13. Muhtarlar Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

26.10.2015

Çok değerli muhtarlarımız,

Değerli kardeşlerim;

Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesine, milletin evine hoş geldiniz.

Ocak ayından bu yana sürdürdüğümüz Muhtarlar Toplantımızın 13’üncüsünde birlikteyiz. Bugün de Afyonkarahisar, Ağrı, Ankara, Antalya, Ardahan, Bayburt, Bingöl, Çanakkale, İstanbul, Kars, Rize, Şanlıurfa ve Trabzon illerimizden gelen siz kıymetli muhtarlarımızı misafir ediyoruz.

Ülkemizdeki muhtarların tamamıyla bu şekilde biraraya gelmeyi, hasret gidermeyi hedefliyoruz. Dün Ankara Arena Spor Salonunda MEMUR-SEN’li kardeşlerimizle, yani memurlarımızla birlikteydik. Önceki gün Cumartesi Gaziantep’te önce Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nde, ardından Şahinbey Kapalı Spor Salonu’nda, son olarak da Şehitkamil TÜRGEV Hatice Hatun Yurdu’nda gençlerimizle buluştuk. Cuma günü gündüz TÜMSİAD’ın fuarının ve KOBİ Şûrası’nın açılış töreninde işadamlarımızla beraberdik. Aynı günün akşamı da bir grup Alevi-Bektaşi kanaat önderleriyle birlikte aşure iftarında biraraya geldik; iftarımızı yaptık, sohbet ettik. Perşembe günü HAK-İŞ Genel Kurulu’nda işçilerimizle, emekçilerimizle, arkasından da yine burada, bu salonda avukat, hakim, savcı, hukukçu kardeşlerimizle buluştuk. Salı günü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizden kanaat önderleriyle görüşmelerimiz oldu. Görüldüğü gibi hemen her gün milletimizle biraraya geliyor, hasret gidiyor, ülke ve millet meseleleri konusunda kendileriyle istişare ediyoruz.

Birileri çıkıp bizim sık sık muhtarlarımızla ve diğer toplum kesimleriyle biraraya gelmemizi eleştiriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Cumhurbaşkanının muhtarla, memurla, işçiyle, işadamıyla, hukukçuyla, her kesimden, her meşrepten insanla biraraya gelmesinden, soruyorum; niçin rahatsız oluyorsunuz? Doğrudan milletin oyuyla bu göreve gelmiş Cumhurbaşkanının her fırsatta her vesileyle cumhurla biraraya gelmesinden daha tabii ne olabilir?

Şimdi burada onları üzecek bir haber daha vereyim; biliyorsunuz Perşembe günü 29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı’nın bir yıldönümünde yine bu ülkede kutlamalarımızı yapacağız. Ülkemizde Cumhuriyet Bayramları bugüne kadar genellikle içinde cumhurun yer almadığı kuru devlet törenleri şeklinde cereyan etmiştir. Biz 28 Ekim günü öğle vakti yine burada, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde sadece ve sadece 81 vilayetimizden cumhurun, yani milletimizin, halkımızın katılacağı bir resepsiyon veriyoruz.

81 ilimizin her birinden herhangi bir unvanı, herhangi bir resmi görevi olmayan 10’ar vatandaşımızı burada ağırlayacağız. Böylece Cumhuriyet Bayramı’nı milletin evinde, milletle birlikte kutlama geleneğini başlatmış olacağız. Bu bir ilk olacak. İnşallah yeni yerimizi falan yaptığımızda bu sayı daha da artacak. 29 Ekim günü de yine mutat törenlerimizi yapacağız.

Bu yıl 29 Ekim törenlerinde de köklü değişiklikler yaptık. Bu törenleri yıllardır yasak savma kabilinden süregelen formatından çıkartıp ülkemizin tarihini, kültürünü, Cumhuriyetimizin kazanımlarını, 2023 hedeflerimizi ifade eden bir yapıya büründürüyoruz. İnşallah artık Cumhuriyet Bayramlarının kendisi de milletimizle bütünleşmiş, milletimizin geçmişini, bugününü ve geleceğini yansıtan bir biçime ve ruha kavuşacaktır.

Bugün de ülkemizin 7 bölgesinde 14 ilimizde şu anda, yani öğle namazını müteakip cami önlerinde şahsım adına, Cumhurbaşkanlığı makamı adına, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Genel Sekreter yardımcıları ve birim başkanlarının iştirakiyle aşure dağıtımı yapılıyor. Şu anda 14 vilayette bu devam ediyor. Velhasıl Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı her fırsatta, her vesileyle cumhurla biraraya gelmeye devam ediyor, devam edecek.

