Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Genel Başkanı Erkan Güral ve Konfederasyon Üyelerini Kabulünde Yaptıkları Konuşma

19.01.2015

Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Genel Başkanı Erkan Güral ve Konfederasyon Üyelerini Kabulünde Yaptıkları Konuşma

Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu’nun Değerli Başkanı,

Bu Ailenin Değerli Mensupları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Öncelikle sizleri bu anlamlı buluşmada en kalbi duygularla selamlıyorum. Bu nazik ziyaretinizden dolayı her birinize tek tek teşekkür ediyorum. TÜGİK, 8 federasyonu, 72 derneği, 9 bini aşkın üyesiyle kendi alanında ülkemizde gerçekten çok önemli bir yere sahip. Bu önemi sebebiyle de tabi ki farklı görevler ifa eden çalışmalarını takdirle takip ettiğim bir STK’mızdır.

Sergilediğiniz güçlü dayanışmayla, bilhassa genç girişimcilerimize örnek olarak Türkiye’nin kalkınmasına, gelişmesine yaptığınız katkılar sebebiyle sizleri kutluyorum.

Bildiğiniz gibi bu göreve gelirken farklı bir Cumhurbaşkanlığı yapacağımı ifade etmiştim. Alışılmış bir Cumhurbaşkanlığı görevine talip olmadığımı söylemiştim. Bu sözümüzde duracak diğer alanlarla birlikte ekonomiyi de yakından takip edecek, tüm taraflarla istişarelerimizi yapacak, tespitlerimizi, tekliflerimizi ilgili kurumlarımız ve sorumlu arkadaşlarımızla paylaşacağız demiştik. Biz, istişarenin, uyumun, koordineli şekilde çalışmanın önemini bilen faydasını görmüş bir geçmişe sahibiz.

Ülkemizde 12 yıldır hâkim olan güven ve istikrarın, özellikle de bu istikrar ortamının gerisinde kalmamızın mümkün olamayacağını sürekli ifade etmiştik. İki sihirli kelime diye ifade etmiştik; bir, güven iki, istikrar demiştik. Ve bunu gerçekleştirdik bu iki sihirli kelime bizi buralara taşıdı. Güvenin olmadığı yerde istikrar olmaz, istikrarın olmadığı yerde de güçlü bir ekonomi olmaz. Çünkü yatırımcı geleceğini görecek. Eğer yatırımcı geleceğini göremiyorsa, gelip o ülkede yatırım yapmaz. Bu bizim içerideki yatırımcımız için de geçerlidir, dışarıdan gelecek yatırımcı için de geçerlidir. Uluslararası iş camiasında ve müteşebbisler camiasında bize gittiğimiz zaman ilk sordukları soru hep şu olur: ‘Seçim ne zaman?’ Şu zaman. ‘Peki, koalisyon mu, yoksa tek başına bir iktidar mı gelir?’ Eğer tek başına iktidar durumu yok gibi bir izlenim alırlarsa ki, onlar zaten seçim öncesi kamuoyu araştırmalarını yapıyorlar. Bu araştırmalarını yaptıktan sonra da, Türkiye’de ne olur tek başına iktidar mı yoksa koalisyon mu olur onu görüyorlar. Ona göre Türkiye’deki yatırımı peşinen satın alıyor. Eğer burada hakikaten tek başına bir iktidar sinyali varsa, ‘Ben, seçimler yapılmadan önce gidip o ülkede yatırımımı yaparım’ diyor.

Bunu 9 seçimde de bizzat ben uluslararası camiada yaşadım. Gittiğim birçok ülkede; yani ABD, Avrupa ülkeleri Rusya hepsi bu sorularla kendileriyle yaptığımız görüşmelerde, hep bu sorularla karşılaştık.

Çünkü geçmişte siyasi istikrarsızlığın, sosyal sorunların, ekonomideki kırılganlığın, ülkemize ve milletimize ödettiği bedelleri hep birlikte yaşadık, gördük.

Gerçekten de demokrasi ile ekonomi arasında hassas bir ilişki var biz bu ilişkiyi kurduk. Daha önce böyle bir ilişki söz konusu değildi. Yani birisi güçlendiğinde, diğeri de güçleniyor. Biri zayıfladığında, diğeri de irtifa kaybediyor. Onun için yani ‘birisi çıksın diğeri çıkmasa da olur’, diyemezsiniz. Eğer böyle bir iddia içindeyseniz aynen geçmişte yaşadıklarımızı yaşarız. Hamdolsun 12 yıl içinde biz bunu başardık ve bunun içinde her ikisi de at başı ve böylece bugünlere geldik.

Ekonomiyle, demokrasiyi birlikte yükseltmenin, birlikte ileriye taşımanın hep çabası içinde olduk. Bugün de aynı hassasiyete sahibiz. Ülkemize yönelik saldırılara baktığımızda, bir yandan demokrasimizin onunla birlikte ekonomimizin hedef alındığını görüyoruz. Bu açık gerçeğe rağmen, içerideki bazı kesimlerin kendi siyasi veya ekonomik çıkarları uğruna ülkemiz ve milletimiz aleyhindeki kampanyalara destek verdiklerini üzüntüyle müşahede ediyoruz.

