor, önemli miktarda sera gazı engelleniyor. Yine 1 ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarrufu yapılıyor.  Bu projenin geometrik bir artışla yayıldığını düşündüğümüzde ülkemiz adına çok büyük bir kazanç olacak inşallah.

Projenin nihai hedefi, 2023 yılında tüm Türkiye’de bu kültürün iyice yerleşmiş olması. 2018 yılında aşamalı olarak; kamu kurumları, terminaller, eğitim kurumları, alışveriş merkezleri, hastaneler, otel-restoran gibi tesisler ve büyük fabrika ve işyerlerinde projenin hayata geçirilmesi.

Projeye gösterilen ilgi konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Proje kısa zamanda birçok sektörden ilgi gördü. Toplumumuzda bu konuya dair güçlü bir motivasyon görüyorum. Bazı belediyeler sistemi kurmak amacıyla hemen harekete geçti. Belediyelerin bu ilgisini çok önemsiyorum.

Sayın Hanımefendi, siz çevre konusunda olduğu gibi küresel ölçekte her meselenin çözümünde hiçbir sınır tanımadan büyük işler yapıyorsunuz. Sizi bir gün Irak’ta AFAD Göçmen Çadırlarında ertesi gün Balkanlar’da bir doğal felaket sahasında aynı hafta içinde Arakanlı mazlumların yanında çamur deryasının içinde yürürken görüyoruz. Bu gayreti ve enerjiyi neye borçlusunuz, hiç yorulduğunuz olmuyor mu?

Mazlumun, mağduriyetin olduğu yerde yorgunluğun lafı olabilir mi? Eşim ve ben, milletimizin kaderini kendi kaderimiz saydık. Milletimizle aynı yolda yürüyoruz. Aynı şekilde gönül coğrafyamızı gözümüzden ırak tutmuyoruz. Fakat daha önemlisi, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın insanlığın vicdanına dokunan her ne mağduriyet, zulüm varsa gözümüzü, kulağımızı, gönlümüzü bunlara açık tutmaya çalışıyoruz.

Türkiye dünyada milli gelire oranla en çok insani yardımda bulunan bir ülke. Veren bir ülke olmanın getireceği bereket, huzur başka ne ile değişilebilir? Rabbimize hamdolsun, bize böyle bir imkan verdi. Böylesi hayır faaliyetlerine memur etti. Yüce gönüllü milletimizin hissiyatını yaşatmaya, mağdur ve mazlum coğrafyalara taşımaya devam ediyoruz. Gücümüz yettiğince de buna devam edeceğiz inşallah.