Değerli kardeşlerim;

Bizi eleştirenler lafa gelince en büyük cumhuriyetçidir, en büyük milliyetçidir, en büyük ulusalcıdır. Peki, bunlara sormak lazım; siz Cumhuriyet için, cumhur için bugüne kadar ne yaptınız? Bunu sorduğumuz zaman, verdikleri-verecekleri hiçbir cevap yok. Çünkü bunların bu ülkede tek bir dikili ağacı, herhangi bir eseri mevcut değil. Sadece konuşurlar, sadece hakaret ederler, sürekli ortada dolaşır, gazete sayfalarından, ekranlarından, kürsülerden de eksik olmazlar. Hep bir şeyi yapıyormuş gibi görünürler, ama ‘avara kasnak’ gibi ne işe yaradıkları belli değildir.

Kardeşlerim,

Muhtar dediğin milletle, mahallesiyle güçlü bağı olan, mahalle halkına hizmet etme hedefiyle o göreve gelen sorumluluk sahibi kişidir, öyle mi? Bunların ise, ülkeye ve millete faydaları olmadığı gibi, demokrasiye de tahammülleri yok. Tıpkı ağızlarından barış lafını düşürmeyip ülkeyi şiddete ve kana boğmaya çalışanlar gibi, bunlar da sürekli demokrasi derler, ama faşistin önde gidenleridir. Kendi görüşlerinden başka hiçbir görüşe tahammülleri yoktur. Kendi sözlerinden başka hiçbir söze değer vermezler. Kendi hayat biçimlerinden başka hiçbir hayat biçimine hoşgörü, saygı göstermezler. Halbuki demokrasi, herkesin kendi görüşünü dile getirdiği, kendi düşüncelerini savunabildiği, çok sesliliği teşvik eden bir yönetim anlayışıdır. Kendi istedikleri gibi düşünmüyor, kendi istedikleri gibi davranmıyor diye millete saldıran, millete hakaret eden, ‘bidon kafalı’ diyen bunlar değil mi? Aptal diyen, ‘göbeğini kaşıyan adam’ diyen bunlar değil mi? Bunların demokrasiyle yolu hiçbir zaman asla kesişmez.

Bunların bize düşmanlıkları da, bizim milletimizi, onların hissiyatını dile getiriyor olmamızdan, ülkeyi milletimizle birlikte yönetiyor olmamızdan kaynaklanıyor, bundan rahatsız oluyorlar. Çünkü bunlar yıllarca milletten vekalet almadan, milletin rızasını gözetmeden bu ülkeyi babalarının malı gibi yönetmeye alışmışlar. Yıllarca bu toprakların ruhuyla, mayasıyla uyuşmayan ideolojilerini kamunun tüm imkanlarını kullanarak millete dayatmaya alışmışlar. Siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik hiçbir alanda kendilerinden başka kimsenin varlık göstermesine razı değiller. İstiyorlar ki, şimdi de Tayyip Erdoğan karışmasın, meydanı bize bıraksın, aynı şekilde devam edelim. Tayyip Erdoğan kendi işini yapıyor, siz de kendi işinizi yapın. Muhalefet partileri de bunu istiyor, PKK da bunu istiyor, paralel yapı da bunu istiyor. Bildiri yayınlayıp ülkelerini Batıya şikâyet eden o sözde aydınlar da bunu istiyor. Onlar aydın değil, karanlık. Onlarla birlikte, sizlerin gayet iyi bildiği o ülkeler onların gizli-açık yöneticileri de aynı şeyi istiyor. Hadi dışarıdakileri anladık da, içerideki mankurtların durumu bizi gerçekten üzüyor. Bu ülkenin, bu milletin, bu devletin ekmeğini yediği halde iradelerini ve imkanlarını başka ellere teslim edenler hakikaten acınacak bir durumdadırlar.

Tabii biz kendi ülkesine, kendi toplumuna, kendi tarihine, kültürüne, medeniyetine bu derece yabancılaşmış, hatta bu derece düşman kesilmiş bu güruhun kavgasının bizimle değil, bizatihi milletin kendisiyle olduğunu da biliyoruz. Tahammül edemedikleri, bu makamda benim şahsımın değil, milletin bizatihi kendisinin bulunuyor olmasıdır. Ben faniyim, bugün varım, yarın olmayabilirim. Türkiye’nin kutuplaştığından şikayet edenlerin asıl sıkıntısı, bu ülkenin eskisi gibi her şeyiyle kendilerine teslim edilmemesi, milli iradenin belirleyici olmasıdır, bundan çok rahatsızlar.

