Topkapı Müzesi'nin Restorasyonu Tamamlanan Bölümlerinin Açılışında Yaptıkları Konuşma

12.01.2015

Topkapı Müzesi'nin Restorasyonu Tamamlanan Bölümlerinin Açılışında Yaptıkları Konuşma

Değerli misafirler,

Sevgili Dostlar, Hanımefendiler, Beyefendiler, öncelikle sizleri sevgiyle, saygıyla en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Tarihimizin ve kültürümüzün en önemli sembollerinden biri olan Topkapı Sarayımızın restorasyonu tamamlanan ve bugün açılışını yaptığımız bölümlerinin günümüze ve gelecek nesillerimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Bu bölümlerin restorasyonunda emeği geçen tarihçisinden sanatkârına kadar, herkesi ayrı ayrı tebrik ediyorum.

Topkapı Sarayı, binlerce yıllık kadim tarihimizin en şanlı dönemlerinden biri olan Osmanlı Cihan Devletine 400 yıl boyunca yönetim merkezi olarak hizmet vermiş bir mekân. Bizim için, milletimiz için herhangi bir tarihi eser olmanın ötesinde anlamlar ifade eden Topkapı Sarayı’nı tabii ki çok iyi korumak durumundayız. Bu bizim için tarihi bir sorumluluktur, vecibedir. Gelecek nesillere bu eseri maddi ve manevi manalarıyla sapasağlam teslim etmeliyiz. İstanbul’un fethi bir çağın açılıp bir çağının kapanışının ifadesiyse, Topkapı Sarayı da işte bu muazzam dönüm noktasının ardından inşa edilen ilk muhteşem eserdir.

Esasen burası klasik anlamda bir saraydan ziyade orta büyüklükte bir şehirdir de. Biz tabii bugünkü haline bakıp, ‘Acaba bu kadar mıydı?’ diye düşünüyoruz. Geçmişi itibariyle bunu tahayyül edemiyoruz. Ben doğduğum, büyüdüğüm mahallemi düşünüyorum, mahallem doğup büyüdüğüm zaman uçsuz bucaksızdı. Nişan taşlarıyla doluydu, ama şimdi o nişan taşlarını görebilmek -ki adıyla Okmeydanı diye geçerdi- onların artık yerinde şu anda maalesef hiçbir sanatsal değeri olmayan ucube binalar var. Ve şimdi, ‘Buralar acaba yeniden nasıl tekrar meydana çıkarılabilir’ diyoruz, belediye başkanı arkadaşlarımızla onu konuşuyoruz. ‘Tek tek görüşün, anlaşın, buraları yıkalım ve hiç olmazsa bütünüyle aynen yakalayamazsak bile ona yakın bir buradaki o eserleri çıkaralım onları yeniden ortaya koyalım’ diyoruz. Bugün her ne kadar sadece 80 bin metrekareye sıkışıp kalmış olsa da şuralar. Topkapı Sarayı Süleymaniye Camii’nin yerini de içine alan 700 bin metrekarelik dev bir alana sahipti. Bakın, 700 bin metrekareden neredeyse demek ki onda bir küçülmüş böyle bir alan.. Sur-i Sultani ile çevrilen bu Kale-i Sultani yani Yeni Saray 19’uncu yüzyıldan sonra Topkapı Sarayı adıyla anılmaya başlanmıştır.

Bu muhteşem eserin müze haline getirilmesi de yine Osmanlı döneminde 19’uncu yüzyılda olmuştur. Cumhuriyet döneminde Osmanlıdan devralının bu emanet aynı şekilde müze olarak kullanılmaya devam edilmiştir. Tabii bu mekânı özel kılan en önemli hususların başında bünyesinde yer alan kutsal emanetlerdir. Buraya ayrı bir önem, zenginlik kazandırıyor ve burayı adeta bir cazibe merkezi haline getiriyor. Sadece bu vasfıyla dahi Topkapı Sarayı her türlü hizmeti, hürmeti ziyadesiyle hak eden bir saraydır. Fatih Sultan Mehmet Han’dan başlayarak bu sarayın kurulmasında ve bugüne kadar gelmesinde iradesi, katkısı, emeği olan herkesten Allah tazı olsun diyorum. Yavuz Sultan Selim’den, Fahrettin Paşa’ya kadar kutsal emanetleri bu şehre kazandırarak İstanbul’u manevi olarak taçlandıran tüm ecdadımızdan; onları gözü gibi koruyan, ihtimam gösteren milletimizden de Allah razı olsun diyorum.

