MEB Otizm Ve Beslenme Programında Yaptıkları Konuşma

20.11.2019

Değerli Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Mevlana Hazretleri’nin yurdu, Konya’da sizlerle olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Manevi atmosferi böylesine yüksek bu şehirde bulunmak, hoşgörüyü ve birbirimizi tüm farklılıklarımızla kucaklamayı bize bir kere daha hatırlatıyor.

Kıymetli Misafirler,

Her birimiz sadece kendi ailemizin değil, toplum dediğimiz daha büyük bir ailenin de mensubuyuz. Bu ailenin sağlığı, mutluğu ve huzuru hepimizi ilgilendiriyor.

Sorunlar ve ihtiyaçlar karşısında dayanışmak, gücümüzü artırıyor. Karşısındakine el uzatan bireylerden oluşan toplumların ömrü de uzun oluyor.

Otizmle yaşamı öğrenmek, otizmli bireylerin ailelerini ilgilendirdiği kadar, bizleri de alakadar ediyor.

Otizmli çocuklarımızın eğitimi, temel meselelerimizden birisi olarak karşımızda duruyor. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığımızın, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın, Sağlık Bakanlığımızın önemli farkındalık çalışmaları var. Bu son derece umut verici.

Otizm söz konusu olduğunda, bütünleyici ve kaynaştırıcı eğitimin önemi tartışılmaz!

Otizmli çocuklar diğer çocuklarla ne kadar çok bir araya gelirse, alınan eğitimin başarısı o kadar artıyor.

Otizmli çocuklarımızın hayatlarını kolaylaştırmak, hepimizin görevi.

Eğitim en temel insan hakkıdır ve bu hakkın ihlali için geçerli hiçbir sebep yoktur. Otizmli bireylerin ayrıştırılmaya değil, bütünleştirilmeye ihtiyacı var.

Bütün çocukları sevip korursak, gerçek bir sevgiden bahsedebiliriz. Çünkü sevgi şartlardan bağımsızlaştıkça özüne kavuşur.

Otizmli evlatlarımızın içinde nice cevherler var. Genç piyano sanatçımız Buğra Çankır onlardan birisi. Milyonda bir rastlanan mutlak kulağa sahip olduğu biliniyor. Bu yönüyle kendisi bir müzik dehası olarak tanınıyor.

Özel yeteneği sayesinde, duyduğu tüm sesleri notaya dökebiliyor. Bu sanatçımız gibi, keşfedilmeyi bekleyen nice otizmli çocuğumuz olduğuna inanıyorum.

Bu kadar sık rastlanan bir sendromun, ne olduğu hakkında bizlerin de, acilen bilgilenmesi lazım.

Ailemizde ya da yakınlarımızda otizmli bir birey olmayabilir. Fakat otizmli bir bireyle karşılaştığımızda ona nasıl davranacağımızı ve onun davranışlarını nasıl okuyacağımızı hepimizin öğrenmesi gerekiyor. Eğer bu donanıma sahip olursak, otizmli çocukları olan ailelerle yakın temas halinde olduğumuzda, dayanışma becerimiz de kuvvetlenecektir. 

Değerli Katılımcılar,

‘’Amerika Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi”nin 2012 verilerine göre, otizmin görülme sıklığı 88’de 1 idi. Günümüzde bu rakam, 68’de 1’e ulaşmıştır.

Otizme tam olarak neyin sebep olduğu bilinmiyor olsa da, birçok faktörle ilişkilendirmeler mevcuttur. Bugün burada konuşacağımız yeme içme alışkanlıkları da, bu faktörlerin önemli bir parçasıdır.

Bildiğiniz gibi otizmli çocukların yüzde 90’ında beslenme sorunları görülmektedir. Yapılan çalışmalar, doğru beslenmenin otizmin belirtilerini hafiflettiğini gösteriyor.

Özellikle glutenden uzak durmak, otizmli çocuklar üzerinde son derece olumlu etkiye sahip.

Bununla beraber, sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi, paketlenmiş ve işlenmiş yiyeceklerden uzak durulmasının da, iyileştirici etkileri var.

Semptomlar hafifledikçe, otizmli çocukların olduğu kadar ailelerin de hayatları kolaylaşıyor. Bu da eğitimlerinin başarıya ulaşmasını sağlıyor. Bildiğiniz gibi otizmle savaşta en önemli araç, erken yaşta başlayan eğitimdir.

Bu noktada, otizmli çocukları olan ailelerin, çok erken safhalardan başlayarak günlük hayatın tüm aşamalarında rehberlik almasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yeme içme gibi basit olduğunu düşündüğümüz bir eylemin, otizmli çocuklar için ne denli zor olduğunu hepimiz biliyoruz.

Yemekler konusunda gösterdikleri aşırı seçicilik, yeterli ve faydalı besinleri almalarının önünde bir engel.

Dolayısıyla çocuklarımızın sıkıntılarını hafifletmek için yeni programları da geliştirmeliyiz.

En önemlisi de bu programların her ailenin ulaşabileceği mesafede olmasını sağlamalıyız.

Bu noktada Selçuklu Belediyemizin örnek çalışması SOBE, sayılarının artması gereken bir numunedir. Emek verenleri yürekten kutluyorum.

Kıymetli Misafirler,

Tıbbi beslenme yaklaşımlarının, otizmli bireylerde olumlu sonuçlar ortaya çıkarması bizlere başka mesajlar da veriyor.

Yiyip içtiklerimizin hem bedensel hem de ruhsal sağlığımız üzerindeki etkileri herkes için geçerlidir.

Bugün hepimizin yoğun bir toksin saldırısı altında yaşam mücadelesi verdiğimizi söylesek herhalde abartmış olmayız. Kullandığımız temizlik ürünlerinden, giydiğimiz kıyafetlere kadar temas halinde olduğumuz her şeyin muhtevasında maalesef yoğun kimyasallar mevcut.

Bunun üzerine bir de bizlerin tüketici olarak, paketlenmiş ürünlere gösterdiğimiz rağbet sorunları ikiye katlıyor.

İnsan tabiatına bu kadar aykırı ve suni yeme içme tarzlarının, elbette bazı sonuçları olması kaçınılmazdır.

Halbuki biraz çaba gerektirse de, mevsimine göre beslenmek, yaşamı daha doğal bir eksene çekmek de mümkün.

Bedenlerimiz sığınağımızdır. Bu sığınakları en yaşanabilir hale getirmek, önümüzdeki seçeneklerden sağlıklı olanları tercih etmekle mümkün olabilir. Bildiğiniz gibi, bugün insanlığın karşı karşıya kaldığı birçok hastalık, yaşam tarzından kaynaklanan ve önlenebilir hastalıklardır.

Dolayısıyla beslenme, üzerinde yeniden düşünmemiz gereken ve hatta yeniden öğrenmemiz gereken bir hayat bilgisidir.

Bu düşüncelerle sözlerime son veriyor, burada konuşulanların otizmle mücadelede yeni bakış açıları kazandırmasını temenni ediyorum.

Programda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. SOBE gibi kurumlarımızın sayısının artmasını diliyorum.

Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.