Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) Yaptıkları Konuşma

20.12.2014

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) Yaptıkları Konuşma

Sayın Bakan Arkadaşlarım,

Sayın Başkan,

Genel Kurulun Değerli Üyeleri,

Çok Değerli Yönetim, İcra, Denetim Kurulu Üyeleri,

İş, Siyaset, Sivil Toplum ve Medya Dünyamızın Değerli Temsilcileri, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyor, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu DEİK’in, 2014 yılı Olağan Genel Kurulu’nun ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Kuruluşundan bugüne kadar, DEİK çatısı altında emek vermiş herkese, özellikle şükranlarımı ifade ediyorum, ebediyete irtihal etmiş olanlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Yeni çıkan yasayla yapısı değişen, daha büyük bir umut ve heyecan ile yoluna devam edecek olan DEİK’in tüm yöneticilerine, tüm üyelerine de gerek emekleri için gerekse bundan sonra yapacakları çalışma için şimdiden teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki DEİK, yeni yönetimiyle, bütün konseyleriyle tüm mensuplarıyla özel sektörümüzün lider gücü olmaya, Türkiye’nin istikrarla büyümesine eşsiz katkılar sağlamaya devam edecektir.

DEİK’in yeni yasasının çıkmasının ardından 28 Eylül’de ilk Yönetim Kurulu Toplantısı’na bizzat katıldım. Bu toplantıda DEİK’in yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcıları, sayman üyesi ve icra kurulu üyeleri belirlendi. 2 Ekim’de olağanüstü genel kurul yapıldı, şimdi de Olağan Genel Kurul’u yapıyor ve artık bütün enerjimizi istikbale, özellikle de 2023 hedeflerine yoğunlaştırıyoruz.

Dünyanın, özellikle de bölgemizin ciddi değişimler yaşadığı bir süreçte DEİK’in öncülüğü ile özel sektörümüzün başarı çıtasını sürekli daha yükseğe çıkartacağına yürekten inanıyorum. Özel sektörümüz inşallah krizleri fırsata dönüştürmeye devam edecek, Türkiye’nin parlayan yıldızını daha da parlatacaktır. Bu genel kurul vesilesiyle tüm katılımcılara, tüm işadamlarına bir kez daha yolunuz açık olsun, bahtınız açık olsun, Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Çok Değerli katılımcılar,

Bugünlerde yakın tarihimize ilişkin çok önemli bir hadisenin Yüzüncü yıl dönümünü idrak ediyoruz; Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcının üzerinden yüz yıl geçti. Pazartesi gününden itibaren Sarıkamış Harekâtının da yüzüncü seneyi devriyesine milletçe ulaşmış olacağız. Yüzüncü yıl dönümünde gerek Birinci Dünya Savaşı’nı, gerek Sarıkamış Harekâtını hep birlikte tekrar hatırlamanın son derece önemli olduğuna inanıyorum. Eğer bugünlere nasıl ulaştığımızı bilmezsek istikbali inşa edemeyiz, bizden öncekilerin ne tür fedakârlıklara katlandıklarını idrak edemezsek, onlara vefa borcumuzu ödeyemezsek, ne millet olarak, ne de ülke olarak sapasağlam bir şekilde ayakta kalamayız.

Yüzyıl önce aralık ayı içinde sadece Allahu Ekber Dağları’nda 90 bin askerimizi kaybetmiştik, Birinci Dünya Savaşı’nın tamamında, dört buçuk yıllık süreçte bir milyona yakın insanımızı vatan müdafaasında yitirmiştik.

Bugün buradan bir kez daha şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum, o büyük kahramanların mekânları inşallah cennet olsun diye dua ediyorum. Çarşamba günü Konya’da Hazreti Mevlana’yı yad ettiğimiz Şeb-i Arus töreninde de ifade ettim; Dışarıdan bakanlar bu aziz milletin çöktüğünü, dağıldığını, o köklü çınarın kuruduğunu zannettiler, oysa bu aziz millet sadece yeni bir bahar için yapraklarını döktü. Yaşananlar çok hazindi, ancak bu Aziz Millet, her hazanın ardından bir bahar olduğuna her zaman inandı ve kendi iradesiyle, yiğitliğiyle, kahramanlığıyla hazanları bahara çevirmeyi her zaman başardı. Hani Mevlana diyor ya, bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir diye, evet bu aziz millet ümitsizliği, yılgınlığı, öz güvenini parçalamaya yönelik fitne ve nifak girişimlerini hiçbir zaman yanına yaklaştırmadı. İşte bugün bu aziz millet bir kez daha küllerinden yeniden doğuyor, bu aziz millet bir kez daha ayakları üzerinde doğruluyor, özgüven içinde bütün dünyaya “bende varım” diye yüksek bir sesle haykırıyor.

