TÜRKSAT 6A Yerli Haberleşme Uydusu Proje İmza Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

15.12.2014

TÜRKSAT 6A Yerli Haberleşme Uydusu Proje İmza Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

Değerli Kardeşlerim,

Değerli Dostlar,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, az önce imzaları atılan TÜRKSAT 6A Projesi’nin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum.

Bu projenin hayata geçmesini sağlayan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımız ile TÜRKSAT Genel Müdürlüğümüze ve TÜBİTAK Başkanlığımıza şükranlarımı sunuyorum.

Bu büyük Projede görev alan tüm teknik ve idari personele, Türkiye’de bu büyük iftiharı yaşatacak olan yetişmiş elemanlarımıza, bilim insanlarımıza, mühendis, teknisyen, işçilerimize yürekten teşekkür ediyorum.

Bugün, buraya gelmeden hemen önce TÜPRAŞ’ın büyük bir yatırımını hizmete açtık. 3 milyar dolar bedelle tamamlanan, bu boyutuyla Türkiye’de bugüne kadar tek kalemde yapılmış en büyük sanayi yatırımı olan TÜPRAŞ Dönüşüm Tesisini açarak, çok büyük bir gururu, büyük bir iftiharı teneffüs ettik. Ardından buraya geldik. Burada da yine farklı bir gururu, farklı bir iftiharı hep birlikte yaşıyoruz. Büyüyen, güçlenen, gelişen yeni Türkiye’nin yansımalarını, gurur tablolarını, hep birlikte müşahede ediyoruz.

Biliyorsunuz, bu yılın Ocak ayında Japonya’da yapımı tamamlanan TÜRKSAT 4A uydumuz teslim alınmış, 15 Şubat’ta da bu uydumuz, Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nden başarıyla fırlatılmıştı. Yazılımının tamamını, donanımının yüzde seksenini kendimizin ürettiği ilk keşif uydumuz, Göktürk 2’yi de 2012 yılında Çin’den uzaya göndermiştik. 2011 yılında da yine kendi tasarımımız ve üretimimiz olan -az önce de ekranda izledik- RASAT Uydusu’nu yörüngesine yerleştirmiştik.

Tabii biraz önce imzalanan protokolle startını verdiğimiz özellikle TÜRKSAT 6A uydusu, bunlardan çok daha kapsamlı, çok daha ileri bir proje. İktidarımız döneminde 4 tane önemli projeyi gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. Hem ticari, hem askeri amaçlı görevler üstlenecek olan TÜRKSAT 6A uydumuzda kullanılacak alt sistemler, yer istasyonu ve yazılımlar tamamen milli imkânlarla gerçekleştirilecek. Bu Proje kapsamında geliştirilecek olan alt sistemler, daha sonra üretilecek milli haberleşme uydularının da alt yapısını oluşturacak. Dolayısıyla Proje, sadece vereceği hizmetle değil, aynı zamanda stratejik mahiyetiyle de bizim için son derece önemli. Bunlar, bir sıçrayışın bir özgüvenin alametleridir. Türkiye’nin ileride, bu kendi yaptığı uyduları uzaya gönderebileceği gibi, bu tür imkânlara sahip olacağına da ben yürekten inanıyorum. Türkiye bugün, hayalleri gerçeğe dönüştürüyor. İnşallah yakın zamanda, hayali bile kurulamayanları da gerçekleştirmeyi mutlaka başaracaktır.

Değerli Arkadaşlar,

2003 yılından itibaren araştırma-geliştirme faaliyetlerini desteklemenin, bilgiye giden yolu açmanın mücadelesi içindeyiz. Eğitime, özellikle mesleki eğitime, bilime, araştırmaya, AR-GE’ye yaptığımız yatırımlarla Türkiye artık çok farklı bir kulvarda ilerlemeye başladı. TÜBİTAK’ın koordinesinde 6 ayda bir yapmakta olduğumuz, özellikle bu Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantılarımızda bir defa uzun yıllar yapılamayan, ertelenen adımları biz attık. Bütün bu çalışmalarımızda, “neredeydik, nereye geldik, nereye gideceğiz”, hep bunları planladık. Geldiğimizde, AR-GE çalışmalarına devletin neredeyse para ayırmadığı bütçeden, şu anda yüzde 1’e filan yaklaşmış durumdayız. Aslında hedefimiz yüzde 2. Şimdi artık yüzde 2 yetmez, belki bunun yüzde 3’e çıkarılması gerekecek. Bunu başarmamız halinde, özel sektörün de AR-GE yatırımlarında rol almasıyla birlikte -ki şu anda özel sektör de bu alanda artık rol almaya başladı- inanıyorum ki gelecek, Türkiyemiz için, milletimiz için çok daha farklı olacaktır.

Savunma sanayi projeleri başta olmak üzere, pek çok konuyu şahsi himayemize alarak süratle mesafe kat edilmesini sağladık. Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda başladığımız yer ile geldiğimiz nokta arasında gerçekten çok önemli bir fark olduğunu görüyoruz. Mesela 2002 yılında ülkemizde, belki garibinize gidecek, sadece 2 tane teknopark vardı. Bugün 41’i faal, 59 teknoparkımız bulunuyor. Bu, nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından çok önemli. Bu teknoparklarda 3 bin firmamız, 30 bin personeli ile araştırıyor, üretiyor ve yılda 1 milyar 7 yüz milyon dolar ihracat yapıyor. Hemen yakınımızda kurmakta olduğumuz Bilişim Vadisi, Türkiye’de yeni bir safhanın da inşallah başlaması anlamına geliyor. Bu da çok önemli. Gerçekten çok büyük bir gurur tablosunu, dünyada parmakla gösterilecek bir Bilişim Vadisini, Türkiye’de, işte burada kazandırıyoruz. Marka ve patent başvurularındaki muazzam artışlar, ülkemizin bu konuda doğru bir istikamette ilerlediğine işaret ediyor.

TÜBİTAK’ı asli işlevine, yani bilim ve teknoloji alanında yenilikçi ve yönlendirici bir kurum haline inşallah dönüştürüyoruz. Bugün TÜBİTAK bünyesinde faaliyet gösteren enstitüler ve araştırma merkezleri, gerçekten takdire şayan başarılar ortaya koyarak hepimizi gururlandırıyor ve umutlandırıyor. Özel sektörümüz de bu bakımdan çok ileri çok önemli bir seviyeye ulaştı. Geçtiğimiz 12 yılda sadece TÜBİTAK aracılığıyla özel sektörün araştırma-geliştirme faaliyetlerine verdiğimiz destek 4,5 milyar lirayı buldu.

Tabii burada bir hususun özellikle üzerinde durmak isterim. 12 yıl boyunca, Başbakanlık vazifemizi ifa ederken, Türkiye’de bilim, teknoloji, özellikle de araştırma-geliştirme çalışmalarının artması için çok büyük bir gayret ve hassasiyet içinde olduk. TÜBİTAK’ı böyle bir hedef ve böyle bir hassasiyet içinde yeniden yapılandırdık. Teşvik ettik, çok güçlü şekilde destekledik. Ancak bizim bütün iyi niyetimize rağmen, bizim bütün samimi gayretlerimize rağmen TÜBİTAK’ın içine yerleşen bir “ur”un bu kurumu içten içe çürütmeye, farklı gayelere taşımaya başladığını gördüm. Düşünün, siz “bilim” diyorsunuz, “araştırma-geliştirme” diyorsunuz, ama birileri kurumun içine bir kanser hücresi gibi sızıyor, sizin bu samimi gayretlerinizi çürütmenin mücadelesini veriyor. TÜBİTAK’ın içine öyle bir ihanet şebekesi yerleşiyor ki, mesaisini, birikimini vatanı için, milleti için, bayrağı için değil; ihanet için kullanıyor. Bilim ve teknoloji değil, örneğin üst düzey devlet görevlilerinin kriptolu telefonunu dinlemek için orada alçakça çalışmalar, alçakça faaliyetler yapılıyor. Eğer benim telefonumu, bana verilen kriptolu telefonu, bu telefonu verenler dinliyorsa, onlara ben farklı bir yaklaşım asla gösteremem. Bizim nasıl sırtımızdan hançerlendiğimizin en büyük delili maalesef, TÜBİTAK’taki işte bu tiplerdir. İnsanı karşıdan vurdukları zaman, “yahu erkekçe vurdu” dersin. Ama arkadan vurdukları zaman, bu kalleşçe, alçakça bir vuruştur. Bunu görmemiz lazım.

Bilimsel çalışma yapsın diye alınan elemanlar, düşünün ki o dönemin Cumhurbaşkanını, Başbakan olarak şahsımı, Genelkurmay Başkanımızı, kuvvet komutanlarımızı, Anayasa Mahkemesi’ni, bakanlarımızı dinlemek için sinsice çalışmalar yürüttüler. Elde ettikleri bilgileri nerede kullandıkları, kimlere servis ettikleri, kimlere sattıkları ya da peşkeş çektikleri, şu anda çok hassas şekilde görüyorsunuz soruşturuluyor. Bunlar soruşturulmuyordu, soruşturulamıyordu. TÜBİTAK içine sızmış bu hainler maalesef yargı içine sızmış “haşhaşiler” tarafından korunuyordu. Hamdolsun, şimdi TÜBİTAK bunlardan arındırılıyor. Bak tam temizlendi demiyorum Sayın Bakanım. Tam temizlendi demiyorum. Tam temizlendiğinin veya temizleneceğinin umudu içerisindeyim.

Aynı şey yargı için de geçerli. Yargıyı da bu “haşhaşi ur”un baskısından, şantajından, tehdidinden inşallah temizleyeceğiz. Çünkü oradaki yuvalanmaları da çok ileri derecede.

Artık birçok kurum gibi TÜBİTAK da normalleşiyor, inşallah asli vazifesine yavaş yavaş dönüş yapıyor. Burada tabii çalışan tüm kardeşlerimin bize yardımcı olması lazım.

Kardeşlerim,

Bu, bizim ulusal güvenliğimizin çıkış noktasıdır; bu, milletimizin çıkış noktasıdır; bu, bir milli meseledir; bu, bizim için bir ahlaki meseledir. Bunu hep beraber göreceğiz. Bilim insanları olarak, bilim bu tür bir şeyi kabul etmez. Bunu temizlemeye mecburuz. Onun için şurası çok önemli: Hani “kendin bilmek” diyor ya Yunus; işte mesele “İlim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir; sen kendin bilmezsen, ya nice okumaktır” olur. Biz, “endin bilmek noktasına hep beraber ulaşalım” diyoruz.

Şimdi günlerdir, bazılarının televizyonlarının ekranlarından, gazetelerinin sayfalarından hüngür hüngür ağladıklarını görüyorsunuz. Hayret, bir gün, iki gün değil, 3 gün, 4 gün, bir haftadır bakıyorsunuz, “işte şu kadar kişi alındı, şu kadar kişi alınıyor, filan falan” şeklinde haberler. Hani siz örgüt değildiniz? Bakın haberler nasıl yayılıyor görüyorsunuz değil mi? Siz örgüt olmasanız, bunları nereden bileceksiniz? Bunu bildikleri için bazıları evlerinde değil, gittiler gazetelerinin içerisinde beklemeye başladılar. Niye orada beklemeye başladılar? Buradan gelip bizi alamazlar diye beklemeye başladılar. Zannediyorum bir-ikisi de herhalde kaçıverdi bu arada. Bunları yapıyorlar.

Eğer dürüstseniz, samimiyseniz, suçunuz yoksa o zaman durun. Çağrıldığınızda da gelin teslim olun. İşledikleri ihanet suçlarının ne boyutta olduğunu çok iyi biliyorlar. İşte ondan dolayı da, kendilerine göre şov araçlarını da iyi kullanıyorlar. Başlarına gelecek olanı biliyorlar. Bakın, sadece TÜBİTAK içinde yaptıkları ihanet dahi, bunların ne kadar ülke ve millet düşmanı olduklarının, bunların hangi kirli odakların hizmetkarı olduklarının ispatıdır.

Şimdi bazı ülkelerden, bazı medya kuruluşları görüyorsunuz bunların gözyaşlarını, masum bir gözyaşı gibi yansıtmanın derdi içindeler. Neden? Çünkü uluslararası odakların, hatta belki de bazı istihbarat örgütlerinin kaynaklarını kesiyoruz bu adımlarla. TÜBİTAK’taki ihaneti fark ederek, bu ihanetin üzerine giderek, maşaları tasfiye ederek Türkiye düşmanı çevrelerin kurgularını, tuzaklarını bozuyoruz. Bu o kadar önemli. İşte onun için sadece içeride değil, dışarıda da feryat var. Daha önce de söyledim: “Paralel yapı, tek başına bütün bu kurguyu kuracak, idare edecek zekaya, birikime, beceriye sahip değildir. Bunları maşa olarak kullanan bir üst akıl var” demiştim, hatırlayın. Ve o üst akıl, onlarla birlikte yaygara koparıyor. Tabii bu üst aklın uzantıları da var. Hepsi devreye giriyor.

Değerli Kardeşlerim,

Bir yıl boyunca biz yetkimiz dahilinde bunların inlerine girdik. Örneğin; TÜBİTAK, bunların inlerinden biri haline getirilmişti, oraya girdik. Emniyet gibi, TİB gibi, KOSGEB, üniversiteler gibi kurumlardaki kurgularını bozduk. Ancak bütün delilleri ortaya koymamıza rağmen yargı, bu ihanetin üzerine gitmiyor ya da gidemiyordu. 1 yıl boyunca azimle çalıştık. Yargıyı da bu tehdit ve şantajdan kurtardık. Yargı içindeki çeteleşmeyi de çökerttik. İşte şu anda yargı da bu değişim, dönüşümle birlikte inanıyorum ki, bir normalleşme sürecinin içerisine girecektir. Bir şekilde bu iddiaların üzerine gidecektir.

Bakın eski Türkiye’de değiliz artık. Masumların ceza alıp, suçluların dolaştığı bir Türkiye yok. Masum ile suçlunun hassasiyetle birbirinden ayrılacağı, hukuk ve demokrasinin en temiz şekilde işleyeceği bir Türkiye var. Onun için hiç kimse timsah gözyaşı dökmesin. Hiç kimse feryad-ı figan ortalığa dökülüp, zavallılığını dünyaya sergilemesin. Tutturdular bir molla Muhammed, iki gözü yüzde doksan görmüyor ve onunla beraber 122 kişiyi içeri aldılar. Adamcağız 17 ay tutuklu kaldı. Niye? Pensilvanya’ya aykırı ifadede bulundu, onun gibi düşünmedi, onun gibi yaşamadı ve onların 17 aydan sonra çıkıp açtıkları dava ile yaptıkları müracaatla işte şimdi halkalar sökülmeye başladı.

Özellikle medyanın ve siyasetin bu hukuk süreci ve süreçlerinde, ulusal ve uluslararası algı operasyonlarından uzak durması kaçınılmaz bir sorumluluktur. Herkes hukukun işleyişine yardımcı olacak. Ak ile karanın net bir şekilde ortaya çıkacağı bu süreçte herkes sorumlu davranacak. Ama bu ülkede 15 yıldır korkuyla yurtdışında yaşayıp, uyuşturduğu takipçilerine yasa dışı işler yaptıranlar var. Gemiyi daha ilk rüzgarda terk edip, binlerce kilometre uzağa kaçıp, oradan korkakça ihanet şebekesini idare edenler var. Kurumlarda yaptığı ihanetin ortaya çıkacağı korkusuyla, soluğu yurt dışında alanlar var. İşlediği suçun boyutunu bildiği için korkup kaçanlar var. Bunların hepsi tek tek ortaya çıkacak. Bunların hepsi yurtiçinde olduğu gibi, yurtdışındaki inlerinde de takip edilecek.

İnşallah bundan sonra her bir kurum artık sadece kendi işini yapacak. Sadece 77 milyon için, vatan için, millet için, bayrak için çalışacak. TÜBİTAK, bu dönüşümü inşallah çok daha farklı bir şekilde gerçekleştirmenin neticelerini, işte bugün attığımız imzalarla veriyor. İnşallah, çok daha fazlasını hep birlikte başaracağız.