Bilhassa Değerli Başkan’ın da az önce ifade ettiği 17-25 Aralık demokrasiye ve sivil siyasete darbe girişiminden beri paralel yapının ülke içinde ve dışında bu konuda başı çektiğini biliyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Bu ülkenin vatandaşı olacaksın, pasaportunu taşıyacaksın, bu ülkede bir STK oluşturacaksın, ondan sonra da gidip, ABD’de, Avrupa’da Türkiye’nin aleyhinde bir kampanya sürdüreceksin. Ve bu kampanyalar tamamen hilafı hakikat yalan yanlış çünkü bunlarda bir de yalan meşrudur. Bunlarda takiyye, gizlenme çok başarılıdır, ileri derecededir. Kendilerini çok iyi gizlerler, çok iyi saklarlar. Ve yeri geldiği zaman da hangi grubun veya kurumun içerisine gireceklerse orada o kurumun değer verdiği neler varsa bu kendilerine ters de düşse, onu yaparlar. Çünkü bunların ana ilkesi şudur; Amaçları uğrunda her şey meşrudur. Böyle bir anlayışla her şeyi yaparlar. Benim burada anlatmaktan edep edeceğim her şeyi yaparlar.

17-25 Aralık darbe girişimini sadece şahsımla, sadece o dönem başında bulunduğum hükümetle ve partiyle ilişkili hale getirenler yanlış düşünüyorlar. Hadiseyi yanlış değerlendiriyorlar. Bu darbe teşebbüsü doğrudan demokrasiye, milli iradeye, Türkiye’nin geleceğine yapılmıştır. Hedef Türkiye’nin birliğiydi. Milletimizin bütünlüğüydü, huzuruydu, istikrarıydı. Beni değil, sizleri, sizlerin emeğini, varlığını hedef almışlardı.

Düşünebiliyor musunuz? Her türlü tehditle haraçlar toplanabiliyordu, her yerde maliyesinde, yargısında, emniyetinde, her türlü. Eğer yargıya bir işiniz düşmüşse, bunun halli için bunların avukatlar zinciri her türlü işi çevirebiliyordu. Çünkü avukatlık o dönemde hukuk değildi. Neydi? İkili ilişkilerdi. O da nereden geçiyordu? Parasal ilişkilerden geçiyordu. Bunu geçmişte başkaları yapıyordu. Bu defa da ne yazık ki, bu örgüt yapmaya başladı. Bu teşebbüs ortaya koyduğumuz kararlı duruş ve milletimizin desteği sayesinde hamdolsun akamete uğradı.

Demokrasiye milli iradeye kast edenlere karşı verilecek mücadele diğer tüm çabaların, diğer tüm hedeflerin önünü açacaktır. Onlar için gereken zemini teşkil edecektir.

Bakınız biraz sonra değineceğim, hani geçenlerde bir operasyon oldu ve bu operasyonu basın özgürlüğüne yönelik yapılmış bir operasyon gibi göstermeye gayret ettiler. Hâlbuki tam aksi, bunlar o günlerde adını sıkça duyduğunuz, Tahşiye adı verilen bir kitapevine ve bu kitapevinin onların elindeki belli imkânları alacağını görerek, onların aleyhine köşelerinde yazdıkları yazılar sebebiyle, onların ihbarı üzerine, yani o kitapevi sahiplerinin onların yazarlarının ki, onlar da yazar. Köşe yazarı. Aynı zamanda birçoğunun yazılmış kitapları var ve bu insanlar 17 ay içerde yattılar. Ve ondan sonra da utanmadan sıkılmadan ne diyorlar ‘bunlar fikir özgürlüğüne, bunlar işte düşünce özgürlüğüne medyaya karşı yapılmış bir operasyondur.’  A’dan Z’ye yalan. Tam aksine medya özgürlüğü bunlarda yok.  Bunlar birçok yazarı çizeri hepsini eğer onlarla örtüşmüyorsa zaten defetmişlerdir. Nitekim onların yanından ayrılıp da daha sonra yaptıkları açıklamalarla ortaya çıkan birçok yazarı çizeri de gördünüz, görüyorsunuz. Ve şu anda yanlarında olanların birçoğunun da yine ben biliyorum ki belli imkânlar sağlandığı için orada duruyorlar. Veya kendilerine ait bir piyasa olmadığı için orada duruyorlar.

Sizlerden içerde ve dışarıda bu konuda çok dikkatli olmanızı, ülkemizin ve milletimizin aleyhindeki bu çalışmaların karşısında bir güç oluşturmanızı özellikle bekliyorum. Bunu en az sivil toplum çalışmalarımız, en az ekonomik faaliyetlerimiz kadar önemli olduğunu da bilmenizi istiyorum. Çünkü demokrasinin olmadığı yerde ne sivil toplumun ne de girişimciliğin gelişmesi mümkün değildir. Sakın uluslararası medyada çıkan haberlere, ithamlara, değerlendirmelere itibar etmeyin kulak asmayın. Burada yürekli olun. Gelecek bizimdir. Türkiye güçlüdür. Her geçen gün daha da güçlü olacak. Onlar da aynı değirmene su taşıyorlar. Onların derdi başka, ama bizim derdimiz daha başka, varsın onlar olumsuzluk değirmenine su taşısınlar, varsın onlar bu ülke aleyhine kampanyalar yürütsünler.