Kardeşlerim,

2023 bizim sadece iktisadi hedeflerimizi ifade eden bir yıl, ya da yıl dönümü değildir, 2023 iktisadi olduğu kadar siyasi, sosyal özellikle de uluslararası politikalarımızı ifade eden, bu yönde hedefler ihtiva eden bir yıldır. Şunu unutmayınız, 1923, 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın bir neticesiydi, 1923 birden bire ortaya çıkmış bir tarih değildi. Öncesinde Sarıkamış vardı, öncesinde Çanakkale Zaferi, Kutûl Amare Zaferi, Hicaz Kanal, Irak, Yemen, Trablus, Kafkasya cepheleri vardı. 1923’ün öncesinde İstiklal Harbimiz vardı. Dokuz yıl bu ülkenin evlatları cepheden cepheye koştular, dokuz yıl boyunca bir milyona yakın vatan evladı bu topraklar için canlarını feda ettiler. Üniversite öğrencileri, tıp fakültesi öğrencileri canlarını feda ettiler, bütün o fedakârlık, o büyük kahramanlık, işte 1923’ün yolunu açtı ve Cumhuriyetin      ilanına giden, istiklale giden zemini hazırladı.

Eğer, 2023 diyorsak, 2023’e inanıyorsak, bunun mücadelesine işte bugününden itibaren, 2014 yılından başlamak zorundayız. Hiçbir zafer, hiçbir başarı kendiliğinden gelmez. Meseleye bir dava olarak bakmadıkça, o davanın uğruna fedakârca ve kahramanca mücadele vermedikçe Allah zaferi müyesser etmez, mukadder etmez. Şunu burada özellikle vurgulamak isterim değerli arkadaşlar, 2023’e giden yol bir gülistan olmayacaktır, bir gül bahçesi olmayacaktır, bu sürecin zorlukları olacaktır, sıkıntıları olarak, zaman, zaman bizim gayretimizi, aşkımızı, şevkimizi kırmaya yönelik saldırılarda olacak. Vazgeçersek, yılgınlığa kapılırsak, ye’se teslim olursak bizde kaybederiz, millette kaybeder, ülke de kaybeder. Ama ecdadımızdan aldığımız ilhamla, ecdadımızın gösterdiği fedakârlığı, kahramanlığı, dirayeti kendimize rehber edinirsek o zaman  da ulaşamayacağımız hiçbir hedef olmayacaktır. Bakın, biz bu günlere öyle kolay ulaşmadık, 2002 sonundan bugüne gelen süreç öyle dikensiz bir gül bahçesi değildi. Neler yaşandığını, bu ülkenin ve bu milletin hangi badireleri atlattığını bizlerde gördük, sizlerde gördünüz.

Değerli Kardeşlerim,

Darbe senaryoları yazıldı, bazı senaryolar uygulama planına dahi geçti, şahsıma, arkadaşlarıma tehditler yapıldı, hatta suikast girişimleri oldu. İktidardaki parti, milletin sandıkta verdiği oylarla işbaşına gelmiş bir siyasi parti kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Parlamentonun yüzde altmış beşine sahipken kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Sokaklar hareketlendirildi, içeriden, dışarıdan, siyasete yönelik, milli birliğimize yönelik, ekonomiye yönelik çok sayıda operasyon yapılmak istendi. İşte en son geçen yıl bugünlerde 17 – 25 Aralık darbe girişimini yaşadık.