Sevgili Dostlar,

Saygıdeğer Hocalarım,

Topkapı Sarayı her ne kadar uzun süredir müze olarak kullanılıyor ise de pek çok bölümü uzun süredir ziyarete kapalı bulunuyordu. Başında bulunduğum hükümetler döneminde bu bölümlerin gerekli çalışmalar yapılarak ziyarete açılması ve milletimize, insanlığa kazandırılması noktasında yoğun çalışmalar gerçekleştirdik. 2007 yılında Kutsal Emanetler Dairesini, 2011 yılında da Silah Teşhir Bölümüyle diğer birtakım bölümleri ziyarete açılmıştır. 1999 depreminin ardından kapatılan Harem Has Mutfakları, Enderun Hazine Koğuşu ve Hünkâr Mescidi de geçtiğimiz yıl yeniden ziyarete açıldı. Bugün de restorasyonu tamamlanan bölümlerin bir kısmının daha açılışını yapıyoruz. Bunlar arasında az önce Değerli Bakanımın da ifade ettiği gibi hani aramızda bir kelam-ı kibar olarak var ya ‘Et-tekraru ahsen velev kane yüz seksen’ bunları ne kadar tekrar edersek o kadar faydası var. Bunlar arasında 13 yıldır ziyarete kapalı olan Zülüflü Baltacılar Ocağı -ki burası, burada da yine tabi üstte yatakhane var, orada yerde tabi sergiler vardı onların üzerinde uzanıp yatılıyor. Burası da dershane kısmı. Şimdiki adıyla derslikler deniliyor- işte o zamanlar burada dersler yapılıyor üstte de yatakhane kısmı. İlk defa ziyarete açılacak olan Karaağalar ve Kadınlar Mescitleri de, bugün onları da açıyoruz. Yine dört yıldır ziyarete kapalı olan ve sarayın en önemli ihtişamlı kısımlarından biri durumundaki Hünkar Sofrası bölümünü de bugün yeniden ziyarete açıyoruz. Tabi manidar olan şey şurada Sur-i Sultani’de, bakın 10 tane mescit şu Sur-i Sultani’nin içinde var. Ama bunlar Cuma mescidi değil yani burada sultan namazını günlük, sünnetini hatta kendi sünnetliğinde veya evinde kılar ama farza mescide gelir. Cumayı ise Ayasofya’da kılarlardı. Çünkü cuma camii dediğimiz işte odur. Örneği de burada.

Bu arada Topkapı Sarayı’nın içinde bulunana ama suları bugüne kadar akmayan veya akıtılmayan pek çok havuz, sebil ve şadırvan da yeniden asli işlevlerine kavuşturuldu. Sofa Mescidi’nin de müzenin açık olduğu saatlerde vakit ve cuma namazlarında hizmet vermeye başlamasından memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.

Bugün restore edilerek hizmete açılan bölümleri şahsım, milletim adına şükranla, takdirler karşılıyorum. Bu çalışmaların kesintisiz şekilde sürdürülerek, bu sarayın mümkün olan en geniş şekilde ziyarete açık hale getirilmesini özellikle arzu ediyorum. Çünkü biz uzun yıllar boyunca tarihinden, kendi geçmişinden koparılmak istenen bir milletin bugünkü mensupları, temsilcileriyiz.

Tarihimizle, medeniyetimizle, yeniden buluşma konusunda bilhassa yeni nesiller için Topkapı Sarayı gibi sembol eserlerin çok önemli işlevi olduğuna inanıyorum. Çünkü onlara özgüveni verecek olan işte bu eserlerdir. Yani ecdadıyla kendisini aşağılamayacak, tam aksine ecdadıyla bir özgüven kazanarak geleceğe bakacak. Bu mekânda 400 yıl boyunca sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun değil, onunla birlikte tüm bölgenin, dünyanın çok önemli bir bölümünün yönetildiğini bilmeleri dahi gençlerimizin ufkunu açacaktır, vizyonunu genişletecektir.

Tarihi, kim bilir hangi saiklarla yazılmış kitaplardan okumak, yalan yanlış televizyon dizilerinden, sinema filmlerinden öğrenmek başkadır buraya bizzat bu havayı teneffüs ederek görmek, yaşamak çok daha başkadır.

Muhteşem tarihimizin, kadim medeniyetimizin bu en önemli fiziki eserini içinde barındırdığı manevi değerlerle birlikte benliğine kazıyan her gencimizin kendisini Fatih’in, Kanuni’nin, Yavuz’un hakiki mirasçısı olarak göreceğine inanıyorum. Bu tür restorasyon faaliyetleri işte bu bakımdan çok önemlidir çok hayırlıdır. Burada öyle yerler var ki, maalesef üzülerek söylüyorum, oraları hep ahır olarak kullandılar ve oraları bizzat geldim gördüm. Ancak yeni yeni buraları kazanıyoruz ve yeni kuşaklara inşallah kazandırıyoruz.

