İslam İşbirliği Teşkilatı 12. Enformasyon Bakanları Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

21.10.2022

Saygıdeğer Bakanlar,

Sayın Genel Sekreter,

Aziz Kardeşlerim,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu. Soframızı teşrif ettiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Malum, “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl.” Burası bir muhabbet sofrası.

Medeniyet, tarih ve kültür şehri güzel İstanbul’umuza hepiniz hoş geldiniz. Resulü Ekrem Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam övdüğü ve fethini müjdelediği bu aziz şehirden sizlerin aracılığıyla İslam dünyasının dört bir yanındaki kardeşlerime selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

İslam İşbirliği Teşkilatı 12. Enformasyon Bakanları Konferansı münasebetiyle sizleri ülkemizde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Konferansın İslam ümmeti başta olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi ve muhabbetimizi daim eylesin diyorum.

Bu yılki konferansın ana temasını, “Hakikat ötesi çağda dezenformasyon ve İslamofobi ile mücadele” teşkil ediyor. Müslümanlar yanında tüm insanları da etkileyen bu iki temel sorunun gündeme alınmasını son derece isabetli buluyorum. Değerli fikirleri ile konferansa katkı sunan, içeriğini zenginleştiren, bizlerin yolunu ve ufkunu aydınlatan tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Kıymetli Dostlar,

Hucurat Suresi’nin 6. Ayeti’nde Rabbimiz mealen şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer fasık bir kimse size bir haber getirirse doğru olup olmadığını araştırın, yoksa bir topluma cahilce kötülük edersiniz de sonra yaptığınız şeye pişman olursunuz.” Evet, görüldüğü üzere inancımız sadece habere değil haberin kaynağına, kimden geldiğine ve hangi amaçla getirildiğine de dikkat etmemiz gerektiğini emrediyor. Herhangi bir konuda karar almadan veya harekete geçmeden önce haberi taşıyanı, yazanı, konuşanı iyi araştırmamız tavsiye ediliyor. Bilhassa içinde yaşadığımız iletişim çağında bu ilahi tavsiyelerin ne kadar hayati önemi haiz olduğunu hepimiz bizzat tecrübe ediyoruz.

İletişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bilgiye, habere ulaşmak kolaylaşırken, insanlığın hakikatle bağı ise giderek zayıflıyor. Haber kaynaklarının çeşitlenmesi, medyanın, özellikle sosyal medyanın günlük hayatımızda daha fazla yer edinmeye başlaması pek çok avantaj yanında beraberinde hayati riskleri de getirmektedir. Bilgi kirliliği ve dezenformasyon, bu tehditlerden en fazla öne çıkanlardır. Maalesef bugün yalan, sahte ve çarpıtılmış haberler sebebiyle dünyada milyonlarca insan mağduriyet yaşamaktadır. Hiçbir sınırın, ahlakın, etik değerin, otokontrolün olmadığı bu mecralar bir iletişim aracı olmaktan ziyade insanları düşmanlaştıran, kutuplaşmayı arttıran, nefret ateşini körükleyen birer operasyon aygıtına dönüşmüştür. Dijital terör sadece demokrasiye, sadece toplumsal barışa değil onlarla birlikte ülkelerin milli güvenliklerine de açık tehdit oluşturmaktadır. Dezenformasyon, hibrit savaş kapsamında sık başvurulan araçlardan biri haline gelmiştir. Türkiye olarak bu gerçekle siyasetten diplomasiye, kamu düzeninden toplumsal olaylara kadar pek çok alanda sıkça karşılaşıyoruz.

Dünyada yalan, üretilmiş ve maksatlı haberlere en çok maruz kalan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Bunu uluslararası kurumların yaptığı araştırmalar da ortaya koyuyor. FETÖ’den bölücü terör örgütüne, marjinal yapılardan çeşitli uluslararası medya kuruluşlarına kadar çok geniş bir yelpazede ülkemiz karşıt odakların hedefi durumundayız. Bilhassa terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz haklı mücadele tamamı yalan, tamamı hezeyan dolu haberlerle yıpratılmaya çalışılıyor. DEAŞ’e karşı göğüs göğse sahada mücadele edip zafer kazanan tek ülke olmamıza rağmen, aksi yönde ahlaksız suçlamalara maruz bırakılıyoruz. Dün bize iftira atanların aynı dönemde DEAŞ’la iş tuttuğu, ticaret yaptığı, teröristlere milyonlarca euro para aktardığı, bugün delilleriyle, mahkeme kararlarıyla tek-tek ortaya konuluyor.

Şahsen, kendim Lafarge denilen Fransız çimento devinin Suriye’nin kuzeyinde terör örgütlerine nasıl destek verdiğini, nasıl yardımcı olduğunu, onlara tüneller açmak suretiyle oralarda nasıl mikserlerle betonlar döktürdüğünü anlattığımda bunu Fransızlar anlamıyordu. Ve Fransa’nın Başkanı Sayın Macron’a da ben bunları anlattım. Ama buyurun, bak şimdi Fransa Parlamentosu’nda Macron’a Lafarge’nin hesabını sordular ve şu anda Lafarge Fransa’nın gündemindeki en önemli konulardan biri haline geldi, çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Ve bu yalan tutmadı, evet, Lafarge teröre destek veren en önemli kurumlardan bir tanesi olarak artık her şeyiyle açığa çıktı.

Kardeşlerim,

On binlerce masum sivilin ve Müslümanın kanını döken bu vahşi DEAŞ örgütü, kimler tarafından desteklendiği bu tür örneklerle çok daha net bir şeklide anlaşılıyor. Aynı riyakâr tavrın PKK, PYD ve FETÖ terör örgütlerine yönelik tutumlarda da sergilendiğini biliyoruz. Ellerindeki masum kanlarına rağmen bu örgütler destekleniyor, korunuyor, himaye buluyor. Ağızlarını her açtıklarında bize özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarından bahsedenler, akla ziyan bahanelerin arkasına saklanarak bu örgütlere sahip çıkmayı sürdürüyor.

Aziz Kardeşlerim,

Yalan haber ve terör örgütlerine verilen destek madalyonun bir yüzünü oluştururken, diğer yüzünde İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı vardır. Müslümanlara yönelik ırkçı saldırılar ve nefret söylemleri pek çok yerde artış göstermektedir. Müslümanların hareket alanları faşizan düzenlemelerle, antidemokratik mevzuat çalışmalarıyla daraltılmakta, ibadet hürriyetleri kısıtlanmaktadır. Başörtüsüne, sakala, cübbeye, tesettüre müdahaleler normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Parlamentolar ve hükümetler eliyle yürütülen bu tür süreçlerin gayesi, İslam karşıtlığını kurumsal hale getirmektedir. Bu vahim tablo İslam karşıtlığı maksadıyla yapılan medya müdahalelerine karşı ortak hareket etmemizi zaruri kılıyor. Medya organları da aynı mesuliyet duygusuyla hareket etmeli, toplumun bir kesimini karalamaya yönelik iftiralardan uzak durmalıdır.

Türkiye olarak İslam düşmanlığıyla mücadeleye büyük önem veriyor, bu konuda küresel bir dayanışma tesis etmeye çalışıyoruz. Teşkilatın Zirve Dönem Başkanlığını yürüttüğümüz dönemde yaptığımız davet ve 74. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitabımdaki çağrı temelinde önemli bir adım attık, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 15 Mart tarihini Uluslararası İslam Karşıtlığıyla Mücadele günü olarak kabul etti. Şimdi hep birlikte bu duyarlılığı çok daha ileri seviyeye taşımamız gerekiyor. Aynı şekilde, Teşkilatımızın kuruluş sebebi olan Filistin davasını da daha güçlü bir şekilde savunmamız şarttır. Filistinli kardeşlerimizin kendi topraklarında yaşadığı işgali ve hak mahrumiyetini tüm dünyaya daha iyi anlatmalıyız.

Suriye halkının içinde bulunduğu çatışma, insani kriz ve terör sarmalından kurtulması için siyasi çözüm çabalarına daha etkin destek vermeliyiz. Filistin’den Keşmir’e, Kıbrıs’tan Batı Trakya’ya kadar her cephede iş birliğimizi artırmadan İslam dünyasını hedef alan saldırıların üstesinden gelemeyiz. Bu doğrultuda Teşkilatımızın medya alanındaki girişimlerine destekleriniz son derece mühimdir. İstanbul’da ev sahipliğini yaptığımız 2016 yılındaki 13. İslam Zirvesi’nde yazılı ve görsel medyanın İslam’ın doğru bir şekilde anlatılması ve bilginin yayılması hususundaki önemini vurgulamıştık. Yine bu toplantıda üye ülkelerde medya altyapılarının geliştirilmesi ve medya kuruluşları arasındaki işbirliğinin arttırılması çağrısında bulunmuştuk. İstanbul Zirvesi’nde kabul ettiğimiz 2025 10 yıllık eylem programı kapsamında, medya, sosyal medya ve kamu diplomasisi alanlarında bazı hedefler belirlemiştik. Üzülerek belirtmek isterim ki, henüz bu hedeflere ulaşamadığımızı görüyoruz. Medya işbirliğinin derinleştirilmesi için İstanbul merkezli faaliyet gösterecek Medya Forumu’nun bir an önce faal hale getirilmesi yerinde olacaktır. Bu vesileyle hepinizi Medya Forumu’na katılmaya davet ediyorum. Ayrıca, Haber Ajansları Birliği, İslam Yayıncılar Birliği, Düzenleyici Otoriteler Forumu gibi medya kuruluşları arasındaki iş birliğinin arttırılmasına yönelik adımların hızlandırılmasını bekliyoruz.

Ülkemizde bu hafta kanunlaşan ve dezenformasyonla mücadelede elimizi güçlendirecek mevzuatın da önemli bir kilometre taşı olacağını düşünüyorum. Dünyanın birçok ülkesinde benzerleri yürürlükte olan bu düzenlemeyi ülkemiz hukuk sistemine kazandırarak halkımızı, gençlerimizi ve demokrasimizi koruma yönünde kritik bir adım attığımıza inanıyorum. Önümüzdeki dönem de bunun faydalarını birçok alanda göreceğimizden şüphe duymuyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, konferansın ülkelerimize, İslam dünyasına ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum; Allah yar ve yardımcımız olsun.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.