Bilesiniz ki bunların mumu yatsıya kadar yanacaktır. Ve ondan sonra sonra sönecektir. Her zaman ifade ettiğim gibi, bunların tüm yaptıkları bir üst aklın planlamasıyla, yönlendirmesiyle yürütülen faaliyetlerdir. Ama hesaba katmadıkları bir şey var; Türkiye eski Türkiye değil artık yeni Türkiye var. Kendi istikametini kendi çizen, kendi planlarını kendi yapan, kendi hedeflerini kendi belirleyen bir Türkiye var. Geçmişte bizim gündemimizi dışarıda birileri belirliyordu. Ama şu anda böyle bir şey yok. Kimse bizim gündemimizi belirleyemez. Biz kendi gündemimiz kendimiz belirliyoruz. Aziz milletimizle birlikte, sizlerle birlikte, istiklalimizi koruma ve istikbalimize sahip çıkma konusunda kararlıyız. Eski Türkiye hayali ile yaşayanlar boşuna bekliyorlar. Türkiye bir daha o günlere asla dönmeyecek inşallah.

Değerli Dostlar,

Ülkemize yönelik takiplerin, saldırıların, tezgâhların, demokrasimize ilave olarak, iki konuda daha yoğunlaştığını görüyoruz. Bunlardan biri ekonomi, diğeri sosyal barış. Bilhassa uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla ekonomimizi zayıf göstermek, bu yönde bir algı oluşturmak için yürütülen gayeleri, sizler gayet iyi biliyorsunuz.

Hatırlarsanız, gezi olayları sırasında ‘tüketmeyin, ekonomi dursun’ çağrıları yapılmıştı. Çok ilginç, faizleri yükseltmek için yatırımları girişimciliği baltalamak için yani, Türkiye’nin büyümesini engellemek için 12 yıldır sayısız defa saldırılara manipülasyonlara maruz kaldık ve o olaylar esnasında hatırlayın, faiz nereye düşmüştü. 4,6’ya kadar düşmüştü ve bu olaylarla birlikte hemen faiz yükselmeye başladı. Ve ülkemizde tabi faizin meddahlığını yapanlar çok onu da söyleyeyim. Hala bunun gayreti içerisinde olanlar maalesef var.

Ben Cumhurbaşkanı olarak her yerde söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim; Biz devletin borçlanma faizini yüzde 63’den aldık, tek haneliye indirene kadar verdiğim kavganın mücadelenin şahidi olan bir çok arkadaşım var. Fakat tek haneliye kalmasını istemeyen birileri halen var bunu bilmenizi isterim. Biraz sonra o konuya da değineceğim.

Sizlerden bu yöndeki çabalara haberlere karşı da dikkatli olmanızı, her yerde ve her durumda sağlam duruşunuzu muhafaza etmenizi istiyorum. Ben şunu biliyorum; kim ne derse desin bir defa yüksek faiz bu ülkede yatırımın önündeki en büyük engeldir. Eğer yüksek faiz devam edecek olursa bu ülkede yatırımlar bizim istediğimiz seviyede asla yürümeyecektir. Ve bu ülke girişimci doğuramayacaktır. Girişimcinin doğabilmesi için bir defa yüksek faiz değil, en azından şöyle uluslararası camiadaki faizlere yakın bir faiz politikasını bizim de uygulamamız lazım. Az önce de ifade edildi. Bakın bu faiz lobisi dikkat edin son zamanlarda reel yatırımdan çok nereye doğru ulaşıyor, daha kolay para nasıl kazanılır ve ya paradan para nasıl kazanılır. Hep buna doğru gidiyor. Şimdi en çok parayı kazanan yatırımlar, yatırım derken bile biraz üzülüyorum, nedir finans sektörüdür. En büyük parayı onlar kazanıyor. Hani o devasa yatırımların olduğu yerler böyle büyük para kazanmıyor. Ama o finans sektörü, bakıyorsunuz korkunç paralar kazanıyor. Ve kendi öz sermayesiyle de diyemiyorum biliyor musunuz? Burada da, bakıyorsun vatandaşın o mevduatlarıyla kalkıyor paradan parayı kazanıyor. Ve bunun vatandaşa tekrar dönüşümü noktasında da kendi hesaplarını yapıyor en az imkânı sağlamak suretiyle de, burada yatırımcımızın önünü açacağı yerde, tam aksine önünü tıkıyor. Şu anda geri dönüşüme baktığınız zaman mesela bizim insanımız hakikaten çok haysiyetli. Yani aldığı borcu ödemede de şu anda yaklaşık yüzde 2,9, gibi bir geri dönüşümde sıkıntı var, yüzde 3, diyelim buralarda. Şimdi böyle bir toplumun içerisinde finans sektörünün aslında riski bile yok denebilecek durumdadır. Yani reel sektörde bile risk bundan çok daha fazladır. Şimdi bunu görüyor, dolayısıyla tabi ki yüksek faizde de kimse ses çıkarmıyor. Sağ olsun Merkez Bankamızda bu noktalarda, hakikaten dünyada herkes inerken bizim bankamız sağ olsun hala olduğu yerde duruyor. İnmiyor, düşürmüyor. Ya neyi bekliyorsun sen? Buyur, petrol fiyatları 106 dolarlardan 110 dolarlardan şimdi 45 dolara geldi. İşte açıklamalar yapılıyor, 2015-2016’da bu civarlarda dolaşacak, hesaplar buna göre. İşte Azerbaycan Devlet Başkanı buradaydı. Kendisiyle konuşurken, ‘Hesapları 60 dolar üzerinden yaptık. Şimdi biraz burada sıkıntımız var. Yatırımlar noktasında sıkıntımız var. Çünkü bütçeyi de buna göre hazırladık’ diyorlar. Orada o 15 doların hesabını yapıyor. Bizim petrolle ilgili bu noktada bir sıkıntımız yok. Tam aksine bu bizim lehimize şu anda. Çok çok iyi bir noktadayız. Öyleyse bunun halkımıza dönüşünü, yatırımcıya dönüşünü süratle sağlamamız lazım.

