15. MÜSİAD Uluslararası Fuarı'nın Açılış Töreni ve 18. Uluslararası İş Forumu (IBF) Kongresi Kapanış Oturumunda Yaptıkları Konuşma

26.11.2014

15. MÜSİAD Uluslararası Fuarı'nın Açılış Töreni ve 18. Uluslararası İş Forumu (IBF) Kongresi Kapanış Oturumunda Yaptıkları Konuşma

Türkiye’nin, Dost ve Kardeş Ülkelerin, Değerli İş İnsanları,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin düzenlediği 15. Uluslararası Fuar’a ve 18. Uluslararası İş Forumu’na başarılar diliyorum.

MÜSİAD başta olmak üzere bu fuarın ve forumun tertibinde emeği geçen, katkısı olan herkese teşekkür ediyor, muhteşem organizasyonu bu seviyelere taşıyan MÜSİAD’ı özellikle tebrik ediyorum. Beş gün sürecek etkinliklere katılmak üzere 80 vilayetimizden ve çok sayıda dost kardeş ülkeden gelen misafirlerimize de Türkiye’ye, güzel İstanbul’umuz da hoş geldiniz diyorum.

Bugün başlayan forumun ve fuarın, gerek katılımcılar, gerek toplantılar, gerekse ele alınacak konular itibariyle son derece kapsamlı olduğunu görüyoruz. Fuarın ve forumun İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi, kısa adıyla İSEDAK 30. toplantısıyla eş zamanlı yapılıyor olması da inanıyorum ki önemini ve etkinliğini daha da artıracaktır. Burada kurulan işbirliklerinin, irtibatların, burada ele alınan konuların ve çözüm önerilerinin başta bölgemiz olmak üzere, tüm dünya için hayırlara, barışa, refaha vesile olmasını da Allah’tan temenni ediyorum.

Değerli Dostlarım,

Çok değerli Misafirler,

Bugün buraya gelmeden önce başkent Ankara’da çok sayıda esnaf ve sanatkârın katılımıyla düzenlenen şuraya iştirak ettik, esnaf, sanatkâr kardeşlerimize hitap ettik. Hemen ardından İstanbul’da Osmanlı cihan Devleti’nin bu kadim başkentinde Türkiye’den ve dünyadan siyasetçi, bürokrat, akademisyen, iş insanı, çok sayıda misafirimize hitap ediyor olmak, bizim için ayrı bir heyecan, ayrı bir iftihar vesilesi.

Gerek Ankara’da ki Esnaf ve Sanatkâr Şurası, gerek İstanbul’da ki bu muhteşem organizasyon aslında Türkiye ekonomisinin ne kadar canlı olduğunu, ne kadar ümit vadettiğini hepimize bir kez daha göstermiş oldu.

Bakınız bugün başlayan MÜSİAD Uluslararası Fuarı’nda özel sektörümüzün ürettiği radar sisteminin, insansız hava araçlarının, milli piyade tüfeğinin, roket sistemlerinin, iletişim ve bilişim projelerinin, ilk kez sergileneceğini büyük bir memnuniyetle öğrendim. Bu projelerin bir kısmını Başbakanlık yaptığım esnada bizzat başlatmıştım, devam eden projeleri de her aşamada teşvik etmiştim. Küresel kriz ortamına rağmen, gerek bu projelerin, gerek daha birçok projenin hiç hız kesmeden, hiç kesintiye uğramadan devam etmesini temin ettik, teşvik ettik.

Türkiye ekonomisi çok ciddi bir değişim sürecinden geçti, geçmeye de devam ediyor. Küresel krizlere aldırmadan, bölgemizdeki ve dünyadaki krizlere takılmadan, hatta içeriden ve dışarıdan yapılan taarruzlara boyun eğmeden Türkiye ekonomisi istikrarla büyümesini sürdürüyor. Geçtiğimiz 12 yıl içinde ekonominin yıllık ortalama %5 büyüdüğünü, milli gelirin 12 yıl içinde üç kattan fazla arttığını burada özellikle vurgulamak isterim. Türkiye’nin ihracatı, küresel ticaretteki o daralmaya rağmen 12 yıl içinde yaklaşık beş kat büyümüş, 36 milyar dolardan, bugün 160 milyar dolara yaklaşmıştır.

Küresel kriz sürecinde Türkiye Uluslararası Para Fonuna olan borcunu tamamen kapatmıştır. G-20 üyesi olan Türkiye, 2015 yılında G-20 dönem başkanlığını da bir yıl süreyle üstlenmiştir. Küresel ekonomiye yön verme noktasında çok önemli bir sorumluluğu omuzlarına almıştır.

Değerli Dostlar,

Değerli Kardeşlerim,

Geçtiğimiz hafta içinde kardeş ülke Cezayir’e bir resmi ziyarette bulundum, oradan da Ekvator Gine’sine geçerek Türkiye – Afrika 2. Ortak Zirvesi’ni gerçekleştirdik. Ziyaret ettiğimiz hemen her ülkede olduğu gibi Cezayir ve Ekvator Gine’sinde Türkiyeli işadamlarının yatırımlarını, müteahhitlik hizmetlerini gördük, ziyaret ettik. Afrika ülkelerinden dostlarımızın hayranlıklarını bir kez daha müşahede ettim. 2012 yılında dünyanın en büyük 250 müteahhidi arasında 38 Türkiyeli firma vardı, bugün bu sayı 42’ye yükselmiş durumda. Firma sayısıyla Çin’in ardından dünyada ikinci olan Türkiye, pazar payı itibariyle de müteahhitlik sektöründe %4 oranına ulaşmış durumunda. Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yıl dönümü olan 2023 için başta dış ticaret olmak üzere, son derece iddialı ama ulaşılabilir hedeflerimiz olduğunu burada özellikle ifade etmek istiyorum.

Hedeflerimize ulaşmak noktasında kararlıyız. Ekonominin tüm unsurlarının bu hedefleri yakalamak için büyük bir heyecan içinde olduğunu özellikle belirtmek isterim. Sağlam finansal yapısıyla, disiplinli mali yapısıyla, siyasi olarak tam bir istikrar ve güven ortamıyla Türkiye yatırım yapmak, ticaret yapmak, işbirliği yapmak için eşsiz bir ülkedir, eşsiz bir fırsattır.

Beş gün boyunca fuara ve foruma katılan değerli misafirlerimizin Türkiye’nin gücünü, Türkiye’nin potansiyelini özellikle keşfetmelerini umuyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak Türkiye ile yapılacak ticaretin, karşılıklı yatırımların ve işbirliğinin taraflara kazanç sağlayacağını vurguluyor, iş dünyamızın tam bir güvenle arkasında olduğumuzu sizlere de hatırlatmak istiyorum.

Değerli Dostlar,

Değerli Misafirler,

Değerli Kardeşlerim,

Kuzey Afrika ülkelerinde başlayan ve ardından Ortadoğu’ya yayılan toplumsal hareketler hem bölgemizi hem de küresel siyaset ve ekonomiyi derinden etkileyen bir boyuta ulaştı. Irak, Suriye ve Libya’da hemen her gün masum insanların hayatlarını kaybettiklerine şahit oluyoruz. Mısır, demokrasi yolunda çok önemli bir safhaya geçmişken, maalesef kanlı bir darbe ile arkasında binlerce cinayet bırakan müdahaleyle çıkmaz bir sokağa girdi. Filistin meselesi, bölgesel ve küresel bir mesele olma özelliğini sürdürüyor. Filistinlilerin yaşam hakları son derece keyfi bir biçimde ellerinden alınıyor, toprakları, hakları, umutları her gün gasp ediliyor.

Filistin meselesinin çözümüne yönelik umut verici adımların atıldığı bir dönemin ardından tüm Müslümanların en kutsal ikinci mekânı olan Mescidi Aksa’ya yönelik barbarca saldırı ne yazık ki barış umutlarına çok ağır bir darbe vurmuştur.

Şunu burada altını çizerek ifade etmek isterim, bölgede yaşanan acılardan daha da kötüsü ne yazık ki dünyanın özellikle de batılı ülkelerin yaşanan acıya kayıtsız kalmaları olmuştur. Birleşmiş Milletler, bölgedeki insani trajediyi sadece seyretmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgede yaşanan insanlık dışı manzarayı sona erdirmek için hiçbir adım atmamaktadır. Avrupa Birliği, yanı başında her gün insanlar ölürken insanlık ölürken, cinayetler, katliamlar, darbeler ve ihlaller karşısında suskun kalmayı tercih etmektedir.

