Malazgirt Zaferi'nin 951. Yıl Dönümü Kutlama Programı’nda Yaptıkları Konuşma

26.08.2022

Aziz Milletim,

Sayın Meclis Başkanı,

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Kıymetli Genel Başkanı,

Büyük Birlik Partisi’nin Kıymetli Genel Başkanı,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Malazgirt Zaferi’nin 951. yıldönümünde Sultan Alparslan başta olmak üzere Anadolu’yu bizlere vatan haline getiren tüm kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi, maddi ve manevi önderlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Dün Ahlat’ta vatandaşlarımızla ve gençlerimizle coşkulu bir buluşma gerçekleştirdik. Ahlat’ta Van Gölü kenarında inşa ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Külliyemizin şubesi mahiyetindeki eseri bir kutlu topraktan kanları ve alın terleriyle yoğurarak, yurtlaştıran ecdada vefamızın bir sembolü olarak görüyoruz.

Malazgirt, çeyrek asır önceki Hasankale Zaferi’yle Türklere tekrar aralanan Anadolu kapılarının bir daha kapanmamak üzere ardına kadar açılmasının adıdır.  Aslında bu zaferden önce ecdat Kayseri’den Konya’ya, hatta İstanbul Boğazı’na kadar zaten Anadolu’ya yayılmıştı. Ama henüz bu topraklar bütünüyle güvenli ve huzurlu bir belde haline dönüşememişti. Sultan Alparslan, Malazgirt’teki zaferiyle Anadolu’yu bir eman yurdu haline getirmiştir. Bizans ve Selçuklu Ordusu Malazgirt'te karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının dört bir yanında Sultan Alparslan'ın zaferi için dualar ediliyordu. İki ordunun Malazgirt Ovası'nda karşılaştığı günün sabahı Sultan Alparslan komutanlarının önünde şu duayı ediyordu kardeşlerim: “Ey Allah’ım, sana müvekkil oldum ve bu cihatla sana yaklaştım. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. Eğer içtenliğimi kabul ediyorsan, düşmanlara karşı bu cihatta bana yardım et ve beni muzaffer kıl.” Sultan Alparslan, bu duanın ardından tıpkı bugünkü gibi bir Cuma günü namazı müteakip “ölürsem kefenim olsun” dediği beyaz elbisesi ile atının kuyruğunu bizzat bağlayıp ordusunu hücuma kaldırmıştır.

Bugün burada biliyorsunuz Cuma namazımızı kılacağız, ecdadımızın izinde aynen yürüyeceğiz. Sultan Alparslan'ın namazgâhında hep birlikte eda edecek, kendisi ve ordusundaki kahramanlar için duamızı yapacağız. Gece yarısına kadar süren savaş, Sultan Alparslan’ın uyguladığı savaş planları sayesinde mutlak bir galibiyetle neticelenmiştir. Niyet hayır, dua samimi, yürek pek, bilek sağlam olunca akıbet, yani zafer de bunları izliyor. Merhum Gençosmanoğlu, “Aylardan Ağustos, günlerden Cuma diyerek başladığı şiirinde bu tabloyu şöyle anlatıyor:

“Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,

Anadolu başlar, vatan olmaya...

Kızılelma'ya hey... Kızılelma’ya!!!

En güzel marşını vurmadan mehter

Ya Allah...Bismillah... Allahuekber!..”

Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kurulan küçük beylikler zaman içinde önce Selçuklu’nun, ardından Osmanlı’nın bünyesinde toplanarak bir cihan devletinin sütunlarına dönüşmüştür. Bu savaşta yenilen Bizans Hükümdarı ise, Sultan Alparslan tarafından affedilmesine rağmen kendi sarayındaki muhalifler tarafından feci bir şekilde katledilmiştir. Türkiye’nin dostluk elini uzattığı kimi çevrelerin bu tarihi hakikatleri birer ibret vesikası olarak hatırlamalarında fayda görüyoruz. Bizans’ın Fatih’in İstanbul fethiyle sona eren kaçınılmaz akıbetini şair şöyle anlatıyor:

“Şafak söktü, gün ışıdı işte,

İşte dize geldi gurur...

Duyun çatırtısını uzak uzak,

Bizans yıkıldı Malazgirt'te.”

Nitekim Malazgirt’ten sonrası ecdadımız için sadece bir vakit, saat meselesiydi.