Ey Merkez Bankası, daha neyi bekliyorsun. Şimdi diyebilirler, ‘Merkez Bankası bağımsızdır’, ben de bağımsızım. Bende bağımsızım, cumhurun sesi olarak bunu yapmak durumundayım, söylemek durumundayım ve gerekirse çağırıp, kendileriyle bunu oturup konuşacağız. Bu iş böyle yürümez. Burada bir şey var, bizim yatırıma ihtiyacımız var, istihdama ihtiyacımız var, üretime ihtiyacımız var, ihracat, çünkü bizim ekonomimiz ihracata dayalı bir ekonomidir. Ve bunu için de uluslararası rekabette de bir defa maliyet hesaplarının gayet ucuz olması lazım ki, rekabetimizin de bu noktada güçlü olmasını sağlayalım.

Şimdi istihdamda bir sıkıntı görünüyor. Yani birçok batı ülkesiyle mukayese edilmeyecek derecede iyiyiz de, ama niye buralarda olsun, daha da aşağılarda olsun inelim yüzde beşe kadar, düşelim buralara. Tabii biz geldiğimizde hizmet sektörü felaketti. Şimdi hizmet sektöründe hamdolsun birçok alanlar açıldı. Yani en basitinden Turizm’de otellerimiz bizim biliyorsunuz sadece yaz mevsiminde çalışırdı. Onun dışında kapanırdı. Ama şimdi dört mevsim, otellerimiz çalışır hale geldi. Bu tabi bizim için çok çok önemli bir sıçrama, çok önemli bir atak.

Bakıyorsunuz geldiğimizde bizim turist sayısı 13 milyon civarındaydı. Ama şimdi 40 milyona turist sayısı dayanmış vaziyette. Gelirine bakıyorsun. Turizmden olan gelir 40 milyar doları aşmış vaziyette, burada da iyi bir konuma geldik. Bunlar bizim için Türkiye’nin nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından çok çok önemli. Bunu 12 senede yapmak, başarmak, hamdolsun bize nasip oldu. Biz şimdi turizmde yatırım yapacaklara yer bulmakta zorlanıyoruz.

Bakın, az önce televizyonu odamda izliyorum, izlerken bir şey gördüm Erciyes’teki oteller daha okullar tatile girmeden yüzde 85 doluluk var. Rezervasyonlar böyle.  Bu şeyi gösteriyor; neyi, refah düzeyi Türkiye’nin aynı zamanda yükselmiş. Ve bu tür hem alanlar açılıyor. İşte bir taraftan Erciyes’e bakıyorsunuz, bir taraftan Palandöken’e bakıyorsunuz, bir taraftan Konaklı’ya bakıyorsunuz, her taraftan. Bütün bunlar, refah düzeyinin nereden nereye geldiğini ve gerek ulusal gerek uluslararası bazda nerelere geldiğimizi, geçmişte turizmde sadece deniz kum güneş diye bakarlarken ama şimdi turizmin tüm alanlarında varız hepsinde varız.  Buralara durup dururken gelmedik, bu bir ufuk meselesi.

İnşallah bu atacağımız adımlarla 12 yıldır söylediklerinin hep tersi çıkanlar şimdi de büyük bir pişkinlik içinde aynı şeyleri tekrar etmeyi sürdürüyorlar. Fakat bakıyorsunuz, ihracatımız rekorlara doymuyor. İhracatımız 2014 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4 artışla 158 milyar dolara ulaşarak, cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine çıktı. Enflasyon yüzde 8,2’de kaldı. 2014 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 1,7 oranıyla yine pozitif büyüme kaydetti. Tabi hedefimiz bu değil. Yani bizim hedefimiz ortalama her yıl yüzde 5 büyümeyi yakalamak. Ama uluslararası camiadaki gelişmeler, az çok tabi etkiliyor. İnşallah, dördüncü çeyreğinde gelmesiyle birlikte hiç olmazsa burada yüzde 3’ü yakalamamız bile bizim için bir başarı olacaktır.

Petrol fiyatlarındaki düşüş cari açıkta beklentilerin üzerindeki bir iyileşmeye yol açacak gibi görünüyor. Yatırımlar kesintisiz bir şekilde devam ediyor.  Hepimizin yakından takip ettiği dev projeler planlandığı şekilde ilerliyor.

