Şule Yüksel Şenler Vakfı Hizmet Binası Açılış Programı’nda Yaptıkları Konuşma

16.01.2023

Şule Yüksel Şenler Vakfımızın Kıymetli Mensupları,

Saygıdeğer Hanımefendiler,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Bu anlamlı açılış töreni vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Sözlerimin hemen başında eserleri, kitapları, konferansları ve destansı mücadelesiyle yakın tarihimizde silinmez izler bırakan Şule Yüksel Şenler Hanımefendi’yi rahmetle ve özlemle yâd ediyorum. Rabbim, Şule Ablamızın mekânını Cennet, makamını âli eylesin diyorum. Onun aziz hatırasına sahip çıkmak ve örnek hayatını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla kurulan vakfımızın kısa sürede bilhassa kadınlarımız arasında teveccüh görmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Vakfımız, farklı alanlarda yürüttüğü projelerle adını taşıdığı Şule Yüksel Şenler’e olan vefa borcumuzu hakkıyla yerine getirmeye gayret ediyor. Bugünden itibaren hizmet binamızın da kullanıma başlanmasıyla inşallah vakfımızın faaliyet yelpazesinin daha da genişleyeceğine inanıyorum. Bu vesileyle Mehmet Beye çok çok teşekkür ediyorum.

Nitekim vakıf hizmet binamızın her bakımdan ihtiyacı karşılayacak bir eser olarak planlandığını ve tefriş edildiğini görüyoruz. Vakıf merkezimiz, toplantı salonu, çok amaçlı eğitim salonu, araştırma kütüphanesi, bilişim, teknoloji, tasarım, moda üretim atölyeleri ve kafeteryasıyla gençlerimizin uğrak mekânlarından biri olacaktır.  

İstanbul’umuzun manevi muhafızı Eyüp Sultan Hazretlerine komşu bir konumda hizmet verecek vakfımızın kapıları genç kızlarımız başta olmak üzere tüm kadınlarımıza ve vatandaşlarımıza sonuna kadar açıktır. İnşallah burası merhum Şule Ablamızın uğruna ömrünü adadığı aklıselim, kalbiselim, zevkiselim nesillerin yetiştiği bir ocak görevi görecektir. Vakfımıza ve idarecilerimize bu yönde sergileyecekleri halisane çabalarda Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum. Vakıf binamızın açılmasına vesile olan, yardımlarıyla destek veren Şule Ablamızın manevi mirasına çıkan herkese bir kez daha şahsım, eşim, milletim adına teşekkür ediyorum.

Rabbim bizleri de son nefesimize kadar İslam’a, Müslümanlara ve tüm insanlığa hizmet yolundan ayırmasın diye dua ediyorum.

Kıymetli Dostlar,

Öyle insanlar vardır ki hayatlarıyla bize fener olurlar, rehberlik ederler. Kulluğumuzu ve bu dünyada var oluş gayemizi hatırlatırlar. Onların aydınlık yüzlerine bakınca sadece pürüzsüz bir vicdanı değil aynı zamanda insanı insan yapan yüce değerleri de görürüz. Fikir ve ruh dünyamızın kutup yıldızları mesabesindeki bu anıt şahsiyetler “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir” sözündeki hikmetin canlı şahitleridir. Ömürlerine sayısız eseri, kitabı ve mücadeleyi sığdıran böylesi insanlar geride hep şükranla, duayla anılacak muazzez bir miras bırakmışlardır.

Eşimin ve benim özel hayatımızda müstesna yeri olan Şule Yüksel Şenler Hanımefendi, işte böyle seçkin bir insan ve münevverdi. Şule Ablamız, mücadeleyle ve imtihanlarla geçen ömrü boyunca sonucu ne olursa olsun hakkın hatırını daima en üste tutmuştur. Huzur Sokağı romanıyla birçok gencimize ilham veren, cesaret aşılayan, hidayetlerine vesile olan yürekli bir dava kadınıydı.

Kaleme aldığı kadın sayfaları, köşe yazıları ve kitaplarıyla milyonların gönlünde taht kurmuştu. Gençlerimiz, kadınlarımız, toplum ve aile yapımız hakkında yazdıklarıyla büyük bir dönüşümün öncülerinden olmuştu.

Merhum Şule Yüksel Şenler’i çağdaşlarından ayıran en önemli vasfı, kendini gazete köşelerine ve kitap sayfalarına hapsetmemesiydi. O fildişi kuleden ahkâm kesmek yerine, bizzat hayatın içinde yer almayı tercih etti. Kızmak, küsmek, kendini toplumdan izole etmek yerine inandığı değerleri il-il dolaşarak, konferanslar vasıtasıyla halkımıza anlatmaya çalıştı. Güçlü kalemi yanında emsalsiz bir de hatip olan Şule Yüksel Şenler, gittiği her yerde binlerce insana hitap etmiş, toplantı salonları, camiler, meydanlar onu dinlemek için gelenlerle dolup taşmıştı. Onun coşkun bir ırmak misali akan sohbetini dinleyip de etkilenmemek şüphesiz mümkün değildi.