Bu hadisenin bir terör tarafından, terör örgütünün eylemlerinden medet umacak, kendi ülkesini yabancılara şikayet edecek kadar sefil hale düşmüş olanlar şunu bilmesi lazım: Öteki ucunda bunun millet var. ‘Kutuplaşma olmasın’ dedikleri de ‘milli iradeyi boş verin, ülkeyi bize teslim edin’ diyorlar.

Değerli kardeşlerim,

Eski hal muhal… Artık o devirler geride kaldı. Bu milletin inancı yüzünden, kültürü yüzünden, kılık-kıyafeti yüzünden, şivesi, geleneği yüzünden aşağıladığınız, kendinize hizmetkar olarak görmenin ötesinde o değer vermediğiniz dönemler geride kaldı. Artık tüm kurumlarıyla, tüm imkanlarıyla bu devlet milletin emrindedir; bunu bir defa böyle bilecekler. ‘Önce devlet, sonra insan; hayır, o geride kaldı. ‘Önce insan, sonra devlet’; şimdi dönem bu.

Seçimle göreve gelen bizlerin de, atamayla görev yapan kamu görevlilerinin de tek görevi, bu millete hizmet etmektir. Söylüyorum, açık açık söylüyorum, şu anda atamayla göreve gelen mi, seçimle göreve gelen mi? Seçimle göreve gelen; bunu bir defa böyle bilin. Onun için de atamayla görevde olanlar, seçimle göreve gelmiş olanlara saygılı olacaklar, çünkü onlar milletin temsilcisidir, bunu böyle bileceğiz.

İşte bunun için ne diyor büyüklerimiz? İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Eğer milletimize daha fazla özgürlük, daha fazla refah, daha mutlu bir hayat sağlayamıyorsak, bu koltukları işgal ediyoruz demektir. İster cumhurbaşkanı, başbakan olsun, ister bakan olsun, ister belediye başkanı olsun, ister bürokrat olsun; devlet yönetiminde görev alan herkesin akşam başını yastığa koyduğunda, ‘Bugün milletim için ne yaptım?’ sorunu kendisine sorması lazım. Eğer bu soruya cevap verecek bir çıkış yolu bulamıyorsa, o gün kayıp gündür, boşa geçmiş bir gündür. Allah bizi böyle gafillerin arasında yer almaktan uzak tutsun diyorum. Çünkü bizler Peygamber Efendimizin ‘İki günü müsavi olan, eşit olan ziyandadır, zarardadır.’ sözüne inanmış, dolayısıyla hayatını buna göre tanzim etmesi gereken insanlarız. Her gün bir önceki günün üzerine yeni bir şeyler ilave edeceğiz ki ülkemizin gelişmesini, kalkınmasını, büyümesini devam ettirelim.

Hamdolsun, 13 yıldır bu anlayışla milletimize hizmet ettik, Türkiye’yi 3 kat büyüterek ekonomimize ve demokrasimize sınıf atlatarak bugünlere geldik. İnşallah aynı anlayışla yolumuza devam edecek ve 2023 hedeflerine ulaşacağız, 2053 ve 2071 vizyonumuzu hayata geçireceğiz. Türkiye için, milletimiz için, büyük hayallerimiz, büyük hedeflerimiz, büyük projelerimiz var, inşallah bunların hepsini de birer birer başlatacak, sonuca ulaştıracağız, çünkü bizim milletimize sözümüz var. Biz bu yola makam için, mevki için, şunun için, bunun için çıkmadık, bu şekilde çıkmış olanlar zaten bir süre sonra yollarını kaybettiler, kendi akıbetlerine doğru yürüdüler. Bizim davamız Hakk’a ve halka hizmet davasıdır. Onun için Pir Sultan Abdal ne diyor, biz de onu söylüyoruz: “Koyun beni hak aşına yanayım / Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan / Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım / Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.” Değerli kardeşlerim, biz dönmeziz yolumuzdan.

Bu bakımdan 1 Kasım seçimleri hayati öneme sahiptir. Türkiye 7 Haziran’da tehlikeye düşen istikrar ve güven ortamını 1 Kasım’da yeniden ve daha güçlü şekilde tesis ederek yoluna devam etmelidir. Buna iş adamımızın ne kadar ihtiyacı varsa, işçimizin ve tüm halkımızın da o kadar ihtiyacı var. Buna İstanbul’daki, Yozgat’taki kardeşimin ne kadar ihtiyacı varsa, Diyarbakır’daki, Hakkari’deki kardeşimin de o kadar ihtiyacı var. İşte daha dün, Hakkari Şemdinli’de hastaneyi ne hale getirdiler gördünüz değil mi? Karakolu, çevredeki, okulları, ne hale getirdiler gördünüz değil mi? Hakkari’ye havalimanı yaptık Selahaddin Eyyubi Havalimanı, geçen günü terminal binasını taradılar.

