7. Anadolu Medya Ödülleri Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

04.01.2023

Anadolu Yayıncılar Derneğimizin Kıymetli Yöneticileri,

Değerli Medya Mensupları,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, milletin evine, bu gazi mekâna hoş geldiniz. Anadolu Yayıncılar Derneğimiz tarafından düzenlenen medya ödüllerinin 7’ncisinde sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Ödüllerini takdim edeceğimiz kurumlarımızı ve medya mensubu arkadaşlarımızı canı gönülden tebrik ediyorum.

Toplam 320 mahalli ve bölgesel radyoyu, televizyonu, gazeteyi, dergiyi aynı çatı altında bir araya getiren Anadolu Yayıncılar Derneği, maşallah başarı çıtasını her yıl 1 adım daha yukarı taşıyor. Derneğimizin yerel medya gündemini millete ve milletin kadim değerlerine sabitleyerek yürüttüğü çalışmaları takdirle karşılıyoruz.

Türkiye’nin kültürel zenginliğini yansıtan Anadolu medyası ne kadar etkin ve yaygın olursa, demokrasimiz de o derece güçlü olacaktır. Anadolu medyasının sesi ne kadar gür çıkarsa, milletimizin talep ve beklentileri de o derece makes bulacaktır. Sizleri sıradan birer yerel medya kuruluşundan ziyade on yıllardır sesine kulak verilmeyen milyonların medyadaki temsilcisi olarak görüyoruz.

Her biriniz varlığınızla ülkemize medya ikliminin çeşitlenmesine önemli katkılar sunuyorsunuz. Mahalli medyanın halkımızın doğru bilgilendirilmesinde oynadığı kritik role özellikle son yıllarda defalarca şahit olduk. Gezi olaylarından 17-25 Aralık girişimine, terör saldırılarından 15 Temmuz ihanetine kadar yaşadığımız her kritik dönemeçte Anadolu medyası milli irade ve demokrasiden yana çok net bir tavır aldı. Türk demokrasisinin üzerinden vesayetin gölgesini kaldırmaya dönük her hamlemizde yerel medyamızın desteğini bizzat gördük, tecrübe ettik. Lafa gelince özgür basından dem vuranların darbecilere alkış tutuğu bir dönemde sizler cesaretle demokrasimize sahip çıktınız. Küresel sistemin çarpıklıklarının temsilcisi odaklarla bir olup siyasete ayar veren kalemşörler karşısında yerli ve milli basının nasıl olması gerektiğini yine sizler gösterdiniz. Örnek duruşunuzdan dolayı sizlere ve yerel medyamıza şahsım, ülkem ve milletim adına bir kez daha teşekkür ediyorum.

Biz de sizlerin etkinliğini daha da artırmak ve medyamızdaki farklı sesleri çoğaltmak için yerel kuruluşlarımıza destek verdik. Bürokratik iş ve işlemlerin kolaylaştırılması başta olmak üzere pek çok alanda sizlerin yükünü hafiflettik. Sorunlarınızın çözümü noktasında her zaman güçlü bir irade sergiledik. Anadolu medyasına ve temsilcilerine kapımızı daima açık tuttuk. İnşallah bundan sonra da sizlere kulak vermeyi, sizlerle dayanışma içinde hareket etmeyi sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Özgür, tarafsız, halka karşı kendini sorumlu hisseden bir medyanın demokrasiler açısından taşıdığı önemi hepimiz biliyoruz. Bunun için literatürde medyayı tarif ederken sık sık dördüncü kuvvet kavramına başvurulduğunu görüyoruz. Dördüncü kuvvet ifadesi, bizim medyamızın da sahiplendiği, bilhassa siyaset kurumuyla olan ilişkilerinde sıkça referans aldığı bir kavramdır. Kamu adına siyaset kurumunu izleyen, denetleyen, varsa hatalarını ortaya çıkaran bir medya elbette bu tanımı ziyadesiyle hak eder. Medyanın asli görevi de zaten, vatandaş adına gözcülük yapmaktır. Millete ve memlekete hizmet gayesiyle hareket eden hiç kimse böyle bir medyanın varlığından rahatsız olmaz, olmamalıdır.

Ancak ülkemizde dördüncü kuvvet ifadesi genellikle yanlış yorumlanmış, millet ve milletin seçtikleri üzerinde bir tahakküm aracına dönüştürülmeye çalışılmıştır. Medyamızın önemli bir kısmı bilhassa darbe dönemlerinde halkın sesi olmak yerine, antidemokratik güç odaklarının dümen suyuna girmeyi tercih etmiştir. Gazete manşetleri, sayfa köşeleri, televizyon ekranları, siyaseti ve toplumu yönlendirmek, siyasetçiyi hizaya sokmak, hatta alenen tehdit etmek amacıyla kullanılmıştır. Hatırlarsanız, 27 Mayıs öncesinde ana akım medya, yalan ve iftira dozu yüksek utanç verici manşetlerle resmen darbeye ortam hazırlamıştır. Aynı şekilde 12 Eylül darbecilerine manşetlerinden selam çakan medya kuruluşlarımız olmuştur. Hatta ileri gidiyorum, kalemşörler olmuştur. Ülkenin seçilmiş Başbakanına “sivil diktatör” diyecek kadar muvazeneyi kaybeden gazeteler, gazeteci kılıklı tetikçiler gördük. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, daha dün gibi hatırladığımız 28 Şubat döneminde muhtıracıların haber bülteni gibi yayın yapan medya organlarımız vardı. Okuduğumuz bir şiir sebebiyle hakkımızda verilen mahkeme kararını “muhtar bile olamayacak” manşetleriyle adeta kutlayan gazeteler gördük. Tabii burada iki önemli vurgu var. Bir; muhtarları küçümsemek. İki; yarının siyasetine kendine göre yön vermek. Ne oldu? O kadar ufkunuz dar, o kadar kısır ki muhtar bile olamaz dediğiniz kişi Cumhurbaşkanı oldu. Önce bu başlıkları atanlarla bir şeyi hatırlatmak lazım; kendinize ayar verin ayar, eğer ayar vermezseniz millet size ayar verir.

Hükümetlerimiz döneminde hak ve özgürlükleri genişletmek için yaptığımız bir yasa değişikliğine nasıl başlık attılar? “411 el kaosa kalktı” diyerek saldıran, vesayet odaklarına açıkça davetiye çıkaran medya kuruluşları oldu. Kandil’deki terör baronlarını “yere izmarit atmıyorlar” manşetleriyle övgü yağmuruna boğan basın yayın organları gördük. Ve şu anda işte o Kandil’deki baronlar, 10 yaşında, 11 yaşında, 12, 13, 14 yaşındaki kız yavrularının taciz edildiği merkezler hâline geldi. Bay Kemal, niye konuşmuyorsun, oraya niye sesin çıkmıyor? Diyarbakır Annelerine niye bir ziyaret yapmıyorsun, orayla niye bir irtibat kurmuyorsun? İşte sen kurmazsan, millet sana hizaya gelmeyi gösterecek.

