Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Planı Programında Yaptıkları Konuşma

25.11.2019

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Bugün burada, 25 Kasım, ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ vesilesiyle bir araya geldik. Bu alana dair Koordinasyon Planını, Bakanlarımız ve Diyanet İşleri Başkanımız, hepimizin şahitliğinde imzalayacaklar. Bu imza, kadınlarımızın sorunlar karşısında yalnız olmadıklarının güçlü bir ifadesidir.

Değerli konuklar,

Kadın erkek yan yana, medeniyet yolunda bin yıllardır birlikte yürüyoruz.

Bu uzun yolculukta insanoğlu, güzel olduğu kadar çirkin manzaralara da şahitlik etti.

Kadına yönelik şiddet, bu manzaraların en çirkinlerinden biridir.

Şiddet, kime ve ne şekilde uygulandığı fark etmeksizin, toplumların ruhunda peyda olmuş kötü huylu bir tümördür.

İnsanlığı zehirleyen bu habis urun, kökünden kazınması noktasında hepimiz canla başla mücadele etmeliyiz.

Birleşmiş Milletlerin hazırladığı bir rapora göre, dünyada her gün 137 kadın, eşi ya da bir yakını tarafından öldürülüyor.

2017 yılında, dünyada kasten öldürülen kadın sayısı 87 bindi. Bu kadınların 30 bini eşinin ya da bir yakınının saldırısı sonucu yaşamını yitirdi.

Ülkemizde de, maalesef vicdanlarımıza hançer gibi saplanan, bizi insanlığımızdan utandıran elim vakalar yaşandı.

Polis Akademisi Başkanlığının raporuna göre, 2016 yılında 301, 2017 yılında 350, 2018 yılında ise, 281 kadının yaşam hakkı elinden alındı.

Maalesef ki, kadına yönelik şiddet, tüm dünyada yaşanan, küresel bir sorundur. Belli bir coğrafyası, dili, dini ya da ırkı yoktur.

Gelişmiş olduğu düşünülen ülkelerde dahi, şiddet ve cinsel saldırılar, gündelik bir pratik haline gelmiştir.

Tek bir kadının dahi öldürülmesi, insanlığı haince sırtından bıçaklamaktır.
Unutmayalım, her bir can alındığında, güneş öğle vakti batıyor!

Yıldızlar, asılı oldukları yerlerden birer birer düşüyor. Ve her seferinde dünya biraz daha karanlığa gömülüyor.

Kıymetli Misafirler,

Kadına yönelik şiddeti sadece fiziksel yönüyle değil, ekonomik ve psikolojik yönleriyle de ele almalıyız.

Hukuki düzenlemelerden kültürel normların yorumlanmasına kadar her alanda yapılması gerekenler var.

Her şeyden önce, kadına yönelik şiddetin eşler arası ya da aile arasındaki ‘mahrem alan’ kavramıyla meşrulaştırılmasının önüne geçmeliyiz.

Mahrem alan, şiddetin uygulanmasına zemin olduğu anda, insan hakları ihlali başlamış demektir. Böylesi bir durumda mahremiyet ortadan kalkar. Söz konusu olan şiddetse, kol kırıldığında, yen içinde kalamaz!

Sıfatları ne olursa olsun, insanlar hiçbir şekilde birbirlerinin sahipleri olamazlar. Erkekler kadınları mülk edinemezler. Üstünlük iddia edemezler.

Kimsenin bir başkasının bedensel ve ruhsal bütünlüğünü zedeleyici eylemler gerçekleştirmeye hakkı yoktur.

Kadın cinayetleri haberlerine dönüp baktığımızda, faillerin, sebep olarak kıskançlık, namus, boşanmayı istememe gibi nedenler sıraladığını görüyoruz.

Özellikle ahlakla ilişkilendirilmiş sebepler başı çekiyor.

Unutmayalım ki, ahlak insani bir fazilettir. Cinsiyetten bağımsızdır. Başkasının ahlakından sorumlu olmak, kimsenin görev tanımı değildir.

Tüm bu yanlışlar, biyolojik bir cinsiyet olan erkek olma halini, adeta bir erkeklik ideolojisine çeviriyor. Şiddet ve kaba kuvvet, erkek olmanın unsurlarından biri olarak görülüyor.

Halbuki, erkek ya da kadın herkes, insan olmak için doğar.

Kıymetli misafirler,

Kadınların etrafına çevrilen çembere çeşitli meşrulaştırılmalar aransa da, bunların içinde en hazin olanı, dinin kaynak gösterilmesidir.

Kuran-ı Kerim erkeklere değil, tüm insanlığa indirilmiş bir kitaptır. Ahiret gününde her kul, bir birey olarak kendi amel defteriyle baş başa kalacaktır. Ve kimsenin cinsiyeti hafifletici bir sebep olarak görülmeyecektir.

Tek bir insanın öldürülmesini tüm insanlığın öldürülmesiyle bir tutan İslam dininin, kadın katliamlarının ve şiddetin kaynağı olarak işaret edilmesine asla tahammül gösteremeyiz.

