TEKNOFEST 2022'de Yaptıkları Konuşma

03.09.2022

Aziz Milletim,

Kıymetli Samsunlular,

Sevgili Gençler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Ülkemizin milli teknoloji hamlesinin parlayan yıldızı haline gelen TEKNOFEST’in tüm katılımcılarına, ziyaretçilerine şükranlarımı sunuyorum. Ülkemize böylesine iftihar verici bir markayı kazandıran T3 Vakfımız ile onunla birlikte yol yürüyen tüm kurumlarımızı tebrik ediyorum.

İlk kıvılcımını İstanbul’da bir avuç gencin yaktığı bu ateş, artık tüm Anadolu’yu, hatta tüm bölgemizi kuşatmıştır. Bu yıl beşincisi düzenlenen dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivalinin kapsama alanı artık sınırlarımız dışına da taşmıştır. Geçtiğimiz Mayıs ayında Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de düzenlenen TEKNOFEST’i gururla takip ettim. Bugün de TEKNOFEST Karadeniz’de sizlerle birlikteyiz. Karşımdaki bu muhteşem tablo bir şeyi ifade ediyor. TEKNOFEST, evet bizim. TEKNOFEST, farklı bir gençlik. TEKNOFEST, şu anda tüm gücüyle ülkemizin geleceğine farklı bir ufuk çizgisi.

TEKNOFEST’in ilkinin yapıldığı 2018’de günlük katılımcı sayısı 550 bin gibi bu tür bir etkinliğe göre fevkalade iyi bir sayı olarak gerçekleşmişti. Bugüne geldiğimizde sadece yarışmacı başvurusu 600 bine ulaşan bir TEKNOFEST’i yaşıyoruz. TEKNOFEST Karadeniz, ülkemizin 81 vilayetinden ve 107 ayrı ülkeden katılan 154 bin takım bünyesindeki 600 bin gencimizin 40 ayrı dalda yarıştığı bir şölene dönüştü. Bir teknoloji etkinliğinin özellikle gençlerimiz tarafından bu derece benimsenmesi, gerçek anlamda bir zihni devrimdir. Bazıları gençlerimizi harflerle kuşaklara ayırarak umutsuzluk ateşi yakmaya çalışırken, asıl gerçek işte burada karşımızda duruyor.

Türkiye’nin gerçeği de, ihtiyacı da TEKNOFEST kuşağıdır. Her kim bu gençliğe bakıp ülkesinin ve milletinin aydınlık geleceğini değil de başka şeyler görüyorsa, dönüp kendi zihnini, kendi gönlünü sorgulasın. Bu gençlik, bir asır önce Çanakkale’de yedi düveli dize getirmişti. Bu gençlik, bir asır önce milli mücadeleyi zafere ulaştırmış, düşmanı denize dökmüştü. Bu gençlik, Cumhuriyet tarihi boyunca hep demokrasinin, kalkınmanın, istiklalinin ve istikbalinin yanında yer alarak ülkesini yüceltmiştir. Bu gençlik, 20 yıldır verdiğimiz her mücadelede bizim de yanımızda yer almış, en büyük güç ve moral kaynağımız olmuştur. Bu gençliğin sadece 15 Temmuz gecesi yazdığı destan bile başlı başına bir efsanedir, bir başarı hikâyesidir. Şimdi bu gençliği burada TEKNOFEST Karadeniz’de görüyorum.

Türkiye, kendi teknolojilerini geliştirmek, kendi savunma sanayi ürünlerini tasarlayıp, üretmek için yola çıktığında biz gençlerimize güveniyorduk. Birileri ise, hep yaptıkları gibi gençlerimizi küçümseyerek gönül dünyalarını karartarak, zihin dünyalarını karıştırarak, bozgunculuk peşindeydi. Zaman bizim haklı olduğumuzu göstermiştir. Dün Nuri Demirağ’a, Nuri Killigil’e, Vecihi Hürkuş’a, Şakir Zümre’ye yaptıkları eziyetleri bugünkü gençlerimize yapmalarına izin vermedik, vermeyeceğiz.

Biz insanımıza güvendik, insanımıza dayandık. Akif ne diyor:

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hükmüne ram ol...