Değerli Kardeşlerim,

Türk tarihinde pek çok zafer varken Malazgirt’in üzerinde bu kadar çok durmamızın, gençlerimize bu zaferi anlatmak için çaba göstermemizin bir sebebi vardır. Çünkü Malazgirt, milletimizle birlikte tüm İslam dünyasının, Müslümanların da bir zaferidir. Malazgirt, bu coğrafyada kazandığımız diğer tüm zaferlerin ilk adımıdır, anasıdır, bereketli kaynağıdır. Halide Nusret Malazgirt’in bu vasfını şu şekilde dizelere döküyor:

“Atlanmış, pusatlanmış erleri sanki 'yel' di;

Nal sesleri bir zafer marşı gibi yükseldi,

Şimşek şimşek hızlandı: zulmü, zulmeti deldi.

Her savaşa benzemez: Bu bir 'kutsal savaş' tı;

Ay parçası yiğitler Hakk yolunda savaştı.”

Evet, Malazgirt Zaferi’nden sadece 3-4 yıl sonra kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, 228 yıl sonra kurulan Osmanlı, 852 yıl sonra kurulan Cumhuriyet, hep bu zaferin meyveleriydi. Şayet Sultan Alparslan Anadolu kapılarını bir daha kapanmamak üzere bize açmamış olsaydı, bu coğrafyadaki küçük gruplar halinde süregelen varlığımızı ebedi kılabilir miydik bilmiyorum. İşte bunun için Malazgirt’i asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Daima gönül dünyamızda ve zihnimizde yaşatacağız. Ecdadın da bu konuda hassasiyet gösterdiğini biliyoruz.

Gençler, öyle ki edebiyatımızda en çok işlenen tarihi hadiselerin başında Malazgirt gelmektedir. İlmi araştırmalar yanında şiirlerle, denemelerle, hikâyelerle destanlaşan bu zaferi, bizden sonraki nesillere de ilmik-ilmik işlemek her birimizin boynunun borcudur. Ülkemizde bir dönem milli her hasletimiz gibi Malazgirt’in de unutturulmaya çalışıldığı günler yaşanmıştır. Şairlerimiz şiirleriyle, tarihçilerimiz eserleriyle bu sinsi oyunu bozarak bize bugün şanla, şerefle, heyecanla tekrarladığımız ürünler bırakmışlardır. Yahya Kemal’den Tanpınar’dan, Mustafa Necati’den Gençosmanoğlu’na, Arif Nihat’tan Osman Atilla’ya bize bu eserleri armağan eden tüm münevverlerimizi şükranla yad ediyorum.

Yahya Kemal’in şu şiiri bin yıldır Anadolu’da girdiğimiz her gazanın adeta özetidir. Gençlik yıllarımdan bu yana hep ifade ettiğim gibi:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.”

Sınır ötesi harekâtlarımızın her birinde, dostlarımıza yardım için gittiğimiz her yerde bu şiirin ifade ettiği ruhla mücadelemizi yürüttük ve başarıya ulaştırdık.

Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın şu şiiri de Malazgirt’ten bugüne çok güzel mesajlar iletiyor:

“Torunlarım dört yana, kol kol, gitsin;

Malazgirt'ten İstanbul'a yol gitsin!

Gelip sana çarpan gücü, yavaştan

Anlamazsa, haritadan sil, gitsin!

Çekilirmiş gibi davran merkezde

İki yandan sağ yürüsün, sol gitsin!

Olsa da son saatin son dakikası,

Senden aman dileyeni sal, gitsin!

Şehitlerim, Allah'a, al al, gitsin,

Yaralıma su verene bal gitsin!”

Milletimizin sadece stratejik aklı ve gücünü değil aynı zamanda vicdanını, ahlakını, inceliğini de ifade eden bu tasvirleri ruhumuzun en müstesna köşesinde muhafaza ediyoruz. Bizi ecdadın özellikle yad ettiği ve sürekli olarak düşmana bakışını ifade ettiği yerde bizler tıpkı Sultan Alparslan gibi, tıpkı Osman Gazi’nin, tıpkı Fatih’in, Yavuz’un, Sultan Süleyman’ın yaptığı gibi bugün de er meydanında her türlü mücadeleyi verirken, tek bir masumun canına halel getirmemiş ve bu hassasiyet içerisinde hareket ediyoruz. Bayrağımızın dalgalandığı her yerin güven ve huzur sembolü olarak görülmesinin gerisinde bu anlayış vardır. Elbette bu inceliği istismar etmek isteyenler çıkmaktadır, ama biz vakur ve kararlı duruşumuzla onların da üstesinden gelmeyi biliyoruz.