Bütün bu saldırıların, bütün bu operasyonların herhangi birinde eğer boynumuzu eğseydik, eğer diz çökseydik, eğer tuzağa düşseydik, inanın bugünlere ulaşamazdık. Bugün burada 2023 vizyonundan bahsedemezdik. Bakın darbenin sonucu konusunda kendilerinden o kadar eminlerdi ki darbe sonrasında kullanmak üzere iddianameyi hazırlamışlar ve o iddianameye “Dönemin Başbakanı” ifadesini koymuşlardı. “Dönemin Başbakanı” diyenler şimdi dönemin haşhaşi örgütü oldular. Merhum Menderes’e devran aynı,”Sabık Başbakan” diyenleri hiç kimse hatırlamıyor, aynı, hatırlayanlar da hayırla yâd etmiyor. Bizim için “Dönemin Başbakanı” diyen dönemin haşhaşi örgütünü de inşallah kısa süre zarfında hiç kimse hatırlamayacak, hatırlayan da hayırla yâd etmeyecek. Ancak şunu hiçbir zaman unutmayacağız ve unutmamalıyız, eğer bir maşa kullanılamaz hale gelirse bu üst akıl gider kendisine başka bir maşa bulur, bunu da unutmayalım. Bir senaryo çökerse, giderler başka bir senaryo yazarlar. Çünkü on iki yıldır bunu yapıyorlar. On iki yıldır renk değişse de görüntü, maske, kılıf değişse de oyun değişmiyor, senaryo değişmiyor. İşte bakın, düne kadar birbirlerine demediklerini, yapmadıklarını bırakmayanlar bugün kucaklaşıyorlar, niye? Çünkü üst akıl öyle emrediyor, öyle istiyor. Düne kadar birbirlerini hasım görenler bugün artık ortak hareket ediyorlar, niye? Çünkü patron öyle istiyor, üst akla, patrona da itiraz edemezler, itaatsizlik edemezler. Çünkü, aldıkları sözlerin diyetini ödemek zorundalar, bunların tabuları o, şimdi tabular yıkılıyor, mesele burada. Onun için bu dönem farklı bir dönem, hamdolsun Allah’a bizim ödenecek bir diyetimiz yok. Onun için bu kadar cesaretle, bu noktada bu kadar kavi hareket ediyoruz. Biz yetkiyi, emaneti birilerinden almadık, biz yetkiyi milletten aldık, hesabı da sadece millete veririz.

Değerli Arkadaşlarım,

14 Aralık tarihinde yargı önündeki iddialardan ve delillerden yola çıkarak bir süreç başlattı, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak bende bu süreci yakından izliyorum. Her şey yasalara uygun, usulüne uygun bir şekilde cereyan ediyor, yargının ve emniyetin geçmişte yaptığı hatalar tekerrür etmiyor. Hiç kimse süreç tamamlanmadan linç edilmiyor, medya yoluyla algı operasyonları yapılmıyor. Kim ne derse desin, gerçekten şu anda dikkatli, temiz bir süreç ilerliyor. Ancak, bu süreç başladığı andan itibaren malum çevreler “basın susturuluyor” diye bir kampanya başlattılar ve dünyaya da bunun bu şekilde de servisini sağladılar. Çok enteresan Avrupa Birliği tatil gününde bununla ilgili açıklama yapıyor, bunlar ne zamandan beri tatil gününde bu tür açıklamalar yapmaya başladılar, ne kadar da hassaslar. Ne kadar da bu ülkede bu olanları bitenleri seviyor, sayıyor hemen açıklamalarını yapıyorlar. Elli yıldır kapılarında bizi bekletenler, acaba bu hassasiyeti nereden elde ettiler? Uluslararası basın her zaman yaptığı gibi Türkiye aleyhine bu kampanyaya sımsıkı sarıldı, servisler önceden yapılmıştı, ne olacağını zaten biliyorlar. Uluslararası basını bir kenara koyun, Avrupa Birliği’nin sözde hukukun üstünlüğüne, evrensel değerlere inanmış, insan haklarına saygı duyduğunu iddia eden oluşumlar dahi sözcüleriyle çıktılar Türkiye aleyhine bu kampanyaya destek verdiler. Ben bu Avrupa Birliği’nin en büyük ülkesine PKK “terör örgütünü ülkenizde besliyorsunuz, barındırıyorsunuz, buyurun size dosyalar” diye sunduğumda, baştaki zattan veya hanımefendiden aldığım cevap şu, şu anda haklarında dört bin dava var, netice, bir hiç. Aynı şekilde diğerlerinden aldığım cevap bir hiç, verilen bir cevapta ne biliyor musunuz? Burası bir hukuk devleti, dolayısıyla biz hukuk devletindeki neticeyi bekliyoruz. Türkiye ney? Guguk devleti mi? Burası da hukuk devleti, dolayısıyla bu hukuk devletinin verdiği kararı bekleyeceksin, buradan çıkan karar neyse senden ondan sonra gerekli değerlendirmeni yaparsın.