Burada, şu yalın gerçeği de sizlerle paylaşmak isterim. Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşanan hadiselere paralel olarak Türkiye’de bazı saldırılara maruz kalmış, Türkiye’de kaos senaryolarının zemini haline getirilmek istenmiştir. 2013 yılı Haziran ayındaki sokak olayları, Aralık ayındaki darbe girişimi, bu yıl Ekim ayında meydana gelen olaylar, asla ve asla yerel dinamiklerle açıklanamayacak olaylardır. Bu olaylarla eş zamanlı olarak Türkiye ekonomisi hedef alınmış, ekonomiye karşı algı operasyonları yapılmış, Türkiye’nin imajına karşı son derece kasıtlı saldırılar başlatılmıştır. Türkiye’de sokak şiddeti ve vandallık yapılırken polisin müdahalesini kıyasıya eleştirenler işte bakın şu anda başka ülkelerdeki toplumsal hareketleri hiç ama hiç gündeme getirmiyorlar. Türkiye’de terörle mücadeleyi dahi eleştirenler, şu anda bazı ülkelerdeki orantısız şiddeti görmezden geliyorlar, Türkiye’de polis öldüren, asker, bekçi öldüren katilleri gazeteci diye tüm dünyaya lanse edenler var. Peki, Batı’da yapılanlar karşısında niye susuyorsunuz? Batıda polisin savunmasız insanları öldürmesi karşısında, çocukları öldürmesi karşısında, gençleri öldürmesi karşısında niye susuyorsunuz? DEAŞ terörüne son derece haklı bir şekilde karşı çıkanlar, PKK terörüne sempatiyle bakabiliyorlar. DEAŞ’a saldıranlar ki saldırmanız lazım peki PKK’yı meşrulaştırmak için bu gayretiniz niye? Şu anda Avrupa ülkelerinde bu gayretleri görüyoruz, bu çalışmaları görüyoruz.

Bakın, güncel bir örneği bugün sizlerle paylaşmak isterim. Daha önceki gün İstanbul’da Kadın ve Adalet konulu bir zirvede konuşma yaptım, söylediğim şu, kadın ve erkeği eşit konuma getiremezsiniz, kadınların ihtiyacı olan eşitlikten ziyade, eş değer olabilmektir, söylediğim bu.

Kadın ve erkek arasında eşitlik değil, eş değerlilik olması gerektiğini, yani adalet olması gerektiğini vurguladım.

Dün, gerek bazı ulusal gazeteler, gerek bazı uluslararası medya kuruluşları son derece açık olan, manası son derece belli olan, bu ifademin sadece bir kısmını aldılar, çok farklı, çok yanlış şekilde yansıttılar. Kimse böyle ahlak zafiyeti içinde bir yere varamaz.

Bunlarda yalan var, bunlarda takiye var, bunlarda iftira var, bunlarda hakaret var, bunlarda olmayan tek şey, dürüstlük. Şahsen kırk yılı aşkın siyasi mücadelemde kadın haklarını ve kadın hareketlerini nasıl savunduğumu, nasıl teşvik ettiğim ortadayken, hiç kimse bu konuda bana ve arkadaşlarıma çamur atamaz. Başında bulunduğum siyasi parti içerisinde kadın hareketini nasıl güçlendirdiğim ortadayken kalkıp bana bu noktada bu tür iftiraları atanlar önce aynaya baksınlar, aynada kendilerini bir izlesinler, mensubu oldukları zihniyetin ne durumda olduklarını görsünler. Bu çifte standardı ibretle bir o kadar da istihza ile izliyoruz.

Uluslararası medyada Türkiye hakkında çıkan haber ve yorumların özellikle de Türkiye’yi teröre destek veren ülke, Türkiye ekonomisini de kırılgan gösteren yorumların tamamen gerçek dışı, art niyetli ve hasmane olduğunu özellikle bilmenizi isterim. Tekrar etmeliyim ki, bölgemizde yaşanan tüm hadiselere rağmen, Türkiye’ye yönelik tüm algı operasyonlarına rağmen, ülkemiz istikrarla geleceğe yürümekte, ekonomimiz, sağlam bir zeminde büyümekte, demokrasimizde her geçen gün daha ileri standartlara ulaşmaktadır.

Türkiye bölgesinin ve küresel ekonominin parlayan yıldızıdır, Türkiye, aynı zamanda küresel vicdana seslenen bir ülke olmaktan da taviz vermeyecektir. Biz zulüm ve adaletsizlik üzerine hiçbir şekilde medeniyet inşa edilemeyeceğine inanan bir toplumuz, bunu böyle bilmenizi istiyorum. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Lüks araçların yakıt depolarına benzin doldurmak adına Ortadoğu’da her gün insanlar katlediliyorsa orada medeniyetten söz edilemez. Enerji kaynakları adına insanlar öldürülüyorsa, çatışmalar körükleniyorsa, zalime göz yumuluyorsa orada refahtan söz edilemez. Sınırsızca tüketim alışkanlığını muhafaza etmek adına, yoksul ülkelerin yer altı kaynaklarını, petrolü, elması, altını gasp ediliyorsa, orada adil bir medeniyetten, bir hukuk medeniyetinden söz edilemez.

Şu anda Batı, acaba Afrika’da niye bu kadar yoğun? Veyahut da on bin kilometre, on bir bin, on iki bin, on üç bin kilometre uzaklıktan acaba Ortadoğu’ya gelenler niye gelirler? Bunların üzerinde durmak lazım, dünya eğer istese Irak’ta ki sorunların çözümünü temin edebilir. Dünya eğer isterse Suriye’de her gün çocukların ölmesinin önüne geçebilir. Dünya eğer isterse Filistin’de çocukların annelerini, annelerin yavrularını kaybetmesini önleyebilir.

Bir varil petrol, bir avuç elmas adına susanlar insanlığın ölümüne karşı duyarsız kalanlar, ne yazık ki en başta yaşadıkları topluma en başta üzerinde bulundukları şu toprağa karşı büyük haksızlık içindedirler.

Biz farklı bir dünyanın mümkün olduğuna yürekten inanıyoruz. Zulmün değil, adaletin abad ettiği bir dünyanın herkes için yaşanabilir olacağına inanıyoruz. Suriye için, Libya, Irak, Filistin, Mısır, Yemen, tüm buralar için sesimizi yükseltirken, ilkeli bir tavır ortaya koyarken, bunu çıkar adına değil, hak adına, adalet adına, insanlık adına yapıyoruz, bizim özelliğimiz bu. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimizden de bu mücadelemize destek vermelerini istiyor, bu samimi mücadelede yanımızda olmalarını bekliyoruz.

Irak’ın, Suriye’nin, Filistin’in barış ve refahı, sadece bu ülkeler için değil, dünyadaki her ülke için barış ve refah demektir. Biz haksızlıklar karşında durmaya, hiç çekinmeden hakkı savunmaya devam edeceğiz. Dış politikamız işte bu ilke üzerine tesis edilmiştir. Ekonomi politikalarımız önce insan diyerek, insanlar arasındaki her türlü ayrımı reddederek inşa edilmiştir. Her ne pahasına olursa olsun büyümekten değil, birlikte büyümekten, paylaşarak büyümekten, yoksulların, mazlumların elinden tutarak büyümekten yanayız.

İşte bu fuarın ve bu forumun, alternatif bir dünyanın var olduğunu, paylaşarak bölüşerek daha fazla dayanışma ve işbirliği yaparak kalkınmanın mümkün olduğunu tüm katılımcılara ve tüm dünyaya göstereceğine inanıyorum.

MÜSİAD’a böyle önemli bir organizasyonu kararlılıkla sürdürdüğü ve bu seviyelere ulaştırdığı için tekrar, tekrar teşekkür ediyorum. Tüm dostlarımıza, tüm misafirlerimize, bir kez daha İstanbul’a hoş geldiniz diyorum. Buradan güzel hatıralarla aynı zamanda belirli irtibatlarla, ülkelerine dönmelerini diliyorum. Özellikle sektörel anlamda yapacakları görüşmelerin çok ama çok anlamlı olduğunu biliyorum. Yapılacak tüm etkinliklere tekrar başarılar temenni ediyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.