Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Mezuniyet Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

01.07.2022

Milli Savunma Üniversitemizin Kıymetli Rektörü,

Üniversitemizin Değerli Askeri ve Sivil Yöneticileri ile Öğretim Elemanları,

Sevgili Kursiyer Subaylar ve Aileleri,

Kıymetli Misafirler.

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Milli Savunma Üniversitemizin 8. Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi, 4. Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi ile 10. Dönem Karargâh Subaylığı Kursunu başarıyla tamamlayan askeri öğrenci subaylarımızı tebrik ediyorum.

Bugün mezun olan 14’ü dost ve kardeş ülkelerden olmak üzere toplam 193 subayımızla ordularımızın personel niteliğini biraz daha güçlendirdiğimize inanıyorum. Mezun subaylarımıza görev yerlerinde başarılar diliyorum. Dost ülkelerden gelen subaylarımıza döndüklerinde tüm kardeşlerimize selamlarımızı ve muhabbetlerimizi iletmelerini istiyorum. Kuruluşundan bugüne sürekli gelişerek başarılı bir çizgide ilerleyen Milli Savunma Üniversitemizin yönetimini tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler.

Bilindiği gibi profesyonel askeri eğitim ve öğretim kurumlarımız tarihimizin en sinsi, en alçak, en rezil ihanet şebekesi tarafından adeta ele geçirilmişti. FETÖ’cü alçakların 15 Temmuz’da ordumuzdan gasp ettikleri silahları milletimize yöneltmesinin ardından diğer alanlarda birlikte askeri personel yetiştirme sistemimizi de baştan sona değiştirdik. Evvela tüm askeri eğitim ve öğretim kurumlarımızı tek çatı altında topladık. Bu ortak bünyede hem dünyadaki örneklerine, hem de günümüz ihtiyaçlarına uygun, maziden atiye uzanan birikimi yansıtan ve aynı zamanda modern bir eğitim-öğretim sistemi oluşturduk. Birileri. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin uzunca bir süre kendini toparlamayacağı beklentisiyle ellerini ovuştururken, biz hızla yeni eğitim-öğretim sistemimizi devreye aldık. Bugüne kadar mezun ettiğimiz binlerce subay ve astsubayla tüm kuvvetlerimizin personel eksiklerini önemli ölçüde tamamlayarak hevesleri bir kez daha kursaklarda bıraktık. Gerçi kahraman ordumuz personel eksiğine rağmen yürüttüğü sınır ötesi harekâtları ve aksatmadığı uluslararası misyonlarıyla dimdik ayakta durduğunu herkese ispatlamıştır.

Bu yeni dönemde sadece sistemi ve müfredatı yenilemekle kalmadık, üniversitemizin binalarından öğrencilerimizin eğitim-öğretim şartlarına kadar her alanda iyileştirmeler yaptık. Önce vesayetçilerin, ardından FETÖ’cülerin adeta kapalı devre bir sistem haline dönüştürdükleri Türk Silahlı Kuvvetleri personel temin, eğitim, görev ve terfi mekanizmalarını milletimizin tüm evlatlarının erişimine açtık. Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri gerçek anlamda milletin ordusu haline gelmiştir. Bu vesileyle bir kez daha gençlerimizi Milli Savunma Üniversitemizin eğitim-öğretim kurumlarına katılmaya, kahraman ordumuzun saflarında yer almaya davet ediyorum.

Türkiye’nin askeri personel eğitim sistemi kendi ihtiyacını karşılama yanında geniş bir coğrafyadaki dost ve kardeş ülkelerin de istifadesine açıktır. Yeni sistemde 2017 yılından bugüne kadar 417’si dost ve kardeş ülke personeli olmak üzere toplamda 2 bin 752 subay taktik, operatif ve stratejik seviyelerde eğitim görmüştür. Halen üniversitemize bağlı çeşitli kurumlarda 27 farklı ülkeye mensup 1168 dost ve kardeş ülke personeline eğitim verilmektedir. Kurmaylık eğitimini iki aşamalı hale getirerek, aday subay ve taktik akademik eğitim tabanını genişlettik. İyi eğitimli, nitelikli, milletine ve devletine sadakatle bağlı, maneviyatı güçlü, disiplinli bir personel yapısı ve Allah’ın izniyle ordumuzun karada, denizde, havada üstesinden gelemeyeceği hiçbir tehdit yoktur.