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

İnsanımıza yol açtık, imkân verdik ve hamdolsun sonuçta tüm dünyanın hayranlıkla izlediği bir yere geldik. Atalarımızın, “keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” diye bir sözü var. Dün bize parasıyla savunma sanayi teknolojisi ürünü vermeyen ülkelere artık ihracat yapar hale geldik. Hamdolsun Başbakan olduğum zaman değil, seçimi kazandığımız zaman Bush Amerika’nın Başkanıydı. Ziyarete gittim, Başbakan değilim ve hani bize İHA verecektiniz dedim, ne oldu İHA’lar, terörle mücadele ediyoruz. Condoleezza Rice’ı çağırdı, Türkiye’ye hâlâ İHA vermediniz mi? dedi. Vermedik. Hemen, dedi süratle Türkiye’ye İHA’ları vereceksiniz. Ve bize o zaman 48 saatte İHA’ları gönderdiler. Fakat bizim bu görüşmemizden sonra rahmetli Özdemir Bayraktar Ağabeyimiz de çocuklarıyla beraber adımı attı ve Bayraktar İHA’larını üretmeye başladılar. Gelin şimdi ruhuna birer Fatiha okuyalım.

Hamdolsun bugün sadece silahlı insansız hava araçlarımız dünyanın 30’dan fazla ülkesinde ülkemizi gururla temsil ediyor. Artık bu araçlara entegre edilen hemen her tür cihazın ve mühimmatın üretimini de kendimiz yapıyoruz; nereden nereye.

Samsun’da ilk defa sizlerin takdirine sunulan, karşımda duruyor, Kızıl Elma insansız savaş uçağımız, dünya harp tarihinde oyun değiştirici bir hamle olarak görülmektedir. Teknoloji konusundaki örneklerimizi ağırlıklı olarak savunma sanayi ürünlerinde vermemiz sizi yanıltmasın. Dünyanın her yerinde teknolojik atılımların öncüsü savunma sanayidir. Bu gayeyle geliştirilen ürünler küçük dokunuşlarla kısa sürede hayatın diğer alanlarına da teşmil edilir. Mesela, insansız hava araçlarımız savunma sanayi yanında lojistikten tarıma kadar pek çok farklı mecrada kendilerine uygulama alanı bulmaya başlamıştır. TEKNOFEST alanında coşkuyla birlikte olduğumuz her bir gencimizin gözünde ülkemizi teknolojinin gücü üzerinde yükseltme iradesinin, azminin, dirayetinin ışığı parlıyor. Burada günümüzün Cezeri’si olmak, Harezmi’si olmak, İbn-i Sina’sı olmak, Mimar Sinan’ı olmak, Ali Kuşçu’su olmak, Hezarfen Çelebi’si olmak, Katip Çelebi’si olmak için can atan gençlerin yürek çarpıntısını duyuyorum.

Gençler, 2023’e hazır mısınız? Bu yürek çarpıntılarıyla beraber hazır mısınız?  Biz ülkemize 20 yılda asırlık eser ve hizmetler kazandırdık. Göreve geldiğimizde yüzde 20 yerli-milli, bu kadardı. Ama şimdi yüzde 80 yerli ve milli savunma sanayine sahibiz. 2023 hedeflerimizi hayata geçirdik. Sizler de inşallah Türkiye’yi 2053 vizyonuyla, 2071 vizyonuyla çok daha ilerilere taşıyacaksınız. Rabbime bana böyle bir gençlikle yol yürüme, böyle bir gençlikle gönül ve fikir birliği yapma imkanı verdiği için hamd ediyorum.

Sevgili Gençler,

Sizlerin her birini teknoloji elçileri olarak görüyorum. Elbette ülkemizde zehir gibi çalışan beyinleri ve yerinde duramayan enerjileriyle henüz kendilerine ulaşamadığımız gençlerimiz var. İnşallah her yıl zemini daha da genişleyen, kapsamı artan, etkinliği yükselen TEKNOFEST sayesinde onları da bu şölene dâhil edeceğiz. Türkiye’ye yakışan 600 bin değil 1 milyon, 2 milyon, 3 milyon yarışmacılı teknoloji festivalleridir. Bunu yapar mıyız? Sesiniz bana biraz az geldi. Bunu yapar mıyız? Çünkü bizim milletimizin, bizim gençlerimizin böyle bir potansiyeli mevcuttur. Bunun yanında festivalimizi kendi evlatlarımızla birlikte dünyanın dört bir yanından katılımlarla da zenginleştirmeliyiz. Türk dünyasının özellikle birikimini ülkemizde toplayan bir cazibe merkezi haline gelmeliyiz.

