Dünya Ekonomik Forumu-Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Toplantısı Konuşması

06.04.2019

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sevgili Gençler,

Sizleri Türk halkının dostluk ve kardeşlik duygularıyla selamlıyorum. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu!

Güçlü diplomatik ilişkilerimiz ve derin dostluğumuzun olduğu Ürdün’de, böylesi anlamlı bir toplantıda bulunmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Dünya Ekonomik Forumu’nun değerli Başkan ve yöneticilerine, davetleri nedeniyle teşekkür ediyorum!

Samimi ev sahiplikleri için, Majesteleri başta olmak üzere toplantıya emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum!

Ürdün, dostane ilişkilerimizin yanı sıra bölgede cereyan eden insani krizlere bakış açımızın, ortak değerlerde buluştuğu bir ülkedir.

2011’den beri devam eden Suriye iç savaşının sebep olduğu insani kriz karşısında, tıpkı Türkiye gibi, mültecilere cömertçe kapılarını açmıştır.

Bildiğiniz gibi, Türkiye 4 milyon, Ürdün ise 1.3 milyon mülteciye ev sahipliği yaparak, uluslararası toplumun yükünü sırtlanmış iki ülkedir.

Uluslararası toplumun istatistikler üzerinden okuduğu bir meseleye, vicdani bir bakış getirmiştir. Bizler için rakamlar, Ahmet’ler, Ayşe’ler, Muhammed’lerdir. İçinde umutların, özlemlerin olduğu hayatlardır!

Bu büyük insani kriz karşısında, iki ülkenin asil halkları, ortaya koydukları cömertlik ve dayanışma ruhuyla, insanlık tarihinde unutulmaz izler bırakmıştır.

Masum çocuklar, gözü yaşlı kadınlar ve tüm insanlık adına, iki halkın yüce ruhlu insanlarını buradan selamlıyorum. Cezakallahu hayran!

Değerli katılımcılar,

Ürdün, merhametin ve insanlığın olduğu kadar inovasyonun da merkezi bir ülkedir. Eğitimli, yüksek enerjili, dünyayı bilen gençleriyle bölgenin umut kaynaklarından birisidir.

Ürdün Kraliçesi Sayın Rania’nın, eğitim ve kadınların güçlendirilmesi konusundaki hassasiyetlerini içtenlikle paylaşıyorum. Bu hassasiyetin, yalnızca kendi ülkesinin çocukları için değil, tüm bölge insanına yönelik kapsayıcı nitelikte olduğunu biliyorum.

Ortadoğu, çok genç nüfusa sahip bir coğrafya. Bu son derece umut verici! Fakat gençler, bölgedeki çatışmalardan ve önyargılardan dolayı çeşitli bariyerlerle karşılaşıyorlar.

Toplumlarımızın sosyal ve ekonomik olarak güçlenmesini istiyorsak, gençleri bu krizlerin cenderesinden kurtarmalıyız.

İnsanlık tarihinin ortak birikiminden edindiğimiz tecrübeyi, onların enerjisi ile buluşturmak, bizlerin görevidir.

Bugün yaşadığımız tüm krizler, gençlerin taze, dinamik ve yenilikçi bakış açıları ile aşılabilir. Buna yürekten inanıyorum.

Sevgili gençler,

Yerkürenin sizin aydınlık fikirlerinize, enerjinize ihtiyacı var.

Dünyanın geleceğini tehdit eden ciddi bir çevre krizi ile karşı karşıyayız. İşte tam da bu noktada, insanoğlunun bozulmamış fıtratını bize hatırlatacak olan sizlersiniz!

Ne yazık ki, modern insan, kendini doğanın hakimi zannediyor. Oysa bizler doğanın sadece bir parçasıyız.

Maalesef, eşref-i mahlukat olmayı, tabiata hükmeden efendi olmakla karıştırdık. Bunun sonucu olarak, çevreden iklime pek çok sorunla karşı karşıya kaldık.