Değerli kardeşlerim,

Soruyorum, tüm bölge halkına da sesleniyorum, Kürt kardeşlerime de sesleniyorum; batıya geldiklerinde sohbetlerinde, konuşmalarında barış diyenler, acaba Şemdinli’deki bu hastaneyi, bu karakollarımızı, bu okullarımız, bu camilerimizi, bu havalimanını bombalayanlar değil mi? Bir taraftan barış diyeceksin, öbür taraftan sırtını dayadığın PKK terör örgütüyle her tarafta terör estireceksin.

Ben sesleniyorum, tüm bölge halkına da, tüm milletime de sesleniyorum; sırtını bu terör örgütüne dayayanlara karşı kardeşlerim, 1 Kasım’da gereken dersi vermeyeceksiniz de ne zaman vereceksiniz? Millet olmak işte bunu gerektiriyor.

Kardeşlerim, şunu çok iyi bilmemiz lazım: Ortada bir gerçek var, göreve geldiğim ilk günden itibaren, Başbakanlığımı söylüyorum, şu ana kadar 2500 hastane, sağlık evi, gün hastanesi vesaire, bunları yaptık. Bakın, bunlarla ilgili görev yapan bir STK, bu terör örgütleri bu hastanelerde bu eylemleri yaparken bir gün kalkıp da terör örgütünü lanetlememiştir. Daha önce bu hastanelerin hali ortadaydı, ne bir hijyenik yapısı vardı, ne bir doğru dürüst hastaneye benziyordu. Biz size modern hastaneler inşa ettik, odalarda refakatçisi ile beraber 2 kişilik, tuvaleti, banyosu olan hastaneler inşa ettik. Hakkari’de ben aynı gün 2 tane hastane açılışı yaptım, 150’şer yataklı… Terör örgütü ve desteklediği siyasi parti, oraya kimse gelmesin diye tehdit ettiler. Birisini Yüksekova’da açtım, birisini Hakkari merkezde açtım.

Bütün gerçekler ortada iken, hala bu adamlar barış diyorlar ya… Sizin barıştan ne anladığınız çok açık ortada; siz barıştan kan anlıyorsunuz, kan...

Ve o gün iki hadise yaşadım, bir bayan doktorumuz yanıma geldi, ‘Sayın Başbakanım’ dedi, ‘Biz sürekli tehdit altındayız, çok modern bir hastane yaptınız, ama ne olur bizi şehirdeki evlerde kalmaya mahkum etmeyin, çünkü korkarak evlerimize gidiyoruz. Bize şurada lojmanlar yaparsanız çok daha rahat hizmet veririz.’ Döndüm talimatı verdim ve oraya hemen lojmanları yaptık. Aynı şekilde şehirdeki hastanenin açılışına geldim, hamile bir bayan kardeşim, bir polis eşi yanıma geldi, ‘Başbakanım dedi, bu gece beni tacize ettiler, beyim nöbetteydi, evimizi bastılar ve bu halimle bana tekme, tokat maalesef taciz ettiler. Ne olur bize lojman.’ dedi.

Değerli kardeşlerim,

Bunlar hangi yüzle barıştan bahsediyorlar? Bunlar tehditle bu ülkede oy alıyorlar. Batının buraya göndermiş olduğu AGİT temsilcileri vesaire, onlar bunları görmüyorlar. Görüyorlar ama görmemezlikten geliyorlar ve sıkılmadan da raporlarını sanki böyle her şey gayet güzelmiş gibi de veriyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar, biz rotamızı onların ağzına göre belirlemeyeceğiz, milletimizin dirayetine göre belirleyeceğiz. İstikrar ve güven ortamının güçlendirilmesine emeklilerimizin ne kadar ihtiyacı varsa, işçimizin, öğrencilerimizin, ev hanımlarımızın da o kadar ihtiyacı var, çünkü biz hep birlikte Türkiye’yiz. Bunun için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız ve Türkiye olacağız.

