Hazreti Mevlana’nın 741. Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenlerinde Yaptıkları Konuşma

17.12.2014

Hazreti Mevlana’nın 741. Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenlerinde Yaptıkları Konuşma

Sevgili Mevlana Dostları,

Değerli Misafirler,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum.

Vefatının, yani Vuslatının 741. sene-i devriyesinde büyük mütefekkir, gönül insanı, sevgi medeniyetimizin mimarlarından Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerini bir kez daha rahmetle yâd ediyor, “mekânı inşallah cennet olsun” diyoruz.

Bizleri, bir Şeb-i Arus’a daha eriştirdiği, bu düğün gecesinde gönülden gönüle muhabbet etmeyi bir kez daha bizlere nasip ettiği için Allah'a sonsuz hamd-ü senalarımızı sunuyoruz.

Ancak ve ancak aşk ile yazılmış bir eser yedi buçuk asır ayakta kalabilir. Hz. Mevlana eserlerini öyle bir aşk ile meşk etmiş ki, Vuslatından 741 sene sonra dahi bir araya geliyor, onu yâd ediyor, onun düğün gecesinde birbirimizle muhabbet ediyor, sohbet ediyoruz.

Şunu özellikle hatırlatmak isterim ki: Mevlana, arkasında sadece nice yazılı eserler ve sönmeyen fikirler bırakmış bir insan değildir. Hz. Mevlana arkasında aşk ile yoğurulmuş o tür eserler, aşktan ilham almış fikirler bıraktığı içindir ki, sadece bu salonda değil, 780 bin kilometrekare içinde de bir muhabbet ve uhuvvet iklimini muhafaza edebiliyoruz.

Eğer bir vatanımız varsa, bu Mevlana gibi gönül dostlarının sayesindedir. Bir ülkemiz, bir bayrağımız, istiklalimiz varsa bu, Mevlana gibi, Yunus Emre gibi, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli gibi ulu mimarların sayesindedir. Eğer bugün tek bir millet olarak kardeşçe hür ve bağımsız yaşama imkânına sahipsek, bu, Sultan Selahattin kadar, Sultan Kılıçaslan kadar, Sultan Alparslan kadar biliniz ki Hz. Mevlana’nın, Ahmed Yesevi, Fakî-yi Tayran’ın, Ahmed-i Hani'nin aşk ile yoğurdukları eserlerinin neticesidir.

Bütün şehitlerimiz ve gazilerimiz gibi medeniyetimize ve milletimize ilmi, idraki, irfanı, hikmeti taşımış olan aziz gönül mimarlarımızı, medeniyet mimarlarımızı da bu Vuslat günü vesilesi ile hürmetle, minnetle yâd ediyor, “Allah hepsinden razı olsun” diyorum.

Kardeşlerim,

Diyor ki Hz. Mevlana: “Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa, Rabb’ine dönüp, ‘Benim büyük bir derdim var.’ deme. Derdine dön ve ona de ki: ‘Benim çok büyük bir Rabb’im var.’.” Ve yine diyor ki Mevlana: “Niye üzülüp ağlarsın ey can, bırak sevmeyen gitsin. Dua et, Rabb’im seni terk etmesin. İşte o terk ederse sen o zaman gerçekten bitersin.”

İşte bu büyük sözler vefatının ardından 741 yıl daha yaşayabilmenin sırrını ihtiva eden sözlerdir. Bu derin sözler bir büyük medeniyetin hangi temel üzerine inşa edildiğini gösteren, üzerinde çokça ama çokça düşünmemizi gerektiren sözlerdir. Hz. Mevlana ve onun gibi nice gönül mimarı hem kendi çağlarında yaşayanlara, hem de asırlar sonra gelecek nesillere aşk kadar, sevgi kadar işte bu umudu, cesareti ve özgüveni adeta bir emanet gibi teslim etmişlerdir.

Hani diyor ya: “Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir.” Kişi Rabb’ine dayanmışsa yalnız değildir. Kişi Rabb’inin yoluna girmişse, istikamet üzereyse korkaklık, ümitsizlik, güvensizlik artık onu terk etmiştir. Rabb’ine kavuşmayı bir vuslat olarak gören, Rabb’ine kavuştuğu geceyi bir düğün gecesi, Şeb-i Arus olarak gören kişi için ölüm artık ölmüştür. Ölümü içinde öldüren kişiyi artık Allah'tan başka hiç kimse korkutamaz. Ölümü adeta düğün gibi karşılayan kişiye hiç kimse diz çöktüremez. Yapayalnız kaldığında bir dostu olmasa bile, kendi kendisine “Korkma muhakkak ki Allah bizimledir” diyebilen kişi, yalnızlığı da, korkuyu da, ölümü de aşmış, geride bırakmıştır. İşte bizi tek bir millet yapan, bizi istiklaline âşık bir millet yapan da bu fikirdir, bu hassasiyettir, bu hissiyattır.