İşte bu yıl inşallah birçok açılışların şahidi olacağız. Fevkalade bir durum olmazsa 3. Köprünün açılışını yılsonu itibariyle, inşallah gerçekleştireceğiz. Aynı şekilde biliyorsunuz İzmit Köprüsü, onun açılışını yine inşallah bu arada gerçekleştireceğiz. Önümüzdeki yılda, inşallah yine Avrasya Tünelinin yine açılışına şahit olacağız ve arka arkaya bunlar tabi geliyor. Bütün bunlarla birlikte büyüyen bir Türkiye’yi güçlenen bir Türkiye’yi        tabi hazmedemeyenlerde değerli arkadaşlar çoğalıyor.

Güçlü bir Türkiye istemiyorlar. Bunu bilmenizi istiyorum. Sadece şu içinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı Sarayı, şu içinde bulunduğumuz saray ama kısa bir süre sonra burası Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olacak. Niye külliye olacak? Çünkü hemen yanımızda bir kongre merkezi inşa ediliyor. Kongre merkezinin hemen arka tarafında bölgede şöyle bir büyük Cuma Camii yok. Orada bir cami inşa ediyoruz. Yine aynı şekilde kongre merkezinin bana göre sağ tarafında çok amaçlı 2 bin kişinin katılacağı bir toplantıyı, aynı anda yapabileceğimiz yemekli toplantıyı kastediyorum, bir salon orada olacak ve hedefimiz bazı büyük çaplı yemekli toplantıları orada yapmak.  Muhtarlarımızın buraya rahatlıkla gelip gidebileceği bir yeri burada hazırlayalım istiyoruz. Türkiye’de muhtar sadece ulaşabilirse belediye başkanına ulaşır, o da ilçe belediye başkanı. Veya ulaşabilirse sadece kaymakama ulaşır, o da köye hizmet götürme birliklerine üye olduğu için ona ulaşır. Böyle bir kopukluk var, bunu inşallah biz orasıyla gidereceğiz. 50 bine yakın muhtarımız var, istiyorum ki biz orada 50 bine yakın muhtarımızla bu işi başaralım.

Hemen onun arkasında da, çok çok önemli bir projeyi gerçekleştireceğiz. Şu anda Türkiye’de bizim en büyük kütüphanemiz şu anda yaklaşık 2 milyon kitaba sahip olan bir kütüphanedir, dünya çok farklı bir yerde. Orada asgari 4 milyon cilt kitap alabilecek şekilde hem dijital ortamda, hem yaprak kitapla orada diyoruz ki inşallah bir Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi kuralım. Orada da ayrı bir hedefimiz olacak; o hedef de 24 saat halka açık bir kütüphane haline getireceğiz. İlk etapta saat 24’e kadar, sistem oturduktan sonra 24 saat öğrenciler gelip orada çalışabilecekler. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz şu anda projeler hazırlanıyor ve öyle zannediyorum ki proje dâhil 2 yılda bunları bitireceğiz. Bütün peyzajıyla her şeyiyle bitip ondan sonra dev bir açılışla burası Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olacak. Saray kavramından rahatsız olanlar temenni ederim ki külliyeden rahatsız olmazlar. Şu içinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı şimdilik Sarayı sonra külliye, inşallah Türkiye’nin ekonomide geldiği yeri göstermeye tek başına yeterlidir. Öyle anlattıkları gibi filan da değil. Hani söylüyorlar ya, 5 milyar.  Dün baktım bir tanesi, ana muhalefetten diyor ki, 5-6 milyara mal oldu. Parayı harcayan, takip eden biziz nereden çıkarıyorlar bunları, anlamak mümkün değil.

Herhalde İngiltere’de Westminster Sarayı’nın restorasyonu yapılacak onunla ilgili rakamlar açıklandı 5 milyar dolara mal olacakmış, belki oraya bir takıntı yapmış olabilir. Bundan dolayı burasıyla ilgili de böyle bir rakam açıklamış. Ama bunu bilmesi lazım, burada her şey kayıt altındadır. Ve biz burayı proje hariç, 18 ayda bitirdik. 18 ayda, böyle bir hızlı süreç. Türk mimar ve müteahhitlerle burayı bitirdik.

Bakınız, mevcut TBMM binamızın inşaatına 1939 yılında başlandı ve 1961 yılında tamamlanabildi. Ankara’nın en önemli yapıtlarından biri olan Anıtkabir için hazırlıklara 1941 yılında başlandı. Yapı, ancak o da eksik olarak 1953 yılında tamamlanabildi yani12 yıl. Cumhurbaşkanlığı Sarayı ise az önce de ifade ettiğim gibi, projeyle birlikte 2 yılı bile bulmadı.

Meclis ve Anıtkabir projeleri inşa edildikleri dönemde ülkemizin bütçesini sarsmıştır, onu da bilmenizi isterim. Diğer yatırımları ciddi manada etkilemiştir. Oysa bugün Türkiye bunun gibi onlarca, yüzlerce projeyi aynı anda bitirip, inşa edip, halkın hizmetine sunabilecek güce sahiptir. İşte biz iktidarımız döneminde nice bakanlık binaları yaptık. Anayasa Mahkemesi’nin binasını aynı şekilde, bakanlık binaları, bunun yanında o diğer yatırımları filan konuşmuyorum.

