Sayın Hanımefendi’nin Şule Yüksel Şenler Vakfı Konuşması

28.08.2020

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Bugün, ülkemizin büyük değerlerinden Şule Yüksel Şenler’in ölüm yıldönümü.  

Onu Rabbine uğurlayışımızın ardından henüz bir sene geçti. Haliyle kalplerimiz buruk!

Elbette biz Müslümanlar için vefat, Rabbimizle buluşmak ve yeni bir başlangıç demek. Burukluğumuz, yalnızca ona olan özlemimizden kaynaklanıyor. 

Onun ruhunun ılıman iklimine olan ihtiyacımız, kendini mutlaka her daim hissettirecektir.

Böyle özel bir günde, onun hatırasını yaşatacak Şule Yüksel Şenler Vakfı’nın kuruluşu sebebiyle bir araya geldik.

Ardında bıraktığı mirasa sahip çıkmak, hepimizin görevidir.

Tahmin ediyorum, hepiniz Şule Yüksel Hanım’ın özel hayatımda çok önemli bir yeri olduğunu biliyorsunuz.

Hayatıma kattığı değeri, kelimelerle izah etmem, gerçekten çok zor.

Onun mücadelesine, önümüzde açtığı ufka, en yakın mesafeden şahitlik ettim.

Müslüman kimliğinin, toplumun alt katmanlarına hapsedildiği bir dönemde o, cendereye sıkışmış bir kesim için, rol model oldu.

Dindar olmanın gericilik, yobazlık, çağdışılık, geri kalmışlık gibi kelimelerle, yan yana koyulduğu cümleleri, alt üst etti.

Modern olmanın reçetesinin, tek tip kadın olma şartını, hükümsüz kıldı.

O zamanlar çağdaşlık, bilhassa kadınların giyim kuşamına endeksleniyor, kadın üzerinden bir siyaset yürütülüyordu.

Kentlilik ve modernlik, dindar kimliği tamamen dışlıyordu.

Gençlik yıllarımdan çok iyi hatırlıyorum. Dinin gereklerine uygun, dindar bir hayat yaşamak isteyenler, adeta bir kimlik bunalımına itiliyordu.

Saygıyı ve itibarı hak etmek için, kendi özünüzü terk etmek imtihanıyla, karşı karşıya kalıyordunuz.

İşte böyle bir ortamda, Şule Yüksel Hanım, kendi içine doğru başlattığı yolculuğu, bir topluluğun, kendi özüne doğru yaptığı yolculuğa çevirme noktasında, rol model oldu.

Bir yazar, gazeteci olarak dar kalıplara, taşraya hapsedilmiş Müslüman kadın algısını, yerle bir etti.

Modanın uluslararası nabzını tuttu. Fransız moda dergilerine uzanan araştırmaları, onun bu algılarla mücadele azminden başka bir şey için değildi. Bu arayışları sonunda, şehirdeki Müslüman kadınların giyebileceği tasarımlar üretti. Ve bizzat kendi giyimi ile, benim gibi şehir hayatına doğan binlerce genç kadına, hem şehirli, hem de dindar olmanın mümkün olduğunu gösterdi. Üstelik vakarla, onurla…

Her cepheden gelen toplumsal ve siyasal baskılarla mücadele etti, yüksek sesli sorular sordu.

Şule Yüksel Hanım’ın o dönem bize kazandırdığı en önemli şey, “çağın icapları” denen algıyı sorgulatmasıydı.

Çağın icapları karşısında asimile olmak yerine, çağı kendi hakikatimize uyarlamaya davet ediyordu. Zamanı için en güncel araçları kullanmaktan da çekinmiyordu. Yazdığı romanlar da, bu anlamda Şule Hanım’ın çağdaş duruşunun resmidir.

Yine bir ilke imza atarak, genç bir Müslüman hanım olarak şehir şehir gezip konferanslar verdi.

Anadolu’da verdiği bu konferanslara kadınıyla erkeğiyle on binler akın etmiştir. Bu, Halide Edip’ten bu yana belki de hiçbir kadın aktiviste nasip olmamıştır.

Düşündüğüm zaman, bugün beni en çok sevindiren, verdiği mücadelenin meyvesini, dünya gözüyle de görmüş olmasıdır.

Gençlere ‘sizler benim hayalimin süsüyken, bugün hayallerimin gerçeği olarak karşımdasınız’ diyebilmiş olması, büyük nimet!

Elhamdülillah!

Değerli Misafirler,

Şimdi Şule Yüksel’in aynasında günümüz şartlarına bakma zamanı! Onun mücadelesinin bugüne bakan yanını görme zamanı!