Bilhassa son 6 yılda harekât alanlarında gösterdiği dosta güven, düşmana korku veren başarılarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, dünyanın sayılı ordularının başında gelmektedir. Daha geçtiğimiz günlerde Kara Kuvvetleri’nin 2231. Kuruluş Yıl Dönümünün coşkusunu yaşayan bir ülkeye, bir millete yakışan da işte budur.

Esasen Türkiye’nin askeri personel yetiştirme sistemini çok daha uzun bir süre önce değiştirmesi, yenilemesi gerekiyordu. Ancak, tıpkı diğer milli savunma hamlelerimizin önünün sinsice kesilmesi gibi, bu reform ihtiyacı da sürekli sabote edilmiştir. Hatta Milli Savunma Üniversitemizi kurarak yeni eğitim-öğretim sistemine geçmemizin ardından da bu sabotaj girişimleri devam etmiş, sistemi çökertmek için her türlü gayret gösterilmiştir. Her yeni sistem gibi bunun da elbette eksikleri, geliştirilmesi gereken tarafları olabilir. Önemli olan hüsnüniyetle ve yapıcı bir yaklaşımla bu tekliflerin ortaya konmasıdır. Sistemi tamamen çökertip eskisinin de gerisine düşürme gayretlerini bu kapsamda görmüyor ve nazarı dikkate almıyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı geriye değil ileriye doğru adımlar atmaktır. Ne diyor Yunus Emre: “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası” Evet, biz de pirin izinden giderek diyoruz ki; Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tüm unsurlarıyla birlikte eğitimi, donatımı, teknolojisi, tecrübesiyle dünyanın 1 numarası haline getirene kadar sürekli yeniden doğacağız, sürekli daha ileriye doğru adımlar atacağız.

Değerli Misafirler,

Hatırlarsanız 1800’lü yıllar boyunca dört bir yandan parça-parça kopartılan vatan topraklarını 1900’lerle birlikte tamamen zapt etmek isteyen müstevlilere Çanakkale’de unutamayacakları bir ders vermiştik. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’yu paylaşmaya çalışanları da milli mücadeleyle topraklarımızdan kovup son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak binlerce yıllık tarihimize yeni bir sayfa açmıştık. Cumhuriyet tarihi boyunca da istiklal ve istikbal mücadelemiz kesintisiz devam etti. Asırlık kayıpların tüm insani ve ekonomik yükünü omuzlayan, harap ve bitap vaziyetteki Anadolu’yu yeni bir atılımın kaynağı haline getirmeye çalışan milletimiz, bir yandan da tarihini, medeniyetini ve değerlerini korumanın mücadelesini veriyordu. Küresel siyasi ve ekonomik düzenin kurucuları Türkiye’yi bu sistemin dışında tutmak için her yolu denediler, her yöntemi kullandılar.

Gazi Mustafa Kemal’in ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma vasiyeti maalesef hakkıyla yerine getirilemedi. Milletimizin desteğiyle başlatılan her demokrasi ve kalkınma hamlemizin önü bir şekilde kesildi. Tek parti faşizmiyle, darbelerle, vesayetle, siyasi güvensizlikle, ekonomik istikrarsızlıkla toplumsal çatışma çıkarma gayretleriyle, terör örgütleriyle, velhasıl akla gelen-gelmeyen tüm yol ve yöntemlerle bizim başımızı yerden kaldırmamamız için çok çalıştılar, çok uğraştılar. Hiç şüphesiz bu tablodan mazisi nice şanla, şerefle, zaferle dolu ordumuz da nasibini almıştır.

Aslına bakılırsa Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar ordusunun gerçek durumunu görme imkânını bulamamıştır. İşte kısa bir süre önce bir Efes Tatbikatı gerçekleştirdik ve bu Efes Tatbikatı’na dünyadan 39 ülke, başta Amerika olmak üzere katıldılar. Ve başarılı bir Efes Tatbikatı ile dünyada hamdolsun gayet güzel bir ders verdik. Bu şunu gösteriyor: Türkiye, evet, küllerinden kalkan bir millet olarak yeniden her an, her yerde, her türlü zafere hazırdır. Bunu Azerbaycan’da Karabağ’da gösterdik, bunu Libya’da gösterdik. Bundan sonra nerede, nasıl olursa olsun yine göstermeye hazırız. Kıbrıs Harekâtı sırasında ve sonrasında maruz kaldığımız ambargolar ile yaşadığımız akıntılar ve sıkıntılar bizi bu acı gerçeklerle gerçekleştirmiştir. Bu tarihten sonra hakikat fark edilmiş olsa da, gereken altyapıların kurulması ve dönüşümlerin gerçekleştirilmesi çeşitli bahanelerle hep engellenmiştir.