Türkiye’yi karış-karış gezmesi, en küçük nahiyeye giderek İslami tecrübelerini anlatması özellikle gençlerimizi derinden etkilemiştir. Şule Hanım’ın kendine has örtünme tarzının gençler tarafından örnek alınması ve yaygınlaşması, irtica yaygaracılarını da harekete geçirmiştir. Öyle günler yaşadı ki gazete manşetlerinden doğrudan hedef gösterildi. Dönemin Cumhurbaşkanı tarafından açıkça tehdit edildi. Hakkında yürütülen soruşturmalar-kovuşturmalar hiç eksik olmadı. İsmi marjinal örgütlerin infaz ve ölüm listelerinde yer aldı. Konferanslarına yönelik bomba ihbarları yapıldı. Evi kundaklanmaya, ateşe verilmeye, canına kast edilmeye çalışıldı. Sıkmabaş denilerek, fütursuz itibar suikastlarına maruz bırakıldı. Ama bunların hiçbiri Şule Yüksel Şenler’i inandığı yolda yürümekten, inandığı değerleri cesaretle savunmaktan bir an olsun alıkoymadı.

Milletin inancına düşmanlıkta sınır tanımayanlar, tehdit dozlarını artırdıkça Şule Yüksel Hanım mücadele bayrağını daha da yükseltti. Tüm baskılara ve tehditlere rağmen Şule Yüksel Hanım, ülkemizde hem direnişin, hem dirilişin sembollerinden biri haline geldi. Faşizmin kol gezdiği karanlık yıllarda Şule Yüksel Şenler, mücadelesiyle insanımıza özgüven aşılamış, nice genç kızımızın inancından taviz vermeden okumasına, ilim ve hikmetle buluşmasına öncülük etmiştir. Şule Hanımı itibarsızlaştırmaya çalışanların en büyük hazımsızlığı; onun yıllardır öz yurdunda parya olarak görülen Anadolu insanına verdiği işte bu özgüven ve cesaret duygusudur.

Şule Yüksel Şenler, modernle geleneği kucaklaştıran fikirleriyle özellikle kadınlarımıza kamusal alanda var olabilmenin yolunu açmıştır. Türkiye’nin ve kadınlarımızın bugün elde ettiği başarılarda Şule ablamızın emeği, gayreti ve dirayetli duruşunun çok büyük payı vardır.

Kıymetli Kardeşlerim,

Merhum Şule Yüksel Şenler’in hayalini kurduğu ve uğruna ömrünü adadığı Türkiye’yi inşa etmek için son 20 yıldır aşkla, samimiyetle çalışıyoruz. Altyapı yatırımlarından hak ve özgürlüklerle ilgili reformlara kadar her alanda ülkemizi dünyanın devler ligine çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye yüzyılı vizyonumuz, sadece milletimizle gelece dair yaptığımız bir mukavele değil, aynı zamanda ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarma irademizi de gösteriyor. Bu kutlu ideali gerçeğe dönüştürecek atılımların kahir ekseriyetini hamdolsun son 20 yılda büyük ölçüde zaten hayata geçirdik. Milletin iradesine vurulan vesayet zincirlerini tek-tek parçaladık. Demokrasimize gölge düşüren antidemokratik uygulamalara son verdik. Üniversite kapılarında gözyaşı döken genç kızlarımızın acılarını Allah’a hamdolsun dindirdik. Kamu kurumlarında başörtülü kadınlarımızın hiçbir baskıya uğramadan çalışabilmesinin önünü açtık. Allah’a hamdolsun, artık başörtülü valimiz de var. Allah’a hamdolsun, artık Silahlı Kuvvetler’de başörtülü subaylarımız var. Ve bütün bunlarla beraber yargıda hamdolsun artık hakimlerimiz, savcılarımız var. Hani olmaz diyorlardı, er veya geç olacak dedik ve oldu. İmam hatip okullarına ve meslek liselerimize yönelik katsayı zulmü gibi adaletsizlikleri ortadan kaldırdık. Şu anda karşımda Şule Yüksel Şenler İmam Hatip’ten kızımız var. Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi derslerimizin tüm okullarımızda seçmeli ders olarak okutulmasına imkân sağladık. Kur’an kurslarımızı ve ilim-irfan yuvalarını hedef alan darbe dönemi ürünü düzenlemeleri tarihe gömdük. 27 Mayıs’tan 12 Eylül ve 28 Şubat’a kadar darbelerin mağdur ettiği toplum kesimlerinin haklarını iade ettik. Hiçbir insanımızın inancından, sakalından, saçından veya hayat tarzından dolayı ötekileştirilmediği bir huzur iklimini ülkemiz genelinde tesis ettik.

Bugün kadınlarımız kılık kıyafetleri sebebiyle haksızlığa uğramadan hayatın her alanında sorumluluk üstlenebiliyor. Genç kızlarımız başörtüleriyle devlette, akademide, iş hayatının en üst kademelerinde görev yapabiliyor. Şiddete ve teröre bulaşmadığı sürece hiç kimse inancı ile kariyeri, siyasi görüşü ile meslek hayatı arasında bir tercihe zorlanmıyor. Hukuk ve meşruiyet çerçevesinde herkes istediğini söylüyor, yazıyor, ne kadar aykırı olursa olsun fikirlerini özgürce ifade edebiliyor.

Şimdi atacağımız yeni bir adımla kadınlarımızın hak ve hürriyet alanlarını daha da genişletmeyi arzu ediyoruz. Kısa süre önce Meclis’imizin takdirine sunduğumuz Anayasa değişikliği teklifi yasalaşması halinde bu reform sürecinin adeta zafer tacı olacaktır. Bu düzenleme kabul edilirse, artık hiç kimse aklına estiğinde sosyal medya üzerinden bir gece yarısı eski yaraları deşmeye cesaret edemeyecektir. Allah’ın izniyle bir daha bu millete üniversite kapılarının önlerine kurulmuş ikna odası utancını kimse yaşatamayacaktır. Kadınlarımızın zaten en temel hakkı olan kılık kıyafet özgürlüğü anayasal güvenceye kavuşturularak eski Türkiye heveslilerinin kursaklarına bir düğüm daha atılacaktır.

Kalktın söyledin, sorun yoktu. Hadi madem bunu söyledin, gel bunu anayasal bir zemine oturtalım, beraberce artık bu ülkede böyle bir sorun kalmasın dedik. Arkadaşlarım ziyarete gitmek istediler ve beyefendiler ve hanımefendi ziyareti kabul etmedi. İşte bunlar bu kadar dürüst, bunlarda dürüstlük diye bir şey aramayın, yok.

Teklifimizle kadınlarımızın haklarını güçlendirme yanında aile kurumunu küresel odakların desteğiyle palazlanan ve giderek pervasızlaşan sapkın akımların saldırılarından da korumayı amaçlıyoruz. Özgürlük kılıfı altında toplumun taşıyıcı sütunu olan aile müessesesinin yok edilmesine asla rıza göstermeyeceğiz. İnsan fıtratına aykırı sapkınlık virüsünün millet varlığımızı daha fazla zehirlemesinin önüne set çekmek istiyoruz. Kadınlarımız, aile yapımız ve geleceğimiz adına hayati önemdeki Anayasa değişikliği teklifine akıl, izan ve sorumluluk sahibi hiç kimsenin, hiçbir milletvekilimizin hayır demeyeceğine inanıyorum. Temennimiz, Meclis’imizin 400’ün fevkinde bir oyla bu düzenlemeyi Genel Kurul’da kabul ederek kadınlarımızın beklentilerine cevap vermesidir. Ancak son günlerde yaşanan kimi tartışmalar, daha düne kadar sosyal medyadan ahkâm kesenlerin yan çizmeye başladığını gösteriyor. Altını çizerek ifade etmek isterim ki; böyle bir meselede ipe un serilmesini ne milletimiz, ne kadınlarımız affedecektir. Başörtüsü ve aile konusunda kaçak güreşmenin hiçbir bahanesi olamaz. Beklentimiz gerçekleşmez ve 400’ün altında bir Meclis aritmetiği oluşursa, bu durumda egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demiyor muyuz? Öyleyse millete gideceğiz ve son sözü millet söyleyecek, kilidi milletimizin iradesi açacak. Gazi Meclis’imizin ve milletimiz adına görev yapan milletvekillerimizin kadınlarımıza mahcup olacak bir tabloya izin vermeyeceğini ümit ediyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak biz tüm kadınlarımızın hak ve hukukunu korumakta kararlıyız.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.

Bu düşüncelerle açılışını yaptığımız Şule Yüksel Şenler Vakfı Hizmet Binamızın tekrar hayırlı olmasını diliyorum. Sayın Başkana ve tüm heyetine şu ana kadar verdikleri emekleri sebebiyle de ayrıca teşekkür ediyorum, başarılarının artarak devamını diliyorum.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.