Gençler,

Bir fikrim var, diyen gençlerin bunu gerçekleştirmek için yurt dışına gitmeyi düşündüğü değil, diğer ülkelerdeki gençlerin ülkemize akın ettiği bir teknoloji iklimi inşa etmeliyiz. Bunun ilk adımları atıldı, ilk kozaları örüldü, ilk çiçekleri boy göstermeye başladı. Tabii bunun için öncelikle ülkemizde huzuru, istikrarı, güveni, barışı, gelişmeyi, kalkınmayı, demokrasiyi güçlü tutmamız gerekiyor. Maalesef bölgemiz başta olmak üzere dünyada haksızlık ve adaletsizlik yanında krizlerin, çatışmaların, yıkımların, sefaletin hâkim olduğu pek çok yer var. Güneyimizden kuzeyimize, doğumuzdan batımıza coğrafyamızın her yerinde bu can yakıcı hadiselerin yaşandığı pek çok yeri sayabiliriz. Türkiye, tarihinden, birliğinden, beraberliğinden, kardeşliğinden aldığı güçle bu ateş çemberinden kendini bir istikrar ve huzur sembolü olarak ayrıştırmaktadır; ben milletimle gurur duyuyorum. Ülkemizin böyle bir coğrafyada, böyle bir tarihi miras üzerinde, böyle bir devlet geleneği etrafında zayıf olmak, zayıf kalmak gibi bir şansı yoktur. Biz siyasi, ekonomik, teknolojik, diplomatik, askeri, sosyal, kültürel, her bakımdan güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde emin olun bizi Suriye’den de, Ukrayna’dan da, Bosna’dan da beter ederler. Bunun için eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, sanayiden tarıma her alanda eksiklerimizi hızla gidermeye çalışıyoruz. Bunun için demokratik reformlarla siyasi altyapımızı, sosyal bünyemizi, kurumsal yapımızı güçlendirmek için mücadele ediyoruz. Bunun için milli teknoloji hamlesini baş tacı ediyoruz. Bunun için yatırım, istihdam, üretim, ihracat, cari fazla yoluyla büyümede ısrar ediyoruz. İşte bakın, son çeyrekte 7,6 ne yaptık, büyüdük. Türkiye şu anda büyümede ikinci sırada, böyle bir gidişimiz var. Hani diyorlar ya, çılgın Türkler; evet, yanılmadınız, şimdi sizi yanıltıyoruz, çılgın Türkler büyüyerek yoluna devam ediyor. Bunun için küresel ülkemizi krizlerden ayrıştırarak kendi hedeflerimizden kopmamakta ısrar ediyoruz. Bunun için ülkenin ve milletin geleceğini emanet edeceğimiz gençlerimize her türlü desteği veriyoruz.

Bayraktar’la, ANKA’yla, Akıncı’yla, Aksungur’la, Atak’la, Hürkuş’la, Gökbey’le, milli muharip uçak projesiyle ve daha nice teknolojiye dayalı atılımla gurur duymamızın sebebi, savaşa olan hevesimiz değil ülkemizi güçlü tutma mecburiyetimizdir.

Yerli otomobilimizi, yerli bilgisayarımızı, yerli çipimizi, yerli uçağımızı, yerli gemimizi, yerli uydumuzu, yerli elektronik sistemlerimizi üretme konusundaki gayretimizin sebebi; bunları edinmekteki zorluğumuzdan ziyade, ambargo gibi mihnetlere maruz kalmama kararımızdır.

Şimdi sizlerle yakın tarihimizdeki acı bir hadisenin hikayesini paylaşmak istiyorum. Milli mücadeleyi zafere ulaştırıp Cumhuriyetimizi kurduğumuzda ordumuzu güçlendirmek için savaş uçağı ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bunun için şehirlerimiz kendi içlerinde kampanya düzenleyerek ordumuza isimlerini taşıyacak birer uçak almaya çalışıyorlar. Bu çerçevede bağışta bulunması için Nuri Demirağ’a da gidiliyor. Nuri Demirağ, kendisinden bağış isteyenler; madem milletimiz tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bunu başkalarının lütfuna bırakamayız, ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim diyor. Nuri Demirağ’ın sahip olduğu vizyon, o dönemin yöneticilerinde olmadığı için maalesef bu teşebbüs acı bir şekilde sonuçlanıyor. İşte Hürkuş’un ilk örneği olduğu kendi uçağımızı yapmak için 70 yıl beklemek zorunda kaldık. Bir daha böyle durumlara düşmemek için en büyük güvencemiz ve umudumuz TEKNOFEST kuşağıdır; ne Z kuşağı, ne Y kuşağı, TEKNOFEST kuşağı.

