Rami Kütüphanesi Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

13.01.2023

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Kıymetli Mensupları,

Değerli Misafirler,

Sevgili Kitapseverler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Rami Kütüphanesi’nin ülkemize, milletimize, İstanbul’umuza, özellikle de gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sözlerimin hemen başında, dün ebediyete irtihal eden kıymetli sanatçımız Burhan Çaçan’a Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Burhan Çaçan, yürek tellerimizi titreten güçlü sesi, kendine özgü yorumu ve her zaman koruduğu vakur duruşuyla hem halkımızın gönlünde taht kurmuş, hem de Türk halk müziğine eşsiz katkılar yapmış bir sanatçımızdı. Merhum sanatçımız, bizim de ilk gençlik yıllarımızdan itibaren severek dinlediğimiz, şahsiyetini hep takdir ettiğimiz gerçekten müstesna bir insandı. 45 yıllık sanat hayatı boyunca birbirinden değerli albümlere imza atan Burhan Çaçan, geride doldurulması zor bir boşluk bırakmıştır. Rabbim merhum sanatçımızı rahmeti ve merhametiyle kuşatsın, başta ailesi olmak üzere yakınlarına ve tüm sevenlerine sabır versin diyorum.

Değerli Misafirler,

Kütüphaneye dönüştürdüğümüz Rami Kışlası’nın ülkemizin son 2,5 asırlık tarihinde çok önemli bir yeri var. Ben de burası gıda çarşısına dönüştüğünde burada uzunca bir zaman peynir sattık, sucuk, pastırma, bunların satışını yaptık, yani burada bir geçmişim var, bu geçmişimizi bir kenara koymak mümkün değil. Bir de tabi az önce izlediğimiz gibi de aynı zamanda burası ne haldeydi, hani hep söyleriz ya nereden nereye, böyle bir mezbelelik haldeydi. Top da oynadım burada, Rami top sahası olduğu zaman, buralara yabancı değiliz. Bizim Süleyman Efendi de burada epeyce zaman geçirdi. Böyle bir mazimiz var.

Ama hepsinden öte, Sultan İkinci Mahmut 1828-1829’daki Osmanlı-Rus Savaşı’nın askeri ve idari yönetimini bu kışladan yürütmüştür. Cumhuriyet döneminde de aynı amaçla uzunca bir süre kullanılan kışla, daha sonra az önce ifade ettiğim gibi gıda toplantıcıları sitesi de dahil farklı biçimlerde değerlendirilmiştir.

Zaman içinde ciddi bir tahribata uğrayan bu abide eseri, İstanbul’un en büyük kütüphanesi olarak düzenlemek için yürüttüğümüz çalışmalar nihayet bitti. Rami’yi sadece bir kütüphane değil, pek çok faaliyetin de yapılabileceği bir kültür merkezi olarak planladık. Buradaki kütüphanemiz, haftanın her günü günün 24 saati gençlerimiz başta olmak üzere kitapseverlere hizmet verecektir.

Kullanım alanı 36 bin metrekareyi geçen, peyzaj alanı 51 bin metrekareyi bulan, diğer ilaveleriyle yaklaşık 110 bin metrekarelik bir alanda şu andaki yapıya kavuşmuş bulunuyoruz. Kütüphanemizde ilk etapta 2 milyonu aşkın kitap ve 4 bin 200 kişilik kapasiteyle hizmete başlamasından memnuniyet duyuyorum. Kitap sayımız elbette zaman içinde daha da artacak. Kütüphane bünyesindeki Atatürk İhtisas Kütüphanesi de 25 bin ciltlik külliyatıyla kendi alanında önemli bir ihtiyacı karşılayacaktır. Yine Rami bünyesindeki Yazma Eserler Kütüphanesi de buraya ayrı bir derinlik katacaktır.  Günümüzün olmazsa olmazı dijital kaynaklar da burada meraklılarıyla buluşacaktır.

Bünyesindeki pek çok farklı birimle İstanbul’a kazandırdığımız bu güzel kültür merkezinin restorasyonunda ve dönüşümünde emeği geçen başta Sayın Bakanımız olmak üzere tüm ekibini, mimar, mühendisinden yüklenici firmaya varıncaya kadar herkesi özellikle tebrik ediyorum.

Gerçekten bu eser her türlü takdirin üzerinde bir eser. Ülkemizin, özellikle de İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkmayı, ecdada karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz. Üstelik sadece bununla kalmıyor, modern sanatların ülkemizde yaygınlaşmasını sağlayacak projeleri de hayata geçiriyoruz. Bu anlayışla, Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bünyesinde ülkemizin en iyi altyapısına sahip bir kongre ve kültür, sergi merkezi ve kütüphaneyi bildiğiniz gibi milletimizin hizmetine sunduk.