İlerleme raporları hazırlanıyor, bütün raporlarda her şey önceden planlı, bize kalkıp akıl verenler işte biliyorsunuz Sabancı Holding’in binasında orada Merhum Sabancı’yı katleden terörist, şu anda Avrupa’nın ülkelerinde fellik, fellik dolaşıyor, yakalıyorlar, bir kapıdan giriyor, öbür kapıdan çıkıyor. Niye teslim etmiyorsunuz? Niye vermiyorsunuz? Söylediğimiz zaman bakıyorsunuz elli dereden elli türlü su getiriyorlar. Yedi tane vatandaşımızı biliyorsunuz öldürdüler, bizim milletvekillerimizi dahi mahkemeye sokmadılar, basın mensuplarını sokmadılar, kavga gürültü neyse girildi, Singelfingen’de vatandaşlarımızın yaşadığı bir evi kundakladılar, hala failleri ortada yok, hani batı, sen bunun hesabını verebiliyor musun? Yok, o zaman neyi konuşuyorsunuz? Siz hangi adaletten bahsediyorsunuz? Bu noktada hangi hukuktan bahsediyorsunuz? Bunların yapılanlar hoşlarına gitmeyebilir, bunlara ben şunları söylüyorum, umutlarınızı bir defa adalet üzere tesis edin. Umut bağladığınız maşaların maskesi düşüyor olabilir, hoşunuza gitse de gitmese de, Türkiye’de ki yargının tasarruflarına ve kararlarına saygı duyacaksınız. Hukukun üstünlüğüne saygı göstereceksiniz, neymiş? Gözaltına alınanlar gazeteciymiş, yahu gazeteci suç işlemez mi? İşlemiyor mu? Her zaman söyledim, İngiltere’de tele kulak skandalı nedeni ile 50 gazeteci sorguya çekilirken bir medya kuruluşu kapısına kilit vururken, neden çıkıp da basın susturuluyor demediniz? İsrail sadece bu yıl içinde 16 gazeteci katletti, neden sustunuz? İsrail lehine haber yapmadığı için işinden kovulan, sürülen gazetecilere neden sahip çıkmadınız? Mısır’da içinde Türkiyeli gazeteciler de olmak üzere onlarca gazeteci gözaltına alındı, Anadolu Ajansı mensubu da. Baskıya şiddete maruz kaldı. Neden sesinizi çıkarmadınız? Türkiye’de polis katiline, bekçi katiline insanların hürriyetlerine kasteden örgüt üyelerine “gazeteci” diyerek, sahip çıkacaksın ama Avrupa Birliği içinde olanı başka ülkelerde olanı görmeyeceksin. Hiç kimse kusura bakmasın.

Bakınız çok ilginçtir Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü bir rapor yayınlamış. Her zaman olduğu gibi Türkiye başköşeye yerleştirilmiş. Merak ettim acaba İsrail ile ilgili ne yazmışlar. Şöyle bir baktım. Arkadaşlar, raporun bir yerinde bile İsrail’in adı geçmiyor ama hakkını yemeyelim Filistin’in adı geçiyor. Filistin’de 7 gazetecinin öldürüldüğü yazıyor. Sanki o gazetecileri Filistinliler öldürdü gibi, bir algı oluşturuluyor ama İsrail, tek kelime ile dahi geçmiyor. Aynı şekilde yanıma Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi ki bizi de ziyaret ettiler kendilerine açık açık her şeyi anlattım. Adalet Bakanlığı’ndan bütün belgeleri aldırttım ve kendilerine bunları gösterdim. Bakın bunların adı gazeteci ama bunlar bak şurada polisimi şehit ettiler, şurada bekçimizi şehit ettiler, şurada evlerinde bombalar bulundu ve bunlar şu terör örgütünün mensupları üyeleri ve bunun yanında bunlar gazeteciliği bir maske olarak kullanıyorlar ve şuanda da mahkûm oldular. Ne deseler beğenirsiniz. Bunların yeniden yargılanmaları mümkün değil mi? Hayır dedim. Bitti o iş kapandı defter. İşte bakın dosyalar burada sizde bu tür şeyler olabiliyor mu? Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde olabiliyor mu? Niye bizden bunu istiyorsunuz? Ve o komite, yayınladığı raporda karşımızda hiçbir şey söyleyemedi. Türkiye’yi hedef alıyor ama İsrail’in katlettiği gazetecilerden, onlardan bahsetmiyor. Bu nedir, bunlar Türkiye’yi ne zannediyorlar. Acaba bunları bu operasyonları yutacağımızı mı zannediyorlar. Böyle mi düşünüyorlar?