Sevgili Gençler,

Şimdi birileri bütün bunlar eskiden niye yapılmamış da bugün gündeme geliyor, diye soracaktır. Bu soruyu aslında eski Türkiye’nin aktörlerine, eski Türkiye vaadiyle yeniden ülkenin yönetimine talip olanlara yöneltmek lazım. Gerçekten de Türkiye, tüm bu teknolojik atılımları, hadi daha öncesini bir kenara bıraktım, son 60-70 yılda niye yapmadı acaba? Ülkemizin bu dönemine baktığımızda cevap kendiliğinden ortaya çıkıyor. Gençlerimizi kimi zaman sağcı-solcu diyerek, kimi zaman Sünni-Alevi diyerek, kimi zaman Türk-Kürt diyerek, kimi zaman sucu-bucu diyerek birbirlerine kırdırtanların böyle bir derdi olması mümkün mü? Bugün hâlâ aynı kirli oyunların tahrikini yapanların, aynı sinsi tuzakları önümüze döşeyenlerin böyle bir gündemi olması mümkün mü? Ne diyor Ziya Paşa: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” İşte Akıncı, işte Kızıl Elma.

26 Ağustos’ta neredeydik? Malazgirt’te, geldik Fatih ve Cumhuriyetimizin kuruluşuyla Gazi Mustafa Kemal’e ve şimdi onunla beraber bizler de bu yolda yürüyoruz. Bizim niyetimiz de, gayretimiz de, başarımız da, yaptıklarımız da ortadadır. Laf ola beri gele, yok. Bizim işimiz var, bizim yapacaklarımız var. İnsanlarımızı birbirine düşman etmekten, yalanla, iftirayla, çarpıtmayla vakit öğütmekten, pişkince ortada gezmekten başka numarası olmayanlar bu dediklerimizi anlayamazlar. Ecdadın dediği gibi; “Kamil odur ki koya dünyada eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.” Evet, biz eserlerimizle milletimizin karşısındayız, gençlerimizin karşısındayız. Eseri olmayanların takdirini de sizlere bırakıyoruz.

Bir zamanlar Amerika’sından Avrupa’sına, Rusya’sından Japonya’sına, hatta Hindistan’ından Brezilya’sına kadar nice ülkeler harıl harıl çalışarak teknoloji üretirken, bizimkiler vesayet ve darbe bataklığında çırpınıyordu. Onlar gençlerini teknolojiyle, bilimle, erdemle yoğurarak yetiştirirken, bizdekiler üniversite kapılarında evet benim başörtülü kızlarımı-bacılarımı üniversiteye almamakla uğraştılar. Gelişmiş ülkeler dünyanın dört bir yanından gelen insanları kalkınma atılımlarının desteği haline dönüştürürken, bizimkiler henüz kendi vatandaşlarına bile asgari insani şartları sağlamayı başaramıyordu. Tüm bu yaşananlarda siyasetçisinden bürokratına, iş insanından akademisyenine, herkesin payı vardır, herkesin sorumluluğu vardır. En son FETÖ ihanet çetesinin yaptığı alçaklıkların ortaya dökülmesi bile, tek başına Türkiye’nin nelere rağmen bugünlere geldiğinin ispatıdır. Bu FETÖ değil mi ya başörtü için teferruattır, diyen, teferruattır; yazıklar olsun. Hoca diye geçin, ama başörtüsüne teferruattır de. Şimdi nerede? Pensilvanya’da. Kimin beslemesi? Amerika’nın. Kimin dost, kimin de karşımızda olduğunu iyi bilmemiz lazım. Şu anda bu Amerika Dedeağaç’a, Yunanistan’a silahları gönderiyor mu, uçakları gönderiyor mu? Oradan S300’lerle bizi tehdide kalkışıyor mu? Ey Yunan; bak, tarihe bak, tarihe dön, çok daha fazla ileri gidersen bunun bedeli ağır olur, ağır. Yunanistan’a bizim tek cümlemiz var; İzmir’i unutma, İzmir’i unutma. Aynı Türkiye şimdi kimi alanlarda dünyanın en gelişmiş ülkelerin de üzerine çıkan başarılarıyla kendini kabul ettiriyor. Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz, vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Hani diyoruz ya; bir gece ansınız gelebiliriz.