Bu bakımdan muhtarlarımıza önemli görevler düşüyor. Türkiye’nin yeniden istikrar ve güven iklimine güçlü şekilde kavuşabilmesi için beraberce çok çalışmamız lazım. Siz bu ülkede belirleyici güçsünüz, 50 bin muhtar, kardeşlerim, en büyük güçtür. Ve sizler halkın iradesiyle geldiniz, halkın birinci planda tanıdığı, sizin de o mahallede, o sokakta, o köyde, neyse, kim var kim yok hepsini en iyi bilen sizsiniz. Bütün mesele dirayetinizdir, iradenizdir, bunu ortaya tam koymanız lazım.

Bu gerçekleri mahallenizdeki her bir kardeşime anlatmanız, tereddütlü olanlar varsa onları ikna etmeniz lazım, çünkü biz hep birlikte milletiz. Bu bayrak hepimizin, bu vatan hepimizin, bu devlet hepimizin, geçmişimiz bir olduğu gibi geleceğimiz de bir, bu konuda en küçük bir zafiyete, en küçük bir yılgınlığa, yorgunluğa, gerilemeye değerli kardeşlerim, izin veremeyiz.

Çevremizde yaşanan hadiseleri görüyoruz, Afganistan’ın 1979 yılından beri, Irak’ın 1990 yılından beri yaşadıklarını biliyorsunuz. Bakın şu anda İngiltere’nin eski Başbakanı ‘Irak olaylarından biz sorumluyuz, özür diliyorum’ dedi. Bu çok enteresan ve bu adam Quartet’ın başında olan bir zat ve şimdi bunu söylüyor. Ama tabi iş işten geçti, atı alan Üsküdar’ı geçti, Irak çöktü, şimdi yeniden ayağa kalkamıyor. Aynı şey Suriye için geçerli, 370 bin insan öldürüldü Suriye’de, nerede Batı? İşte Irak ve Suriye’den, 2 milyon 200 bin Suriyeli, 300 bin Iraklı olmak üzere biz ülkemizde ağırlıyoruz değil mi? Batı ne yapıyor? Batı seyrediyor, kapılarını kapatmış, bize de ‘Çok başarılısınız, hakikaten çok büyük gayretler sarf ediyorsunuz, size de bizim yardımcı olmamız lazım.’ diyor. Tamam, neredesiniz?

Ama biz tabi ensar kültürüyle yetiştik; biz muhaciri de biliriz, ensarı da biliriz. Onu iyi bildiğimiz için biz ensar kültürüyle o bombalardan kaçan Suriyeli kardeşlerimize kapılarımızı açtık, ‘Niye geliyorsunuz?’ demedik. Irak’tan kaçanlara kapımızı açtık, ‘Niye geliyorsunuz?’ demedik. Hangi mezheptensin, hangi ırktansın demedik, Arap’ına da kapıyı açtık, Kürt’üne de, Hıristiyan’ına da açtık, Müslümanına da… Hiç birisine ‘Niye geliyorsun?’ demedik ve aşımızı onlarla paylaştık. Giyim elbiselerine, bakımlarına, hastanelerde tedavisine kadar her şeyi yaptık. Dünyada şu anda bunun örneği yok.

Geliyorlar bize güzel güzel kelam ediyorlar, biz gittiğimizde bize güzel söylüyorlar. ‘Hadi’ dediğimiz zaman kesenin ağzını açmıyorlar. Ama bakıyorsun, diyelim ki bir komşuya 400 milyar avro kredi hibe veriyorlar. Hadi gel, bak biz şu ana kadar sadece kamplarda olanlara 8 milyar dolar harcadık. Sadece İstanbul’da bugün 500 bin Suriyeli var. Ssadece İstanbul’u söylüyorum, diğer illeri söylemiyorum. Bütün bunlara göğüs geren şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, hükümetidir. Ama bunu bile eleştiren maalesef istikametini kaybetmiş olan siyasiler var, aydın gözüken karanlıklar var. Niye Suriye işine girmişiz, dış politikamız yanlışmış, ne olacaktı? Aynen Batı gibi biz de onların ölümünü mü bekleyecektik, ona seyirci mi kalacaktık?