Dünyamız, sanayi öncesi döneme göre, 1 derece ısınmış durumda. Tahminler 2030 sonrasında, küresel ısınmanın 1.5 derece sınırını aşacağını gösteriyor. Ve bu ısınmadan en çok mega kentler etkilenecek. Yangınlar %37 oranında artacak. Buzullardaki erime, sahillerde yaşayan 400 milyon insanı büyük risk altına sokacak.

Böylesi büyük sorunlarla karşı karşıya geldiğimizde, çözümü hükümetlerde, büyük şirketlerde ararız. Oysa çevreci bir ekonomi varetmenin temelinde, bizim davranış biçimlerimiz yatıyor.

Büyük dönüşümlerin, bireysel davranış değişiklikleri ile başladığına inanıyorum.

Bu bağlamda, yerleşik tüketim kültürümüzü yeniden gözden geçirmeliyiz.

Bugün en yaygın pazarlama stratejisi, insanları mutlaka bir şeye ihtiyacı olduğuna inandırmaktır.

Oysa güzel bir Arap atasözü şöyle diyor; ‘ihtiyacı olmayan şeyi alan kişi, ihtiyacı olan şeyi satar!’ 

Sevgili Gençler,

Kur’an-ı Kerim’deki, ‘Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık’ ayetinin, bizi yeryüzünün dengelerini korumaya ve çevre duyarlılığına davet ettiğini düşünüyorum. Yeryüzünde vakarlı bir Müslüman yürüyüşü, ardında bıraktığı karbon ayak izini de hesap etmek demektir.  

Zira, mümin bütün varlığa karşı hürmetkar olandır. Diğer canlıların hak ve hukukuna saygı duyan, her türlü aşırılıktan kaçınandır. Ve en medeni yaşamın, aslında en sade yaşam olduğunu bilendir.

‘Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tesbih etmektedir’ ayetinin manasını idrak etmiş bir insan, ormanları tahrip edip, suları kirletebilir mi?!

Bu yönüyle, Müslüman kimliğini çevreci bir duyarlılıktan ayırmıyorum. Yaratılmışlara karşı nezaket, Müslümanın temel yaşam biçimi olmalıdır.

Çevreyi korumak, israftan kaçınmak, hayatın her alanını sürdürülebilir kılmak, biz Müslümanlar için bir seçim değil, bir kulluk görevidir.

Dünyanın tüm dinî öğretilerinde karşımıza çıkan nefis terbiyesinin, ekonomilerin de terbiyecisi olduğunu artık anlamalıyız.

Gandhi’nin çok güzel bir sözü var; “basit yaşa ki, başkaları da var olabilsin.” Bu söz bireysel davranışlarımızın, bizim dışımızdaki birçok yapıyı etkilediğini anlatıyor bize.

Çevreci bir ekonomi inşa etmek, sanayinin, üretimin ve teknolojinin içine insanî değerleri katmakla mümkün!

Bu çerçevede, tek kullanımlık ürünlerden vazgeçip, ihtiyaçtan fazlasını almayarak israfın önüne geçmeliyiz. Yenilenebilir enerji kullanımına yönelerek, yeni hayat tarzları tasarlayabiliriz.

Biz bu gerçekten hareketle, Türkiye’de, özü tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye dayanan bir çevre seferberliği başlattık. Himayemde yürütülen sıfır atık projesi ile, atıkları kaynağında ayrıştırarak, geri dönüştürüyoruz. Yeni bir yaşam kültürü oluşturmaya çalışıyoruz.

Yaklaşık 15 aydır uygulanan proje kapsamında, 15 bine yakın kamu kuruluşunda sıfır atık uygulamasına geçildi. Okullarımız, askeri tesislerimiz bu kültürün altyapısını kuruyorlar. Yerel yönetimlerimiz geri dönüşüm sistemlerini revize ederek, büyük çevresel ve ekonomik kazanımlar elde ediyorlar.

Plastik kullanımını azaltmak üzere, tüm marketlerde plastik poşetleri ücretli hale getirdik. İlk bir aylık uygulama sonunda, ülkemizde naylon poşet kullanımı %70 oranında azaldı.

