İstanbul Modern’i Ziyaretlerinde Yaptıkları Konuşma

19.05.2023

Bu güzel program münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. İstanbul Modern’in yeni binasının şehrimize ve tüm sanatseverlere hayırlı olmasını diliyorum.

İstanbul Modern, artık bizim için bir ulusal müze değil uluslararası niteliği olan bir müze. Tabii bu uluslararası niteliğiyle birlikte burada Galataport’la adeta bütünleşen bir yapı ortaya koyuyor. Bu da, İstanbul’umuz için, Türkiye’miz için ayrı bir zenginlik, bundan dolayı özellikle Oya Hanım’a, Eczacıbaşı ailesine çok teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hemen başında buradaki gençlerimizle birlikte tüm milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı tebrik ediyorum. Bundan tam 104 sene önce Samsun’da başlayan milli mücadelemizi zaferle taçlandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere muzaffer ordumuzun tüm mensuplarını rahmetle yâd ediyorum. Kadını-erkeği, genci-yaşlısıyla milli mücadelenin tüm gizli kahramanlarını burada hürmetle, şükranla anıyorum. Milletimizin birliğiyle ülkemizin bütünlüğünün korunması, bayrağımızın gönderde gururla dalgalanması, ezanlarımızın semalarımızda hep yankılanması, istiklalimiz ve istikbalimiz uğrunda canlarını ortaya koyan tüm şehitlerimize ve gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Gençlerimizin bayramı olan 19 Mayıs, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz aziz milletimizin işgal girişimleri karşısında direniş azminin sembolü, hürriyet aşkının en güçlü nişanesidir. Bu tarih, esarete karşı özgürlüğün, yılgınlığa karşı umudun Anadolu’nun dört bir köşesinden yükselmeye başladığı bir dönüm noktasıdır. Tüm yokluklara ve imkânsızlıklara rağmen vatanımızı işgalden kurtaran 19 Mayıs ruhunu yaşatmaya, gelecek nesillere aktarmaya devam edeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal 19 Mayıs’ta yaktığı istiklal meşalesini 4 yılı aşkın çetin bir mücadelenin ardından 29 Ekim 1923’te son devletimiz Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilanıyla zirveye taşımıştı. İnşallah biz de Cumhuriyetimizin 100. Yıl Dönümünde Türkiye yüzyılının inşasını başlatıyoruz. Geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz evlatlarımıza üzerinde gururla yaşayabilecekleri büyük ve güçlü bir Türkiye bırakmak istiyoruz. Bununla ilgili çalışmalarımızı da zaten uzun süredir yürütüyoruz. Her yıl ortalama yüzde 5,5 oranında büyüyerek milli gelirimizi 236 milyar dolardan 1 trilyon dolar sınırına getirmek, bunun hazırlığıdır. İstihdamı, ihracatı, turizmi 3 kat, 5 kat, 10 kat artırmak bunun hazırlığıydı. Hedeflediğimiz büyük şahlanışı gerçekleştirebilmemiz için ihtiyacımız olan ne varsa hepsini tek-tek tamamlayarak ülkemizi bugünlere hazırladık. İnşallah önümüzdeki dönemde çok daha güçlü, çok daha kararlı bir şekilde kalkınma hamlelerimizi sürdüreceğiz.

Cumhuriyetimizin 100. Yıl Dönümünü 85 milyon olarak hep birlikte ülkemize ve milletimize yakışır bir özgüvenle kutlayacağız.

Değerli Misafirler,

Cumhuriyet tarihi boyunca sözü en çok edilip de icraatı en az yapılan işlerin başında hangisi geliyor derseniz, ilk sırada kültür-sanat derim. Bizden önceki medeniyetlerin mirasları olarak devraldığımız değerleri bir kenara bırakırsak, maalesef özgün kültür-sanat ürünleri ortaya çıkarmada uzunca bir süre arzu ettiğimiz mesafeyi kat edemedik. Bunun için hiç uzağa gitmeye gerek yok. Hepimizin içinde yaşadığı şu İstanbul’un son 1 asırdaki serencamını şöyle bir gözden geçirmek dahi bu hakikati ispatlamaya yeterlidir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini devraldığımız günleri hatırlıyorum. Bu şehirde Osmanlı döneminden kalma kültür-sanat eserlerinin çoğu ya tahrip edilmiş, ya görmezden gelinmişti. Cumhuriyet döneminde yapılan 3-5 eser ise şehrin ne potansiyelini taşıyabilecek, ne de ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdaydı. Biz Belediye Başkanlığı dönemimizde sadece şehrin su, temizlik, ulaşım, çevre ve diğer sorunlarını çözmekle kalmadık, aynı zamanda İstanbul’a güçlü bir kültür-sanat altyapısı kazandıracak ilk adımları da attık. Bunlardan en önemlisi, Haliç Kongre Merkezi’dir. Haliç Kongre Merkezi’nin durumunu, çevresini İstanbullular gayet iyi bilir. Orası mezbahanelerin olduğu yerdi, işte o mezbahanelerin olduğu yeri şu andaki Haliç Kongre Merkezi’ne dönüştürdük. Bunu dönüştürürken de bir taraftan o kokulardan geçilmeyen Haliç’i bugünkü hale getirdik.

Başbakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığımız dönemlerinde ülke geneline yaydığımız bu hassasiyetimizi önümüze çıkartılan engellere rağmen hiç kaybetmedik. Taksim’deki temelinden yıkılmaya başlayan Atatürk Kültür Merkezi binasının daha iyisini, İstanbul’a daha yakışanını yapmak için harekete geçtiğimizde bize neler dediklerini, nasıl hakaretler ettiklerini hatırlayın. Aynı şekilde Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu yıkıyoruz, buraya daha güzelini, daha büyüğünü yapacağız dediğimizde de neler yaptıklarını yine hatırlayın. Hemen yanı başında da biz şimdi burada 40 metre derine giriyoruz dediğimizde neler söylendiğini hatırlayınız. Biz 40 metre derine orada girdik, 17 metre derinde İstanbul Kongre Merkezi’ni yaptık ki burası 3 bin ila 4 bin kişi kapasiteli bir kongre merkezi oldu, İstanbul’un en büyük kongre merkezi, bunu da başardık. Tarihi Yarımada’yı geliştirmek için attığımız her adımda bize neler yaptılar neler, ama biz aldırış etmedik işimize baktık.

Hatta içinde bulunduğumuz şu bölgenin, yani şu sahil malum antrepolarla doluydu ve bu antrepolar da iş görmez, işe yaramaz haldeydi. Ve 4 nolu antrepo da bizden talep edildiğinde biz de bu antreponun böyle bir dönüşüme hazır olması için doğrusu pek de umudum yoktu. Ama Oya Hanım, Bülent Bey, Eczacıbaşı ailesi bu işi çok kararlı bir şekilde ele aldılar ve ilk etabında 4 nolu antrepo hamdolsun bir müzeye dönüştü. Ama İstanbul Modern olarak bu işin ikinci etabının, ben doğrusu onu da hayal etmiyordum, ikinci etaba da girilince işte şu andaki İstanbul Modern’i görmüş olduk. Bununla da inanıyorum ki dünya İstanbul’u, İstanbul Modern’le çok daha farklı bir şekilde tanıyacaktır, tanışacaktır.

Gerek bakanlıklarımızın, gerek belediyelerimizin her biri şehrin kültür-sanat hayatına katılan yeni bir renk olan kültür merkezlerine, kütüphanelerine çıkartılan zorlukları hatırlayalım. Az önce değerli Bakanımın ifade ettiği gibi, işte Rami Kışlası bunlardan bir tanesi. Şimdi Rami Kışlası Ankara’da Millet Kütüphanesi’nden sonra en büyük kütüphanemiz oldu, doluyor taşıyor, 24 saat gençlere açık, ikramlarıyla, her şeyiyle bir başka. Ve nasip olursa bugün Rami Kışlası’nda gençlerle bir araya geleceğim, onlarla bu bayramı inşallah kutlayacağız.

