Balkan ve Rumeli Kadınları İle Buluşma Programı Konuşması

27.03.2019

Değerli hanımefendiler, beyefendiler,

Kıymetli kardeşlerim,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Bugün burada, Balkanların ve Rumeli’nin kadınlarıyla, kız kardeşlerimizle buluşmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Dünya Balkan Dernekleri Federasyonu’na bu anlamlı organizasyonu nedeniyle teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkesi kutluyorum.

Biz, uzaklık zannedilen farklılıkları, sevgi ve hoşgörü ile yakınlaştıran bir toplumuz. Bizim birlikte yaşama maharetimiz dünyada emsalsizdir.

Biz, geniş bir coğrafyaya yayılmış, aynı ruhtan, aynı candan kardeşleriz. Etle tırnak gibi ayrılmaz bir bütünüz.

Sizler farklı göç yollarını aşarak gelmiş olsanız da, ne göçmen, ne misafirsiniz. Çünkü sizler evinizdesiniz.

Türkiye, altında buluştuğumuz, gölgesinde ferahladığımız ulu bir çınardır. Bu topraklar, hepimizin dünü ve bugünü olduğu kadar ortak geleceğidir.

Eminim özlemleriniz vardır; Üsküp’e, Ohri’ye, Selanik’e. Fakat biz de hasretiz Rumeli’ye!

Yahya Kemal demiyor mu? ‘Bir Türk’ün gönlünde dağ varsa Balkan’dır, nehir varsa Tuna’dır’ diye.

Balkanlar burnumuzda tütse de, biz Anadolu’nun bin yıllık bekçisiyiz.

Rumeli’nin hasretini şiirlerimizde yaşarız. Diyor ya şair;

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler

Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar

Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan’dan beri!

Üsküp’te, Estergon’da, bir atar damar gibi

Davullar, zurnalar ve serhat türküleri…

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna’ya

Bizim türkülerimizdir söylenen

Konuşan dil, bizim dilimizdir!

Renk renk, nakış nakış uzayan, toprak değildir

Kilimlerimizdir…’

Ortak tarih, ortak geçmiş, bizi çevremizdeki geniş coğrafyayla sımsıkı bağlar. Bu nedenle Kafkasya, Balkanlar, Rumeli gönül coğrafyamızdır.

Bugün Türkiye’de farklı dinler ve etnik kökenler huzur içerisinde yaşayabiliyorsa, bunun sırrını geçmişin bu tecrübesinde aramalıyız.  

Türkiye bu anlamda bir birliktelik yurdu iken, maalesef dünyada faşist yaklaşımlar hızla artıyor. En son Yeni Zelanda’da bunun çok kötü bir örneğini gördük.

Ne yazık ki, çirkin bir ırkçılığın yükseldiği dönemlere şahitlik ediyoruz. Nefret kültürü, birçok toplumun huzuruna kastediyor. İnsanlığın gelecek umudunu esir alıyor.

İşte tam da bu nedenle, farklı coğrafyalarda yaşayan soydaşlarımız, Müslüman kardeşlerimiz için biz güçlü olmalıyız. İstikrarlı bir ülke olmalıyız. Çünkü bildiğiniz gibi zulümler karşısında tüm dünyada sesi en gür çıkan ülke Türkiye’dir.

Türkiye bugün artık herkes için umut demektir. Ülkemiz, mazlumların, ırkçılığa, ayrımcılığa maruz kalanların tutunacak tek dalı konumundadır.

Türkiye, dünyada insani muameleye hasret kalmış herkesin kalbinde bir anavatandır.

Türkiye’nin bekasının sadece ülke sınırlarıyla ilgili bir mesele olmadığını çok iyi anlamamız gerekiyor. Türkiye’nin bekası, ülke sınırlarını aşan, dünyanın tüm coğrafyalarındaki mazlumları ilgilendiren bir meseledir.

