30 Ağustos Büyük Zafer’in 100. Yılı Özel Programı’nda Yaptıkları Konuşma

30.08.2022

Aziz Milletim,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Geçtiğimiz hafta Ahlat ve Malazgirt’te Anadolu’yu ebedi vatanımız yapan zaferimizin 951. yıldönümünün coşkusunu yaşamıştık. Dün de Kütahya ve Afyonkarahisar’da 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un iki önemli cephesindeki zaferlerimizin gururunu milletimizle paylaştık.

Bugün ise Yunan ordusunun imhası ve kesin bir zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’un son aşaması olan Başkomutan Meydan Muharebesinin yıldönümü olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyoruz. Anıtkabir ziyaretimizin ardından Devlet Mezarlığı’nda milli mücadele kahramanlarımızın aile efradıyla buluştuk. Kahramanlarımızı tazimle andığımız bu buluşmada Anadolu’yu bizlere vatan yapan şehitlerimizin ve gazilerimizin tamamını da dualarımızdan eksik etmedik. Bu yıl ilk defa 30 Ağustos Zafer Bayramı tebrikatında milli mücadele kahramanlarımızın aile efradı da yer aldı. Kendileri 30 Ağustos Konserimizde de sağ olsunlar bizlerle birlikteler.

Biz maalesef tarihine yeteri kadar sahip çıkamayan bir milletiz. Hâlbuki ordumuzun nüvesini teşkil eden Kara Kuvvetleri’nin kuruluşunun 2231. Yıl Dönümünü geride bırakan, dünyanın dört bir yanında devlet geleneğinin temellerine ilişkin her gün yeni bulgular elde edilen bir milletiz. Hepsini bir kenara bıraktım, Anadolu’daki varlığımızın kökenlerine ve devletlerimizin gücüne bile hakkıyla nüfuz edemediğimiz dönemler geçirdik. Ayni sathi yaklaşımın milli mücadelemiz konusunda da yaşandığını itiraf etmeliyiz. Anadolu’daki son devletimizin ilk asrını geride bırakmaya hazırlandığımız şu dönemde artık tarihimizi daha iyi öğrenmemizin, ecdadımızı daha iyi anlamamızın önünde hiçbir mani kalmadığına inanıyorum. Milli mücadele kahramanlarımızın aile fertleriyle buluşmamızı hem onlar için bir hak teslimi, hem de tarihimize ve ecdadımıza daha iyi sahip çıkmamıza vesile olacak bir adım olarak değerlendiriyorum. Bir kez daha tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle yad ediyorum.

Değerli Misafirler,

30 Ağustos Zaferi, Osmanlı’nın son döneminden beri uzunca süredir savunmada kalan Türk Ordusu’nun ilk büyük taarruzu neticesinde elde edilmiş bir başarıdır. Daha önce Sarıkamış’ta ve Kanal Harekâtında yapılan taarruzların istediğimiz sonuçlara ulaşmadığını biliyoruz. Diğer muharebelerimizde de hep savunmaya dayalıydı. Büyük Taarruz, makûs talihimizi yenerek kendimize yeni bir gelecek inşa ettiğimiz, gerçekten tarihi ve önemli bir dönüm noktasıdır.

Milli mücadeleyi vatan topraklarını pis ayaklarıyla kirleten düşmanla birlikte, onların iplerini elinde tutan yedi düvele karşı da yürüttük. Anadolu topraklarında tutunmanın pahalıya patlayacağını görenler, hep yaptığı gibi vekâlet savaşı yoluna gitmişlerdir. Tıpkı bugün olduğu gibi o dönemde de Yunanlıların sırtını sıvazlayan birileri Afyon’daki cephe hattında kurulan tahkimatı Türkler bunları 5-6 ayda aşamaz ifadesiyle tanımlamışlardır. Hâlbuki 26 Ağustos sabahı ordumuz sadece 2 gün içinde bu tahkimatın tamamını yerle bir ve düşmanın çoğunu da imha etmiştir. Bizim komutanlarımız savaşı bizzat cephenin içinde idare ederken, Yunan ordusu 330 kilometre ötedeki İzmir’den emir almaya çalışıyordu. Çünkü onlar işgalci olmanın rahatlığı içindeyken, biz vatanımızı savunmanın inancı, haklılığı ve azmiyle mücadele ediyorduk. Bin yıl sonra tekrar Anadolu’ya hakim olma rüyası görenlerden canlarını kurtarabilenler, sadece iki hafta sonra kendilerini İzmir’den ayrılan gemilere zor atmışlardı.