Organik atıkları, kompost gübreye dönüştürülerek peyzaj alanlarımızda kullanıyoruz. Böylece topraklarımız kimyasal gübreden temizleniyor. Aynı zamanda geri dönüşüm sağlıyoruz.

Bu çabalarımız, geçtiğimiz aylarda OECD çevresel değerlendirme raporunda takdirle karşılandı. Biyoçeşitliliğin korunmasından atık yönetimine pek çok alanda Türkiye’nin çevre performansı dünyaya örnek gösterildi.

Proje kapsamında geri kazanım oranımızı, 2030’da %60’a çıkarmayı hedefliyoruz.

İstanbul gibi dev bir metropolün bir yıllık su ve elektrik ihtiyacına denk tasarruf elde etmeyi öngörüyoruz.

Bilinçlendirme kampanyalarımızda, en önemli hedef kitlemiz çocuklar ve gençler. Çünkü bizim için sürdürülebilirlik, doğru bilincin yeni nesillere aşılanmasıdır. Bu çerçevede, pilot projelerle, ilkokullarda sıfır atık saatleri düzenliyor, öğrencilere sıfır atık yaşam kültürünü aşılıyoruz.

Değerli Gençler,

Güzel bir Afrika atasözü var; “Eğer hızlı gitmek istiyorsan, yalnız git. Eğer ileri gitmek istiyorsan, birlikte git.”

Yaşadığımız çağda, hızlı gitmek istemenin, tabiatı ve insanî değerlerimizi ne hale getirdiğini acı sonuçlarıyla öğrendik. Biz hızlı gitmenin, bizi bir yere vardırmayacağını biliyoruz.

Bu nedenle siz gençlerle, medeniyetin, insanlığın, sosyal adaletin ve vicdanın en ileri mertebelerine yol almak istiyoruz.

Ülke olarak felsefemiz, gençliği yönetim süreçlerine katmaktır. Gençlerin içindeki dönüştürücü gücü doğru alanlara kanalize ederek, birlikte çalışma yöntemlerini geliştirmektir. Biz, yalnızca nüfusu genç olan değil, yönetim anlayışı genç bir ülke olmayı hedefliyoruz.

Bu bağlamda, ülkemizde seçme ve seçilme yaşını 18’e indirdik. Daha önce ülkemizde seçme yaşı 18, seçilme yaşı 30’du. Hükümetimiz seçilme yaşını önce 25’e, daha sonra 18’e indirdi. Şu anda parlamentomuzda gencecik milletvekillerimiz var.

Gençleri, hükümet politikalarının edilgen birer alıcısı değil, aksine o politikaları üreten kişiler olarak görüyoruz.

Dünya yeni bir doğum sürecinden geçerken, hepimize ayrı ayrı ödevler düşüyor. Yapay zekanın hakim güç olacağı 4. Sanayi devrimini, geçmişten kalan anlayışlar üzerine temellendiremeyiz.

Bölgemizin gerek siyasi gerekse ekonomik istikrarı, gençlerin dünyanın huzur ve refahına kafa yoran bireyler olmasıyla doğrudan ilişkili.

Mesela Yeni Zelanda’da yaşanan elim olay, hepimizi harekete geçirmeli. Genç dimağlar, nefretin, ayrımcılığın, çifte standardın ötesinde ortak bir gelecek hayali kurabilirler.

Bunun için, gençlerin sesinin daha gür duyulduğu katılımcı demokrasiler inşa etmeliyiz.

Öyle çok ortak pozitif gündemimiz olabilir ki! İşte çevre duyarlılığı da bunlardan birisidir. Çünkü bu, tam da genç bir isyan ahlakı gerektiriyor.

Dünyanın geleceğini tehdit eden sorunlar karşısında hakim paradigmaya esir düşmemek, başka türlüsünü hayal edebilmek!... Böylesi kafa tutuşlar, bir gençlik enerjisi istiyor.

