Addıs Ababa Üniversitesi’nde Fahri Doktora Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

22.01.2015

Addıs Ababa Üniversitesi’nde Fahri Doktora Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

Addis Ababa Üniversitesi Başkanı Sayın Admasu Segaye,

Değerli Öğretim Üyeleri,

Sevgili Öğrenciler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Cumhurbaşkanı sıfatıyla Etiyopya’ya gerçekleştirdiğim bu ilk ziyaretimde sizlere hitap etmekten büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.

Tabii bugün bu toplantıda, bu görüşmede mevkidaşım ve yedi yıl Türkiye’de büyükelçilik yapmış olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın elinden bu fahri doktora unvanını almak ayrıca beni memnun etmiştir, mutlu etmiştir. Sayın Başkan’a Addis Ababa Üniversitesi’nin çok değerli hocalarına, öğrencilerine gösterdiğiniz sıcak misafirperverlik için çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca, tekraren şahsıma tevdi edilen fahri doktora unvanından dolayı da büyük bir heyecan duyduğumu belirtiyor, şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Dostlar,

Etiyopya’nın gerek Afrika kıtasında, gerek yeryüzünde gerçekten çok farklı, çok müstesna bir yeri var. Seksenden fazla dilin, farklı kültürlerin, farklı inanç ve etnik kökenlerin, Etiyopyalı kimliği altında tam bir uyum ve ahenk içinde varlıklarını idame ettirdiklerini görüyorum. Üstelik bu uyum ve ahenk yüzyıllardır, hatta bin yıllardır bu topraklarda çok köklü şekilde devam ediyor. Etiyopya kendi takvimiyle, kendi alfabesiyle, tüm Afrika’nın, hem de dünyanın en eski medeniyet merkezlerinden biridir. Yine Etiyopya hiç sömürge olmamış, olma vasfıyla özellikle de sömürgeciliğe karşı verdiği mücadele ve liderlikle Afrika kıtasında gerçekten farklı bir yerde durdu, duruyor.

Etiyopya, insanlığa çok şey öğretti, bugünde öğretmeye devam ediyor. Tabii Türkiye tarihinde, Türkiye’nin bugününde Etiyopya’nın farklı bir yeri var. Türkiye ile Etiyopya ilişkileri bundan 500 yıl önce 16. yüzyılda başlamış, Memluk Türk Devleti ve Osmanlı Devleti Habeşistan adı verilen bu geniş bölgeyle ilk irtibatları kurmuş, yüzyıllar boyunca da bu irtibat devam etmiştir. Şu anda halen Harar’da çok sayıda Türk kökenli aile yaşıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda, Etiyopya Harar Türklerinin Osmanlı Devleti’ne gönderdikleri yardımı hiç unutmadık ve unutmayacağız.

Gerek Harar Türklerine, gerek dost Etiyopya’ya bir vefa göstergesi olarak TİKA aracılığıyla çok sayıda insani yardım ve kültür projesini başarıyla uyguluyoruz. TİKA, Afrika’da ilk ofisini burada, Etiyopya’da açmıştı ve bugünde iki ülkenin dostluğu ve dayanışması için başarıyla çalışmasına devam ediyor.

TİKA’nın faaliyetlerinde gösterdikleri yardım içinde Etiyopya hükümetine, Etiyopya halkına ayrıca teşekkür ediyoruz. Özellikle Osmanlı Devleti’nin en önemli sultanlarından biri olan Sultan Abdülhamit ile Habeş İmparatoru II. Menelik arasındaki işbirliğini burada hatırlamak ve hatırlatmak isterim. Habeş İmparatoru II. Menelik, Sultan Abdülhamit’ten Kudüs’te ki Etiyopyalı rahiplerin dinlerini özgürce yaşamalarıyla ilgili taleplerde bulunmuştur. Sultan Abdülhamit bu talepleri karşıladı ve Kudüs’te Etiyopyalı rahiplerin inançlarını serbestçe yaşamaları imkânını getirdi.

Aynı şekilde İmparator Menelik’de Etiyopya’da Müslümanların özgürce yaşamalarını temin etmiştir. İki devlet adamı arasındaki bu güzel ilişkinin açıkçası bugün bütün insanlık için çok önemli bir örnek teşkil ettiğini, tüm insanlığa çok güzel dersler verdiğini düşünüyorum. Tabi burada Etiyopya’nın bizim dinimiz, yani İslam ve Müslümanlar nezdindeki yerine de özellikle değinmek durumundayım. Zira tarihteki bu güzel hadisenin, bugün tekrar, tekrar hatırlanmasının üzerinde tekrar, tekrar düşünülmesinin çok, çok önemli olduğuna inanıyorum.