Bakın sadece derslik noktasında baktığımızda, değerli arkadaşlar 235 bin derslik bitirdik. 26 havalimanımız vardı buna 26-27 tane daha ilave ettik. Bunlar bu dönemde oldu. Aynı şekilde 17 bin km biliyorsunuz bölünmüş yol inşa ettik. Köprüler, Marmaray az önce de ifade edildi bunlar hep bu dönem içinde yapıldı. Ama mesele finansı idare edebilmek, yönetebilmektir. Eğer sizin finansı yönetme kabiliyetiniz yoksa, bunların hiçbirini yapamazsınız. Bilgiyi yönetmek aynı şekildedir. İnsanı yönetmek aynı şekildedir. Bunları beraber yaptığınız anda bu başarıyı sağlayabilirsiniz. Tabi bütün bunların maliyeti üzerinden polemik yapanlar, eğer art niyet taşımıyorlarsa Türkiye’nin ulaştığı seviyenin farkında değiller. Çok enteresan işte mesela biz bu arada Samsun-Sinop arasını yine yaptık, 150 km ve oranın maliyetinin çok enteresan yarısının bedelinden hamd olsun burası daha az. Sayın Putin buradan çıkarken bir şey söyledi: Bu eser dedi ‘büyük devlet olmanın alametidir’ dedi. Bakın çok ilginç, vak’a budur. Şimdi Kremlin’e gittiğiniz zaman oraya giden turistleri görürsünüz, binlerce on binlerce turistin gelip orayı gezdiğini görürsünüz. İstanbul’da da Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı’nı geziyorlar.

Değerli kardeşlerim büyük düşünmek cücelerin işi değildir, bunu bilmeniz lazım. Tabi bu asla cücelere hakaret olmasın onlar benim canım ciğerimdir ama maalesef bunların durumu budur.

Bölgesel ve küresel düzeydeki tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin gücü, itibarı, etkisi artmaya devam ediyor. Bunların hepsi de iyi güzel ama yetmez, daha çok çalışacağız, üreteceğiz, istihdam oluşturacağız, ihracat yapacağız. Ekonomik yıkıma uğramamızı, tökezlememizi, yere kapaklanmamızı bekleyenlere bunun için uğraşanlara inat başımız dik şekilde kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Geçtiğimiz 12 yılda ekonomimizi, ülkemizi 3 kat daha büyüttük. İnşallah 2023’e kadar Türkiye’yi yeniden 3 kat büyütecek ve hedeflerimize ulaşacağız. Bu konuda girişimcilerimize, bilhassa siz genç girişimcilerimize, iş adamlarımıza çok büyük işler düşüyor. Türkiye’nin geleceği sizlersiniz, bunu bir defa bilmeniz lazım. Yaptığınız her yatırıma, ürettiğiniz her mal ve hizmete, sağladığınız her istihdama gerçekleştirdiğiniz her ihracata bu anlayışla bakmanızı rica ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye’ye yönelik olumsuz beklentilerin yoğunlaştığı bir diğer alan da sosyal barıştır. Bilhassa da doğu ve güneydoğuda yaşanan hadiselerdir. Biz bu sorunu tamamen ortadan kaldırmak için tarihi bir adım atarak, çözüm sürecini başlattık. Tüm provokasyonlara, saldırılara, sıkıntılara rağmen çözüm sürecinin milletimizin sahip çıkması sayesinde kararlılıkla yürüdüğünü ve belli bir noktaya geldiğini görüyoruz.

İnşallah, yakın bir zamanda bu konuda çok daha somut, çok daha umut verici gelişmeler bekliyoruz. Sizlerden çözüm sürecine daha fazla destek olmanızı bekliyorum. Türkiye, bu meseleyi tamamen geride bıraktığında, demokraside de, ekonomide de müthiş bir sıçrama yapacağına inanıyorum. Ülkemizin aleyhindeki her kesimin, bu en önemli istismar aracını ortadan kaldırdığımızda, 77 milyon aynı hedeflere, aynı inançla ve azimle yöneldiğimizde önümüzde hiçbir güç duramaz.

Tabii burada bir gerçek var; Özellikle bu teşvik politikalarımız 6.bölge, 5.bölge, ben sizleri buraya yönelmek üzere teşvik etmek istiyorum. Bakın, buralarda arazi olsun, vergi olsun, enerji olsun, bütün bu alanlarda hele hele üretim stratejikse burada, 1.bölgede dahi ciddi teşvikler var. Bu konulara girmenizde büyük fayda var. Yani genç girişimcilerimizin bu alanlarda adım atması, hem kendileri açısından, hem ülkemiz açısından büyük önem arz ediyor.

Değerli Dostlar,

Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, tüm batı; demokrasi, insan hakları ve farklılıklara saygı konusunda önemli bir imtihanın eşiğinde bulunuyor. Son dönemlerde giderek artan hadiseler, batı ülkelerinde ırkçılığın tehlikeli bir yükseliş içinde olduğunu gösteriyor. Fransa’da bir mizah dergisine yapılan saldırının arkasına sığınılarak, tüm Müslümanlara ve bizatihi İslam’ın kendisine, Sevgili Peygamberimize yöneltilen nefret dalgasını endişeyle takip ediyoruz. Bizim aksi yöndeki tüm gayretlerimize, girişimlerimize rağmen medeniyetler çatışması tezi, adeta ete kemiğe büründürülmeye çalışılıyor. Ben İspanya Başbakanı, şu anda değil. Bundan önceki Başbakan Zapatero ile birlikte biz Medeniyetler İttifakı’nın temelini attık. Şu anda 146 ülke ve uluslararası kurum buranın üyesidir. Ve biz buraya davet ederken ama medeniyetler çatışmasını körüklemeye çalışanların öne çıktığını gördük.