Tarihe Başkomutan Meydan Muharebesi diye geçen 30 Ağustos Zaferi, Osmanlı’nın Sırplara karşı kazandığı Sırpsındığı Zaferi’ne benzetildiği için Rumsındığı diye de adlandırılmıştır. Sırpsındığı ile Osmanlı Balkanlar’daki varlığını yıkılışına kadar kalıcı hale getirmişti. Biz de Rumsındığı ile Anadolu’daki varlığımızı inşallah ebediyen kalıcı hale getirecek destansı bir zafer kazandık.

Bir asır önce kendi halklarını ve ülkelerini felakete sürükleyen Yunanistanlı siyasetçilerin maalesef bugün de aynı yanlışta ısrar ettiklerini görüyoruz. Hep söylediğimiz gibi, Yunanistan bizim ne siyasi, ne ekonomik, ne de askeri olarak dengimiz ve muhatabımız değildir. Tıpkı bir asır önce olduğu gibi, bugün de Yunanistan’ı kullanarak ülkemizin vaktini ve enerjisini boşa harcatmaya çalışanların asıl niyetlerini biliyoruz. Son günlerde yaşanan gelişmeler, bu gerçeği inkârı mümkün olmayan bir açıklıkta herkesin önüne sermiştir. Bilindiği gibi, Ege’de uluslararası hava sahasında NATO görevi icra eden F16 uçaklarımıza Yunanistan’ın Girit Adası’na konuşlandırdığı Rus menşeili S300 hava füze sistemleri tarafından radar kilidi atılmıştır. Bir ülke uçağına radar kilidi açılması, düşmanca bir davranıştır. Hele bu uçak NATO görevi icra ediyorsa, bu düşmanlık doğrudan tüm üyeleriyle NATO’ya yapılmış demektir. Yunanistan, hava sahamızı ihlal ve uçaklarımızı tacizle başlayan hasmane tavırlarını S300 radar kilidi atma seviyesine çıkartarak, aslında bize değil, NATO’ya ve müttefiklere meydan okumuştur o kabiliyeti ve gücü varsa. NATO’nun en büyük gücü Amerika, Türkiye’nin tamamen kendi güvenlik ihtiyaçları için olduğunu defaatle ifade ettiği S400 sistemleri almasını güya kendi uçaklarına tehdit olarak görmüştü. Bu adımımız, peşinatını ödediğimiz F35 uçaklarının verilmemesinden her alanda savunma sanayi ürünlerine ve hatta daha ötesine geçen ambargolara maruz bırakılmaya varan fiili eylemlerle karşılanmıştı. Şimdi aynı Amerika’nın Yunanistan’ın bir NATO hava gücüne karşı S300 sistemlerini harekete geçirmesine nasıl cevap vereceğini cevapla bekliyoruz. Üstelik Amerika, bize vermediği F35’leri Yunanistan’a ikram ederek, Rus hava savunma sistemlerinin güya gözü gibi sakındığı bu uçaklarla aynı çuvala girmesinin yolunu kendi eliyle açmıştır. Biz tedarikçi ülkeye sözümüz gereği F35’lerle S400’leri asla aynı sistemde kullanmayacaktık, kullanmazdık. Ama hiçbir hukuki, ahlaki, insani sınır tanımayan Yunanistan’ın bu pervasızlığı yapacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli Misafirler,

Amerika’nın Hindistan’ın S400 tedarikini de yaptırım dışı bıraktığını ayrıca hatırlatmak istiyorum. Demek ki mesele, Rus hava savunma sistemleriyle Amerikan askeri ürünlerinin birlikte kullanılması değil bizatihi ve mahsusen Türkiye’dir. Bize F35 vermiyorlarmış, aldığımız alternatif savunma sistemlerine tepki gösteriyorlarmış, saçma sapan konulara kadar varan ambargolar uyguluyorlarmış. Açıkçası, hiçbiri umurumuzda değil. Biz, bizden esirgenen her ürünü er veya geç üretme kabiliyetine, kapasitesine, kararlılığına sahip bir ülkeyiz, Türkiye’yiz. Kendi vizyonumuz ve hedeflerimiz doğrultusunda ihtiyaç duyduğumuz her teknolojiyi geliştirme, her eseri inşa etme, her hizmeti sunma imkânını yakalamış bir ülkeyiz. Talep ettiğimiz uçakların verilmesinin, herhangi bir konuda destek sağlanmasının bizim için tek anlamı; ülkemize karşı gösterilen dostluğun işareti olmasıdır.