Değerli Arkadaşlar, o günler geçti. Efendim Türkiye’nin uluslararası itibarı şöyle oluyor, böyle oluyor diyenler var. Hiçbir şey olmaz. Türkiye uluslararası itibarını manşetlerle, sahte raporlarla, Avrupa Birliği’nin açıklamalarıyla elde etmiş bir ülke değildir. Türkiye, güçlü ekonomisi ile zaten itibarlıdır, Türkiye, mazlumların sesi olarak zaten itibarlıdır. Türkiye, barışa sahip çıkan, mazluma, mağdura, hakka sahip çıkan dış politikasıyla zaten itibarlıdır. Türkiye itibarını,önce vicdanından ardından tarihinden, ecdadından, milletinden ve bayrağından alan bir ülkedir.

Biz öyle sahte raporlarla, sipariş üzerine hazırlanmış raporlarla, siyasi ideolojik nitelikli raporlarla, yanlı notlarla kürsülerden yapılan paralel destekçisi açıklamalarla kendisine istikamet belirleyecek bir ülke değiliz. Gezi olaylarında Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlık binalarına saldırı düzenlenirken bu Avrupa Birliği susuyordu, hiç sesi çıkmıyordu. 17 – 25 Aralık’ta ülkenin seçilmiş hükümetine darbe girişiminde bulunulurken bu Avrupa Birliği yine susuyordu. Mısır’da darbeye sustular, hani demokrasi? Nerede demokrasi? Ey Avrupa Birliği “ileri demokrasi” diyorsunuz, demokrasiye niye sahip çıkmıyorsunuz? Seçilmiş insanlara niye sahip çıkmıyorsunuz da, darbe yapanlara sahip çıkıyorsunuz. Aynı şekilde Ukrayna’da da sustular, Suriye’de de sustular. Biz bol bol Suriye’de nasihat veriyorlar. 300 bini aşkın insan öldürüldü. Şuana kadar 1 milyon 700 bin göçmen, mülteci, sığınmacı aldık, bunlara biz bakıyoruz. Şu anda 5.5 milyon dolara yakın harcamamız var. Bize Avrupa’dan gelen 200 milyon dolar, dünyanın değişik yerlerinden gelen 200 milyon dolar ve tüm Avrupa’da şuanda sığınmacı sayısı 130 bin. Bize nasihat vereceğinize, gelinde bu attığımız bu adımlara destek verin. Söyledikleri ne? “Bu ev sahipliğinizden dolayı sizleri tebrik ederiz.” Yani en irisinden, en cılızına kadar hepsinin söylediği bu, “Çok farklı bir önderlik yapıyorsunuz. Bu kadar insanı hakikaten burada barındırıyorsunuz. Kamplarınızı gezdik, gördük dünyanın hiçbir yerinde böyle kamplar yok, çok güzel kamplar yaptınız. Evlerde barındırıyorsunuz. Her türlü takdirin üstünde bu yaptıklarınız.” İyi güzel de, ya biraz katkıda bulunun, hadi sizde bir şeyler verin. Paraya gelince onların tanrısı o.Ama biz, öyle de olsa böyle de olsa o bombaların altındaki insanları biz o bombalara teslim etmeyeceğiz. Bize sığınıyorlar mı, biz alacağız.

Bakın çok enteresandır Kobani, Kobani, Kobani dediler değil mi? Uçaklarla oraya mühimmat indirdiler. Nereye gitti o mühimmat? Bir kısmı terör örgütü DEAŞ’a gitti, bir kısmı da PYD’ye gitti. Bunların ikisi de zaten terör örgütü. Al birini vur öbürüne, birbirlerinden farkı yok. Bunu biz Amerika’ya ifade ettik. Ama maalesef yine yaptılar bunu. Kobani’nin içinde zaten şuan sivil halk yok. 200 bin insanı biz zaten ülkemize aldık. Şu anda orada son haliyle 3 bin kadar savaşçı var. Bunlar DEAŞ ile savaşıyorlar. Peki, Halep ile niye ilgilenmiyorsunuz? Asıl önemli olan orada Halep. Kobani’nin stratejik bir önemi yok. Birileri için var. Ben şimdi düşünüyorum. Arkadaşlarıma da diyorum ki, ‘yoksa yeni bir burada kuzey Suriye’de yeni bir yapılanmamı oluşturuluyor. Yeni bir eyalet mi oluşturuluyor?’ Çünkü Esed’in böyle bir derdi yok üç kantonu birleştirmek suretiyle burada yeni bir yapılanmamın içerisine girebilirler. Bu tabi ülkem için bir sıkıntıdır, bir tehdittir. Bunu görmemezlikten gelemeyiz. Peki, Halep’e niye gelip de sahip çıkmıyorsunuz? Halep’te 1 milyon 200 bin insan var, 1.5 milyon insan var. Onlarla bizim diyaloglarımız Kobani’den daha az değil ve orada bir ekonomi var, orada bir kültür var, orada bir medeniyet var, orada bir tarih var. Niçin Halep’e sahip çıkmıyorsunuz? İşte koskoca bir soru işareti bu. Biz biliyoruz, sabırlıyız, ama bütün gerçekleri görerek adımlarımızı atıyoruz.