‘’Zamanın icapları” olarak tanımlanan şeyler, şekil değiştirerek her daim karşımıza çıkmaya devam ediyor.

O gün siyasal baskılar vardı, bugün de popüler kültürün dayatmaları var.

Gençlerimizin zihinleri sistematik olarak bulandırılmaya çalışılıyor. Sadece hazlardan kurulu bir dünyaya davet ediliyorlar.

Unutmayalım; bize kendi hakikatimizi terketme şartı koyan hiçbir teklif, muteber değildir. Gençlerimizin bunu çok iyi idrak edeceklerine inanıyorum.

Kimliğimiz, dünyaya söylediğimiz sözümüzdür. “Çağın icaplarına göre” kimliğimizi eğip bükmek, bizi sadece edilgen kitleler haline getirir.

Şule Yüksel Şenler de, ortaya koyduğu aksiyon insanı karakteriyle, baskı unsurlarından nasıl özgürleşileceğini gösterdi bize.

Bunu da son derece zarif bir şekilde yaptı.

Kendine güvenen, düşünen, yazan, cesaret aşılayan bu Müslüman kadın örnekliği, nesiller boyu hepimize fazlasıyla yeter.

İşte vakfımız tam olarak bu misyon üzerine kurulmaktadır. Bu vakıf, gençlerimizin, kendi hakikatlerini, çağın icapları olarak sunulan şeyler karşısında güçlü biçimde savunacağı bir mecra olacak inşallah.

Nasıl Rosa Parks, Malcolm X, Muhammed Ali gibi büyük şahsiyetler hak arayışında evrensel semboller haline geldiyse, Şule Yüksel Hanım da, mutlaka uluslararası tanınırlığa kavuşmalıdır.

Bugün bilhassa dünyanın her yerindeki Müslüman kadınlar bir rol modele ihtiyaç duyuyorlar. Onları hedef alan baskılara karşı söylemlerini oluşturacak bir zemin arayışı içindeler.

Yanlış kurulmuş cümleleri yeniden ve düzelterek kurmamız gerekiyor.

İslam’ın kadına verdiği hakların, Müslümanlar da dahil, hala layıkıyla anlaşılamamış olması, en büyük üzüntümdür.

Zihinlerini, İslam’la özgürleştirenlerin örnekliği, hepimiz için yol göstericidir. Malcolm X, Muhammed Ali, Aliya İzzetbegoviç gibi, Şule Hanım da, baskının zincirlerini İslam’la kırdı.

Biz de, Şule Hanım’ın mirasını devralanlar olarak, bugün bizlere özgürlük kılıfı içinde dayatılan bütün kalıpları, özgür bir beyin ve kalple sorgulamalıyız.

Çünkü, Allah’tan başka hiçbir güce kul olmayan insan, gerçek anlamda özgürdür.

İslamofobi denilen ve üzerine her gün yeni bir tuğla ekledikleri o çirkin duvarı yıkmak istiyorsak, tıpkı Şule Yüksel gibi şahsiyetli birer Müslüman olmalıyız. Aşağılık kompleksleriyle değil, kendi değerlerimizi yükselterek dünya ile muhatap olmalıyız.

Bugün, gençlerin daha iyi anlayabileceği bir dille söylemek gerekirse; ‘‘Kul olmak cool’dur’’ J

Kıymetli Kardeşlerim,

Şule ablamızın vefatı, bir devrin kapanması değil, aksine, onun şahsında cisimleşen cesaretin, yeni nesillere aktarılması için, yeni bir sorumluluk sürecidir.

Bu vakıf, Şule Yüksel’in mücadelesini, evrensel insan hakları mücadele tarihi içinde hakettiği yere yerleştirmeyi hedeflemektedir.

Şule Yüksel, İslam’la özgürleşmiş, değerleriyle kuşanmış bir kadının, nasıl da güçlendiğini, pekçok siyasi baskıya nasıl kafa tutabildiğini, ortaya koymaktadır.

Onun ayak izlerini takip ederek bugünlere gelen bizler, şimdi bu mücadele azmini, özgürleştiren imanı, gençlerimize anlatmak, aktarmak durumundayız.

Bu düşüncelerle, Vakfımızın hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Vakfın kuruluşuna ve faaliyetlerine katkı verecek tüm kardeşlerime şimdiden başarılar diliyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sizleri muhterem Şule Yüksel Hanımefendi’nin ruhu için bir Fatiha okumaya davet ediyorum.

Amin!