İslamafobik eğilimlerin giderek yaygın şekilde destek bulması beraberinde Müslümanlara yönelik fiziki saldırıları da getiriyor.

Değerli Arkadaşlar,

Şu anda ekranları başında bizi izleyen tüm halkıma tüm insanlığa sesleniyorum; Bütün bu olaylar karşısında kalkıp da Türkiye üzerinden bazı operasyonlara girişmek bir hayaldir bunu bilmenizi istiyorum. Eğer ben kalkıp da bir gerçek tespiti yapıyorsam bunu eleştirenler önce ‘Bu tespiti acaba Erdoğan niye yaptı?’ diye soruması lazım. Bu ülke hangi ülke olursa olsun o ülkenin gücü beni ilgilendirmez beni ilgilendiren insanlıktır.

Eğer İsrail yönetimi, İsrail halkı demiyorum dikkat edin, İsrail yönetimi Gazze’de 2 bin 600-2 bin 700 insanı çoluk çocuk demeden öldürüyorsa ben onu lanetlerim, onu telin ederim.

Bazı ülkelerin kalkıp da İsrail yönetiminin avukatlığına soyunması manidardır. Ben şunu söyledim: ‘Netanyahu, buraya hangi yüzle geldi’ dedim ve ‘bu ikiyüzlülüktür’ dedim. Şurada birkaç ay önce kalkacaksın Gazze’yi bombalarla yerle bir edeceksin 2 bin 600-2 bin 700 insanı orada öldüreceksin, peki Fransa’ya gelen bu insanlar, bu liderler neredesiniz? Neden sesiniz çıkmıyor.

Aynı şekilde, 350 bin insanın öldüğü Suriye’de, nerede insanlık niye sesiniz çıkmıyor. Şu anda benim ülkemde 1 milyon 700 bin sığınmacı var. Hani desteğiniz? Hani Türkiye’ye yönelik bu konuda, ‘1 milyon 700 bin insanı siz bombalardan kurtardınız, bunları topraklarınızda barındırıyorsunuz yediriyorsunuz, içiriyorsunuz, giydiriyorsunuz, sağlığıyla eğitimiyle her şeyiyle ilgileniyorsunuz’, yanımıza geliyorlar, ‘Çok teşekkür ederiz hakikaten her ülkenin kaldıracağı bir iş değildi. Bunu başarıyla yürütüyorsunuz’, bırakın böyle kuru lafları, ne destek veriyorsun, onu söyle. Bize şu ana kadar 5 milyar doları aştı, şu ana kadar yaptığımız. Ama verdikleri desteğe bakıyorsunuz, 250 milyon dolar. Ve bizde 1 milyon 700 bin insan kalırken, tüm Avrupa’da kalanların sayısı ne biliyor musunuz 150 bin. Vaka ortada. Bunlar maalesef dürüst davranmıyorlar, samimi davranmıyorlar.

İşte Avrupa’nın birçok ülkesinde teröristler, şu anda oralarda kalıyor. Türkiye üzerinden gelip geçenlerden bahsediyorsun, önce bir defa sen kendi ülkenden çıkarken önce pasaport kontrolünü iyi yap da çıkmasın, kendi ülkenden. Kaçırdın, bize bildir ondan sonra biz bildirilenin peşine düşmüyorsak konuş. Aksi takdirde konuşamazsın, yetkin yok. Çünkü benim ülkemden geliyor geçiyor herhangi bir sıkıntısı yok, görüntüde. Tabii ki bizler uluslararası noktada seyahat hürriyeti neyse bunun gereğini yapmak durumundayız.

Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın her yerinde Müslümanlara yönelik saldırılar, işte Filistin’de, Libya’da Mısır’da, Myanmar’da aynı şekilde devam ediyor. Adli vakalar, lokal hadiseler olarak sunulmaya çalışılıyor. Bu da var. Buna karşılık, aksi yöndeki en ufak dahi inanılmaz şekilde büyütülerek tüm Müslümanlar töhmet altında bırakılıyor.

Değerli Arkadaşlar,

Bizim dinimiz teröre müsaade etmez, bizim dinimizde terörün yeri yok bunu bir defa bilmemiz lazım. Kimsenin de bizim dinimizi istismar etmek suretiyle yapmış oldukları terör eylemlerini kalkıp Müslümanlara fatura etmeye hakkı yok. Bunu da çok iyi bilmeleri gerekir.

Provakatif yayınlarıyla nam salmış bir dergiye ki, bu dergiyi Papa da lanetliyor çünkü bunun provakatif eylemlerini biliyor. Müslümanlar hakkında da, Hıristiyanlar hakkında da, herkes hakkında. Bu tür maalesef özgürlük denmez buna, buna başkasının özgürlük alanının sınırları içerisine girerek orada terör estirmek denir bunu da bilmemiz lazım. Sınırsız özgürlük yoktur. Düşünce özgürlüğünün de bir sınırı vardır. Nereye kadar? Benim özgürlük alanıma kadar. Benim özgürlük alanıma geldiğin zaman orada duracaksın ki, benden de saygı göresin.