Bildiğiniz gibi, Mekke’de İslam Peygamberi Hazreti Muhammed Aleyhissalatu Vesselam ve arkadaşları çok ağır işkenceler maruz bırakılmıştır, işkenceler dayanılmaz bir noktaya gelince Hazreti Muhammed Aleyhissalatu Vesselam bazı ashabına Habeşistan’a göç etmelerini tavsiye ediyor. İlk Müslümanlardan on beş kişi denizi tekneyle geçerek buraya ulaşıyor ve dönemin Meliki Necaşi’ye sığındılar. Mekkeliler Necaşi’den bu Müslümanları iade etmelerini istedikleri halde Necaşi, emin vasfıyla, adil vasfıyla kendisine sığınanları iade etmedi, istedikleri kadar topraklarında kalabileceklerini söyledi.

Bu hadisenin İslam tarihinde gerçekten çok büyük bir önemi vardır. Ama burada asıl önemli olan Hristiyan bir devletin, Hristiyan bir Melikin, büyük bir hoşgörü içinde ilk Müslümanlara sahip çıkmış olmasıdır. 615 yılında yani daha yedinci yüzyılda Müslümanlarla Hristiyanlar arasında böyle bir yakınlaşmanın, böyle bir dayanışmanın yaşanması son derece önemlidir.

Etiyopya, işte o tarihten itibaren yedinci yüzyıldan itibaren her zaman hoşgörünün, toleransın, farklılıklara saygının ülkesi olmuştur. Onun için Etiyopya emin bir ülkedir, güvenilir bir ülkedir, eğer dünya Etiyopya’yı kendisine örnek almış olsaydı inanın Almanya’da Holokost soykırım diye bir facia yaşanmazdı. Etiyopya örnek alınsaydı Irak’ta, Suriye’de din ve mezhep farklılıklarından dolayı masum insanlar katledilmezdi. Eğer Etiyopya örnek alınmış olsaydı, inanın şu anda Filistin’de, Avrupa’da, diğer bazı ülkelerde Müslümanlara karşı ayrımcılık yapılmaz, zulüm yapılmaz, insanlığın vicdanını kanatan acılar yaşanmazdı. Bakın bundan on dört asır önce, sadece on beş tane Müslüman Etiyopya topraklarına sığınıyor, dönemin Meliki onları kovmuyor, iade etmiyor, onların inançlarıyla alay etmiyor, onların kutsallarına hakaret etmiyor, onların ibadetlerine karışmıyor, hatta onları geri isteyen zalimlere o masum insanları teslim etmiyor.

Bugün medeni olduğunu iddia eden bazı ülkelere, toplumlara, bazı aydınlara sorsanız yedinci asır karanlık bir asırdır, geri kalmış ilkel bir asırdır derler. Oysa bugün sözüm ona medenilerin yaptıklarını yedinci yüzyılda onların geri ve karanlık dedikleri yapmıyordu.

İşte onun için biz o yedinci asra asla karanlık çağ demiyoruz, asla ilkel, gerici çağ demiyoruz. Bazı Müslümanlar için de Hristiyanlar için de gerçekten parlak bir asırdı, aydınlık bir asırdı, gerçekten asrısaadetti.

Değerli Arkadaşlar,

Bakın o karanlık dedikleri, o ilkel dedikleri asırlarda inanın savaşın dahi bir ahlakı vardı, kadınlara dokunulmazdı, çocuklara dokunulmazdı, yaşlılara, engellilere dokunulmazdı. Öyle toplu halde insanların topyekûn katledilmesi diye, soykırım diye bir vahşet yoktu. Bugün, atom bombalarının, nükleer silahların, kimyasal ya da konvansiyonel silahların toplu halde insanları katlettiği bir vahşet, o dönemlerde asla yaşanmadı.

İnsanlık daha mı ileriye gidiyor? Yoksa daha mı geriye gidiyor? Bunun bugün gerçekten ciddi şekilde tartışılması gerekiyor. İnsanlık daha mı medeni bir yere gidiyor? Yoksa daha mı barbarlaşıyor? Bunun bugün samimi bir şekilde konuşulması lazım. Eğer insanlık yedinci yüzyılda Etiyopya’nın sergilediği o büyük hoşgörünün, o çok büyük bir arada yaşama kültürünün daha gerisindeyse, orada bir yanlışın olduğu açıktır. Bakın geçtiğimiz haftalarda Fransa’nın başkenti Paris’te, bir dergiye terörist saldırı yapıldı ve insanlar öldürüldü. Bu terör saldırısının hemen ardından ne yazık ki, tüm Avrupa’da, tüm dünyada bütün Müslümanlara yönelik bir hoşgörüsüzlük sergilenmeye başlandı. Camilere, ibadethanelere, Müslümanlara yönelik saldırılar zaten vardı, bu olaydan sonra bu saldırılar daha da arttı.