Maalesef geçmişte gerek ülkemiz sınırları içinde olsun gerek sınırlarımız dışında olsun ecdadımızdan tarihimizden kalan eserleri koruma, ayakta tutma, yaşatma konusunda yeterli hassasiyet gösterilmemiştir. Bugün batıdaki birçok müzeye giderseniz, inanın bu coğrafyadan götürülmüş eserleri oralarda görürsünüz. Çalınmamış, geride kalmış olan eserlerin de büyük bir duyarsızlıkla çürümeye yıkılmaya terk edildiğini, yağmalandığını, yok edildiğini görüyoruz. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, işte İstanbul’un durumu ortada. Bunun için biz Başbakanlığımız döneminde olduğu gibi bundan sonra da tarihimize ve ecdadımıza ait eselerin yurt içinde ve dışında sahiplenilmesi; tamiri ve ayağa kaldırılması konusundaki çalışmaları yakından takip etmeyi sürdüreceğiz.

Geçenlerde birileri yine yazıyor çiziyor vesaire işte, ‘Vahdettin Köşkü’nü niçin yaptınız ne yapacaksınız?’ Şimdi, yani bunların bütün o rölevelerini filan bulduk, çıkardık ve bu eseri ortaya koyduk şimdi diyor, ‘Bunu Başbakan kendisi için kullanacak’ veya tabi şu anda Cumhurbaşkanlığı makamındayız, ‘Bunu ne yapacaksın?’ Yani bu tür eserleri ayağa kaldırmaktan, bunları yeniden kazanmaktan rahatsız olan, maalesef bakıyorsunuz ki, güya düşünce adamı yazıyor, çiziyor ve bunları eleştirmeye, bunların arasına da her türlü hakareti sıkıştırmaya çalışıyor. Biz de diyoruz ki, ‘Nerede hangi eserler varsa, bunları bugüne kazandıracağız, yarına kazandıracağız. Buradan, ama cumhurbaşkanı istifade eder ama başbakan istifade eder veyahut da değişik kurumlarımız istifade eder.’

Sadece şu 12 sene içerisinde hamdolsun günümüze ve geleceğimize kazandırdığımız vakıf eserlerle biz iftihar ediyoruz. 5 bine yakın eser Türkiye genelinde hamd olsun bugüne ve yarına kazandırılmıştır. Kültür Bakanlığımızın aynı şekilde, bütün bunlar aratarak devam ediyor, edecek.

Hele hele bir de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Vakıfbank’taki hissesini Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne almak suretiyle burayı inşallah şöyle bir katılım bankası haline getirmek gibi bir düşüncemiz var. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün katılım bankasını kurmasıyla birlikte inanıyorum ki, kendi yıllık karından belli bir kısmını bütün vakıf eserlere ayırması, bu eserlerin restorasyonunda kullanması, bir diğer taraftan işte burslarla, kredilerle bunun yanında birçok yerlerde aşevleriyle vesaireleriyle aynen ecdadımız, o akarları nasıl değerlendirdiyse, buralarda kullanmak suretiyle bizim vakıf medeniyetimizi çok daha güçlendireceğine inandığım bir anlayıştır o. Çünkü Vakıflar Genel Müdürlüğünün Vakıfbank’taki hissesi yaklaşık yüzde 60 ve bu, bugünkü rakamla yaklaşık 10 milyar doları aşıyor. Çok ciddi bir güç ve uluslararası camiada da katılım bankaları arasında öne çıkabileceğine inanıyorum ve bunun için de Başbakanlımızla da bu konuları görüştük,  görüşüyoruz. İnşallah bunu biran önce hayata geçirmek suretiyle ki şu anda Meclis’te bu konu inanıyorum ki Vakıflar Genel Müdürlüğü çok daha güçlü bir hale gelecek ve katılım bankasıyla birlikte hizmetlerini de çok daha ideal bir konuma taşıyacaktır.

Şunu bilmemiz lazım; geçmişini bilmeyen geçmişine sahip çıkamayan geleceğini inşa edemez. Biz geleceğin inşasıyla bir defa görevliyiz. Bu şuuru, bu anlayışı 7’den 70’e tüm insanlarımıza kazandırmak mecburiyetindeyiz. Milletin bizatihi kendisi sahip çıktığında, hiç kimse bu eserleri ne çalmaya, ne de yıkmaya cesaret edemez. İnşallah önümüzdeki dönemde bu konuda gerek Kültür ve Turizm Bakanlığımız başta olmak üzere, ilgili kamu kurumlarımız gerek ilgili Sivil Toplum Kuruluşlarımız ve önemlisi de milletimiz, el birliğiyle el ele vererek hareket edeceğiz.

Bir kez daha Topkapı Sarayı Müzemizin açılışını yaptığımız bölümlerinin hayırlı olmasını diliyor hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.