Yarın aynı şeyler bizim de başımıza gelebilir. Birileri Türkiye’yi aynı kaosa, aynı kargaşaya sürüklemek için çalışıyor. Maalesef içimizden bazıları da buna destek veriyor. Vesayet odaklarının yıllarca milletin bağrına sapladıkları hançerler bunun için. Türkiye’yi darbelere götüren süreçlerin gerisinde bu vardı, Menderes’i bunun için idam ettiler. Özal’a onca zulmü bunun için yaptılar. Sultan II. Abdülhamit Han’ı diktatör ilan ettiler, ondan sonra da hal’ettiler. 33 yıl bu toprakları zerre kayba uğratmadan idare eden bu Sultanı öyle hal’ettiler. Geçtiğimiz 13 yıldır attığımız her adımda önümüze bunun için engeller çıkardılar. Şahsıma da ‘diktatör’ dediler. Gezi olaylarının, 17-25 Aralık darbe girişiminin ve son olarak yeniden hortlayan bölücü terörün gerisinde hep aynı amaç vardı. Bakın şimdi paralel devlet yapılanması denilen, -hani tanımlıyorum ya son günlerde; tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet olan paralel devlet yapılanması- şu anda bunlar bölücü terör örgütüyle beraber hareket ediyorlar. Bu konuda gözlerini öylesine hırs bürümüş durumda ki alçaklıkta sınır tanımıyorlar.

Değerli kardeşlerim;

Bütün bunlara rağmen ne yaparlarsa yapsınlar, biz bu tarihi dönemde kimin ne söylediğini, kimin nasıl bir tavır takındığını, nasıl hareket ettiğini görüyor, maşeri vicdana kaydediyoruz. Kardeşlerim, vakti, saati, günü geldiğinde herkes terör karşısında tutumunun hesabını hem vicdanlara, hem hukuka, hem de tarihe verecektir, bu hesaptan kaçış yok. Bu dünyada kaçsanız bile ebedi alemde kaçış yok.

Değerli kardeşlerim;

Ziyaret ettiğimiz illerdeki vatandaşlarımız ve burada biraraya geldiğimiz kardeşlerimiz haklı olarak bize şunu soruyorlar: ‘Ne olacak bu terörün sonu?’ Hepsine de verdiğim cevabı bugün burada muhtar kardeşlerime açıkça tekrar ediyorum. Her şeyden önce Türkiye’nin bugün yaşadığı sorun, etnik ve mezhep kökenli bir sorun değildir. Sorunumuz terör sorunudur, terör örgütünün zulmüne en çok maruz kalan, en çok can kaybeden, en çok sıkıntı çeken hiç şüphesiz bölgedeki Kürt kardeşlerimdir. Çözümü, terör sorununun çözümünden geçmektedir. Ama ben şimdi diyorum ki; bölgedeki benim Kürt kardeşlerim de bu terör örgütüne karşı tavrını koymalıdır. Öleceksek bir kere ölelim, ama adam gibi ölelim, bunu yapmalıdır.

Bölgede terör örgütüne hiç destek veren yok mu? Maalesef var. Bu teröristleri evlerinde saklayanlar yok mu? Var, ama bunların sayısı çok az. Üstelik terör örgütünün hem içinde faaliyet gösteren, hem de destekçileri arasında her etnik kökenden insan bulunuyor yurt içi-yurt dışı. Dolayısıyla terör örgütünü bölge insanıyla özdeş hale getirmek kadar yanlış bir davranış olamaz. Tam tersine, bölge insanı bu süreçte gösterdiği vakur tavırla tercihinin birlikten, beraberlikten, ortak bir gelecekten yana olduğunu göstermiştir. Son dönemde yaşadığımız bu hadiselerin ülkemize en büyük kazanımı işte bu birlikte yaşama iradesinin bir kez daha ve güçlü şekilde ortaya çıkmış olmasıdır. Dolayısıyla bundan sonra işimiz Allah’ın izniyle daha kolaydır.

Şimdi yapmamız gereken, terör karşısında ilkeli duruşumuzu, kararlı ve dirayetli bir şekilde devam ettirmektir. Ne diyoruz? Terör örgütü tüm silahlarını bırakana, bırakmak da yetmez, toprağa gömüp üzerine beton dökene, tüm elemanlarını topraklarımız dışına çıkartana kadar bu mücadele sürecektir.

Kardeşlerim,

Kimse bizden rehavet beklemesin, kimse bizden buna ara vereceğimizi beklemesin, kesinlikle. Hedef sadece 1 Kasım da değil ha, onu biliniz. 1 Kasım’a kadar da, 1 Kasım’dan sonra da aynen bu operasyonlarımız devam edecektir ve tüm terör örgütlerine karşı devam edecektir. İşte bakın bu sabah DAEŞ terör örgütüne karşı Diyarbakır’da yapılan operasyonlarımız… Bizim için PKK farklı, DAEŞ farklı, DHKP-C farklı, YPG farklı, PYD farklı değil, hepsi aynı bunların. Garın önünde olan terör eylemini de bunlar ortaklaşa yapmışlardır, bunu da böyle biliniz. Fakat terör örgütünü arkasına alan siyasi partinin kalkıp da daha ilk anda ‘katil devlet’ demesini anlıyorsunuz değil mi? İşte bu, güya Parlamentoda olan bir siyasi parti. Ne diyor? ‘Bunu devlet yaptı, katil devlet’ diyor. ‘Bunu Saray yaptı’ diyor, faturayı buraya kesmeye kalkıyor. Niye? Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış; bunlar yavuz hırsız.