Bugün yurtdışında yaşayan birçok soydaşımızın, bulunduğu toplumdaki statüsü, Türkiye’nin duruşuyla, istikrarıyla doğru orantılıdır.

Demokrasi ve vicdanın bazen maalesef ki tek taraflı işlediği batı ülkelerinde yaşayan soydaşlarımızın tehditlerden uzak olması, hepimizin sorumluğudur.

Birbirimize her zamankinden daha sıkı kenetlenmeli ve tuğlası dayanışma, çimentosu sevgi olan bir güvenlik kozası örmeliyiz. Bütün mazlumlara umut olmalı.

Bizler safları sıklaştırdıkça, Türkiye’nin bugün sığınılacak tek iyi niyet limanı olduğunu aklımızda tuttukça, eminim ki, önümüzde aşamayacağımız engel olmaz.

Bizim büyümemiz, gücümüze güç katmamız, Balkan ve Rumeli coğrafyasında olduğu kadar dünyanın her yerindeki soydaşlarımızın güçlenmesidir.

Dünyanın bir kısmında hızla yayılan bu nefrete karşı, kültürümüzün yeni nesillere aktarımıyla panzehir üretecek olan da bizleriz.

Şunu çok iyi biliyoruz ki, bizim topraklarımızda nefret kök tutmaz.

Bizler herkesin kendi hayat tarzıyla baş başa bırakıldığı, vicdan hürriyetinin eksiksiz olarak herkese teslim edildiği bir imparatorluğun bakiyesiyiz.

An itibariyle dünyanın birlikte yaşam reçetesiyle gelecek şifaya ihtiyacı var. Bu şifanın ben ancak bu topraklardan, kökleri bizim yüzyıllar öncesine dayanan medeniyetimizden çıkacağına inanıyorum.

Değerli kardeşlerim,

Biz bugün Türkiye olarak, bulunduğumuz noktayı, biraz da Balkan ve Rumeli coğrafyasından gelerek, emeklerini bu ülke için harcamış kardeşlerimize borçluyuz. Dostluğu ilmek ilmek dokumuş sizlere borçluyuz.

Kadınlarımızın, bu sevgi harcının oluşturulmasında büyük bir rolü olduğuna inanıyorum. Çünkü kadınlar, toplumsal değişim ve dönüşümün lokomotifidir.

Sizler türlü asimilasyona göğüs germiş, kimliğiniz için büyük mücadeleler vermiş ve buraya gelerek çokça fedakârlığa katlanmış ama kendinizden asla ödün vermemiş kadınlarsınız.

Kadınlar kültürün taşıyıcısı, medeniyeti ayakta tutan sütunlardır. Değerlerin ihya edilmesi ve kendi köklerini hatırlaması için sizlerin önemi tartışılmaz.

Zengin kültürel geleneklerin yeni nesillere aktarılmasında kadınların özel bir becerisi var. Lütfen sizler de çocuklarınıza bir anne yemeğini, bir elişini, bir zanaatı en iyi şekilde öğretin. Öğretin ki, kimliğin en iyi harcı olan kültür sizi ve çocuklarınızı diri tutsun.

Kültür, gelenek, değer yoksa, etten kemikten insanız. Bizi biz yapan şeyler manevi değerler, peşinden gittiğimiz geleneklerdir. Ve bu güzel ülke, farklı geleneklerin, farklı kültürlerin iç içe geçtiği yerdir. Tıpkı bir ebru gibi renkler karışmış, birbirinden ayrılmaz hale gelmiştir.

Hepimizin ortak çabasıyla bu güzel birlikteliği koruyacak, birimiz eksik olmadan, geride kalmadan geleceğe doğru birlikte yol alacağız.

Bu duygularla, sizlerle bir araya gelmekten duyduğum memnuniyeti tekrar ifade etmek istiyorum. Bu buluşmaların tekrarını diliyorum. Sizleri bir kere de Ankara’ya milletin evine bekliyorum.

Hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla!