Şeb-i Arus İstanbul 2014 Programında Yaptıkları Konuşma

13.12.2014

Şeb-i Arus İstanbul 2014 Programında Yaptıkları Konuşma

Sevgili Mevlana Dostları,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, Vuslatının 741. Sene-i Devriyesinde Hazreti Mevlana'yı rahmetle yâd ediyorum.

7 asır önce Anadolu topraklarına gelerek gönülleri buluşturan; kalpleri sevgi, şefkat hamuru ile yoğuran ilmi ile öğütleri ile birliği, beraberliği, kardeşliği yeşerten Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye minnet duygularımızı bugün bir kez daha ifade ediyorum.

Bu Vuslat Gecesi’ni, Şeb-i Arus'u düzenleyen TOKHAYDER yöneticilerine, bu samimi atmosferi yaşamamıza vesile olan katkılarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, İstanbul Büyükşehir Belediyemize, tüm sivil toplum örgütlerine, sanatçılarımıza, özellikle de siz değerli Mevlana dostlarına teşekkür ediyorum.

Sevgili Kardeşlerim,

Mevlana 7 asır önce Anadolu topraklarına gelerek ilimle, irfanla, hikmetle yoğurduğu Mesnevisi ile millet olma şuurunu yerleştirmiş, Anadolu'yu bu aziz değerlerle mayalamıştır. Bu topraklardaki kardeşlik, sevgi ve şefkatin kurulmasında, bu medeniyetin inşa edilmesinde, yeşertilmesinde ve bugünlere kadar gelmesinde hiç kuşkusuz Mevlana'nın eserlerinin büyük payı var.

Yunus Emrelerin, İbn-i Arabilerin, Hacı Bayram-ı Velilerin, Mevlanaların açtığı yolda önce insan, önce millet diyebilmeyi başarmış; kardeşliği, sevgiyi, barışı her türlü maddi değerin üzerine çıkarabilmiş bir milletiz. Mevlana'nın hikmetli sözleri, irfanla yoğurulmuş öğütleri, fitneyi, fesadı, hasedi silip atmış bir büyük kardeşlik iklimini kurmuştur.

Bu medeniyette ikilik olmaz. Yalnız birlik vardır. Bu medeniyette aşk vardır, dostluk vardır, muhabbet vardır. Bu medeniyet kulun değil, Hakk'ın, hakikatin üstün tutulduğu bir medeniyettir. Bizler bugünlere faninin veya fanilerin değil, bakinin, baki olanın peşinde koştuğumuz, geçici olanı değil, ebedi olanı aradığımız için, iyi niyetimiz, halisane çabamız sayesinde hamdolsun bugünlere gelebildik.

Tarih boyunca bu millet, içeriden ve dışarıdan birçok düşmanla mücadele etti. Sayısız harpten, sayısız çatışmalardan hamdolsun yıkılmadan çıkmayı başardı. İşte bizleri bugünlere, bu gönül erlerinin ektiği sevgi tohumları, birlik ve beraberlik aşkı getirdi. Köklerimiz sağlam, temellerimiz kavi, ruhlarımız tek. Bizler bu topraklara payanda ile değil köklerimiz ile bağlıyız.

Bizim sevdamız, bizim aşkımız, bizim kavgamız bu milletin, bu toprakların selametini garanti altına almak, ecdadımızın emanetini sağ salim gelecek nesillere teslim etmektir. Çünkü biz kökü mazide olan atiyiz. Evet dertliyiz. Hem de çok dertliyiz. Derdimizi de hamdolsun seviyoruz. Mevlana’nın dediği gibi: “Derdimi seviyorum. Biliyorum ki derdimi veren de beni seviyor. Seven sevdiğinin nazını çekiyor. Sevilen çekmesin de neylesin.”

Sevgili Kardeşlerim,

Mevlana'nın öğretisi o büyük eseri “Mesnevi” aşk üzerine kurulmuştur. Aşkla yapılmayan hiçbir işin bereketi bulunmaz. Aşksız hiçbir iş uzun ömürlü olmaz. Çünkü aşk bir söz değil, bir haldir. Bu dünya aşk üzerine yaratılmıştır. Aşk kişinin sevdiğinde yok olmasıdır.  Bizim medeniyetimizin kurucu harcı, çimentosu aşktır. Peygamberimiz bir aşk peygamberidir. Biz aşkın ümmetiyiz. Hasret, vuslat, ümit, sevinç, keder hepsi bu aşkla var olunmuştur. Bakınız Ney’in sesine. Ney'den çıkan ses neyzenin nefesinden gelmez. Neyzen'in içindeki aşktan, coşkudan, özlemden, hasretten, elbette kavuşmanın, vuslatın beklentisinden gelir. Bizler bu aşkın, bu sevdanın, yardan ve serden geçmenin derdindeyiz. Bir derdimiz var, bir özlemimiz var, bir kavgamız var. Bu derdi bu aşktan alıyoruz. Cananımızdan alıyoruz. Özümüzden, yaradanımızdan alıyoruz. İnanın derdimizi seviyoruz. Çünkü derdimizi aynı zamanda dermanımız olarak görüyoruz. Aynen biraz sonra da izleyeceğiz. Mevlevi dervişleri gibi biz bu dünyanın peşinde değiliz, ukbanın derdindeyiz.

Fani olan, bu dünyada baki olan yalnızca muhabbettir. Bizim medeniyetimiz bu bakımdan muhabbet ve mükellefiyet medeniyetidir. Öyle diyor ya şair: “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl.” İşin aslı bu. Dünya fani diye kimse mükellefiyetinden kendini beri tutamaz. Dünya hayatında imtihan eksik olmaz. İmtihanları aşkla, muhabbetle geçireceğiz. Muhabbet nedir, biliyor musunuz sevgili kardeşlerim? Muhabbet konuşmak, sohbet etmek değildir. Muhabbet, karşılıklı olarak birbirini güzel görmektir. Anadolu toprakları, bizim medeniyetimiz birçok badireyi atlattıysa, harplerden yıkımlardan alnının akı ile çıktıysa, bunu muhabbet ile başardı. Karşısındakine kin ile nefretle bakarak değil, karşısındakini güzel görerek, birbirini güzel görerek başardı. Muhabbet ve aşk bu toprakların hamurunda, bu milletin ruhunda var. Diyor ki Mevlana: “İki bilme, ikilikten bahsetme. Kul efendisinde yok olmuş bil. Gözünü ve gönlünü topraktan arıt. Kıble birdir, iki olmaz o, bil.” Evet kıblemiz bir, ezanımız bir, peygamberimiz bir. İşte böyle yürüyeceğiz bu yolda. Bizlerin muhabbetten, aşktan başka bir yolumuz yok. Sevgiden, kardeşlikten, bizi biz yapan değerlerden başka bir yolumuz imkânımız yok.

Bize kardeşliği, muhabbeti aşkı anlattığı için Mevlana'ya şükranlarımızı sunuyorum.

İnşallah 17'si akşamı da Konya'da olacağız. İnşallah Konya'da yine Şeb-i Arus gecesinde orada tüm kardeşlerimizle bir arada olacağız. Geleneksel gecemizi yine orada inşallah kutlayacağız.

Bir kez daha Yunus gibi, Mevlana gibi, Hacı Bayram-ı Veli gibi gönül erlerine sahip olduğumuz için Rabbimize hamd ediyorum.

Vefatının yani Vuslatının 741. yıl dönümünde Hz. Mevlana’yı bir kez daha rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyoruz. Rabb’im birliğimizi, beraberliğimizi, muhabbetimizi daim etsin.

Bir kez daha Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, İstanbul Büyükşehir Belediyemize, TOKHAYDER’in tüm yöneticilerine, katkı verenlere, destek olanlara, özellikle de sanatçılarımıza huzurlarınızda şükranlarımı ifade ediyorum.

Tüm Mevlana dostlarını, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.