Biz de diyoruz ki; biz hep beraber el ele vereceğiz, devlet Allah’ın izniyle hiçbir zaman bunların bu iftiralarına prim vermeyecek. Bunların bedelini de ağır ödeyecekler ve zaten ödüyorlar. Şu ana kadar biz dağ-taş demeden bütün operasyonlarımızı sürdürüyoruz. Şehir içi operasyonlarımız da devam ediyor. Tabii üzüntümüz yok mu? Var. Şehitlerimiz bizim hüznümüzdür. Ama ben tüm şehit ailelerimi telefonla ararken kendilerine şunu söylüyorum: Peygamberlerden sonra en büyük makamın sahibi olan evladınız, kardeşiniz, beyiniz, işte siz de onlarla iftihar edeceksiniz.

Kardeşlerim,

Şunu unutmayalım: Şehitlik gelip geçici bir olay değildir. Biz Müslümanız, ben Müslüman olmayanlar için konuşmuyorum, Müslüman için konuşuyorum. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şehitlerle ilgili ayetleri ortaya koyarken ne diyor? “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler, ama siz anlamazsınız, bilmezsiniz.” Ha, bu orada bu şekilde yer aldığına göre kıyamete kadar bu makam bu uğurda şehadet şerbetini içmek ne olacaktır? Devam edecektir. Kardeşlerim, onun için de herkese nasip olmayan bu makam, tabii ki nasip olanları da Allah’ın izniyle belki bir süre üzecektir, ama inanıyorum ki onlar o şerefle yaşayacaklardır ve bu devlet onların hizmetkarıdır. Ve bizler iktidarımız döneminde şehit ailelerimiz için tüm imkanlarımızı seferber ettik, ediyoruz ve bundan sonra da edeceğiz.

Kardeşlerim, bölgedeki kardeşlerimden yalanlarla, çeşitli vaatlerle, kandırılarak göz göre göre ölüme yollanan, gelecekleri karartılan evlatlarına sahip çıkmalarını istiyorum. Dağa giden evlatlarına sahip çıkmalarını istiyorum. Dikkat etsinler, bölge insanının evlatlarını ölüme gönderenlerden bir tekinin bile çocuğu orada değildir. Bölgede terör örgütü adına yağma düzeni tesis edenler, bunun üzerinden rant devşirenler ilk fırsatta gidip kendilerine ülkemizin batısında, hatta Avrupa’da bir hayat sürüyorlar. Çocuklarını bunlar oralarda okutuyorlar, oralarda yetiştiriyorlar. Ama benim Kürt kardeşim köyündeki, ilçesindeki, mahallesindeki evinde yaşamaya devam ediyor. Çünkü onun gidecek bir yeri yok. Hiçbirimizin değerli kardeşlerim, bu vatandan başka gidecek bir yeri yok, biz bunu biliyoruz. Onun için ülkemize dört elle sarılmak zorundayız. Türkiye hepimize yetecek kadar büyük, hepimiz için güvenli, hepimiz için müreffeh bir gelecek kuracak kadar güçlü bir ülkedir. Bölgede kurulan suni devletlerin hiçbirinin halkı 100 yıldır huzura kavuşamadı. Oysa biz işte Cumhuriyetimizin 92. Yıldönümüne ulaştık, tüm eksiklerine, tüm aksaklıklarına rağmen istiklalimizi koruyarak, istikbalimize olan güvenimizi muhafaza ederek bugünlere ulaştık.

Kardeşlerim,

Geçtiğimiz 13 yılda ekonomide ve demokraside kat ettiğimiz mesafe sayesinde geçmişteki hataları ve eksikleri büyük ölçüde telafi ettik, geleceğimiz için daha ümitvar olduğumuz bir konuma geldik. Biz ülke olarak, millet olarak bu kazanımlarımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. 260 bine yakın derslik inşa edildi bu ülkede. Şu anda 81 vilayetimizin tamamında artık üniversite var. Göreve geldiğimizde 76 üniversite vardı, şimdi 193 üniversite var.