İşte şu anda dün biten NATO görüşmelerinde de herkesin aynen ifade ettikleri gibi; Türkiye, terörle mücadelede, teröre karşı vermiş olduğu mücadelede hakkı teslim edilmesi gereken bir ülkedir. Ve biz bu terörle mücadelemizi inşallah sıfırı tüketene kadar yürüteceğiz. Geniş bir alanda yürüttüğümüz terörle mücadele operasyonları dahi ihtiyacımız olan dönüşümün tam manasıyla hayata geçirilmesine yetmemiştir.

Hükümete geldiğimizde önce gerçek fotoğrafı görebilmek için epeyce bir uğraşmak mecburiyetinde kaldık. Çünkü hâlâ etkisini sürdüren bürokratik vesayetin önümüze çektiği perdeleri aralamak ve gerisindeki tabloya vukufiyet kesbetmek öyle kolay değildi. Bu safhaya geldiğimizde ise kelimenin tam anlamıyla doğrusu dehşete kapıldık. Hemen kolları sıvadık, demokrasi ve kalkınma hamlemizde savunma sanayimize özel bir yer verdik. Türk Silahlı Kuvvetlerimizi günün ihtiyaçlarına göre donatmaya yönelik güçlü bir savunma sanayi ekosistemi kurmak için harekete geçtik. Bilime, araştırma-geliştirmeye, üretime dayalı savunma sanayi projelerinin önemli bir kısmını himayemize alarak süreçlerin hızla ilerlemesini temin ettik. Attığımız her adımda dışarıda önümüzün kesilmeye çalışılmasını anlayabiliyorduk, ama içeride maruz kaldığımız engellemelerin sebebini çözmekte doğrusu zorlanıyorduk. Her biri farklı ideolojik kimlik, siyasi üslup, teknik gerekçe içeren bu gayretlerin gerisindeki silüetin aslında aynı olduğunu zaman içerisindeki yaşadığımız hadiseler bize tüm açıklığıyla gösterdi. Emniyet, yargı darbe girişimle sivil bürokraside maruz kaldığımız sabotajların 15 Temmuz darbe girişimiyle de ordudan kaynaklanan engelleme çabalarının sebebi ortaya çıktı. Kamunun her alanında gerçekleştirdiğimiz yakın tarihimizin en büyük tavsiyesi ve hukuk önünde halen süren hesaplaşma, bir anlamda ülkemizin önündeki mayınları, taşları, dikenleri de temizlemiştir. Türkiye, sınır ötesi harekâtlarından bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında oyun kurucu konumunu güçlendirmesine kadar tüm önemli başarılarını bu temizliğin ardından hızlandırmış veya gerçekleştirmiştir. Elbette ortada gözüken kuklaların iplerini kimlerin ellerinde tuttuklarını, oyuncuların sahneye koyduğu senaryoların kimler tarafından yazıldığı gayet iyi biliyoruz. Emin olun, bunlarla hesaplaşmamızı da kendi usulünce her fırsatta ve her zeminde yapıyoruz, yapmayı sürdüreceğiz.

İşte bunun için 2023 hedeflerimize çok büyük önem veriyoruz, aynı şekilde 2053 vizyonumuzu gençlerimize bırakacağımız en büyük miras olarak tarif etmemizin sebebi de aynıdır.

Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasında en büyük desteği ordumuzun caydırıcı kabiliyetlerinden, başarılı harekâtlarından, vakur ve sağlam duruşundan alıyoruz. Bu vesileyle, Malazgirt Zaferinden bugüne yaşadığımız toprakların vatanımız olması ve kalması için gözlerini kırpmadan canlarını feda eden tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle, şükranla yâd ediyorum.

Halen sınırlarımızda ve ötesinde vazife başında olan kahraman askerlerimizin her birinin alınlarından öpüyor, Rabbim her birini esirgesin diyor, gazalarının mübarek olmasını temenni ediyorum.