Terörün dini olmaz, terörün mezhebi olmaz, terörün hiçbir insani değeri olmaz: Terör, cinayettir, bunu adı Müslüman olan birisi de yapıyorsa teröristtir, Hristiyan olan birisi de yapıyorsa teröristtir, Musevi olan biri de yapıyorsa teröristtir, bunlar katildir, canidir, barbardır.

Kırk yıldır biz, ülkemizde terörle mücadele ediyoruz ve bölücü terör örgütü şu anda Irak ve Suriye’de kan döken DEAŞ terörü de Filistinlilere yönelik İsrail devlet terörü de dünyanın diğer bölgelerindeki tüm terör örgütleri de en başta birer cinayet örgütüdür. Ancak burada şunu da özellikle söylemek durumundayım; terör ve şiddet sadece silahla yapılmaz, kutsal değerlere saldırı da bir terördür, bir şiddet eylemidir. İnançlara saldırı, ırkçılık, ayrımcılık bir terör eylemidir, şiddet eylemidir, dünyanın tüm ülkeleri bunu görmek, terörün ve şiddetin her türüne karşı ortak tavır almak zorunda. Elbette Paris’te bir dergiye saldıran teröristleri şiddetle kınayacağız, kınıyoruz ve onlara karşı ortak mücadele vereceğiz ama aynı şekilde 350 bin insanın ölümüne sebep olan ve hala öldürmeye devam eden Suriye’nin terörist başı olan, başındaki zatı da kınamak, aynı şekilde onlara şekilde tavır belirlemek bizim insani ve vicdani görevimizdir. 350 bin insan, şu anda benim ülkemde 1 milyon 700 bin sığınmacı var, Lübnan’da yaklaşık 1 milyon 700 bin sığınmacı var. Ürdün’de 1 milyon sığınmacı var.

Bakınız şu anda burada, Etiyopya’da, 500 bin Somali’den sığınmacı var, bu insanlar buraya niye geliyor? Canlarını kurtarmak için. Bakın bugün yine bir terör eylemi oldu Somali’de, her şey çok açık ortada, ne adına yapıyorlar? Eğer İslam adına yapıyoruz diyorlarsa, ben bir Müslümanım, İslam’da böyle bir şey yok, bir Müslüman bir defa intihar edemez. Öldürdüğü insan kim? Onlarda Müslüman, böyle bir İslam kesinlikle yok bizim dinimizde de böyle bir insanları git öldür, böyle bir şey yok.

DEAŞ terör örgütüne, diğer terör örgütlerine karşı aynı ortak ve samimi mücadelenin sergilenmesi şart. İsrail’in, Filistinlilere karşı uyguladığı sistematik teröre karşıda aynı ortak tavrı, aynı ortak mücadelenin sergilenmesi şart, antisemitizme olduğu kadar, İslamofobi’ye, ırkçılığa, ayrımcılığa, kutsal değerlere saldırıya karşı da insanlığın ortak tavır takınması şart.

Eğer bu samimi ve ortak tavır takınılmazsa işte bugün olduğu gibi vicdanlar yaralanır, vicdanlarda adalet duygusu zedelenir.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye olarak terör karşısında bizim tavrımız nettir, son derece. Kimden gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin, hangi bahanenin, hangi maskenin arkasına saklanırsa saklansın, biz ülke olarak terörün tamamen karşısındayız. Biz İslami terör gibi son derece yanlış bir isimlendirmeye karşıyız, kimse İslam ile terörü bir arada anamaz. Zira İslam barıştır, kelime itibariyle de ‘silm’ kökünden gelmek suretiyle barıştır. ‘Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir’, bu İslam’ın hükmüdür. ‘Bir insanın yaşamasına vesile olan da tüm insanlığın yaşamasına vesile olmuş gibidir’, bu İslam’ın hükmüdür.

Dolayısıyla bu tür terör saldırıları da farklı inançlara yönelik bu tür saldırılarda ne yazık ki dünyada birlikte yaşama kültürünü yok ediyor. Biz Türkiye olarak bunu görüyor, bütün dünyaya da bu noktada uyarılarımızı yapıyor, barış çağrılarımızı hiç bıkmadan, usanmadan yapmaya devam ediyoruz.