Bakın tarihin en büyük işkence iddiaları karşısında da ağızlarını açmadı bunlar. İşte televizyonlarda falan yayınlanan işkence manzaralarını gördünüz. Sesleri çıkıyor mu? Çıkmıyor. Guantanamo’da olanları izledik değil mi? Diğer cezaevlerinde hapishanelerde olanları izledik değil mi? Türkiye’deki bir cezaevinde böyle bir şey olsa, acaba bunlar bu şekilde dururlar mı? Dünyanın altını üstün getirirler.

İş aleyhlerine dönünce Paralel Yapı’nın inlerine girilmeye başlanınca hepsinin dili çözüldü. Tekrar söylüyorum o günler geçti. Türkiye Avrupa Birliği’nin önünde kapıkulu değildir. Türkiye bırakın boynunu eğmeyi, bırakın geri adım atmayı. Asla ve asla azarlanacak, tedip edilecek, kendisine gündem belirlenecek, kendisine istikamet çizilecek ülke hiç değildirdir. Biz ne itibarımızdan, ne gücümüzden, ne de büyümemizden hiçbir şey kaybetmeyiz. Hiç merak etmeyin.

Ben inanıyorum ki şurada bulunan bütün iş adamlarımız, girişimci kardeşlerim bir defa bu azminden bu kararlılığından hiçbir şey kaybetmesin, inanın bizi tutan olmayacak biz yine azimle, kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Sahte raporlar hazırlayanla,r bırakın onlar sahte rapor hazırlamaya devam etsinler. İftiralarla, yalanlarla, yanlı açıklamalarla, tarafgir kredi notlarıyla üzerimize gelenler, itibarlarından kaybettiler ve daha da kaybedecekler. İşte bunun için dikkatli olacağız. 2023’e kadar dikkatle, hassasiyetle, sabırla ve dirayetle yürüyeceğiz. Onlardaki bozma, yıkma, yıpratma azmini görecek biz onlardan çok daha azimli, kararlı çok daha cesur olacağız. Her zaman söylüyorum. Biz işimize bakacağız. Onların işi bizi engellemek, bizim işimiz ise hiçbir engele takılmadan yürümek, hatta yürümenin ötesinde koşmak. Onların  işi bizi yavaşlatmak bizim işimiz hızımızı daha da arttırmak. Onlar, eski Türkiye’yi geri getirmek için mücadele edecekler, biz yeni Türkiye’yi kurmak için daha çok çalışacağız. Türkiye’nin bütün kurumlarından özellikle de yüzü dünyaya dönük olan kurumlarından işte bu süreçte çok daha fazla gayret bekliyoruz.

TİKA daha çok çalışacak, daha fazla mazluma ulaşacak. Kızılay çok daha aktif olacak. AFAD daha çok yara saracak. TRT bütün dünyaya seslenecek. Anadolu Ajansı dünyanın en iyi ajansları arasına giriyor, girecek. Hem Türkiye’nin hem tüm mazlumların inşallah dünyadaki tüm sessiz yığınların sesi olacak. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı aynı şekilde, Yunus Emre Enstitüleri aynı şekilde, THY aynı şekilde dünyayı adeta kuşatacak, ama bütün bunlardan önce özel sektörümüz, yani sizler iş adamlarımız, girişimcilerimiz sınır tanımadan, engel tanımadan aşkla, sevdayla, heyecanla dünyada mekik dokuyacaklar. Burada bir gerçeği özellikle söylemek istorum; Yüzyıl önce Sarıkamış’ta gözleri açık olarak donup kalan on binlerce Mehmetçiğin, sayısız şehidimizin gözleri inanın bizim üzerimizde, sizlerin üzerinde. 77 milyon milletimizin, dünyadaki tüm mazlumların gözü sizin ve bizim üzerimizde bizden bekleneni yapmazsak, önce şehitlerimize, sonra milletimize mahcup oluruz. Bizden bekleneni yapmazsak, Türkiye’ye umut bağlamış mazlumlara, mağdurlara, sessiz yığınlara mahcup oluruz.