Dün ülkemizin ayaklarına prangalar takarak ilerlemesini engelleyenlerin bir yerlere fırsat kollayarak beklediğinden emin olun. İnşallah hep birlikte bunlara fırsat vermeyeceğiz. Hazır mıyız ona? Eyvallah. Vereceğimiz mücadele zorlu olacaktır, fedakârlık gerektirecektir, bedel ödettirecektir. Ama sonunda ortaya çıkacak başarının getireceği huzurun, mutluluğun, refahın tarifi mümkün değildir. Aslında bu mücadelenin somut örneği işte burada, TEKNOFEST’i düzenleyen Bayraktar kardeşler olarak karşınızda duruyor. İnsansız hava araçlarını geliştirirken hangi engellerle karşılaştıklarını, hangi ihanetlere şahit olduklarını, hangi sabotajlara maruz kaldıkların en iyi onlar biliyor ve ben biliyorum. Yeri geldi kendilerine pist verilmedi, pist. Yeri geldi uçuşları yasaklandı, yeri geldi tehdit edildiler. Ama yılmadılar, çalıştılar, çabaladılar ve sonuçta ortaya bir dünya markası çıkardılar.

Keban Barajı inşa edilirken birileri “kurbağalara göl yapıyorsunuz” diyerek kendilerince projeye takoz olmaya çalışmışlardı, bunların kim olduğunu biliyorsunuz, söylememe gerek var mı? Ama buraya da gelmiş ha, buraya da gelmiş. Vatan Caddesi inşa edilirken birileri, buraya uçak mı indireceksiniz diyerek vizyonsuzluklarını sergilemişlerdi. Boğaz köprülerinin her birinin inşası sırasında birileri engel olmak için ellerinden geleni yapmışlardı; işte birinci köprüde, ikinci köprüde, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde. Ya Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yaptırmamak için neler yapmadılar ki. Açık açık söyledim, boşuna uğraşıyorsunuz, biz Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yapacağız, bitireceğiz dedik ve bitirdik. Çanakkale 18 Mart Köprüsü’nde de aynısını yapmadılar mı? Yaptılar. Ne oldu? Yaptık mı? Yaptık. Engelleyemediler, engelleyemeyecekler. Çünkü onların hayallerinin ulaşamadığı yere bizim icraatımız ulaşır. Eğer bunlara takılıp kalsaydık, ülkede tuğla üstüne tuğla koyamaz, milletimizi hakkı olan hizmetlerin hiçbirine kavuşturamazdık.

Sizler de verdiğimiz tüm desteklere ve inşa ettiğimiz girişimci dostu iklime rağmen belki farklı alanlarda öngöremediğimiz engellerle karşılaşabilirsiniz. Sakın ha mücadeleden vazgeçmeyin. Sakın ha azminizi kaybetmeyin. Sakın ha teslim olmayın. Kendi hayatımdaki mücadelemi anlatırken de sık sık tekrarladığım bir söz var; “men sabera zafera” sabreden zafere ulaşır. Unutmayın, Cumhurbaşkanınız olarak daima yanınızdayım. Gencim, gençlerle beraberim. Allah ömür verdikçe de hep yanınızda olacağım. Bakanlıklarımızla, kurumlarımızla, okullarımızla, T3 Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarımızla, özel sektörümüzle, ailelerimizle el ele vererek bu mücadeleyi zafere ulaştıracağız.

Başarının sahibi çoktur, başarısızlık öksüzdür; bu sözü unutmayın. Biz her hal ve şart altında sizin yanınızda olmayı sürdüreceğiz. Karadeniz’deki doğalgazı keşfederken; her arayan bulamaz, ama unutmayın bulanlar arayanlardır, sözünü unutmayın. Aynı şeyi teknoloji geliştirme peşinde koşan sizler için de söylüyorum; her deneyen netice alamayabilir, ama neticeye ulaşanlar denemekten vazgeçmeyenlerdir.

Rabbim zihninizi açık, işini kolay, gücünü kavi, bahtınızı açık kılsın. TEKNOFEST Karadeniz’in düzenlenmesinde emeği geçen herkesi, katılan tüm takımları tebrik ediyorum. Ziyaretleriyle gençlerimize destek olan vatandaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

Şöyle ellerimizi bir kaldıralım, buradan tüm Türkiye’ye bir mesaj verelim.

Tek millet… Tek bayrak… Tek vatan… Tek devlet…

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.