Diyanet İşleri Başkanlığı Çevre Ahlakı Projesinde Yaptıkları Konuşma

20.03.2019

Değerli Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Kıymetli Hocalarım,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Sıfır Atık, Sıfır İsraf sloganıyla yola çıkılan bu anlamlı girişim vesilesiyle, sizlerle olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Diyanet İşleri Başkanlığımızı bu konudaki gayretleri nedeniyle tebrik ediyorum.

Çevreyle olan ilişkimiz, her şeyden önce bir ahlak meselesidir. İslam’da çevreyi korumak, hayvanların hakkını gözetmek, israf etmeden tevazu ile yaşamak bir seçenek değil, Müslüman olmanın gereğidir.

İslam, nazarlarımızı sürekli tabiata çevirmemizi isteyen bir inanç sistemidir. Hayatı tabiat üzerinden okumamızı ister. Tefekkürü ibadet sayar. Akıl sahipleri için kainatta nice işaretler olduğunu söyler.

Bakara Suresi 164. Ayette, Allah kullarına şöyle seslenir; “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlara fayda veren yüklerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten indirerek onunla ölü haldeki toprağa can verdiği ve orada her çeşit canlının yetişmesini sağladığı yağmurda, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirip yönlendirmesinde, aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır.”

Göçmen kuşların, rotasını kusursuzca bulmalarından tutun, mevsimlerin döngüsüne kadar şaşmaz bir ölçüye oturtturulmuş evrenin kendisi, Allah’ın delilidir.

Böyle bir alemde eşref-i mahlûkat olmak ise akılla, imanla ve ahiretle taçlandırılmak demektir. Dolayısı ile insan için doğa ile uyum içinde yaşamak bir zarurettir. Allah’ın çizmiş olduğu sınırlara riayet etmektir. Zira Haşr Suresinde de belirtildiği üzere, “Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tesbih etmektedir.”

Hal böyleyken şu yeryüzünü incitmeye nasıl cüret ederiz?

Fakat ne yazık ki tüm insanlığın olduğu gibi Müslümanların tabiatla imtihanı da hayli zor geçiyor. Her şeyden öte, insan doğanın parçası mı, yoksa efendisi mi? Bu konuda bir zihin karışıklığı içinde olduğumuzu görüyorum. Maalesef, eşref-i mahlukat olmayı, tabiata tahakküm kuran efendi olmak ile karıştırdık.

Gazete manşetlerimiz, hayvanlara işkence konusundan geçilmiyor. Su kaynaklarını yok etmenin doğurduğu sonuçlarla hesaplaşıyoruz.

Oysa yaratılmış her zerrenin, Rabbini tesbih ettiği kainatta, çevre ahlakı yüksek bir nezaket gerektirir. Ağaca su vermek, ağacın hakkını gözetmektir. Sulara zehirli atık atmamak, suyun hakkına riayettir. Enerji kaynaklarını doğru kullanmak, gelecek nesillerin hakkına saygıdır.

Müslümanlar olarak, israf meselesini şahsi tüketimlerimizin ötesinde, daha geniş anlamıyla görebilmemiz lazım. Ay sonunda elektrik, su, gaz faturalarımız düştüğünde, israftan kaçınmış olmuyoruz.

1 kilogram ekmeğin israfı, onu yapmak için kullanılan 1.6 litre suyun da israfı demek. 1 pamuklu tişörtün israfı, onun üretimi için harcanan 2 bin 700 litre suyun da israfı demek.

Biz, sadece kendi çeşmemizden, ampulümüzden, soframızdan değil, yeryüzünde halife olmanın sorumluluğunu taşımaktan mesulüz.

Afrikalı bir çocuğun, temiz su bulamadığı için maruz kaldığı hastalıkları, çocuklarımıza doğru anlatabilirsek, 1 dilim ekmeğin undan çok daha fazla anlamı olduğunu da kavratmış oluruz.