Kardeşlerim,

Anadolu’nun adım adım medeniyetimizin maddi ve manevi unsurlarıyla işlenmesi süreci hem kılıçla, hem kalemle, hem kalple olmuştur. Arif Nihat ne güzel söylüyor;

“Ezanımdan alışıp tekbire,

Buldunuz mutluluk, imanımla...

Vatan ettim sizi ey topraklar

Beş vakit damgalayıp alnımla.”

Millet olarak bugün de istiklalimizin işaretleri olarak semalarımızda yankılanan ezanları ve nazlı nazlı dalgalanan al bayrağı özellikle görmemizin gerisinde işte böyle bir şevk ve aşk vardır. Biz, ezanlar susmayacak, bayrak inmeyecek dedikçe yürekleri daralanlar, gözleri dönenler, elleri-ayakları titreyenler beyhude yere endişe ediyor. Bu ezanlar, bu bayraklar, bu zaferler, bu şehitler onların da özgürlüğünün, haysiyetinin, geleceğinin teminatıdır. Yeter ki vatanlarına ihanet etmesinler, yeter ki milletine düşmanlık yapmasınlar, yeter ki milli ve manevi değerlerimize husumet beslemesinler, bunun dışında herkes başımızın tacıdır. Ülkemizin hamdolsun herkese yetecek imkânı vardır. Devletimiz her bir vatandaşına sahip çıkacak güce, kudrete sahiptir. İşte bunun için her fırsatta… Hazır mıyız? Hazır mıyız? Her fırsatta ne diyoruz?  Tek millet diyoruz, tek bayrak diyoruz, tek vatan diyoruz, tek devlet diyoruz.  Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Hiçbir saldırıya, hiçbir oyuna, hiçbir tuzağa tahammülümüz yoktur. Bayrağımızla sembolleştirdiğimiz özgürlüğümüzü hedef alan hiç kimseyi bilsinler ki affetmeyiz. Vatanımızı bölmeye, devletimizi yıkmaya çalışan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Diğer her konuda herkese gönlümüz de, kapımız da açıktır. Sultan Alparslan’dan Süleyman Şah’a, Osman Gazi’den Gazi Mustafa Kemal’e bütün uzanan silsile içindeki değerimizin etrafında ne kadar sıkı kenetlenirsek, bugünkü kızıl elmalarımıza o kadar kararlı ve hızlı ilerleriz. Hazır mıyız?  

Ülkemizdeki son dönemde en iddialı vizyonu Cumhuriyetimizin 100. yılına adadığımız 2023 hedeflerini bunun için milletimize söz verdik. Kapı-kapı dolaşıyor muyuz? Cumhur İttifakı olarak Allah’ın izniyle 2023’te sandıkları patlatmaya var mıyız? Fethin 600. yılına adadığımız 2053 vizyonumuzu bunun için hazırlıyoruz. Malazgirt Zaferi’nin bininci yıldönümüne adadığımız 2071 hayallerimizi bunun için kuruyoruz. Yakın tarihimizde 19. yüzyıl yıkılışın, 20. yüzyıl yeniden dirilişin çağıydı. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl şahlanışın, inşallah gelecek yüzyıl da bizim medeniyetimizin asrı olacaktır, unutmayın.

Sözlerimi merhum Ömer Öztürkmen’in çok duygulandığım şu mısralarıyla bitirmek istiyorum, çünkü bugünü tam ifade etmiş:

“Bir cuma sabahı Allah’a karşı

Malazgirt’te elli dört bin er

Bestelediler en güzel marşı

Allahu ekber, Allahu ekber

Bayrak bayrak fetih müjdesi

Parça parça Diyar-ı Urum

İlk denizlerde ilk seccadesi

Alparslan ordularının Anadolu’m

Geliyor ışıktan kopmuş askerler

Allah’a uzanmış eller geliyor

Kalk ayağa kubbe ol ey yer

Göklerce minareler geliyor

Onlar ki ilahilerle yıkandılar

Kırklarca okunmuş bir namazlı su

Vaktiyle dağlardan inen bozkurtlar

Şimdi son Peygamberin ordusu”

Bu duygularla bir kez daha son Peygamber ordusu Sultan Alparslan’ı ve askerlerini tazimle, rahmetle, hürmetle yâd ediyorum. Malazgirt Zaferi’nin 951. yıldönümünün milletimize, Anadolu’ya ve tüm İslam âlemine hayırlı olmasını diliyorum.

Sizleri Sultan Alparslan’ın ayak izinin ve yürek sesinin hâlâ yankılandığı şu mübarek topraklarda sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.