Bu noktada, İslam’ın eşler arasındaki ilişkiyi ve aile hayatını düzenleyici tavsiyelerinin en doğru şekilde anlatılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

İslam, kadın ve erkeği birbirine yol arkadaşı kılar. Eşleri bir arada tutan muhabbettir. Tıpkı peygamberimiz ve eşi Hz. Hatice gibi…

Aynı şekilde kadınlara yönelik çağ dışı gelenekler, medeniyet bakiyemizin lekelenmesi için araç haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Bilakis insani hasletlerimizi geri kazanmada, medeniyet havuzumuzdan beslenmeliyiz. Dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak derecede latif olan edep ve adab-ı muaşeret mirasımızı, yeniden hayatlarımızın merkezi haline getirmeliyiz. Edep ve adabın hem kadın, hem de erkek için gerekli olduğunu unutmamalıyız. 

Değerli Konuklar,

Toplumda hızla kadına yönelik şiddetin arttığına dair bir algı var. Bu algı, bizi kolektif olarak büyük bir karamsarlığa sürüklüyor.

Elbette rakamlar ortada. Fakat bu rakamlar, eskiden sessizliğe gömülen hadiselerin artık görünür olduğu şeklinde de okunmalıdır. Bugün kadınlar haklarını arayabiliyorlar.

Kendilerine yönelik işlenen suçları utanıp gizlemiyorlar. Devletimizin ilgili kurumlarına başvurarak hak arama mücadelelerini sürdürüyorlar.

Eskiden ölümle burun buruna gelen kadınlar dahi, şiddet gördüğünü belgelemek için kurum kurum dolaşmak durumunda kalıyordu. Oysa 6284 sayılı kanun ile, sadece şikayetle dahi, uzaklaştırma kararı aldırarak kendilerini ilk anda koruyabiliyorlar. Bu kesin çözüm olmamakla beraber, akut bir tedbirdir. Mal varlığına dahi tedbir konabilirken, can söz konusu olduğunda, hiçbir şey elbette riske edilemez.

Öte yandan, birçok sivil toplum kuruluşumuz şiddete maruz kalan kadınlarımızla bu yolu el ele yürüyorlar. Toplumun her katmanında büyük bir hassasiyet var. Umuyorum ki, bir gün gelecek ve hiçbir kadın korku terörü altında bir hayat sürmeyecek.

Fakat o gün gelene kadar mücadelemizi sürdürmeli, toplumsal dönüşümü beraberinde getirecek adımları da atmalıyız.

Lütfen bu noktada medya dilinin ne kadar önemli olduğunu göz ardı etmeyelim.

İnsanların, pasif olarak maruz kaldıkları imajlar, maalesef ki, farkında olmasalar da davranışlarını etki altına alıyor.

Aynı şekilde filmlerde ve dizilerde, töre cinayetleri, kadınlara yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet gibi eylemleri gerçekleştiren karakterlerin, evcilleştirildiğine şahitlik ediyoruz.

Geçmişte yaşanan üzüntüler, dramatize edilerek, insanlık dışı işler için bahane haline getiriliyor.

O nedenle, televizyon ve sinema sektöründeki kişilerin, ellerindeki gücün sorumluluğu üzerine çok iyi düşünmeleri gerekiyor.

Buradan anne ve babalara da ayrıca seslenmek istiyorum. Lütfen evlatlarımızı yetiştirirken, cinsiyetlerine mahsus imtiyazları olduğuna inanmalarına müsaade etmeyin. Çocuklarımızın büyüme süreçlerinin nihai noktası insan olmaktır. Sevginin, bir yaşam iksiri olduğunu, hiçbir şekilde zarar vermenin kaynağı olamayacağını söyleyelim.

Kıymetli misafirler,

Şöyle durup bir doğum tarihlerimizi düşünecek olursak, belki aramızdan birçoğumuzun geçen yüzyılda doğduğumuzu fark edeceğiz.

Hatırlarsanız yıl 2000 olduğunda, başka bir yüzyıla adım atmanın büyük sevincini yaşamıştık.

Fakat bugün görüyoruz ki, yeni yüzyılın inşasında bazı alanlarda doğru tohumları ekmemişiz.

Hepimizin en büyük vazifesi, medeniyeti geleceğe taşıyacak köprüler kurmaktır. Medeniyet karnesinde en yüksek olması gereken not ise, kadın meselesidir.

Kadınların güçlü, eğitimli ve güvende olduğu toplumlar, kendini geleceğe taşıyabilecektir. O nedenle, bugün ilan edilen seferberliği çok önemli buluyorum. Kadınları tüm yönleriyle güçlendirmenin, gelecekte önemli meyveler vereceğine inanıyorum.

Anadolu’nun bilge ozanı Neşet Ertaş’ın şu sözünü hiçbir zaman unutmayalım; “kadın insandır, biz insanoğluyuz.”

Bırakın kadınların bir damla kanının dökülmesini, bir damla gözyaşı dökmelerine dahi toleransımız yoktur.

Bu duygularla sözlerime son veriyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.