Şahsımıza manşetlerden ömür biçilmesinden terör eylemlerinin açıkça desteklenmesine, kadınlarımıza hakaret eden köşe yazarlarından bebek katillerine sahip çıkanlara kadar medyamızda dördüncü kuvvet ifadesiyle asla bağdaşmayacak kepazeliklerle karşılaştık. Hep söylediğimiz gibi, biz bugünlere sadece darbecilere, çetecilere, terör örgütlerine meydan okuyarak gelmedik. Biz, aynı zamanda şahsımızı, davamızı, partimizi ve milli iradeyi hedef alan kirli manşetlerle çarpışa-çarpışa bugünlere geldik. Gerçeğin peşinden koşmak, yerel ve küresel güç odaklarına tetikçilik yapanlara rağmen mücadelemizi yürüttük. Duruşumuzu hiçbir zaman bozmadık, yalan ve iftiraya asla teslim olmadık. İtibar suikastları karşısında geri adım atmadık. Haysiyet fukaralarının tehditlerine boyun eğmedik. Karşımızdakiler ne yaparsa yapsın, biz daima hakkın ve hakikatin hatırını üstte tuttuk. Milletimizle ve milli iradenin sesi olan basın yayın kuruluşlarımızla omuz omuza hareket ederek ülkemizde tarihi nitelikle pek çok demokratik kazanıma imza attık. İnşallah Türkiye yüzyılını da medyamızla birlikte yükseltecek ve gençlerimize emanet edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye, yaşadığı tüm bu olumsuzluklara rağmen hamdolsun son 20 yılda demokrasiyle birlikte basın ahlakı ve hürriyetinde de bir seviye atlamıştır. Ülkemizin basın yayın tarihini bilen ve elini vicdanına koyup objektif bir muhasebe yapan herkes, medyamızın bugün daha bağımsız, daha çoğulcu, daha zengin bir yapıya sahip olduğunu kabul edecektir. Gerçekten de 2023’ün Türkiye’sinde basın, 90’lara, 80’lere, 70’lere göre çok daha özgürdür, serbesttir, halkın gözünde daha çok itibar kazanmıştır. Hangi cenahta yer alırsa alsın basın yayın kuruluşları asli görevlerini hakkıyla yerine getirebilme salahiyetine bizim dönemimizde kavuşmuştur. Terörü övmediği, şiddete teşvik etmediği, dezenformasyon yapmadığı müddetçe herkes istediğini yazmakta, söylemekte, ifade edebilmektedir. Eski Türkiye özlemiyle yanıp tutuşanların siparişleri üzerine hazırlanan sözde raporlar bu gerçeği değiştirmeyecektir. Bunların ne bizim, ne milletimizin nazarında hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Türkiye’yle ilgili demokrasi, insan hakları ve basın özgürlüğü karnesi düzenleyenlerin, söz konusu kendileri ve çıkarları olunca nasıl faşizanca davrandıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Devletin gizli belgelerin çarşaf-çarşaf yayınlayan FETÖ’cüleri gazeteci diye sahip çıkanlar, çok daha basit meseleler için basın yayın organlarının kapısına kilit vurmaktan çekinmediler. Bir gecede 252 canımızı şehit verdiğimiz 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında bizi insafsızca eleştirenler, kendi ülkelerindeki darbe söylentileri karşısında ortalığı ayağa kaldırdılar.

İşte Fransa’nın halini görüyorsunuz, İngiltere’nin halini görüyorsunuz, Almanya’nın halini görüyorsunuz, daha ileri gidiyorum Amerika’nın halini görüyorsunuz. Gezi olaylarında esnafımızın malını-mülkünü yağmalayan vandalları kahramanlaştıranlar, benzer hadiseler Paris’te ve Washington’da yaşandığında eylemcileri hemen terörist ilan ettiler. Fransız sokaklarını ataşe veren sarı yeleklilere demokrasi havarisi, Amerikan Kongresini silahla basanlara özgürlük savaşçısı diyen hiçbir uluslararası medya organı görmedik, duymadık. Aynı çifte standardı son günlerde el değiştiren bir sosyal medya şirketiyle ilgili süreçte de şahitlik ediyoruz, herhalde neresi olduğunu anladınız. Güya özgürlükten ve kişi mahremiyetinden asla taviz vermeyen bu sosyal medya platformunun kimlerle iş tuttuğu, perde arkasından neler servis ettiği, hazzetmediği kişiler ve fikirler hakkında nasıl sansür uyguladığı tek tek ortaya çıkıyor. Ancak, ne uluslararası medya organları, ne de insan hakları kuruluşları bu skandallar karşısında hiçbir tepki göstermiyor. Ağızlarını her açtıklarında Türkiye’yi sansürcülükle suçlayanlar, sansürün daniskasını yapanlar hakkında tek bir kelime dahi etmiyorlar. Milyarlarca insanın iletişim hakkını gasp edenler, hiçbir şey olmamış gibi demokrasi ve özgürlüklerden dem vurmaya devam ediyor. Sadece bu örnekler bile ülkemizi eleştirenlerin ne kadar bozuk ve kirli bir sicile sahip olduklarını ispat etmeye yeterlidir. Bunların hiçbirinin derdi basın özgürlüğü değildir, insan hakları değildir, demokrasi asla değildir. Bunların tek derdi, kendi çarpık düzenlerini ayakta tutmak, Türkiye gibi tekerlerine çomak sokan ülkelerin önünü her türlü aracı, yalanı, iftirayı kullanarak kesmektir. Ama artık Türkiye’nin önünü kesemeyeceksiniz, onlar eski Türkiye’de kaldı, şimdi yeni Türkiye var, yeni Türkiye yüzyılı var.

Değerli Arkadaşlar,

Teknolojideki gelişmeler beraberinde yeni iletişim mecralarını da getiriyor. Eskiden gazetecilik mesleğiyle uğraşanlara mahsus imkânlar, artık internet bağlantılı cep telefonuna sahip herkes tarafından kullanılabilmektedir. Herhangi bir sınırlama olmadan herkesin eşit şartlarda üye olabildiği küresel sosyal medya platformları, adeta tek kişilik medya mecraları ortaya çıkarmıştır. Bu durum bilginin hızlı dolaşımına katkı sağlama yanında, her türlü yalanın, iftiranın, çirkinliğinde önünü açmıştır. Yalan haber sadece insani değil, günümüz demokrasilerini de tehdit eden unsurlardan biri haline gelmiştir, maalesef bu hastalık medya kuruluşu sıfatıyla faaliyet yürüten yapıları da sarmıştır. Meydanı hangi unvan ve saikle olursa olsun insanların haklarına, hukuklarına, onurlarına, mahremiyetlerine saldırarak kendini var etme veya çıkar sağlama peşinde koşanlara bırakamayız. Burada sizlerin çok önemli görevleri var, hele hele yerel medyanın çok ama çok önemli görevi var. Bize ülkeyi yönetme yetkisi veren milletimiz, diğer eser ve hizmetler yanında kendinin bu çerçevedeki hak arama ve haysiyetini koruma sorumluluğunu da üzerimize yüklemiştir. Geçtiğimiz aylarda Mecliste kabul edilerek yürürlüğe giren ve kamuoyunda dezenformasyon yasası olarak bilinen hukuki düzenlemenin geresinde işte bu gaye vardır. Gerçi biliyorsunuz birileri hemen bu yasanın bazı maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesine koştu, ama Mecliste öyle yapmadılar, oybirliğiyle çıktı, hemen ardından Anayasa Mahkemesine gittiler; bu ne perhiz, ne lahana turşusu.

Özellikle internet üzerinden yürütülen medya faaliyetlerini idari ve hukuki zemine oturtmamayı amaçlayan bu düzenleme, asli meslek olarak bu işi yapanları önemli ölçüde rahatlatmıştır. Böylece artık gerçekten gazetecilik faaliyeti yürütenler ile gazetecilik görüntüsü altında şarlatanlık yapanların ayrımı daha da kolaylaşmıştır.

Bu düzenleme kapsamında resmi ilanların yayım mecralarına internet haber sitelerinin de eklenmesiyle bir adaletsizlik giderilmiştir.

Yalan ve yanlış haber yayanlar için getirilen müeyyidelerle halkın internet medyasına olan güveninin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Elbette her alanda olduğu gibi medya mecralarında da idari ve hukuki düzenlemelerden daha önemlisi, bunun altını çiziyorum, ahlaki ilkelerdir. Malum olduğu üzere, enflasyonla mücadele kapsamında fahiş fiyat artışlarına karşı kamuoyunu ikaz ederken de aynı hatırlatmayı yapıyoruz. Ahlaki ilkeleri tamamen bir kenara bırakarak Allah korkusu, kuldan utanma duygusu olmadan sadece bireysel çıkar, kâr, kazanç hırsıyla hareket edenleri hiçbir kural, hiçbir kaide durduramaz. Bunlar her kuralın arkasından fırıldak gibi dönecek dolaşacak, her kaideyi aşacak sinsi bir yol bulurlar. Türkiye yüzyılı vizyonumuzun başlıklarından birini değerlerin yüzyılı olarak belirlememizin sebebi de budur.

Aileden başlayarak eğitimin tüm kademelerine ve çalışma hayatına kadar her alanda insanlarımızı medeniyetimizin değerleriyle buluşturacak bir iklim inşa etmeyi hedefliyoruz. Hiç şüphesiz medya bu gayretin hem en önemli unsuru, hem de taşıyıcısı olacaktır. Anadolu medyasının ise ismine yakışır şekilde bu mücadelede en ön safta yer alacağına inanıyorum.

Sizlerin şahsında hakkın hatırını yere düşürmeyen tüm gazetecilerimize, medya kuruluşlarımıza tekrar teşekkür ediyorum. Bu duygularla bir kez daha 7. Anadolu Medya Ödülleri’ne layık görülen isimleri ve kurumları tekrar tebrik ediyorum.

Her birinize çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.