Yine Cumhurbaşkanlığımızın Çankaya Köşkü’ndeki, Tarabya yerleşkesindeki, Dolmabahçe’deki, Yıldız Sarayı’ndaki tarihi eserleri restore ederek Vahdeddin Köşkü’nü o yanmış halinden sonra bugünkü haline getirerek, yeni baştan yaparak tarihimize sahip çıktık. Milli Saraylar Başkanlığını Cumhurbaşkanlığına bağlayarak ecdat yadigarı pek çok eserin ihyasını sağladık.

Bunlarla beraber, Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’ni yürütülen tüm olumsuz kampanyalara rağmen yeniden ve çok daha güzel bir şekilde İstanbul’un kültür-sanat hayatına kazandırdık.

Diğer yandan, Cumhuriyet’imizin 100. Yılı’nı 100 yeni kütüphaneyle karşılama hedefimize adım-adım yaklaşıyoruz. Bir taraftan Kültür ve Turizm Bakanlığımız, diğer taraftan millet bahçeleri bünyesindeki kütüphane çalışmalarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, öte yandan belediyelerimiz, ülkemizi ve gençlerimizi kitapla buluşturmak için canla-başla çalışıyor. Tabii üniversitelerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın son dönemde bu konuda gösterdiği gayretlerin de yakın takipçisiyiz. Yeni bir anlayışla dönüştürdüğümüz ve inşa ettiğimiz kütüphanelerimizin gençlerimiz nezdinde gördüğü kabule gittiğim her yerde şahit oluyorum.

Eskiler, şerefu'l-mekin bi'l-mekân derler, yani bir mekânın şerefi, değeri, anlamı orada bulunanlardadır. Bu mana, bu söz, en iyi vücut bulduğu yerlerin bence kütüphaneler olduğuna inanıyorum, işte burası böyle bir eserdir. 

Gençlerimizle birlikte tüm vatandaşlarımızın kütüphaneyle ünsiyetini ne kadar güçlendirirsek geleceğimiz o derece emniyette olacaktır. Az önce buradaki bir Anadolu Lisesi’nin mensubu gençlerimizle bir arada olduk ve Cumhurbaşkanım, 5 dakikada artık okulumuzdan buraya geliyoruz dediler, 5 dakika. Başka dedim onlara da söyleyin bakalım, artık burada çorbanızı içecek misiniz? İçeceksiniz. Çayınızı içecek misiniz? İçeceksiniz. Kahvenizi içecek misiniz? İçeceksiniz. Kek, onu da yiyeceksiniz, para yok. Tabii çok mutlular, yarın sabahtan itibaren bu uygulama da başlıyor.

Şöyle geriye doğru baktığımızda, kütüphanelerimiz ne kadar zengin, ne kadar yaygın, ne kadar hareketliyse, medenimiz o derece üretken, devletimiz o derece güçlü, milletimiz o derece müreffeh olmuştur. Bizim medeniyetimiz, kitapla, defterle, kalemle, mürekkeple, okumakla, anlamakla, sormakla, anlatmakla yoğrulmuş, ilimle, irfanla, hikmet ve tefekkürle kıvamını bulmuştur. Duvarları kitaplarla dolu bir kütüphaneyi en kıymetli hazinelerden daha üstün tutan ecdadımız, her kütüphaneyi cennetten bir köşke benzetmiştir. Alimleri gölgelerinde soluklanılan cennet ağaçlarıyla kıyaslayan ecdat, onların eserlerini de bu ağaçların meyveleri olarak görmüştür, Elhamdülillah, nasıl bir ecdada sahibiz, inşallah biz de onlara layık oluruz.

Hayırlı işlerin her biri gibi ilim, irfan, kültür, sanat faaliyetlerini de ibadet aşkıyla yürüten milletimiz, bu vasfı sayesinde asırlarca dünyaya ışık tutmuş, halen el üstünde tutulan eserler vermiştir. Kütüphanelerimizin sembolü olduğu bereketli medeniyet iklimimiz, yerini fikri ve manevi kuraklığa bıraktıkça, bu tablonun yerini gerileme, rehavet, sefalet almıştır. Kimi dönemlerde bu kuraklık iklimi özellikle tesis edilmiş, özellikle başımıza bir karabulut gibi çöktürülmüştür. Ülkemizde yıllarca eğitim-öğretimi ve entelektüel faaliyetleri hem tek yönlü bir formatlama aracı, hem de belirli kesimlere mahsus bir ayrıcalık olarak tutmaya çalışan zihniyetin yol açtığı kısırlığı yaşadık. Çocuklarımızı ya okullara hiç almıyorlardı ya da faşizan baskılarla kendi ideolojik saplantıları doğrultusunda biçimlendirmeye çalışıyorlardı. Rahmetli Menderes’in başlattığı, rahmetli Özal’ın sürdürdüğü, bu ülkenin asli unsuru olan milletin evlatlarının akademin bürokrasiye, medyadan iş dünyasına, her alanda önlerini açma çabalarını hayırla yad ediyoruz. Biz de hükümete geldiğimiz günden beri, adalet, hak, hakkaniyet ve fırsat eşitliği temelinde hiçbir ayrım gözetmeksizin ülkemizin her köşesini ve milletimizin tamamını kuşatacak şekilde bu anlayışla çalıştık, çabaladık.

Değerli Kardeşlerim,

Kalkınmanın bir bütün olduğuna, en başında da eğitimin, kültür ve sanatın geldiğine inanıyoruz. Bunun için önceliklerimizin ilk sırasına eğitimi aldık. Hem geçmişin yanlışlarını düzeltecek, mağduriyetlerini giderecek, hem de günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek bir eğitim altyapısı ve sistemi kurmak için kolları sıvadık. Okul öncesinden üniversiteye, oradan akademik basamakların en üstüne kadar tüm kademelerde köklü reformlar gerçekleştirdik. Mesleki eğitimi güçlendirmek dahil tüm sistemi yeniden yapılandırdık. Üniversitelerimizi 81 vilayetimize yaygınlaştırdık. Çocuklarımızı ve gençlerimizi her alanda destekledik. Aynı şekilde kültür-sanat altyapımızı tahkim ettik. Düşüncesine, yüreğine, beceresine, emeğine dayalı üretim yaparak ülkemize değer katan herkesin yanında olduk. Yaptığı işe, gerçekleştirdiği üretime, verdiği hizmete kendi değerlerinin damgasını vuran kültür-sanat insanlarımızı özellikle teşvik ettik. Bunları yaparken asırlardır yolumuzu aydınlatan medeniyet güneşimizi tekrar en yükseğe taşıma peşinde koşuyorduk.

Demokrasi ve kalkınma atılımlarımızın diğer tüm başlıklarında kaydettiğimiz gelişmelerinde bu mücadeleyi destekleyen bir yönü vardı. Geçtiğimiz 20 yılda ülkemizin asırlık altyapı eksiklerini, demokrasi ve güvenlik ihtiyaçlarını gidermekte gerçekten çok büyük bir başarı yakaladığımızı kimse inkâr edemez. Bu çerçevede, eğitimde, kültür ve sanatta geldiğimiz yeri de çok önemli görüyoruz, ama henüz bu alanlarda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamadığımızın da farkındayız. Bizimki, ancak hayalleri ve hedefleri büyük olanların yaşayabileceği bir hayıflanmadır, yoksa asırlara bedel eserler ve hizmetler ortaya koyduğumuzdan asla şüphemiz yok.

Dünya değişirken ülkemizin yerinde kalması demek, gerileme işaretidir. Takip eden değil öncülük yapan, diğer alanlar gibi kültürelde de kendisine sunulanları tüketen değil üreten bir Türkiye için gece-gündüz çalışıyoruz. İnşallah önümüzdeki dönem Türkiye yüzyılı vizyonumuzla eğitim ve kültür başta olmak üzere ülkemizi küresel düzeyde marka haline getirecek başlıkların tamamında da milletimizi hayallerine kavuşturacağız. Rami Kütüphanemizi işte bu büyük yürüyüşte yeni bir halka, yeni bir safha olarak görüyoruz.

Rami Kışlası’nı, Rami Kütüphanemizi işte gezerken bütün gerek cilthanesi, yani mücellitlerimizi gördüm, gerekse adeta bir ameliyathane gibi kitapların restorasyonlarının yapıldığı birimlere girdik, oradaki arkadaşlarımızın nasıl bir hassasiyetle çalıştıklarını, adeta organ nakli yapar gibi o kitapların bütün gerçekten tahrip olmuş o yaprakları tek tek tek nasıl bir yerden bir yere naklettiklerini görmek, onlara şükran borcu olduğumuzu söylememek mümkün değil. Ve bu eserlerle beraber inşallah Rami Kütüphanemiz çok çok farklı geleceğe bir yatırımın inşallah eseri olacak. Ülkemize ve İstanbul’umuza hayırlı olmasını diliyorum.

Dilediğimiz tüm kitapları buraya nakledebiliriz ve Kültür Turizm Bakanlığımızın bütçesine ayrıca bir destek vererek yurt içi, yurt dışından buraya her türlü inşallah kitapları alacağız. İthalatçılığımıza onu getireceğiz, kitap ithali yapacağız dünyanın dört bir yanından ve Rami Kütüphanemizin bu uluslararası özelliğini de çok daha güçlü hale getirmiş olacağız.

Bu kütüphanede okuyacak, araştıracak, eser ortaya koyacak, yapılan faaliyetlerden istifade edecek herkese şimdiden şükranlarımı sunuyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.

Evet, Rami Kütüphanemizi bugün açıyoruz ve Rami Kütüphanemizle İstanbul’umuza şimdi ayrı bir zenginlik kazandırıyoruz. İstanbul’umuzun bu yeni potansiyeli, yeni kültürel noktada kazandığı bu güç tüm gençliğimize hayırlı olsun; ya Allah, Bismillah.