TİKAD Kadın Girişimciliğini Geliştirme Merkezinde Yaptıkları Konuşma

22.02.2020

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Türkiye’nin girişimci kadınlarıyla birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Ruhunuzdaki enerji bize de sirayet ediyor. Heyecanınız bize de ilham veriyor.

Bu ruhu ve heyecanı üretime dönüştürmek için kolları sıvayan Türkiye İş Kadınları Derneği TİKAD’ı tebrik ediyorum. Galatasaray Üniversitesi’ni ve desteklerinden ötürü İstanbul Kalkınma Ajansını kutluyorum.

Girişimci Kadın Merkezi GİKAMER’in çok büyük bir ihtiyaca cevap vereceğine inanıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, kadınların, girişimcilik ekosistemine katılması, ekonomik büyümeyi son derece olumlu etkiliyor.

Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre, kadınların işgücüne katılım oranındaki yüzde 1’lik artış, küresel gayri safi hasılayı 80 milyar dolar artırabilir.

Tabi bu ekosisteme dahil olmak kadar, orada tutunmak da bir o kadar önemli.

Ülkemizde kadınların işgücüne katılım oranı, 2004 yılında yüzde 23 iken, 2018 yılında yüzde 34’e yükseldi.

Yaşanan sosyal değişimler, teknolojinin her an gelişmesi ve farklı endüstri kollarının ortaya çıkması, kadınların iş yaşamına katılmasını kolaylaştırıyor.

Fakat artık istediğimiz, kadınların sadece çalışan olmaları değil, girişimciler haline gelmeleridir.

Çünkü girişimcilik sayıca olduğu kadar nitelik olarak da arttığında, ekonomik büyümeye olumlu etkiler yapıyor.

Değerli misafirler,

Her ne kadar kadın girişimciler diye bir ayrıma gidiyor olsak da, girişimcilik bir ruh ve bakış açısı meselesidir.

Ne yazık ki kadınlar bugüne kadar bu yönlerini ifade edecek alandan çoğunlukla mahrum kaldılar.

O nedenle GİKAMER projesinin, kadın girişimciliğini arttıracak deneyim aktarımı sürecinin çok önemli olduğunu inanıyorum.

Bununla birlikte GİKAMER’de verilecek eğitimler, kadın girişimciliğinin artmasında en önemli unsur olan özgüvenin kazanılmasını sağlayacak.

Kadınlarımızın zihin dünyasının muhteşem, parlak fikirlerle dolu olduğundan hiç şüphem yok.

Fakat bu fikirleri ete kemiğe büründürme noktasında yaşanan çekinceler var.

İşte o nedenle finansal okur-yazarlıktan tutun, ağ kurma ve iletişim eğitimine kadar, bir girişimcide olması gereken tüm donanımlar burada kazandırılıyor.

Ve kadın girişimcilerimiz kendi kanatlarıyla uçmaya hazır hale geliyorlar.

GİKAMER’in de özellikle teknoloji, yenilik ve yaratıcılık odaklı olmasını çok önemli buluyorum.

Çünkü hayatta etrafımızda gördüğümüz her şey bir yorumdur.

Bu yorumun tek bir bakış açısıyla yapılması, farkında olmadığımız kör noktaların oluşmasına neden olabilir.

Bir araştırmaya göre, emniyet kemerlerinin takılı olması halinde, kadınlar trafik kazalarında erkeklere oranla yüzde 47 daha fazla yaralanıyorlar.

Çünkü emniyet kemerleri erkek sürücülerin anatomisine göre tasarlanıyor.

Buradan teknoloji endüstrisinin kadınların aleyhine çalıştığı gibi yanlış bir sonuç elbette çıkmasın.

Buradaki sorun kadınlarımızın teknoloji endüstrisine üretici ve tasarımcı olarak az sayıda katılmalarıdır. 

Eğer kadınlar teknolojinin sadece kullanıcıları değil, bilakis o teknolojisinin tasarımcıları olursa hayatın zenginleştiğini göreceğiz.

Bildiğiniz gibi, içinde bulunduğumuz çağda, önümüzde koşar adımlarla yaklaştığımız bir dördüncü sanayi devrimi duruyor.

Bu teknolojik dönüşüm insanlığın da dönüşümü demek.

Mesela bu yüzyılda iletişim alanında yaşanılan değişimler, hayatımızın her alanını hem olumlu hem de olumsuz olarak dönüştürdü.

Bundan sonra karşılaşacağımız yenilikler de aynı etkilere sahip olacak.

Yaşam kültürümüzden, çalışma biçimlerimize ve hatta birbirimizle kurduğumuz ilişkiye kadar büyük bir değişim geçireceğimizi uzmanlar söylüyor.

Ortak geleceğimizin nasıl şekilleneceği şimdi göstereceğimiz ortak çabaya bağlı.

Bu vesile ile buradan tüm anne babalara seslenmek istiyorum.

Kız çocuklarımızı erken yaşlarda bilimle tanıştırılalım.

Mühendislik fakültelerimizin daha çok kız öğrenciye ihtiyacı var.

Kıymetli misafirler,

Kadın girişimcilerin karşılaştıkları sorunlarla ilgili yapılan çalışmalarda, üzülerek karşımıza iş ve aile yaşamı çatışması gibi bir başlık çıktığını görüyoruz.

Ailenin ve iş yaşamının birbirine karşıt iki mecra olarak düşünülüyor olması da ayrı bir sorun.

Halbuki kadınların özgün potansiyellerini ortaya koyabilmeleri, birçok sosyal faydayı beraberinde getirir.

Kadınların fıtratlarına ait eşsiz zenginliği yaşama katmaları, toplumsal gelişimimiz için çok önemli.

Ayrıca unutmamalıyız ki, kadınlarımızın bilgi, beceri ve donanımının artması daha güçlü aileler demektir.

Günümüzün bu büyük tartışmasına son noktayı, bizim medeniyet tarihimiz koyuyor.

Anadolu’nun kadim tarihine dönüp baktığımızda, kadınları hayatın her yerinde üretirken görüyoruz.

Baciyan-ı Rum kadınlarımıza rol modeldir. Yaşadıkları toplumun dertlerine çare üreten, iş üreten, kültür üreten bu kadınlar bizim geçmişimiz ve DNA’mızdır.

Aynı şekilde İslam tarihinin sayfaları da, bilim ve ilim üreten hanımların örnekleriyle dolu. Harvard’dan ve Oxford’dan çok önce, dünyada ilk üniversiteyi Fatıma El-Fihri adında bir kadın kurmuştur.

Bizler başarıya bu örneklerle, kendi değer dünyamızın bize kazandırdıklarıyla ulaşacağız. Yeter ki, iş ve aile hayatı arasında bir denge kuralım.

Devletimiz iş hayatındaki kadınların özel hayatını kolaylaştıracak düzenlemeler yapıyor. Çocuk sahibi kadınlarımız için doğum ve süt izni düzenlemeleri, kreş imkanları ile, bu dengenin sağlanması için çalışıyor.

Değerli dostlarım,

Türk kadınlarının çok özel bir ruha ve yeteneğe sahip olduğuna inanıyorum.

Kadınlarımız tarih boyunca manevi gücünü ve aklının geniş sınırlarını defaatle ispat etmiştir.

Her ne kadar işin başında olsak da, teknolojinin her bir kolunda kısa zamanda büyük işler yapacağınıza da hiç şüphem yok.

Sizler kadın girişimciler olarak yol açacaksınız ve ardınızdan nice genç kızımız yürüyecek.

Bu anlamda da öncülersiniz.

Hepinize çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Organizasyonda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.