Yunus Emre diyor ya: “Ten fanidir, can ölmez / Çün gitti geri gelmez /  Ölür ise ten ölür / Canlar ölesi değil.” Evet. Asırlar geçse de, tenler, bedenler ölse de can ölmemiştir. Millet ölmemiştir. Millet tefekkürü, millet tasavvuru hiç yitirilmemiştir. Rabb’ine yani Hakk'a dayanan millet her badireye, her saldırıya, her operasyona rağmen asırlar boyunca dimdik ayakta kalabilmeyi hem de umutla, heyecanla, cesaretle, en önemlisi de istiklali ile ayakta kalabilmeyi başarabilmiştir. Dergâhına umutsuzluğu yaklaştırmadığı için, dergâhına ikiliği, fitneyi, nifakı asla yaklaştırmadığı için, bu millet sarsılsa dahi hiçbir zaman çökmemiş, hiçbir zaman yıkılmamıştır.

Diyor ki Hz. Mevlana: “Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için sadece yaprak döktük.”  İşte aynısını, aynı kaynaktan kana kana beslenen Yunus Emre de söylüyor: “Biz sevdik, âşık olduk, sevildik, maşuk olduk, her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.” Evet, Selçuklu Devleti dağıldığında bu milletin çöktüğünü zannetmişlerdi. Ama bu millet sadece bir başka bahar için, Osmanlı baharı için yaprak dökmüştü. Osmanlı Devleti dağıldığında bu milletin bittiğini zannetmişlerdi. Ama bu millet Cumhuriyet baharı için, Cumhuriyet ile yeniden doğuş için sadece yaprak dökmüştü. Mevlana'ya, Yunus'a, Hacı Bektaş-ı Veli'ye, Ahmed-i Hani'ye sahip çıktığımız müddetçe, onların aşkla yoğurdukları medeniyete, sevgi ile inşa ettikleri muhabbete sahip çıktıkça. Allah’ın izni ile bu millet hiçbir şeyden korkmayacak, her dem yeniden doğmaktan da asla usanmayacaktır. İçeride ve dışarıda, kökümüzle, tarihimizle, ecdadımızla, medeniyetimizle irtibatımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu zannedenler çok ama çok büyük bir yanılgının içindedirler. Bu irtibat öyle bir irtibattır ki, dışarıdan bakanlar kopacak zannetseler de, aslında her gün daha da güçlenir. Bu öyle bir bağdır ki, dışarıdan bakanlar bitecek zannetseler de, o her dem her an çoğalır, artar. Dışarıdan çok saldırıya, içeriden de çok ihanete maruz kalan bu millet, tarihi ile ve ecdadı ile olan sağlam irtibatı sayesinde emin olunuz her saldırıyı, her ihaneti bertaraf edecektir. Rabb’ine dayanmış, Rabb’ine ram olmuş bir milleti, içeriden de dışarıdan da hiç kimse yıkamayacak, hatta yıpratamayacaktır. Kimin dost, kimin hasım olduğu er ya da geç anlaşılacak, kimin aşk dolu, kimin de ihanet dolu olduğu er ya da geç aydınlığa kavuşacaktır.

Kardeşlerim,

Mevlana hemen tüm eserlerinde en çok da maske ile dolaşan sahte din rehberleri konusunda bizleri uyarmıştı. Unutmayınız ki Hz. Mevlana Alamut Kalesi’nin sakini Hasan Sabbah’tan sadece bir asır sonra yaşamış, sahte âlimlerin tuzağına düşen takipçilerin acınası halini görmüş bir münevverdi. Onu biliyordu. Sahte din rehberlerini; “Rengârenk boya küpüne düşüp arkadaşları arasında ben renkli bir tavus kuşuyum” diye böbürlenen çakallara benzetmiştir. Mevlana, o sahte rehberleri; etrafındakileri çağırıp “Benim gül bahçesi gibi yüzlerce rengim var, o zaman bana secde et, bana dinin direği lakabını tak” diyen şaşkınlara ve şarlatanlara benzetmiş, herkesi onlara karşı uyarmıştır. Mevlana uyarısında ne kadar da haklıdır. Öyle âlimler vardır ki, vefatlarının ardından asırlar da geçse kendileri ve eserleri unutulmaz. Öyle de âlim maskesi takmış olanlar vardır ki, daha hayattayken kendilerinin de, kendilerine bel bağlayanların da, foyası meydana çıkar. O maske takanlar rezil olurken, Mevlana'nın uyarısına kulak asmayıp, onların peşine düşenler de hayal kırıklığı yaşarlar. O maskeli âlimlerden medet umanlar, onları ikballeri için, rantları için, fitne projeleri için kiralayanlar da aynı şekilde hayal kırıklığı yaşarlar. Allah'a sonsuz hamd-ü senalar olsun ki, bu aziz millet Hasan Sabbah'lara, sahte peygamberlere, sahte mehdilere, sahte evliya ve dervişlere, modern Yezitlere karşı da hep muhafaza olunmuştur. İnşallah gönül mimarlarının, erenlerin, aşk ustalarının hamurunu yoğurduğu bu millet ve bu medeniyet, onu bozmaya ve bulandırmaya çalışan tüm hasımlarına karşı da hep uyanık olacak, hep Mevlana'nın izinden yürüyecektir.