Değerli Arkadaşlar,

Araştırma-geliştirme projelerinde, savunma sanayiinde ayrı ve özel bir yere sahibiz. Bu konuda TÜBİTAK’ın üzerinde çok önemli görevler var. Bana göre TÜBİTAK, bu işin olmazsa olmazıdır. Ve savunma sanayiinde artık biz her alanda kendi ihtiyaçlarımızın projelerini burada gerçekleştirmek durumundayız. Benim insanımın Batıdakinden ne farkı var? Niye biz bunları burada gerçekleştiremiyoruz? Biz bu projeleri burada niye halledemiyoruz? Parmak ucu kadar bir şey yapıp, dünyanın parasını kazananlar karşısında biz bunları niye halledemiyoruz? Biz de yüzlerce, binlerce gencimizi dünyanın değişik yerlerine hep gönderdik,  hâlâ gönderiyoruz ve göndereceğiz de. Ama bu merkezlerde artık bunları yapmak durumundayız. Bu bir özgüven meselesidir. Ben buradaki hocalarımızdan gençlerimize kadar bu özgüveni doğrusu sizler de görüyorum, görmek zorundayım. Bir Cumhurbaşkanı olarak biz hocalarımıza, gençlerimize güvenemezsek bir netice alamayız. Öyleyse burada hocalarımızın, yöneticilerimizin de yanlarında çalışan gençlere güvenmeleri, gençlerin de hocalarına güvenmeleri suretiyle yeni adımların atılması lazım. Biz yaparız. Bunu bir defa dememiz lazım. “Yapacağız” dememiz lazım, “üreteceğiz” dememiz lazım. Bütün araştırma-geliştirme, bu noktadaki desteklerimizle, devreye aldığımız inşallah projelerle, bu işler için tahsis ettiğimiz kaynaklarla, adeta bir savunma sanayii işbirliğini zaten başlattık.

Hamdolsun verdiğimiz emeklerin, yaptığımız fedakârlıkların karşılığını da almaya başladık. Bugün ülkemiz savunma sanayii 5 milyar doları aşan üretim gücüne ve 1,5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaştı. Bu alanda yılda 1 milyar dolar AR-GE harcaması yapabilir hale geldik. Geçmişte ülkemiz ekonomisi için ağır birer yük durumunda olan savunma sanayii harcamaları, bugün ekonomimizin itici güçlerinden biri haline geldi. Kendi tankımız ALTAY’ı, kendi helikopterimiz ATAK’ı, kendi insansız hava aracımız ANKA’yı, kendi savaş gemimiz MİLGEM’i üreterek bu alanda dünya çapında söz sahibi ülkeler arasına girdik. Ve aynı şekilde bakıyorsunuz özel sektörde, işte Baykar da, o da insansız hava aracını şu anda üretmiş durumda. İşte bu bir cesaret. Ve artık 30 bin mili yakalamış durumda, buraya kadar çıkmış durumda. Tüm bu adımlar özgüvenin neticesi. Şimdi bunları hem kendimiz için kullanacağız, hem talepler başladı, bu taleplere de cevap vermeye başlayacağız.

Havacılıkta da aynı şekilde süratle mesafe kat ediyoruz. Zırhlı araçlar, füzeler, roketler, milli piyade tüfeğimiz başta olmak üzere, savunma sanayiimizin her alanında muazzam sonuçlar alıyoruz. Artık biz 250 km. menzilli füzeyle övünemeyiz. “Bu bize yeter” diyemeyiz. Biz 750-1500-2500 en az menzilli füzelerimizi üretmek zorundayız, bunu halletmek zorundayız. Niye? Caydırıcı bir güç, bunlar elinizde olacak. Bu olduğu anda, o ülke çok daha farklı bir konuma gelecektir. Peki, bunu başarmaya muktedir miyiz? Evet muktediriz, bunu da halledeceğiz.

Bugün ilk adımının atılmasına şahitlik ettiğimiz TÜRKSAT 6A Projesi de, bizi uzay sanayiinde yeni bir safhaya çıkartacak. Ankara’da kurduğumuz Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi ile Radar ve Elektronik Harp Merkezi bu konuda atılmış diğer önemli bir adımımız oldu. Şimdi Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yanında ağırlıklı olarak bu doğrultuda faaliyet gösterecek ülkemizin en büyük teknoparkını kuruyoruz. İnşallah Cumhuriyetimizin 100. yıldönümü olan 2023, özellikle de savunma sanayiimizi dışa bağımlılıktan tümüyle kurtarmış olacağımız bir kırılma noktası olacak.

Ben, bir kez daha atılan bu imzaların, başlatılan Projenin hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Şu ana kadar emeği geçen tüm kardeşlerime ve bu aşamadan itibaren Türkiye’nin bu iftihar tablosunda görev alacaklara başarılar diliyorum.

Özgüveniniz daim olsun.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.