Biz nasıl ki tüm peygamberleri saygın görüyor, aynen Peygamberimize gösterdiğimiz saygıyı, sevgiyi tüm peygamberlere gösteriyorsak, bizim için Hz İsa aleyhisselam da öyledir, Hz Musa  aleyhisselam da öyledir, diğer peygamberler de aynı şekilde öyledir. Onun için biz herkesten aynı şeyi bekliyoruz. ‘Efendim onlar ateist’, olabilir, eğer ateistse yine benim kutsal değerlerime saygı duyacak. Eğer duymuyorsa, bu toplumu tahrik anlamına gelir ki, bunun da yasalarda yeri vardır. Çünkü tahrik de bir suçtur. Bunların yaptığı nefret oluşturmaktır, ırkçılıktır. Biz buna da asla yer vermiyoruz.

Dergiye yapılan saldırı için ortaya konulan tavır, binlerce masum çocuğun, yüz binlerce masum insanın acımasızca katli karşısında maalesef gösterilmedi, göstermediler. İşte söylüyorum; Bakın Gazze’de 14’ü gazeteci, 521’i çocuk, 283’ü kadın, 2 bini aşkın kişiyi katlederken İsrail yönetimini görmezden gelenler, Fransa’daki 12 kayıp için dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Bunu niye düşünmüyoruz, konuşmuyoruz?

Değerli Arkadaşlarım,

Ellerinde sahilde oynayan çocukların kanı olanların, kimyasal silahla öldürülmüş binlerce masumun kanı olanların, her gün kendi halkına karşı devlet terörü estirenlerin, terörü kınaması, teröre karşı saf tutması, sadece pişkinliktir. Burada bir samimiyetsizlik var. Suriye’de, işte yüz binler katlediliyor, kılları kıpırdamayanlar, 12 kişinin ölümü karşısında birden vicdan ağıtları yakması bize inandırıcı gelmiyor.

Herkesin fikrine, görüşüne, inancına saygılı olan batı demokrasisi, konu İslam ve Müslümanlar olduğunda sadece hakaret ve sadece eleştiri konusunda kapıyı açık tutuyor.

İşte, ülkemizde de bakıyorsunuz bazı yayın organları, aynen oradan alıntı yapmak suretiyle kendi başlıklarına Peygamberimize hakareti çekiyor. Sen hangi ülkedesin ya? Yeri geldiğinde, ‘bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman’ diyorsun. Sadece Müslümanların kutsalına değil, kimsenin kutsalına bu şekilde hakaret edemezsin, saygısızlık edemezsin. Neymiş, emniyet görevlileri gelmiş, arama tarama yapmışlar. Yaptığın iş hukuka, her şeye aykırı. Vatandaş gelmiş tahrik ediyor. Böyle yaptığın sürece, sen tahriki bir defa davet ediyorsun, bunun kapısını sen açıyorsun. Bunun kapısını açmaman gerekir. Ne yazık ki, bu tür atılan adımlar, yapılanlar ülkenin birliğini beraberliğini bütünlüğünü de bozmaya yöneliktir. Müslümanların Peygamberleri konusundaki hassasiyeti, hiçbir izaha gerek olmayacak şekilde açıkça ortadayken, ısrarla bunun üzerine gidilmesi kesinlikle düşünce hürriyetiyle ilgili değildir. Saldırı sonrasında ortaya konulan tutum, yine bir takım karikatürlerin milyonlarca basılıp dağıtılması da aynı şekilde, düşünce hürriyetiyle ilgili değildir.

Burada çok tehlikeli bir oyun oynanıyor. Bunu bir defa görmemiz lazım. Avrupa geçmişte benzer yanlışları sebebiyle iki tane dünya savaşının yaşanmasına, on milyonlarca insanın ölmesine yol açmıştır.

Tarihten ders almayanların, bu defa da İslamı hedefe koymak suretiyle bir medeniyetler çatışması, hatta medeniyetler savaşı çıkartmaya çalıştıklarından ben doğrusu endişe ediyorum. İnsanlığın bu büyük yanlışa inşallah düşmeyeceğine inanıyorum. İslam dünyası kendi içinde meseleleri er, geç çözüm yoluna koyacaktır. Batının da, bu noktada yaşadığı maddi, manevi bunalımların çözümünü medeniyetler çatışmasında değil, başka mecralarda arayacağını ümit ediyorum.

Yine BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere bu konuda sorumluluk üstlenmesi gereken kuruluşların da suskunluklarıyla bu kötü gidişi adeta teşvik ettiklerini söylemek durumundayım. Hatırlayın, dünya 5’ten büyüktür dedim bunu BM Genel Kurul’unda da söyledim. Hiçbir ölüm de hiçbir can da, 12’den daha değersiz değildir. Biz Türkiye olarak, bu konuda üzerimize düşenleri yapmaya devam edeceğiz. Dünyanın refahla beraber adaletin de hâkim olduğu bir yer haline gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Ben bu duygularla bir kez daha ziyaretiniz için milletin sarayında, milletin evinde, sizleri ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.