Fakat bu konuda da tutarlı bir yaklaşımımız olmalı. Maalesef bazen çevre duyarlılığını diğer toplumsal hassasiyetlerden soyutlayarak siyasallaştıran tutumlar görüyoruz. Oysa insana, çevreye, farklı kültürlere, yaşam tarzlarına duyarlı olmak, bir bütünün parçalarıdır. Kaynağını gerçek bir insan ve tabiat sevgisinden alan çevre hassasiyeti, her konuda sahici bir tutuma sahiptir.

Çevre konusunda birlikte yapacağımız çok şey olduğuna inanıyorum.

Ekonomistlerin, ‘kirleten öder’ mantığı ile karbon vergilendirmesini konuştuğu bir çağda biz denizleri kirletmemeyi, suyu israf etmemeyi konuşalım.

Sevgili gençler,

1 fincan kahvenin üretimi için gereken su miktarının, 140 litre olduğunu biliyor muydunuz? Giyinmekten bıkıp attığımız bir tişörtün israfı, onun üretimi için harcanan 2 bin 700 litre suyun da israfı demektir.

Dünyayı incittiğimiz her an, dünya bize cevabını tükenerek veriyor. O halde bizler israfı bir yaşam biçimi haline getirmemeliyiz. Hele de, dünyanın bir yarısında çocuklar temel ihtiyaçları olan kıyafetleri dahi bulamazken, bu bize yakışmaz.

Sevgili gençler,

Sizlere son olarak şunu söylemek istiyorum; hayat bir bütündür. Çevreye, bedenimize yaklaşımımız birbiriyle yakından irtibatlıdır. Çevre duyarlılığı, kendine duyarlı olmaktır. Dikkat edin, tabiat ile ilişkisi güçlü olanların, kendileriyle ilişkisi de güçlüdür.

Beslenme kültürümüzün dahi, çevre farkındalıklarımızla yakın ilişkisi olduğunu unutmamalıyız.

Hızlı tüketilen, paketli endüstriyel gıdalar karbon salınımını artırmakla kalmıyor. Beraberinde sağlıksız beslenmeden kaynaklanan hastalıklar ve ilaca bağımlılıklar getiriyor.

Geçtiğimiz yüzyılın temel halk sağlığı sorunu salgın hastalıklardı. Bu yüzyıl ise, suyumuza, toprağımıza ve gıdamıza karışan mikroplastikler, kimyasallar… İşin kötüsü, bedenimize giren bu maddelere karşı tıbben ne yapacağımızı da bilmiyoruz.

Paketli gıda tüketiminin hem bedenimize, hem çevreye bedeli ağır oluyor. Biz, akıl, ruh ve beden sağlığı güçlü nesiller istiyoruz.

Özellikle, birçok önyargının odağındaki Ortadoğu gençleri, aklı hür, vicdanı hür bir gençlik olmalı!

Dünyanın en kadim kültürlerinin olduğu bu coğrafyanın gençleri, yeni dünyanın inşasında öncü olmalı! Sizlere yakışan budur!

Bu çerçevede, dost ve kardeş ülke Ürdün ve Türkiye’nin gençlerini eğitim, çevre, teknoloji gibi alanlarda ortak çalışmaya davet ediyorum. Karşılıklı bilgi alışverişi, ülkelerimiz arasındaki ilişkiyi güçlendirecek, sevgi ve muhabbeti artıracaktır.

Unutmayalım, biz kendi hikayemizi yazmazsak, başkalarının yazdığı hikayenin figüranı oluruz.

Sizlerle buluşmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek, sözlerime son vermek istiyorum.

Ve gençler, hepinizi Türkiye’ye davet ediyorum. Biliyorsunuz, ülkemizde dünya tarih yazımını değiştiren yeni bir arkeolojik keşif yapıldı. Dünyanın en eski yerleşim yeri, 12 bin yıllık Göbeklitepe, Şanlıurfa kentimizde bulunuyor. Sizleri en kısa zamanda tarihin sıfır noktasını görmeye davet ediyorum. Ve elbette İstanbul, her zaman olduğu gibi yeni keşifler için sizleri bekliyor!

Bu duygularla, Dünya Ekonomik Forumu tarafından düzenlenen Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Toplantısı’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Toplantıya emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi sevgiyle selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla!