BTSO Ekonomiye Değer Katanlar Ödül Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

21.01.2023

Özel Sektörümüzün Kıymetli Mensupları,

Değerli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Ekonomiye Değer Katanlar Ödül Töreni’nde iş dünyamızın siz güzide temsilcileriyle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Bizleri bu anlamlı program vesilesiyle bir araya getiren Bursa Sanayi ve Ticaret Odası’na, Sayın Başkan ve yönetimine teşekkür ediyorum. Biraz önce dört farklı kategoride ödüllerini takdim ettiğimiz şirketlerimizin her birini kutluyor, ülkemize, milletimize ve ekonomimize yaptıkları katkılar için kendilerine şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle bugün resmi açılışlarını yaptığımız güncel rakamla toplam 12 milyar lira kamu ile 30 milyar lira özel sektör yatırımlarının şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu eserleri şehrimize kazandıran bakanlıklarımızı, belediyelerimizi, tüm kurum ve kuruluşlarımızı, özel sektörümüzü tebrik ediyorum.

Bursa, kadim tarihiyle, kültürüyle, göz kamaştıran mimari eserleriyle, tabii güzellikleriyle ülkemizin sembol şehirlerinin başında geliyor. Bursa’ya hizmet etmeyi, milletimize şükran borcumuzu ödeme yanında ecdadın emanetine sahip çıkma misyonumuzun da bir gereği olarak görüyoruz.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur prensibince diğer şehirlerimiz gibi Bursa’ya da sık sık geliyor, vatandaşlarımızla hasbihal ediyoruz. İş dünyamız ve sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek taleplerini dinliyor, varsa sıkıntılarını çözüme kavuşturuyoruz. Projelerimizi yerinde takip ederek süratle neticelendirilmelerini sağlıyoruz.

Gençlerimiz, kadınlarımız, çiftçilerimiz, işçilerimiz ve toplumumuzun diğer kesimleriyle yaptığımız buluşmalarla milletimizle olan gönül bağımızı daha da güçlendiriyoruz. Bu amaçla sadece son 1 yıl içerisinde Bursa’yı üç kez ziyaret ettik. Bursa’ya her gelişimizde şehrimiz ve ülkemiz için tarihi önemde birçok yatırımı hizmete açtık. Son olarak Türkiye’nin otomobili TOGG’un üretim tesisini Bursa’mızın ve Türkiye’mizin hizmetine sunduk. Türk sanayisinin lokomotif şehri Bursa’nın marka değerini artıracak, ekonomik potansiyelini harekete geçirecek her türlü projeyi destekledik. Rabbim sağlık ve ömür, milletimiz de yetki verdikçe Bursa’ya ve Bursalı kardeşlerimize hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Bu sene Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş Yıl Dönümünü idrak edeceğiz. 29 Ekim 2023 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin inşallah ilk asrını tamamlayıp, ikinci asrına merhaba diyeceğiz.

Birleşmiş Milletler üyesi 193 devletin çoğunun geçmişinin 50-60 yılı zor bulduğu bir denklemde 100 yıl elbette bir devlet için önemlidir. Güçlü bir birikim ve geleneği ifade eden bir zaman dilimidir. Sadece bu vasfıyla bile Cumhuriyetimiz farklı bir konuma sahiptir. Ancak Türkiye tarihi bir asra hapsedilemeyecek kadar köklü maziye, derin hafızaya, eşine az rastlanır zengin müktesebata sahip bir devlettir. Cumhurbaşkanlığı Forsumuzda temsil edilen 16 Türk devletinin tarihi 2200 yılı aşıyor. Kara Kuvvetlerimizin ilk kuruluş tarihi milattan önce 209 yılına uzanıyor. Hariciye Teşkilatımız inşallah bu sene 500. yaşını kutlayacak. Jandarmamız 183 yıldır, Emniyet Teşkilatımız 177 yıldır milletimize hizmet ediyor.

Hangi kuruma bakarsak bakalım benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Ancak kökü mazide olan ati ifadesinin ete kemiğe büründüğü yer hiç şüphesiz Bursa’mızdır. Bursa Sanayi ve Ticaret Odamız 134 yıllık köklü geçmişiyle şehrimizin hafızası konumundadır. Odamız, 1,5 asra yaklaşan bu tarihi süreç içerisinde Osmanlı’nın dağılmasına, vatan topraklarının işgal edilmesine, yeni devletimiz Cumhuriyetimizin kuruluşuna, tek parti faşizminin millet iradesiyle yıkılışına, Menderes ve arkadaşlarının öncülüğünde demokrasiye geçişe, her 10 yılda bir tekrarlanan darbe ve vesayet girişimlerine, ülkemiz ekonomisinin 70 sente muhtaç olduğu kara günlere, sokaklarımızda terörün ve kargaşanın kol gezdiği yıllara, hasılı milletimizin yaşadığı tüm sıkıntılara, zorluklara, ekonomik ve siyasi çalkantılara bizzat şahitlik etmiştir.

Bu Odanın üyeleri, rahmetli Menderes’in başlattığı demokrasi ve kalkınma hamlesinin nasıl darbelerle kesintiye uğratıldığını gördüler. Merhum Özal’ın Türk ekonomisini dışarıya açma çabalarının önünün nasıl kesildiğine şahitlik ettiler. Sermayeyi renklere ayıran 28 Şubat zihniyetinin ülkemiz ekonomisine verdiği zarara tanık oldular. Yürütmede çift başlılık sorununun nelere yol açabileceğini, bir Anayasa kitapçığının ülkeyi nasıl büyük bir ekonomik krize sürükleyebileceğini bilfiil yaşadılar. Bursa iş dünyası olarak size ve milletimize ağır bedeller ödeten tüm bu krizlerle beraber son 20 yılda yakalanan ekonomik ivmeyi ve topyekûn kalkınma hamlesini de bizzat gördünüz, yaşadınız. Güçlü bir siyasi irade yönetiminde Türkiye’nin nelere kadir olduğunu, Türk ekonomisinin neleri başarabileceğini yakından tecrübe ettiniz. Bu tecrübelerin ışığında artık şu gerçeği hepimiz idrak edebiliyoruz: Siyasi istikrarın tesisi, ekonomik büyüme açısından vazgeçilmezdir. Belirsizliğin hakim olduğu bir iklimde ne ekonomi, ne de demokrasi gelişir. Hükümetlerin ortalama ömrünün 1,5 yılı bile bulmadığı bir siyasi atmosferde istikrardan bahsedilemez. Daha ötesi; 24 günlük, 38 günlük, 2 aylık hükümetlerin görev yaptığı bir ülkede iş dünyası önünü göremez, geleceğini planlayamaz. AK Parti öncesi eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki en büyük fark işte budur. Son 20 yılda ülkemizin yazdığı başarı hikâyesinin arka planında siyasette güven ve istikrar ortamının kalıcı bir şekilde sağlanmış olması vardır. Bu önemli kazanımı sayesinde ülkemiz terör örgütlerinden uluslararası güçlere, darbe girişimlerinden sokak eylemlerine kadar maruz kaldığı onca saldırıya rağmen her türlü badireyi atlatmayı bilmiştir. Türkiye, ilk defa orta ve uzun vadeli programlar yapabilme, hepsinden önemlisi de bunları hayata geçirebilme imkânına kavuşmuştur. Mesela, Bolu Tüneli gibi 17 bakan eskiten nice eseri tamamlayarak, milletimizin hizmetine sunduk. Koalisyon hükümetleri olsa, 10-15 yılda bitmeyecek yüzlerce köprüyü, otoyolunu, havalimanını birkaç yıl gibi rekor sürelerde hizmete açtık. 3-5 sene sonrasını bile görmekten aciz bir ülkeyi, hamdolsun 20-30 yıllık planlar yapan, 50 yıllık vizyonlar ortaya koyan bir kapasiteye ulaştırdık.

Bugün dünya enerji ve gıda başta olmak üzere krizleri konuşurken, biz ihracatta 254 milyar dolara ulaşmamızı, artan işgücüne rağmen 32 milyon sınırına yaklaşan istihdam oranlarını, geçen yılın ilk üç çeyreğinde elde ettiğimiz yüzde 6,2’lik büyümeyi, turizmde 51 milyonu aşan turist sayımız ile 46 milyar doları bulan turizm gelirimizi, savunmadan enerjiye her alanda yakalanan tarihi başarıları konuşuyoruz. Bölgemizde yaşanan sıcak çatışmalara rağmen Türkiye’nin yıldızı daha çok parlıyor. Bir dönem sadece krizlerle, darbelerle gündeme gelen Türkiye, artık ekonomik büyümesiyle, diplomatik hamleleriyle kendinden söz ettiriyor. Ülkemizin küresel siyasetteki özgül ağırlığı yaşanan her hadiseyle birlikte daha da artıyor. Türkiye bu başarıyla yalnızca bölgesine değil aynı zamanda Afrika’dan Asya’ya, tüm mazlum milletlere de ilham kaynağı oluyor. Ülkemizi 20 yıl gibi kısa sürede böyle bir dönüşümün baş aktörü yaptığımız için Hükümet olarak biz de iftihar ediyoruz. İnşallah Türkiye yüzyılımızı inşa edene kadar mücadelemizi sürdürecek, evlatlarımıza çok daha müreffeh bir ülke emanet edeceğiz.

Kıymetli Dostlar,

Yapmak, imar ve ihya etmek zor. Yıkmak, yok etmek daima kolay olandır. Bu hakikati merhum Mehmet Akif bir asır önce bakınız nasıl anlatıyor;

“Gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,

İki kazma kürek, iki de ırgat yeter,

Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,

Bir Sinan gerek, bir de Süleyman.”

Evet, başta iş dünyası olmak üzere her alanda yıkma ile yapma arasındaki devasa farkı görmek mümkündür. Bir işletmeyi büyütmek çoğu zaman yıllar, on yıllar alır, ama bir beceriksiz idareci elinde iflasa sürüklenmesi sadece aylar sürer. Aynı durum ülke siyaseti için de geçerlidir. Binbir emekle belli seviyelere getirilen projelerin akamete uğratılması kifayetsiz bir muhterisin yanlış kararının ürünü bir imzaya bakar. Bunun açı örneklerine başka Devrim otomobilleri olmak üzere geçmişte defalarca rastladık. Özellikle ülkemiz ekonomisi için çarpan etkisi yapacak hamlelerin daha emekle safhasındayken nasıl boğulduğunu pek çok kez gördük. Şimdi aynı kirli oyun tekrar sahnelenmek isteniyor. Türkiye’nin son 20 yılda en büyük başarıyı elde ettiği savunma sanayi alanında kopartılan fırtınayı eminim sizler de takip ediyorsunuz. Daha sandıktan bile çıkmadan ülkemizin gurur kaynağı olan projelerini dillerine dolamaya başladılar. Hiçbir hakikat payı olmayan ithamlarla milyarlarca dolar ihracat yapan firmalarımızı itibarsızlaştırmaya kalktılar. Attıkları yalanın altında ezilince de mertçe çıkıp özür dilemek yerine, masanın diğer ortakları gibi başkalarını suçlama yoluna gittiler. İHA ve SİHA konusu, aslında altılı masanın ülkemizin stratejik yatırımlarına yönelik hazımsızlığının ilk değil en son örneğidir. Yatırım ve eser düşmanlığında ilk sırada masanın büyük ortağı vardır. Milletle gönül bağını tamamen kopartmış olan bu ortak, şimdiye kadar havalimanlarımız, şehir hastanelerimiz, enerji tesislerimiz, köprülerimiz, teknoloji şirketlerimiz dahil pek çok yatırımımızı doğrudan hedef aldı. Tüm dünyada başarılarıyla adından söz ettiren şirketlerimize çete iftirası atmaktan çekinmedi. Üreten, ihraç eden, insanımıza istihdam sağlayan, ülkemize yatırım yapan firmalarımızı açıkça tehdit etti. Yurt dışındaki yatırımcılara “Türkiye’ye gelmeyin, burada can ve mal emniyeti yok” diyecek kadar ileri gitti. Bunların dışında daha pek çok ihanet derecesine varan hezeyanlarla, tehditlerle iş dünyamıza yönelik iftiralarda bulundu. İş dünyamızın çatı kuruluşlarından sanayi ve ticaret odalarımızın önemli bir kısmından maalesef bu tehditler karşısında ciddi bir ses yükselmedi. Bize gelince sürekli güvenden, şeffaflıktan, demokrasiden dem vuranlar, bu ülkenin şirketlerinin düşmanlaştırılmasına tek bir laf dahi etmedi. Bu zatın özel sektörü alenen tehdit eden ifadeleriyle ilgili serbest piyasa ekonomisi savunucularından da tek bir eleştiri cümlesi duymadık. Oysa “Türkiye güvenli değil” iftirası karşısında, biz siyasetçilerden önce en güçlü tepkiyi iş dünyamızın vermesi gerekirdi. Çete yaftası karşısında en sert eleştirinin iş dünyasının, iş adamlarımızın bizatihi kendisinden gelmesi beklenirdi. Ekonomimizi açıkça çökertmeyi amaçlayan sermaye ırkçılığı karşısında herkesten evvel bu ülkenin sanayi ve ticaret odaları tavır koymalıydı. Yıkım masasının son dönemde bürokrasiden savunmaya, ekonomiden güvenliğe kadar farklı alanlarda tehdit dozunu sürekli arttırmasında bu sessizliğin önemli payı olduğunu düşünüyorum.

Önümüzdeki seçimler bu konuda da bir dönüm noktası olacaktır.  Sükûtun yerini inşallah çok güçlü bir tepki alacaktır. İş dünyamızı fütursuzca tehdit edenlere, Türk ekonomisini kötüleyenlere, sermaye düşmanlığı yapanlara hak ettikleri cevabı sandıkta vereceğiz. Ülkemizin stratejik yatırımlarını engellemeyi hayal edenlerin bu heveslerini bir kez daha kursaklarında bırakacağız. Yabancı ekonomi komiserlerinden medet uman müstemleke sevdalılarının ülkemizi tekrar kriz bataklığına sürüklemesine göz yummayacağız. Milletimizin gündeminden tamamen çıkardığımız siyasi istikrarsızlık ikliminin yeniden hortlatılmasına müsaade etmeyeceğiz. Sadece son birkaç ayda yaşadıklarımız bile bu çürük yapının Türkiye’ye kavga, entrika, kriz ve kaos dışında hiçbir şey vadetmediğini göstermeye yeterlidir. Bunların tek derdi; gel deyince koşa koşa gelen, git deyince tıpış tıpış giden, iradesi ve özgür karar alma kabiliyeti olmayan güdük bir şahsiyeti millete cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ettirmektir. Bunun dışında ülkeye ve millete dair hiçbir hayalleri, hiçbir hedefleri yoktur. Ne milletimizin, ne de iş dünyamızın böyle bir tuzağa düşmeyerek, tercihini güçlü cumhurbaşkanından, güçlü hükümetten ve netice olarak da güçlü Türkiye’den yana kullanacağına inanıyorum. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum.

Bu düşüncelerle farklı kategorilerde ödüle layık görülen firmalarımızı, bu firmaların çalışanlarını, müteşebbislerimizi canıgönülden tebrik ediyorum.

Açılışını yaptığımız eser, hizmet, özel sektör ve kamu yatırımlarımızın tekrar şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum.

Kalın sağlıcakla.