Sevgili kardeşlerim,

Artık hastanemizin olmadığı ilimiz kalmadı, ilçelere dahi artık sağlık ocaklarıyla yayıldık-yayılıyoruz. Hatırlayın, hastanelerden reçete alınır, ama ilacı bulamazdık. İstediğimiz eczaneye gidip ilacımızı alır hale geldik. Ve doğru dürüst ambulanslarımız yoktu. Şimdi dağ-taş demeden, kar-kış demeden paletli ambulanslarla oralara tırmanıyoruz. Helikopter ambulanslarımız var, jet ambulanslarımız var. Niye? Olur ya Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna hasta götürülmesi gerekir; onun için hemen jet ambulans alır ta onu diğer ucuna götürür.

Değerli kardeşlerim,

26 tane havalimanımız vardı, ama şimdi 55 tane havalimanımız var. Şimdi Ağrı’da havalimanımız var, Iğdır’da havalimanımız var, Muş’ta havalimanımız var, Şırnak’ta havalimanımız var, Hakkari’de havalimanımız var, Kars’ta havalimanımız var. Ama ne diyorlar? Bize havalimanı değil başka şey lazım. Ne lazım? ‘Biz kendimize oy vereceğiz.’ diyor. Ne demek kendinize oy vermek? Kardeşlerim, ‘ırkçılık dini’ diye bir din türedi şimdi. Bizim ırkçılık diye bir dinimiz var mı? Yok. Biz Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Roman’ıyla, Boşnak’ıyla 78 milyon tek milletiz, tek millet.

Bizim tek bayrağımız var, ikinci bir bayrağımız var mı? Ama ikinci bayrakla dolaşanlar ne yazık ki bu ülkede oy alabiliyorlar. Onlara gereken cevabı 1 Kasım’da vermek gerekmiyor mu? İşte taşıdıkları tabutları görüyoruz, tabutların üzerine kendi paçavralarını dolamak suretiyle ne yazık ki defin törenleri düzenliyorlar. Ondan sonra da diyorlar ki utanmadan, sıkılmadan; ‘Bizim bayrakla sorunumuz yok.’ Senin bayrakla sorununun olup, olmadığını bilmem, ama Türk Bayrağıyla sorunun olduğunu biliyorum.

Gezi olaylarında benim bayrağımı yakan sizsiniz, direkten bayrağımızı indiren sizsiniz. Hiçbir zaman bunların aksine bir savunma yapmadınız, yapamadınız. Meydanlarda göstermelik, zaman zaman bunu yaptınız, ama her zaman yapamadınız. Siz bizim İstiklal Marşımızın bile karşısında durdunuz. Çünkü hiçbir zaman millet olmadınız, olamadınız, tek bayrak olmadınız, olamadınız, tek vatan olmadınız, olamadınız ve ayrımcılıktan yana oldunuz. Ve kendinize göre de kalktınız, ‘Biz kendi vatanımızı da inşa edeceğiz.’ dediniz. Bunların hepsinin belgeleri elimizde var. Kime yutturuyorsunuz bunu?

Ve dördüncüsü de tek devlet. Değerli kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devlet tanımıyoruz, yok böyle bir şey. Bölgede yaşayan insanımızdan kendi inancıyla, kültürüyle, tarihiyle hiçbir ilişkisi olmayan, tamamen ideolojik amaçlarla hareket eden örgüte ve onun güdümündeki yapılara karşı tavrını koymasını, bunu da en kısa zamanda göstermesini bekliyoruz. Kardeşlerim, bizim için sorun işte bu hedefe ulaştığımızda terör örgütünün faaliyetlerini sıfır düzeyine indirdiğimizde, tüm tartışmaların, mücadelelerinin siyasi alanda yürütülmesini sağladığımızda Allah’ın izniyle bitmiş olacaktır.

Biraz sonra sizlerle birarada olup yemeğimizi yiyeceğiz. Benim sizden ricam şudur: Muhtar olarak gerek bulunduğunuz mahallede, köyde değerli kardeşlerim, bütün vatandaşlarımızın muhakkak sandığa gitmelerini sağlayınız, çünkü oy bizim namusuzdur, oy bizim şerefimizdir. Bu şerefimize, bu namusumuza 1 Kasım’da çok çok farklı bir şekilde sahip çıkalım.

Ben bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Külliyesini, milletin evini teşrifiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yemekten sonra, birlikte il il resimlerimizi çektireceğiz, hediyemizi sizlerle paylaşacağız ve ondan sonra sizleri tekrar şehirlerinize uğurlayacağız.

Şimdilik sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.