Unutmayın, maşalar her zaman olacaktır, tuzaklar her zaman olacak. Dün din alimi maskesiyle vatanına ihanet edenler, yarın başka bir maskeyle ülkelerinin karşısına çıkacaklar. Unutmayın Hasan Sabbahlar hiçbir zaman bitmez, bunlar her zaman olacaktır. Onların bir tuzağı varsa, Allah’ın da bir tuzağı var. Onların bir hesabı varsa, milletin de bir hesabı var. İşte gün geldi, hesap döndü ihanet hesabı yapanlar millete hesap vermeye başladı. Şehitlerin izinden yürüdükçe, milletin önderliğinde yürüdükçe; bu yürüyüşü kimse durduramayacaktır.

Değerli Kardeşlerim,

2023 yılının 29 Ekim’ine şurada sadece dokuz yılımız kaldı. Ekonomide küresel krize rağmen Türkiye’ye yönelik algı operasyonlarına rağmen, son derece sağlam bir zeminde ilerleyişimiz sürüyor. 12 yıl içinde ekonomimiz defalarca test edildi. Hamdolsun bütün imtihanlardan başarı ile çıktık. İhracatta artış eğilimi güçlü şekilde devam ediyor. Bir kapı kapanırsa, sağ olsun ihracatçılarımız farklı kapıları açıyorlar, oraları zorluyorlar. Son derece başarılı şekilde kendilerine yeni pazarlar buluyorlar.

Şimdi, 2015 yılına giriyoruz. 2015 yılı bizim için yeni bir seferberlik olacaktır ihracatta. İnşallah bir taraftan Afrika’ya, tekrar hızlı bir şekilde gireceğiz. Bir diğer taraftan Güney Amerika, Latin Amerika oralara yükleneceğiz. Beraberce inşallah oralara gidip, oralarda bütün sektörel bazda da olsa, görüşmelerimizi yapacağız, inşallah büyük ölçüde gayretlerimiz, anlaşmaları yapıp buralardan döneceğiz ve Afrika’da istiyorum ki gidilmedik yer bu süreç içerisinde bırakmayalım.

Enerjide, Türkiye yaptığı anlaşmalarla, başlattığı projelerle, hazırladığı yatırımlarla, artık farklı bir kulvarda koşuyor. İşte dün biliyorsunuz Katar Emir’i ülkemizdeydi. Kendileri ile görüşmelerimiz oldu, detay görüşmelerimiz oldu ve her alanda Türkiye ile her türlü girişime hazır olduğunu basın toplantısında da açıkladı. Özellikle inşaat sektörüne yönelik 2022 Dünya Kupası sebebiyle gerek altyapı, gerek üstyapı noktasındaki adımlarda Türk müteahhitlerini Katar’da görmeyi arzu ettiğini bizzat kendisi de orada ifade ettiler. Şimdi bütün bunlar, bu ikili ilişkilerimizin ne denli ileri gittiğini gösteriyor.

İşte bir diğer tarafta kısa bir süre önce Sayın Putin’in yine Türkiye ziyareti ve bu ziyarette Güney Akım’ı tamamen terk ettiklerini, kendi ifadeleriyle bir Türk Akımı kurmayı hedeflediklerini söylediler. Nedir o? Yunanistan sınırında burada bir dağıtım merkezi kurmayı ifade ettiler. Şimdi bu ifade ile bizde buradan Türkiye olarak ihtiyacımız olan gazı alabileceğiz. Ama, Avrupa, Batı’da onlarda istedikleri kadar oradan gazı alabilecekler. Bütün bunlar önümüzdeki 3 yıl içerisinde atılabilecek önemli adımlar.

Bu adımların içerisinde müteahhitlerimiz kesinlikle yerlerini almalıdır. Şunu çok açık net söylüyorum Cumhurbaşkanı olarak inşaat sektörünü hafife almaya asla tahammülümüzün olmadığına inanıyorum. Zira inşaat sektörünün bizim için önemli yanı şudur; Bir defa emek yoğun bir sektör olması hasebiyle istihdamda bize önemli bir alan meydana getirmektedir. Bu demek değil ki inşaat sektörüne girerken, kalkıp sanayiyi bir kenara koyalım. Hayır, ikisini de at başı götürmek durumundayız. Bunun ikisini beraber başarmalıyız. Birini bırakalım, öbürünü yapalım olmaz. Büyük ülke böyle düşünmez. Büyük ülke inşaat sektörünü de düşünecek ileri teknolojiyi, sanayiyi de düşünecek. Bunları beraber yürüteceğiz.