Burada, Hz. Mevlana’nın manevi huzurunda, tekrar tekrar vurgulamak isterim. Bu aziz millet her bir ferdi ile uhuvvetin ve muhabbetin mayası ile mayalanmıştır. Zira bu aziz millet tarih boyunca yaptığı büyük fedakârlıklarla, her saldırı karşısında tek yürek olmayı başarabilmiştir. Fikirlerimiz farklı olsa da; diller, inançlar, mezhepler, etnik kökenler, kültürler farklı olsa da insan olarak, can olarak birbirimize saygımızı, hürmetimizi, her ne olursa olsun kaybetmeyeceğiz. Biz Eşref-i Mahlûkat olan insanız. Yaratılmışların en şereflisi olan insanız. Allah bize böyle baktı ve bizi böyle yarattı.

Kardeşlerim,

Bir hazan mevsiminin ardından, uzunca bir yaprak dökümünün ardından Yeni Türkiye ile yeni bir bahara, yeni bir uyanışa hazırlanıyoruz. Bu bahar kardeşlik baharıdır. Bu bahar dayanışma baharıdır. Bu bahar inşallah eski tartışmaların son bulacağı, karanlıkların aydınlığa yerini teslim edeceği bir bahardır. Bu bahar Türkiye'nin normalleşeceği, hukukun, siyasetin, idarenin, toplumun her kesiminin normalleşeceği bir bahardır. İnanıyorum ki bu bahar reddin, inkârın, yasakların tehdit ve şantajların, nifak ve sabotajların filizlenme imkânı bulamayacağı, bu topraklardan silinip gideceği bir helalleşme baharıdır. Kutuplaştırmanın ve ayrıştırmanın artık hiç kimseye faydası yoktur, hayrı yoktur. Korkutmanın, sindirmenin, Türkiye düşmanları ile ittifak yapmanın hiç kimseye sağlayacağı bir çıkar yoktur. Millet özgüvenini yeniden kazanırken, bu özgüvenin ve umudun farkında olmayanlar da, özeleştirilerini samimiyetle yapmak zorundadır.

Şimdi bir kez daha durulmadan, bulanmadan, istikbale bakma zamanıdır. Şimdi düne ait sorunlara çözüm bulma zamanıdır. Şimdi Mevlana'nın dili ile yeni şeyler söylemek, yeni Türkiye'ye doğru akmak zamanıdır.

Aziz millet, 77 milyon her bir ferdi ile umutla, heyecanla çözüm aşkı ile özgüven içinde gelecek bahara, Yeni Türkiye'ye doğru yürümektedir. Mevlana'yı yeniden ve yeniden anlayarak, Mevlana'yı her dem hatırlayarak inşallah bu yeni baharı, Yeni Türkiye’yi de sağlam bir temel üzerinde inşa etmeyi sürdüreceğiz. Kim ne derse, kim ne yaparsa yapsın, teni ölse de 741 yıldır canı ölmeyen, sözü ölmeyen, aşkı sönmeyen Mevlana'yı dinlemeye, ona kulak vermeye devam edeceğiz. Çünkü o sadece Allah'a kul oldu. Çünkü o sadece onun sevgili Habib’inin izinden yürüdü.

Vuslatının 741. yıl dönümünde Hz. Mevlana'yı tekrar rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Bu güzel düğün gecesini tertip edenlere ve bugüne kadar yaşatanlara şükranlarımızı sunuyorum.

Allah ülkemizi, milletimizi, uhuvvetimizi, muhabbetimizi daim etsin diyor, hepinizi sevgi ile saygı ile selamlıyorum.