Sokaklarımızın ateşe verilmesinden, edep ve insanlık sınırını aşan hakaretlere varıncaya kadar her yola başvurdular, farklı düşünen sanatçılarımızı tehdit ettiler, üzerlerine mahalle baskısı kurarak, bir korku iklimi oluşturarak bu insanları sindirmeye çalıştılar. Ülkenin, milletin, hatta doğrudan sanatçılarımızın hayrına olan işlerde bile maalesef bu hoyrat tavırlarından vazgeçmediler. Biz bu sıkıntıların hepsini de göğüsledik, her tuzağı bozduk, her engeli aştık ve bugünlere geldik.

Türkiye’nin tüm kültür ve sanat hazinesini en üst düzeyde, en verimli şekilde değerlendirmenin çabası içerisindeyiz. Kültür ve sanat hayatımıza zenginlik katacak, bu alanda çeşitliliği artıracak her türlü eseri, her türlü projeyi teşvik ediyoruz. Sanatımıza katkı veren herkese, tüm sanatçılarımıza destek olmayı görev telakki ediyoruz.

Sanatçıları ve sanat dalları arasında yarım yapan değil, tüm değerlerini bağrına basan kuşatıcı bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Eskiden resmi ideoloji tarafından cezalandırılmış, yasaklanmış, ötelenmiş kim varsa, hangi fikir ve sanat insanımız varsa, hepsine kucak açtık. Türk şiirinin duayen ismi Nazım Hikmet’e vatandaşlıktan çıkarıldıktan 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşlığı veren biz olduk.

Bir yandan yılların ihmallerini giderip yanlışlarını düzeltirken, diğer yandan da yerelden evrensele uzanan yeni bir anlayışı hakim kıldık. Hiçbir komplekse kapılmadan insanlığın ortak birikiminden azami derecede istifadenin gayretindeyiz. Her yıl tevdi ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerimizle kültür, sanat insanlarımıza sahip çıkıyoruz.

Ülkemize, sanatçılarımıza ve sanatseverlere hizmet edecek abide eserlerle kültür, sanat dünyamızın fiziki altyapısını güçlendiriyoruz. İstanbul’a Atatürk Kültür Merkezi’ni Ankara’ya Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binasını kazandırarak önemli bir eksiği giderdik. Bir bütün olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, bilhassa da kongre ve kültür merkezi sergi salonu ve Millet Kütüphanesi gibi özgün mimari ürünü yapılarımızla tarihe imza attık. Her ne kadar birileri ısrarla bu eserleri karalamak için yalan ve iftira kampanyaları yürütse de, milletimiz kendisine kazandırdığımız bu değeri görüyor, takdir ediyor.

Diğer yandan, ülkemizin dört bir köşesinde faaliyet gösteren kültür merkezlerimizin sayısını 42’den 122’ye çıkardık. Son yıllarda belediyelerimiz de kendi şehirlerine gerçekten estetik ürünü ve gayet işlevsel kültür merkezleri kazandırdılar. İstanbul’dan, Gaziantep’e ülkemizin her yerinde bu örnekleri bizzat gördük. Örneğin ben yine huzurlarınızda Sayın Şahenk’e de teşekkür ediyorum, yani Göbekli Tepe bunlardan bir tanesi.  Ve yurt içinde 5 bin 800 vakıf kültür varlığının restorasyon veya onarımını gerçekleştirdik.

Ülke genelinde 165 müzeyi mevcut yerlerinde onarım, restorasyon ve teşhir, tanzim düzenlemeleriyle tamamen yeniledik. Ayrıca, 59 yeni müzeyi ilk kez ziyarete açarken, 23 müzemizin de binasını yeniden yaptık. Koleksiyonuyla dünyanın sayılı örnekleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni restore ettik. İslam Medeniyetleri Müzesi’nden İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne, İzmir Kültür Sanat Fabrikamızdan Adana Milli Mensucat Fabrikası Müzemize kadar nice eseri ülkemize kazandırdık. Ayrıca, Türkiye’den yurt dışına kaçırılan eserlerin az önce Bakanımın da ifade ettiği gibi tekrar vatanına dönmesi için yoğun çaba sarf ettik, bir bölümünü naklettik, hâlâ çalışmaları devam eden birçok objeler var. Yaptığımız hukuki ve diplomatik çalışmalar neticesinde şimdiye kadar yaklaşık 12 bin eseri yeniden ait olduğu topraklara kavuşturduk.

Tiyatrodan operaya, sinemadan edebiyata, tezhipten minyatüre kadar her alanda sanatın ve sanatçılarımızın yanında olmayı görev addediyoruz. Örnek, Levent’te Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa en önemli tezhip sanatının, hat sanatının işlendiği bir camimiz olmuştur. Ve gerçekten bu eserle de ayrıca övünüyoruz, çünkü bölgede tezhip noktasında bu kadar ağırlıklı bir eseri İstanbul’umuza kazandırmak bizlere ayrı bir iftihar vesilesi oldu.

Amacımız, Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlayacağımız 2023’e daha güçlü, daha üretken, daha zengin ve daha özgür bir iklimde girmektir. Bu yolda Türkiye’nin değerlerini, ülkemizin bu alandaki zengin birikimini tüm renkleriyle kucaklamaya devam edeceğiz.

Bugün işte bu çok yönlü gayretlerimizin, ortak çabalarımızın yeni bir sevini daha paylaşmak üzere bir aradayız. Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern’in yeni binasını gerçekten sanat camiamıza kazandırmaktan dolayı Eczacıbaşı ailesine tekrar çok çok teşekkür ediyorum.

Bu projenin ilk adımları merhum Nejat Eczacıbaşı ve Sayın Oya Eczacıbaşı’nın İstanbul’a modern bir sanat müzesi kazandırmak için harekete geçmeleriyle atıldı. Nejat Beyin ailesinin bu hayale sahip çıkmasıyla işte bugünlere gelindi. İstanbul Modern’in ilk binasını ise az önce de ifade edildi 2004 yılında yine bizzat katıldığımız bir programla açmıştık, bu vesileyle adeta bir modern sanat şölenine de şahitlik etmiştik. O günden bu yana İstanbul Modern ülkemizin birikiminin küresel ölçekte paylaşılmasına ve geleceğe aktarılmasına vesile oldu. Dünyanın dört bir yanından eserler, sanat ürünleri İstanbulluların, gençlerimizin ve milletimizin beğenisine burada sunuldu. Şimdiye kadar 8,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayan İstanbul Modern’in eğitim programlarıyla 850 bin çocuk ve gencimize ulaşmasını da ben çok çok kıymetli buluyorum, önemsiyorum. Her yaş ve kesimden insanımızı sanatla tanıştıran, sevdiren İstanbul Modern’in önemli bir boşluğu doldurduğunu da görüyoruz.

Cumhuriyetimizin 100. Yılı’na bir armağan olarak değerlendirdiğim İstanbul Modern’in yeni binasının şehrimize çok ama çok büyük değer katacağına inanıyorum. İstanbul Modern yeni binasıyla önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin en prestijli, çağdaş sanat merkezlerinden biri olmayı sürdürecektir.

Bu güzel eserin şehrimize, kültür ve sanat camiamıza kazandırılmasına vesile olan Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, Eczacıbaşı Topluluğuna, Doğuş Grubuna ve Bilgili Holding’e teşekkür ediyorum. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha İstanbul Modern’in yeni binasının ülkemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum.

Ve çok daha farklı bir şey ifade ediyorum, bu bir zihinsel devrimin de önemli adımıdır, diye ifade ediyorum.