Tabii bunu söylerken burada bir şeyi daha söyleyeceğim; Onun için finans sektörünü de burada özellikle uyarmak istiyorum. Kredi noktasında lütfen gözlüklerinizi şöyle biraz daha dikkatli seçin. Yakın – uzak burada bir sıkıntı olmasın. Lütfen yüksek faizlerle kredi olayını şöyle bir gözden geçirin. Faizleri düşürmek durumundayız ki, girişimcimiz, yatırımcımız cesaretlensin onlar yatırım yaptıkça inanıyorum ki üretim artacaktır, istihdam artacaktır, ihracat artacaktır. İhracatımızın rekabet gücü artacaktır.

En fazla parayı kim kazanıyor? Finans sektörü kazanıyor. Reel sektörün içindekiler finans sektörünün içindekiler kadar para kazanmıyor. Üstelikte çok fazla yorulmadan kazanıyorlar. Öyleyse burada kalkıp el ele vermeye mecburuz. Yatırımcının önünü açmaya mecburuz. Yatırımcı her ne kadar finans sektörüne ihtiyacı varsa finans sektörünün de yatırımcıya ihtiyacı var, bunu bir kenara koyamayız. Bu et ile tırnak gibi ve ben arkadaşlarıma da hep şunu söyledim; Bugün Amerika bir puan uyguluyorsa, Avrupa bu civarlarda dolaşıyorsa öbür tarafta Japonya eksi bunu uyguluyorsa bize ne oluyor? Komisyonlarını falan kattığınız zaman bakıyorsun 13, 14, 15 puanlara kadar çıkıyor. Tek kelimeyle bu zulümdür. Peki, “Siz Başbakandınız ve bunu niye yapmadınız” derseniz. Onu da söyleyeyim başarısız olduğum konulardan bir tanesi de budur ama sürekli bunların müzakerelerini yaptık anlayışım budur, düşüncem budur. Onu tekrar söylüyorum.

Sanayimiz karamsarlık pompalayan çevrelere rağmen hamdolsun devasa yatırımlar yapıyor. Tarihinin en büyük yatırımlarını, en büyük hacimli yatırımlarını gerçekleştiriyor. İşte en son İzmit’te biliyorsunuz Tüpraş’ın 3 milyar dolarlık Türkiye tarihinde tek kalemde yapılmış en büyük sanayi yatırımını hizmete açtık. Bunlar bizim için önem arz ediyor. Bunlar bir teşviktir, bunlar bir sıçramanın alametidir. Savunma sanayinde, bilişimde, inovasyon, araştırma-geliştirme, markalaşmada güzel gelişmeler yaşanıyor. Ben bundan dolayı tüm girişimcilerimize teşekkür ediyorum.

Yine geçtiğimiz hafta Gebze’de Türksat 6A Uydusu’nun inşa protokolünü imzaladık. İnşallah kendi mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, bilim insanlarımız bu milli uyduyu da yapacak, uzaya göndereceğiz. Ekonominin canlanmasında güçlenmesinde kilit bir role sahip olan çözüm süreci aynı şekilde o da kararlılıkla ilerliyor.

Paralel Yapı’nın güç kaybetmesi ile inanıyorum ki çatışma hayalleri kuran, çatışma senaryoları yazan çevreler de hayal kırıklığına uğradılar. Şu anda sokak çatışması çağrıları yaparak sokak direnişinin meşru olduğu gibi son derece tehlikeli açıklamalar yaparak, huzur bozmaya, kaos oluşturmaya çalışanların da hesabı inşallah tutmayacak. Gençleri sokağa çağıran, gençleri şiddete teşvik eden bu sorumsuz siyasetçiler Pensilvanya ile ittifakın diyetini ödeme gayreti içindeler 2023 yılında en önemli, en tarihi ve milli bir projemiz olan çözüm sürecini inşallah nihayete erdirecek,. 77 milyon huzur içinde, emniyet içinde geleceğe yürüyeceğiz. Umudumuzu yitirmeyeceğiz. Heyecanımızı hiç yitirmeyeceğiz, geçmişte yaptık, yine yapıyoruz ve inşallah yapacağız.

Bu düşüncelerle, DEİK’in 2014 yılı Genel Kurulu’nun bir kez daha hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Alınteriniz, emeğiniz Türkiye’ye ve Türkiye Ekonomisine kazandırdıklarınız için bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Allah yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor, başarılar diliyor hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.