İşte bu bilincin yerleşmesinde Diyanet İşleri Başkanlığımıza çok önemli görevler düşüyor. Camilerimiz, mescitlerimiz yalnızca ibadethane değil, ruhun ve zihnin ibadete hazır ve donanımlı hale geldiği eğitim yuvalarıdır. Varoluşsal sorularımıza cevap bulduğumuz yerdir. Camilerimiz, vatandaşlarımızı çevre konusunda da duyarlı hale getirecek geniş bir iletişim ağına sahiptir.

Çevre kirliliğinin ya da israfın sebeplerini sadece kimyasallarda, silahlanmada, kaynakların fütursuzca kullanımında arayamayız. Bunlar yalnızca hastalık belirtileridir. Bu koşulları oluşturan ve çevreyi yok olmakla burun buruna getiren sebepleri, zihniyette aramak gerekir. Şayet bizi özümüzle buluşturacak “rafine Müslüman aklına” geçişi başarmazsak, yalnızca hastalığın belirtilerini baskılamış oluruz.

Bu güzel dinin emir ve yasaklarına baktığımızda, insan, dünyadaki en büyük çevreci ekolün, en ateşli hayvan hakları savunucularının, ümmetimizden çıkmasını bekliyor. Fakat üzülerek görüyoruz ki durum böyle değil; 2010’da yapılan bir araştırmaya göre, 2.5 milyon hacı kutsal topraklarda hac ibadetini ifa ediyor ve ardında 100 milyon plastik şişe bırakıyor.

Üzülerek belirtiyorum ki, çevre konuları söz konusu olduğunda, uluslararası platformlarda İslam’ın çevre ahlakı için söylediklerinin sesi henüz yeteri kadar gür çıkmıyor.

Biz Sevgili Peygamberimizin hayatını, doğaya ve hayvanlara karşı olan tutumunu, ne çocuklarımıza ne de birbirimize anlatabilmişiz. İsraf, gündelik pratiğimiz olmuşsa sahabe efendilerimizi tanımıyoruz demektir. Çocuklarımıza kanaat etmeyi öğretememişiz demektir. Oysa kanaat demek, sürdürülebilirlik demek.

Umuyorum ki bu güzel projenin bir sonraki adımı, İslam’ın çevreci kimliğini uluslararası platformlarda tanıtmak olur.

Bu gerçekten hareketle, Diyanet İşleri Başkanlığımızın, çevreci bir Hac organizasyonu ile tüm İslam ülkelerine örnek olmasını bekliyoruz. Türkiye, yeşil bir hac ibadeti yanında hayvan hakları, sıfır açlık, israf, sıfır atık, sürdürülebilirlik gibi konularda manifestolar yayınlayarak tüm Müslüman toplumlara liderlik yapabilir.

Aslında tüm insanlık, ekolojik bir bunalımla karşı karşıya. Ve ne yazık ki, modern dünya bu büyük çevre krizini teknik olarak çözmeye çalışıyor. STK’lar, bilim çevreleri, geniş literatürler oluşturuyor.

Fakat bazı temel soruların cevaplarını doğru veremez, meselenin kökenine inemezsek, gerçekçi çözümler bulamayız. İnsanlığın öncelikle cevaplaması gereken soru, varlığımızın, tüm yaratılmışlar içindeki yerinin ne olduğudur. İnsanoğlu, ihtiyaçları için tabiattan faydalanmakla, onun hakkına riayet arasında dengeli bir yaşam kurmakla sorumludur.

Modern hayatın bize sunduğu yaşam kültürünü kendi inanç ve değerlerimizin filtresinden geçirmek durumundayız. Kendimize şimdi çeki düzen vermezsek, çocuklarımıza miras bıraktığımız yorgun ve tükenmiş dünya için verecek bir cevabımız olmayacak.

“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir’’ diyor ayet-i kerime. O halde, vakar ve tevazumuzun ölçüsü, yeryüzündeki bu yürüyüşte ne kadar az karbon ayak izi bırakmamızla yakından ilgilidir diyerek sözlerimize son verelim.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın Sıfır Atık, Sıfır İsraf girişiminin, topluma yeni bir bilinç aşısı olacağına inanıyorum.

Bu çabanın bütün emektarlarını kutluyorum. Hayırlı neticeler vermesi duasıyla hepinizi Allah’a emanet ediyorum.         

Kalın sağlıcakla.