Gaziantep Okuma-Yazma Seferberliği Konuşması

21.03.2019

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Kıymetli Katılımcılar,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Gaziantep’te bulunmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Bildiğiniz gibi geçen sene, bir okuma-yazma seferberliği başlattık. Çeşitli sebeplerle okuma-yazma öğrenememiş 2 buçuk milyon vatandaşımız için 8 haftalık bir program hazırlandı. Çok şükür ki, kısa zamanda bu seferberliğin meyvelerini toplamaya başladık.

TUİK’in 2017 verilerine göre, Gaziantep ilimizde toplam 62 bin 896 vatandaşımız okur-yazar değildi.

Bu seferberlikle, 49 bin 592 vatandaşımız bu kurslardan faydalandı. Yani okuma yazma bilmeyenlerin yüzde 79’u şu an okur-yazar olmuş durumda.

Bu başarısıyla Gaziantep, okuma yazma seferberliğinde Türkiye üçüncüsü oldu. Emeği geçen herkesi tebrik ediyor, kurslara katılım gösteren tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Bu kurslara katılarak eğitim alan kursiyerlerimiz, farklı mecralardan bizlere teşekkür mektupları gönderiyorlar. Fakat esas teşekkürü onlar hak ediyor. Yaşlarına, engellerine aldırmadan kursa gelip, öğrenmenin yaşının olmadığını ispat ediyorlar.

Öğrendikleri her bir harf, ülkemizden yükselen ışığı parlatıyor. O nedenle herkese örnek oldukları için tüm kursiyerlere şükranlarımı sunuyorum.

Okuma yazma bilmemenin hayatımızdaki yansımaları hakkında biraz durup düşünelim. Toplu taşıma kullanamadığınızı, bankaya gittiğinizde hiç tanımadığınız insanlardan yardım isteyip kişisel bilgilerinizi paylaşmak zorunda kaldığınızı düşünün.

Anne baba olarak çocuklarınızın eğitim dünyasının dışında kalıp, aranızda derin uçurumlar açıldığını tahayyül edin.

Bunlar hiç kuşkusuz insan hayatını sekteye uğratan hallerdir. Birçoğumuz için gündelik hayatta alelade sayılan işler, okuma yazma bilmeyen vatandaşlarımızı hayatları boyunca başkalarına bağımlı kılıyor.

Kursları tamamlayan kursiyerlerimizin, büyük bir hastalıktan kurtulmuş edasıyla çok şükür cehaletten kurtulduk demelerine şahitlik ediyoruz. Bu hepimiz için çok büyük bir gurur ve tarifsiz bir mutluluk.

Bu seferberlik sırasında, Hz. Ali’nin “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünün ne kadar hikmetli olduğunu bir kez daha anladık.

Şüphesiz ki okuma yazma bilmek tarifsiz bir özgürlük. Çünkü eğitim, en az yemek içmek kadar temel bir ihtiyaç.

Fakat okur-yazarlık yalnızca kağıt üzerinde yazılanları okuyup anlamakla sınırlı bir eylem değil. Bu, aynı zamanda kişisel saygınlık ve özgüven meselesidir.

Bu nedenle, tek bir kişi bile gelecek olsa, o kişinin kendi kanatlarıyla uçmanın mutluluğunu yaşaması için kurs açmayı taahhüt ettik.

Bu bağımlılık zincirlerini sadece 8 haftalık bir kursla kırdık.

Allah’ın izniyle, sınırlarımız içinde çok kısa bir zamanda bu zorluğu yaşayan hiç kimse kalmayacak. %100 okur-yazar bir toplum olacağız.

Bundan yaklaşık 50 sene önce dünya nüfusunun 15-24 yaşları arasındaki kısmının dörtte biri okur-yazar değildi. Bu rakam, küresel olarak da iyileşme gösteriyor.

15-24 yaşları arasında okuma yazma bilmeyen kişiler şu anda % 10’luk bir seviyeye inmiş durumda. Yine de UNESCO’nun rakamlarına göre, dünyada 750 milyon kişi halen okur-yazar değil ve bu kişilerin üçte ikisi kadın.

Okur-yazar olmayanların çoğunluğunun kadınlardan oluşuyor olması, maalesef dünya çapında gözlemlenen nahoş bir durum.

Bildiğiniz gibi, biz toplumumuzun güçlendirilmesinin yegane koşulunu, kadınların güçlendirilmesi olarak görüyoruz.

Dolayısıyla, her bir vatandaşımız ama öncelikle kadınlarımızın her biri, okur-yazar olana dek bu seferberliği sürdüreceğiz.

Bugün iletişim ağlarının gelişen teknolojiyle günden günde daha çok arttığı ve en çok talep edilen şeyin bilgi olduğu bir çağda yaşıyoruz.

Sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmanın olmazsa olmaz gerekliliği, eğitim çıtasını sürekli yukarı taşımak. Böyle bir çağda okuma-yazma bilmemek tam anlamıyla karanlıkta kalmak demek.

Okur-yazar olmamak artan fakirlik ve sosyal problemler demek.

Özellikle okur-yazar olmayan yetişkinler, haklarının istismar edilmesi noktasında çok daha kırılgan bir kesimi oluşturuyorlar.

Okur-yazarlığın kişisel hayatları dönüştürücü gücü kadar, toplumun genelini de dönüştürücü etkisi var. İnsanlar okur-yazar oldukça demokratikleşme ve ekonomik kalkınma, doğal sonuçlar haline geliyor.

Okur-yazarlığın yüksek olduğu toplumlar, gerek toplumsal sorunları, gerekse kriz hallerini çok daha kolay atlatıyorlar.

Buradan bir çağrı daha yapmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bugün hayatlarımızı büyük oranda teknolojiye, bilgisayara ve akıllı telefonlara bağlı olarak yaşıyoruz.

Bankalarda, marketlerde, hastanelerde her yerde karşımıza interaktif ekranlar çıkıyor. Dolayısı ile her yaştan ve her kesimden insanımızın, temel bilgisayar ve dijital okur-yazarlık becerilerini kazanması son derece önemli.

Belediyelerimizi, halk eğitim merkezlerimizi bu konuya da eğilmeye çağırıyorum.

Özellikle teknofobi yaşayan orta yaş ve üstü vatandaşlarımızın bu konuda hayatlarının kolaylaştırılması gerektiğine inanıyorum.

Temel okur-yazarlık sorunlarımızı büyük ölçüde hallettiğimize göre, artık hedefimiz eğitimin niteliğini artırmaya yönelik olmalı. Zaten Milli Eğitim Bakanlığımızın çabalarının da o yönde olduğunu görüyorum.

Güçlü bir Türkiye için, sağlam ve nitelikli bir eğitim temennisiyle, bu sürece emeği geçen herkesi kutluyorum. Sertifika alan tüm vatandaşlarımızı tebrik ediyorum.

Hepinizi sevgiyle selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum.