Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

09.10.2022

Sevgili İstanbullular,

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitemizin Değerli Mensupları,

Kültür Ve Sanat Dünyamızın Kıymetli Temsilcileri,

Saygıdeğer Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Bu anlamlı açılış töreni münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Açılışını yaptığımız İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin üniversitemize, şehrimize ve tüm sanatseverlere hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün sadece İstanbul’umuzu kendi alanında marka ve cazibe merkezi olacak bir eserle buluşturmanın sevincini yaşamıyoruz, bugün bu güzel binada aynı zamanda Türkiye’nin en modern sanat birikimini yeniden ihya etmenin gururunu da yüreğimizde hissediyoruz. Bu önemli eseri İstanbul’umuza ve ülkemize kazandıran Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitemizin değerli yöneticilerini, mimarından işçisine herkesi canıgönülden tebrik ediyorum. Projeye verdikleri güçlü destek için Kültür ve Turizm Bakanlığımızı ayrıca kutluyorum.

Biliyorsunuz İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Cumhuriyet tarihimizin en köklü yapıları arasında yer alıyordu. Müzenin kuruluşu bizzat Gazi Mustafa Kemal’in talimatları doğrultusunda 1937 senesinde Dolmabahçe Veliaht Dairesinde gerçekleştirilmişti. Veliaht Dairesi, çok uzun yıllar boyunca müze vasfıyla görevini gerçekten layıkıyla yerine getirdi. Ancak gerek kullanımdan, gerekse zamanla oluşan yıpranmadan dolayı bina yetersiz kalmaya başladı. Binanın elverişsiz şartlarından dolayı müzede yer alan birbirinden kıymetli eserler de maalesef zarar görüyordu.

2011 yılında müzemizin bu sorunu dikkatimize ilk getirildiğinde hemen gerekli talimatları verip koleksiyonun Tophane’ye taşınmasını sağladık. Ardından aynı yıl bu antreponun çağdaş bir müze binasına dönüştürülmesi için çalışmaları başlattık. Bu çalışmayı da üniversitemiz mezunlarından uluslararası birçok prestijli ödülün sahibi mimar Emre Arolat Beyefendiyle beraber yürüttük. Tüm aşamalarını bizzat takip ettiğimiz, yakından ilgilendiğimiz İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin inşaatını hamdolsun geçen yıl tamamladık. Ayrıca, inşaat sürecinde yıpranan, zarar gören eserlerin hepsini de elden geçirerek restorasyonlarını gerçekleştirdik. Modern tasarımı, merkezi konumu, en üst standartlardaki güvenlik donanımı ve estetik özellikleriyle İstanbul Resim ve Heykel Müzesi her açıdan şehrimize yakışan muhteşem bir eser oldu.

Buraya ülkemizin çağdaş sanat hafızası desek, herhalde yanlış bir tespitte bulunmuş olmayız. Diğer pek çok vasfının yanı sıra müzemiz resim, heykel, seramik ve hat örnekleriyle Türkiye’nin en büyük sanat koleksiyonuna sahiptir. 1937’deki ilk sergide sadece 320 eser varken, bugün İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin koleksiyonu 10 binin üzerine çıkmıştır. Müzemizde toplam 806 sanatçının 10 bin 666 eseri bulunuyor. Bugün sanatseverlerle buluşturduğumuz açılış koleksiyonunda ise 277 sanatçımızın 749 eserine yer veriliyor.

Gerek binasıyla, gerekse koleksiyonuyla İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin önümüzdeki dönemde sadece İstanbulluların değil ülkemizin en önemli sanat destinasyonlarından biri olacağına inanıyorum. Bu güzel eserin şehrimize, üniversitemize, kültür ve sanat camiamıza kazandırılmasına vesile olan herkese tekrar teşekkür ediyorum.

Kıymetli Misafirler,

Binlerce yıldır insanlık tarihinin en köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir ülkede yaşıyoruz. İstanbul’un yanı sıra, Hatay’dan Kayseri’ye, Ürgüp’ten Bursa’ya, Efes’ten Hattuşaş’a kadar ülkemizin dört bir tarafında farklı medeniyetlere beşiklik yapmış ören yerlerimiz, şehirlerimiz var. Nereye gidersek gidelim ülkemizin her köşesinden adeta tarih fışkırıyor. 81 vilayetimizin hemen hepsi farklı bir kültürün eserleriyle ilmek-ilmek dokunmuş birer açık hava müzesi olarak ziyaretçilerini kendine meftun bırakıyor.

Şüphesiz bu güzelliklere sahip olmak kadar, onu emanet görüp kıymetini bilmek, korumak, geleceğe en güzel şekilde bırakmak da önem arz ediyor. Maalesef ülke olarak bir dönem bu noktada iyi bir imtihan verdiğimizi söyleyemeyiz. Tarihiyle, medeniyetiyle, kültürüyle, kadim değerleriyle milletimizin bağını koparmak isteyenler ne yazık ki eşsiz kültür varlığımızın kıymetini de bilemediler. Hatta kimi zaman sadece ihmalkârlıkla, sadece imkânların kısıtlı olmasıyla açıklanamayacak türde husumet dolu adımlar attılar. Devlet idaresinde makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımına gidenler, benzer bir tavrı sanat dallarımıza yönelik de sergilediler. Örneğin, ecdadın bize bıraktığı miras milletimizin bir zenginliği olarak değil tasfiye edilmesi gereken bir yük olarak görüldü. Bu zihniyetin elinde Türkiye, modern sanat dallarında hak ettiği seviyelere gelemediği gibi, geleneksel sanat dallarında da çok ciddi irtifa kaybetti.

Türkiye’nin kültür ve sanat hayatını çoraklaştıran bu jakoben anlayışı 2002’de göreve geldiğimizde tamamen rafa kaldırdık. Sanat dalları ve sanatçılarımız arasında ayrım yapmadan güzeli, kaliteyi ve başarıyı desteklemenin çabası içinde olduk. Geleneksel sanat dallarımızın üzerindeki ölü toprağını kaldırırken, modern sanat dallarını da asla geri plana itmedik. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına zenginlik katacak, bu alanda çeşitliliği artıracak her türlü esere, her türlü projeye, nitelikli her türlü çalışmaya samimiyetle sahip çıktık. Son 20 yılda toplam 164 müzenin onarım, restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmalarını yaparak tamamen yeniledik. Ülkemiz genelinde 56 müzeyi ilk kez ziyarete açarken, 18 müzemizi de yeni inşa edilen binalarında milletimizle buluşturduk. Mesela, koleksiyonuyla dünyanın sayılı örnekleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni restore ettik. Ülkemizin en önemli kültür yatırımlarından olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Binası’nı iki yıl önce, yeniden inşa edilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’ni ise geçen yıl 29 Ekim’de hizmete açtık.

Göreve geldiğimizde desteklenen özel tiyatro sayısı sadece 59 iken, bugün bu rakam 428’i buldu. Devlet Opera ve Balesi temsil sayısı 584’den 707’ye çıktı. Yine bu dönemde 33’ü fotoğraf sergisi olmak üzere yurt içinde 184, yurt dışında 79 adet kültür varlığı sergisi düzenledik.

Sınırlarımız içinde tüm bu başarıları adımları atarken, yurt dışındaki kültürel varlıklarımızı da asla ihmal etmedik. İlgili kurumlarımız vasıtasıyla nerede bir ata yadigârı eserimiz varsa buluyor, ihya ediyor, sahip çıkıyoruz. Ayrıca, Türkiye’den yurt dışına kaçırılan eserlerin tekrar vatanına dönmesi için mücadele veriyoruz. Yaptığımız hukuki ve diplomatik çalışmalar neticesinde şimdiye kadar 9034 eseri yeniden ait olduğu topraklara kavuşturduk. Öte yandan, kalabalık etkinliklere salgın şartlarının müsaade etmediği o zor günlerde sanatçılarımızı kendi kaderlerine terk etmedik. Sinemadan müziğe, tiyatrodan yayıncılarımıza kadar hemen her sektöre sağladığımız destek ve teşviklerle sanat camiamızın yanında olduk.

Kıymetli Misafirlerimiz,

Bizim sanat anlayışımız, ülkemizin yerli ve milli değerlerini göz ardı etmeden evrenseli kucaklamak üzerine kuruludur. Biz siyasette, diplomaside, eğitimde olduğu kadar sanatta da bir ayağımızı bu topraklara basıyor, diğeriyle de tüm dünyayı kuşatmaya çalışıyoruz. Hiçbir komplekse kapılmadan insanlığın ortak birikiminden azami derecede istifadenin gayretindeyiz. Sanatı tekelleştiren, sanatçıları toplumun karşısında konumlandıran çarpık bakış açılarını reddediyoruz. Sanatçıyı bağrından çıktığı milletin bir ferdi, sorumlu bir üyesi görmek yerine, adeta onu mürebbiyesi gibi gösterme peşinde koşanlar –altını çizerek söylüyorum- kesinlikle iyi niyetli değillerdir. Bu tür ötekileştirici, hatta düşmanlaştırıcı yaklaşımların kimseye faydası dokunmadığı gibi, kaybedeni ise sanatçılarla birlikte topyekûn milletimiz olmaktadır. Eski Türkiye’ye ait bu tür arızi durumların artık tamamen geride bırakılması gerektiğini düşünüyorum.

Aynı şekilde kimi müessif adli vakalar üzerinden kamu kurumlarının, kamu görevlilerinin hedef gösterilmesini de yanlış buluyoruz. Hunharca katledilen müzisyen bir kardeşimizin acısını istismar etmek, bunu siyasetin malzemesi haline getirmek, böyle elim bir hadise üstünden farklı hesaplar görmek ne ahlakidir, ne insanidir, ne de vicdanidir. Bu her şeyden önce babasını kaybeden kız çocuğumuza, genç yaşta evladını toprağa veren ailesine, hayat arkadaşına veda eden sevgili eşine yapılmış bir zulümdür. Milletçe hepimizin yüreğini dağlayan hadiseler karşısında elbette tepkimizi göstereceğiz, faillerin hak ettikleri cezayı alması için meselenin takipçisi olacağız. Ama bunu yaparken maktulün sevdiklerini yaralayan, acılarını daha da derinleştiren fevriliklerden de uzak duracağız. Bu konuda sanatçısından gazetecisine, siyasetçisinden sokaktaki vatandaşına kadar hepimize önemli sorumluluklar düşüyor.

Cumhuriyetimizin 100. Yılı’nı kutlayacağımız 2023 senesine sanatçısıyla, siyasetçisiyle, kadını-erkeği, genci-yaşlısıyla 85 milyon olarak tam bir dayanışma içinde girmeyi hedefliyoruz. “Türkiye yüzyılı” diye sembolleştirdiğimiz bu yeni dönemin inşasında akademisyenlerimizle, bilim adamlarımızla birlikte sanatçılarımızın da öncü rol oynamasını bekliyoruz.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin ülkemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. Burada görev yapacak kardeşlerime başarılar temenni ediyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitemize bu güzel eserin İstanbul’umuza ve sanat dünyamıza kazandırılmasındaki çabalarından dolayı tekrar teşekkür ediyorum.

Sizlere sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.