Etiyopya ile bölgelerimize ilişkin aynı hassasiyeti, aynı düşünceleri taşıyor olmaktan da bu noktada büyük bir memnuniyet duyuyorum. Başbakanlığım sırasında güzel ülkenizi birkaç kez ziyaret etmiş ve Değerli Dostum Müteveffa Başbakan Zeravi ile kapsamlı görüşmelerde bulunmuştum. Kendisinin ülkesi için yaptığı hizmetler her türlü takdirin üzerindedir. Bu vesileyle müteveffa Başbakan Zeravi’yi saygıyla anıyorum.

Bu ziyaretimde de değerli dostum Sayın Başbakan Hailemariam ile çok verimli görüşmeler yaptık, Türkiye’de büyükelçi olarak uzun yıllar görev yapmış Sayın Mulatu ile bu defa ülkesinde Cumhurbaşkanı olarak bir araya gelmemiz, bana ayrı bir mutluluk verdi.

Umuyorum ki Türkiye ile Etiyopya gerek teröre karşı, gerek yoksulluğa, sömürüye, adaletsizliğe karşı kararlı mücadele verecek ve dünyaya örnek ülkeler olmaya devam edeceklerdir.

Özellikle hoşgörü ülkesi Etiyopya ile hoşgörü ülkesi Türkiye’nin işbirliği, dünya barışına, inanıyorum ki eşsiz katkılar sağlayacaktır. Biz, Etiyopya’yı Afrika kıtasını ilgilendiren meselelerde üstlendiği sorumluluklar ve bölgesel konulardaki etkisiyle kıtada istikrarın ve barışın tesisinde önemli bir politik güç olarak görüyoruz.

Afrika Birliği Örgütü ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi Örgütünde Etiyopya’nın üstlendiği yapıcı rolü takdirle takip ediyoruz. Somali ve Güney Sudan başta olmak üzere bölgesel istikrarın teminine verdiğiniz katkılara, bilhassa önem veriyoruz. Özellikle Somali’nin istikrarı ve kalkınmasına yönelik çalışmalardaki ortaklığımızı daha da geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum, bu konuları da bugün ele aldık.

Heyetimizdeki iş adamları da bugün Addis Ababa’da muhataplarıyla görüştüler, iş forumunu gerçekleştirdik, gerçekleştirdiler. İnanıyorum ki, ekonomik anlamda da Türkiye ve Etiyopya’nın işbirliği daha da yoğunlaşacaktır.

Şunu da burada özellikle vurgulamak isterim, Türkiye ekonomik ortaklığının yanı sıra, her ihtiyaç duyduğunda, tereddüt etmeksizin Afrikalı kardeşlerinin yardımına koşan bir ülkedir. Ülkemizin tahsis ettiği Türkiye bursları bu alanda çok önemli, çok hayati bir boşluğu dolduruyor. Hâlihazırda 3095 Afrikalı öğrenci, lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde bu burslar sayesinde ülkemizde bulunuyorlar. Etiyopya’dan da 181 öğrenci bu kapsamda Türkiye’nin en kaliteli üniversitelerinde, hiçbir masraf ödemeden eğitim hayatlarına devam ediyor. Bugün Sayın Başbakana da söyledim, bu noktada daha da gelecek öğrencilerimiz olursa bunları da kabule hazırız dedim. Önümüzdeki dönemde yine imkânlar nispetinde bu sayıyı artırarak daha fazla Etiyopyalı öğrenciye inşallah eğitim fırsatı sunacağız.

Küresel bir sağlık meselesi olarak gördüğümüz Batı Afrika’daki ebola salgınının bir an önce durdurulması için elimizden gelen her türlü katkıyı sağlıyoruz. Ebola salgınıyla mücadele için ayırdığımız beş milyon dolarlık katkıyı ve muhtelif tıbbi malzemeyi, salgından etkilenen ülkelere ulaştırıyoruz.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı TİKA, Addis Ababa Ofisi aracılığıyla Etiyopya’da da muhtelif alanlarda çok sayıda projeyi destekliyor, kalkınma faaliyetlerine katkıda bulunuyor.

Her zaman Afrika’nın yanında olmaya devam edeceğiz, başkaları gibi elmas için, kömür için, petrol için ucuz iş gücü için değil, kardeşimiz, dostumuz, gördüğümüz, yani özellikle o dostluk bağı içinde gördüğümüz, Afrikalıların her durumda yanlarında olacağız.

Bir kez daha sıcak misafirperverliğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Şahsıma tevdi edilen fahri doktora unvanından dolayı sizlere şükranlarımı sunuyorum. Etiyopya’da bulunmaktan ve bu vesileyle sizlere hitap etmekten büyük bir memnuniyet duyduğumu bir kez daha belirterek, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.