Türkiye, geçtiğimiz 20 yılda kurduğumuz altyapının üzerinde her alanda olduğu gibi savunma sanayinde de kendi göbeğini kendi kesecek seviyeye gelmiştir. Bundan sonrası sadece planlama, önceliklendirme, geliştirme ve üretme meselesidir, yani zaman meselesidir. İşte bu inanç ve kararlılıkla Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’ü Cumhuriyetimizin ikinci asrını Türkiye yüzyılı haline getirecek yeni bir atılımın başlangıcı haline inşallah dönüştüreceğiz.

Ülkemizin 20 yıl önceki seviyesiyle bugünkünü mukayese eden vicdan sahibi herkes aradaki asırlık farkı görecek ve kabullenecektir. Bundan 11 yıl önce 2023 hedeflerimizi ilan ettiğimizde kendi akıllarınca bizimle dalga geçenler, şimdi sahip olduğumuz üretim ve ihracat gücü karşısında öncelik edinme peşinde koşmaktadır. Elbette bununla kalmıyoruz, hatta hâlihazırda sahip olduğumuz altyapıyı sadece bir başlangıç kabul ederek hazırlıklarına başladığımız 2053 vizyonumuzla ülkemizi dünya liginin en üstüne çıkarmayı hedefliyoruz; Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışan budur. İşte 26 Ağustos’ta Malazgirt’teydik, Alparslan’ın Anadolu kapılarını açtığı topraklarda, otağlardaydık ve oradan Fatih ve Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal ile büyüyen bir Türkiye. Türkiye kendine yakışanı yaptı, yapıyor ve yapacaktır; bunu herkes bilsin.

Yunanistan’ın adalara üsler tesis etmesi, kurması, Türkiye için hiçbir zaman anlam teşkil etmez. Burada düşünmesi gereken, Yunanistan’a bunca desteği verenler, kendileri bundan sonra ne yaparlar onu bilemem.

Ben bir kez daha 30 Ağustos Zafer Bayramınızı tebrik ediyorum. Ordularımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm milli mücadele kahramanlarımızı rahmetle yad ediyorum.

Şimdi dünyanın dört bir yanında barış ve huzurun tesisi için bayrağımızı dalgalandıran kahraman ordumuzun komutanlarına canlı bağlantılar yaparak 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkumuzu kendileriyle paylaşacağız.

Çok teşekkür ediyorum. Malum bulunduğunuz yer rastgele bir yer değil, orası evlad-ı Fatihan. Ve evlad-ı Fatihanın bulunduğu yerde eserlerimizle, özellikle de Aliya İzzetbegoviç’in ölümünden bir gün önce kendisini hastanede ziyaret ettiğimde, bize bu toprakların Türkiye’ye emanet olduğunu söyledi ki daha sonra oğluyla konuştuğumuzda; o ana kadar babamın şuur adeta kapalıydı, sizinle konuşmaya başladıktan sonra şuuru açıldı. Ve bu evlad-ı Fatihan olan toprakların özellikle de Türkiye’yle çok ciddi manada bir koordinesinin olması gerektiğini söyledi. Allah rahmet eylesin.

Ve sizler şimdi orada çok farklı bir görevi ifa ediyorsunuz, icra ediyorsunuz ve bu konuda da şahsınızda tüm diğer subay kardeşlerimize, erata aynı şekilde Allah’tan güç, kuvvet temenni ediyorum ve inanıyorum ki siz Bosna Hersek’in bir güvencesi olarak orada görev ifa ediyorsunuz.

Ülkemizden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta bayrağımızı, Türkiye’yi temsil eden komutanlarımıza, askerlerimize bizler de Başkentten şu anda ifade ettiğimiz şekilde sizin şahsınızda inanıyoruz, güveniyoruz ve Türkiye eman ellerde oralardaki insanlar için adeta bir yediemindir. Çok teşekkür ediyorum. Rabbim hepsini de korusun esirgesin diyorum.

Sınırlarımızda ve sınırlarımız ötesinde görev yapan kahramanlarımızın her birine şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri bir daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.