Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nda Yaptıkları Konuşma

31.10.2022

Türk Tıp Dünyasının Kıymetli Temsilcileri,

Dost ve Kardeş Ülkelerden Gelen Kıymetli Misafirlerimiz, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Toplantımıza yurt dışından iştirak eden katılımcılara ülkemize ve güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum. Toplantımızın Türk dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülleri ile Tıp Tarihine ve Ortak Geçmişe Vefa Ödülleri’ni takdim edeceğimiz isimleri tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler,

Geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaştığımız Türkiye yüzyılını, kendimizle birlikte Türk dünyası başta olmak üzere tüm dost ve kardeşlerimizle ortak geleceğimizin vizyonu olarak tasarlıyoruz. Balkanlar’dan Orta Asya’nın derinliklerine, Karadeniz’den Akdeniz ve Afrika’nın dört bir yanına kadar gönül coğrafyamızın her bir köşesindeki dostlarımızla artık ortak hayalleri paylaşıyoruz. Dünyanın artık sadece siyasi ve ekonomik olarak değil, aynı zamanda doğrudan insanın varoluş gayesiyle ilgili de arayışlar içerisinde olduğu bir dönemde Türkiye yüzyılı hepimiz için deniz feneri mahiyetinde bir rehber olacaktır. Bu gayretimizin gerisinde asırlardır yaşadığımız tecrübelerin önümüze serdiği tablodan çıkardığımız dersler vardır.

Küresel düzeyde giderek belirginleşen bu tablo, kendi içinde enine-boyuna tartışılmayı elbette hak ediyor. Ancak tabiattaki her şeyi bir eşya, bir ham madde, tüketime elverişli bir meta olarak gören anlayışın insanı da aynı kategoriye yerleştirmesi kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu. İnsana hizmet etmesi gereken araçların, mekanizmaların, sistemlerin bir süre sonra insanı kendisine hizmet ettirmeye başlaması, sahip olduğumuz değerler açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Kadim ve ortak medeniyetimizi günümüz dünyasının hâkim anlayışlarından ayıran işte bu hissediş ve duyuş farklılığıdır. Eşref-i mahkukat olan insanı eşya seviyesine indirgeyen zihniyetin önümüze serdiği imkânlarla gidilebilecek yolun artık sonuna gelinmiştir. Bunun için artık tıpkı Farabi’den İbn-i Sina’ya, Biruni’den Uluğ Bey’e, ecdanın nice büyük alimlerinin yaptığı gibi insanın eşrefi mahlûkat vasfıyla merkezinde yer aldığı bir bilim anlayışını yeniden yükseltmenin vaktidir diyoruz.

Hatırlarsanız kovid 19 salgını tüm dünyayı kasıp kavurmaya başladığında dünyadaki sağlık otoriteleri insanlığı bu felaketten korumak için bir dizi tedbir tavsiyesi açıklamıştı. Tam da o günlerde yeniden gündeme gelen İbn-i Sina’nın hayatını anlatan bir filmde benzer tavsiyelerin çok daha fazlasıyla bu büyük alim tarafından verildiği görülüyordu.

Aynı şekilde günümüzde dünyanın pek çok yerinde insanı araç değil asıl olarak görerek yürütülen gayretlerin gerisinde ortak medeniyetimizin birikiminin yer aldığını müşahede ediyoruz. Türk tıp dünyasının temsilcileri olarak bu tefekkürü kendi alanımızda her an, her vesileyle yapmakla mükellefiz. İlhamını ilim, hikmet ve marifet temelinde inşa edilmiş insan merkezli medeniyet tasavvurumuzdan alan bilim çalışmalarımızı teknoloji kutsaması hastalığından uzak bir şekilde sürdürmemiz şart.

Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki her çalışmamız gibi, Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nı da bu doğrultuda atılacak adımların en önemli zemini olarak değerlendiriyoruz. Her birinize bu doğrultuda gösterdiğiniz ve göstereceğiniz gayretler için şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Misafirler,

Dünyanın gelişmiş diye tarif edilen ülkeleri hemen her alanda olduğu gibi sağlıkta da sadece belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki insanlara yüksek standartta hizmet veren bir sisteme sahiptir. Bu sistemde düşük ve orta gelir sahibi kesimlerin işi şayet çok büyük maddi külfetleri göze almazlarsa gerçekten çok zor. Nitekim gelişmiş ülkelerde hastane kapılarına bile yaklaştırılmadan salgınla mücadele etmeye çalışan insanların hikâyelerini oralardaki eşimizden-dostumuzdan dinleyerek, medyadan takip ederek hepimiz şahit olduk. Hastaların ilgisizlikten öldüğü yaşlı bakımevlerinden hepimizin içini yakan görüntülerin yansıdığı vahim durumlarla karşılaştık. Az gelişmiş diye tarif edilen ülkelerdeki içler açısı durumu anlatmaya bile gerek duymuyorum.

Türkiye olarak, küresel salgınla imtihanımızı hem vatandaşlarımıza sunduğumuz sağlık hizmetleriyle, hem de 161 ülkeye ve 12 uluslararası kuruluşa gönderdiğimiz tıbbi destekle hamdolsun alnımızın akıyla verdik. Salgının ilk günlerinden itibaren “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır” inancıyla hiçbir ayrım yapmadan elimizdeki tüm imkânları insanlık için seferber ettik.

Şimdi benzer bir süreç gıda krizinin en temel unsuru olduğu küresel üretim ve tedarik zincirlerinde yaşanmaktadır. Bilindiği gibi dünya buğday üretiminin yaklaşık üçte 1’i Ukrayna ve Rusya tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu buğdayların açlık tehdidiyle karşı karşıya olan ülkelere ulaştırılması konusunda gösterdiğimiz gayretin en yakın şahidi sizlersiniz. İstanbul’da kurulmasını temin ettiğimiz ortak mekanizmayla Ukrayna buğdayının 9,3 milyon tonunu dünyanın hizmetine sunarak gıda krizinin nispeten azaltılmasını sağladık. Her ne kadar Rusya kendisi için aynı kolaylıkların gösterilmemesi sebebiyle bu konuda mütereddit davransa da, biz insanlığa hizmet için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Sağlık alanında gösterdiğimiz tartışılmaz başarı ise, insanlığa hizmet yolunda yeni fırsatları önümüze sermiştir. Tabii bu başarının gerisinde son 20 yılda ülkemize kazandırdığımız güçlü sağlık altyapısıyla insanı merkezi alan sağlık sistemi vardır.  Türkiye yüzyılımızın en iddialı alanlarından birisini de sağlık olarak belirledik. Büyük yatırımlar ve inovatif iş birliği yöntemleriyle inşa ettiğimiz şehir hastanelerimiz ile zenginleştirdiğimiz yetişmiş insan kaynağımız bu başarıda çok büyük pay sahibidir. Şehir hastanelerimizin hizmet kalitesini ve buralarda görev yapan doktorlarımızın bilime verdikleri katkıyı akademik bir yapı etrafında yükseltmenin de hazırlığı içindeyiz.

 Aynı şekilde vatandaşlarımızın tükettiği her 100 ilaçtan 89’unu yerli üretimle sağlıyoruz. Yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz Turkovac aşımızla dünyada kovid-19 aşısı üretebilen 9 ülke arasına girdik. Giderek artan bir sağlık tehdidi olan kanser hastalıklarında koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi konusunda önemli çalışmalar yürütüyoruz.

Bilişim ve teknolojiyi sağlık hizmetlerinde uluslararası standartlara uygun şekilde en etkin kullanan ülkeler arasındayız. Yerli ve milli şirketlerimiz sağlık alanında dünya çapında hizmet ve teknoloji üretebilecek seviyeye ulaştılar. Nitekim tıbbi cihaz alanında ithalatın ihracatı karşılama oranını yüzde 55’e çıkardık. Her iki alanda da girişimcilerimize verdiğimiz destekle hızla ileriye doğru mesafe kat ediyoruz. Kamu tarafındaki bu olumlu gelişmeler, özel sektörümüzün dinamizmini de arttırıyor.

Sağlıktaki dijitalleşmenin ve hizmet sunumundaki tecrübelerimizin verdiği imkânları yakın coğrafyamızdan başlayarak tüm insanlıkla paylaşıyoruz. Amacımız; Türkiye yüzyılı vizyonu çerçevesinde ülkemizi uluslararası sağlık hizmetleri alanında “Heal in Türkiye” markasıyla zirveye çıkarmaktır.

Sizlere ülkemizi dünyanın şifa merkezi haline getirecek bu çalışmaları hep birlikte sürdürmeyi teklif ediyoruz. Sahip olduğumuz yaygın altyapıyı, yetişmiş insan kaynağını, bilim, teknoloji ve üretim gücünü sürekli daha da geliştirmekte kararlıyız. Teşhis ve tedavi hizmetlerimizi ilaçtan tıbbi cihaza, her alanda kendi sağlık ihtiyacımızı karşılamanın ötesinde küresel düzeyde söz sahibi olmamızı sağlayacak bir seviyeye çıkarmak amacındayız. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde kardeşlik hukukuyla beraberce yürüteceğimiz çalışmaları da bu sürecin bir parçası olarak kabul ediyoruz.

Değerli Misafirler,

Küresel sistemin her alan gibi sağlıkta da belirlenmiş olan değerlendirme kriterlerini karşılayarak son dönemde ismini tarihe yazdırmış bilim insanlarımızdan biri de Profesör Doktor Aziz Sancar’dır. Türkiye’nin bu önemli değeri adına düzenlediğimiz bilim, hizmet ve teşvik ödüllerini yeni Aziz Sancar’ların yetişmesine zemin hazırlayacak bir vesile olarak görüyorum. Bilime verdiği katkılar yanında ülkesine olan bağlılığı ve mütevaziliğiyle gönüllerde taht kuran Aziz Sancar Hocamıza bir kez daha selamlarımızı, sevgilerimizi gönderiyoruz.

Bugün ödüllerini takdim edeceğimiz, yaptıkları çalışmalarla sağlık, bilim ve teknolojileri alanına uluslararası düzeyde katkılarda bulunan bilim insanlarımızı tebrik ediyorum. Aynı şekilde, her birini maziden atiye kurulan köprünün sütunları olarak kabul ettiğimiz, tıp tarihine ve ortak geçmişe vefa ödüllerini takdim edeceğimiz isimleri de tebrik ediyorum.

Türk devletlerinden gelen misafirlerimize ülkelerine döndüklerinde tüm kardeşlerimize selam ve muhabbetlerimizi iletmelerini rica ediyorum. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.