Değerli Misafirler,

Geçtiğimiz günlerde, tekrar ediyorum, katıldığımız Madrid’deki NATO Zirvesi’nde müttefiklerimizle küresel ve bölgesel güvenlik meselelerini görüştük ve ülkemizin yaklaşımlarını tekrar ifade etme imkânını bulduk. NATO, kuruluşundan bugüne, kolay değil, 70 yıl çeşitli tartışmaların odağında yer almasına rağmen hala dünyanın en önemli, kapsamlı, etkin güvenlik teşkilatıdır. Türkiye, en eski ve en önemli üyeleri arasında bulunduğu teşkilata verdiği katkılarla daima NATO içinde seçkin bir konumda yer almıştır. Ancak, bir süredir NATO bünyesinde müttefiklik ilişkisi içinde bulunduğumuz ülkelerin Türkiye’nin terörle mücadele ve sınırlarını koruma hassasiyetlerine yeteri kadar destek vermedikleri açıktır. Daha 6-7 yıl önce DEAŞ, PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütleri sınırlarımıza dayandığında NATO üyesi sözde müttefiklerimizin nasıl bize sırtlarını döndüklerini unutmadık. Hamdolsun, kendi güvenliğimizi sağlayacak güce, imkâna, kabiliyete sahip olduğumuz için bu eksikliği çok önemsemedik. Ancak, terörle mücadelemiz, sınır güvenliğimiz, milli çıkarlarımız bakımından inisiyatif sahibi olduğumuz her durumda bu hassasiyetlerimize uygun tavırlar ortaya koymamız da kusura bakmasınlar gayet tabiidir.

NATO’daki son gelişmelerin bu kapsamda değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Üyelik için başvuran ülkelerin şartlarımızı kabul etmeleri ve bunu yazılı taahhüde bağlamaları ilk adımdır. Ve son 2 ülke üye olmamıştır, üyelik davetine tabi olmuştur ve bunlarınki bir üyelik davetidir, şartları yerine getirirlerse biz de üzerimize düşen görevi yaparız. Şimdi bu taahhütlerin her birinin hayata geçirildiğini görme vaktidir. Şayet bu konuda bir oyalama veya riyakârlık emaresi görürsek, en baştaki tavrımıza geri döneceğimizden kimse şüphe etmesin.

Biz nasıl herkese karşı açık yürekliysek ve sözlerimizin arkasındaysak, aynı tavrı muhataplarımızdan da beklemek hakkımızdır. Bu yaklaşımı sınırlarımız boyunca kurmakta olduğumuz güvenli alanları her şeye ve en başta da müttefiklerimize rağmen oluştururken de sergiledik. Hiç kimseye yalan söylemedik, hiç kimseyi kandırmaya çalışmadık, atacağımız her adımı çok önceden ilan ettik, söylediğimiz dışında ir iş de yapmadık. Ülkemizi güney sınırları boyunca bir terör koridoruyla kuşatmaya çalışanlara cevabımızı bu şekilde verdik, vermeyi sürdüreceğiz. Güvenli alanlarımızın eksik kalan kısımlarıyla ilgili kesintisiz çalışıyoruz. Hazırlıklarımızı tamamladığımız her an ve her yerde yeni operasyonlarla, yeni harekâtlarla hedeflerimize doğru ilerlemeye devam edeceğiz.

Yunanistan kullanılarak yürütülen dikkatimiz dağıtma gayretlerinin farkındayız. Bizim hava alanlarımızı, hava etkin sahalarımızı sürekli olarak tahrik ederek üzerimize gelenlere bizler de Hava Kuvvetlerimiz başta olmak üzere gerekli dersi gereken yerde verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz. Ege’deki haklarımızdan en küçük bir taviz vermeden uluslararası anlaşmaların bize verdiği imkânları sonuna kadar kullanarak batıdaki kara, deniz ve hava sınırlarımızı koruyacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Aramızdaki ihtilafları diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye çalışmak yerine, birilerinin eteğinin altına saklanarak kabadayılığa yeltenen Yunanistan yönetimine de hem bölgemizde yaşanan gelişmelerden, hem de bir asır önceki hadiselerden ibret almasını tavsiye ediyoruz.

Ege’deki komşumuzun siyasi, ekonomik ve askeri bakımdan bizimle mütenasip konumda yer almadığı bir gerçektir. Bunun için Türkiye’nin stratejik hesapları içinde Yunanistan konusu hak ettiği bir yere sahiptir. Yunan halkının sonu kendileri bakımından felaketle bitecek maceralar peşinde koşan yöneticilerine gereken mesajı ve dersi demokratik yollardan vereceğini ümit ediyorum.

Ve şimdiden yaklaşan Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum. Kurban Bayramı’nın milletimiz için ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyor, birliğimizin, beraberliğimizin daim olmasını niyaz ediyorum. Bu duygularla bir kez daha mezun öğrenci subaylarımızı tebrik ediyor, vazifelerinde başarılar diliyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.