Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Final Yarışması ve Ödül Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

02.06.2022

Sevgili Gençler,

Değerli Öğretmenlerimiz,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, milletin evine hoş geldiniz.

Tabii biz külliye dediğimizde, milletin evi dediğimizde birileri rahatsız oluyor. Hâlbuki külliyeler asırlardır bu ülkenin medeniyet dünyamızın ilim, müzakere, tören, sosyal hizmet merkezi olarak faaliyet göstermişlerdir. Külliyelerin temelinde halka hizmet anlayışı vardır. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de, çalışma alanlarının yanı sıra kütüphanesi, kongre merkezi, sergi merkezi, camisi ve diğer tüm birimleriyle her kesimden, her yaştan insanımıza hizmet veriyor. Millet Kütüphanemiz, gençlerimizin adeta ikinci evi gibi 24 saat açık ve bu 24 saat içerisinde gelen öğrencilerimize çay, simit, kek, bunun yanında isterse nescafe vesaire bunları da bulabiliyor, ama 24 saat. Bunlar pek yaşanan olaylar değildi. Ama şu anda tüm gençliğiyle haşru cem olan bir iktidar var.

Dün Pakistan Başbakanı buradaydı ve kendisine bulunduğumuz yerden gösterdim, dedim gezmende fayda var ve bugün orayı gidip, gezdiler. Tabii gezdikleri zaman hepsi de buraya hayran kalıyorlar. Çünkü dünyada bizim bu Millet Kütüphanesi’nin eşi benzeri neredeyse yok. Bununla rahatlıkla iftihar edebiliriz. Önemli olan şu: Birileri ne yapıyor değil, birilerinin yaptığını geçebiliyor muyuz, bunları aşabiliyor muyuz? Çünkü Müslüman Türk’e bu yakışır, biz de bunu yapıyoruz. Örneğin ben bu proje için birçok mimar arkadaşıma dünyayı dolaşacaksınız, bütün oralardan beğendiklerinizi alacaksınız, ondan sonra da projelendirip bu külliyemize milletin evini yapacağız. Sağ olsunlar dolaştılar, dört bir yanına dünyanın gittiler. Hani Akif diyor ya:

“Alınız ilmini Garbın, alınız sanatını;

Veriniz hem de mesâinize son süratini.”

Mesele işte bu. Bütün batının ilmini alacaksın, ahlaksızlığını değil ha, ilmini alacaksın ve ona da kendi mührünü vuracaksın. Kongre ve Kültür Merkezimiz Ankara’nın en önemli toplantılarına ev sahipliği yapıyor. Tabii burayla kalmadık, şimdi bir de İstanbul’da yapıyoruz. İstanbul’da ne yapıyoruz? İstanbul’da Rami Kışlamız vardı, bu tarihi kışlamızı aynen burası gibi bir kongre merkezinin dışında orayı da kütüphaneye çeviriyoruz. İnşallah orası da bu yılsonu veya önümüzdeki yılbaşı falan bitecek ve orada da yine öğrencilerimiz 24 saat gelip rahatlıkla derslerini çalışacaklar, oturacaklar. Kendilerine bu devlet ikramlarını yapacak, ikram izzet ile inşallah buralarda vakitlerini değerlendirmiş olacaklar.

Şimdi sergi salonumuz yine kendi alanında ülkemizin en iyi etkinlik alanı, o da burada.

Millet Camimiz Beştepe’den Ankara’yı günde beş vakit selamlayan abide bir eser.

Asırlarca ilim ve gönül dünyamızı aydınlatacak, insanımıza hizmet verecek bu eserlerden kim rahatsız olabilir ki. Aksi yönde tepki gösterenler, aslında kendi ülkelerinin ve milletlerinin medeniyet mirasının zenginleşmesinden rahatsızlık duyuyorlar.

Biz ne yapıyorsak milletimiz için, özellikle de çocuklarımız için, gençlerimiz için yapıyoruz. Sizler bu ülkenin geleceğisiniz, umudusunuz. Biz gençlerimizi nasıl okumaya, araştırmaya, tefekküre, üretmeye teşvik ederiz bunun derdindeyiz. Evlatlarımıza kendilerine, ailelerine, milletine, devletine en ideal hizmetleri verebilmesi için ne gerekiyorsa onu sağlamanın peşindeyiz.

Bugün ödül töreninde bir arada olduğumuz Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması işte bu çabanın ürünlerinden biridir. Az önce perdede izledik, inşallah içinizden birileri, bir veya ikisi uzaya gidecek mi? Gidecek. İnşallah birilerinin Neil Armstrong’u varsa, bizim de Ahmet’imiz, Ayşe’miz, Fatma’mız var. Bize düşen bunun altyapısını yapmak, yaptık. Şimdi de inşallah hazırlıklar devam ediyor, bir an önce bunu da başta Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız, TÜBİTAK olmak üzere bu çalışma devam ediyor. Yıllar içerisinde gelişen, büyüyen, öğrencilerimiz için büyük bir teşvik kaynağı haline gelen yarışmamızın 53’üncüsünün ödül töreninde sizlerle bir arada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Ödüllerini takdim edeceğimiz gençlerimizin araştırma projeleri Külliye’nin Sergi Salonunda sergilendi. Bu sergiye de coşkulu bir katılım olduğunu biliyorum. Şimdi burada Kongre ve Kültür Merkezimizde ödüllerini vereceğimiz gençlerimizin her birini ve öğretmenlerini özellikle tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler,

Sevgili Gençler,

Biz sık sık şu soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Cumhurbaşkanım, siz yorulmuyor musunuz, böyle soruyorlar. Ben de diyorum ki; gençlerle yol yürüyen, gençlerle birlikte mücadele veren insan yorulur mu? Enerjiyi sizden alıyorum, aldığım enerjiyi de bir yere vermem lazım, nereye? Eserlere. Neşet Ertaş ne diyor: “Aşgınan çalışan yorulur mu?” Biz milletimize deruni ve samimi bir aşkla hizmet ettiğimiz için yorulmuyoruz. Siyasi hayatım boyunca hep gençlerimizin önünü açmanın, onları desteklemenin mücadelesini verdim. Bu ülkede darbe sadece siyaset kurumuna, milli iradeye yapılmadı. Darbelerin asıl yıkıcı etkisi, eğitim başta olmak üzere gençlerimizin geleceğini şekillendiren alanlarda görüldü. Mesleki eğitimin önü kesilerek gençlerimizin geleceği karartıldı. Genç kızlarımızın eğitim hakları başörtüsü bahanesiyle engellenerek ayrımcılık yapıldı. Yükseköğretim imkânı sanki bir hak değil de imtiyazmış gibi dar tutularak, pırlanta gibi gençlerimizle hayallerinin arasına girildi. Spordan teknolojiye ve kültür-sanata kadar her alanda gençlerimizin umutlarını törpüleyecek ihmaller sergilendi. Bakmayın siz bugün gençlerimiz için üzülüyormuş gibi yapanlara, bakmayın siz gençlerimizin hayallerini ve umutlarını istismar edenlere, biz bunların cemaziyülevvelini iyi biliriz. Bunlar görünüşte “mış” gibi yaparlar, kafalarının arkasında ise 40 tilkiyi kuyruklarını birbirine değdirmeden dolaştırırlar. Bizim neslimiz bunların hepsini de bizzat yaşadı, şahit oldu. Sizler de internet kaynaklarını inceleyerek geçmişte gençlerimize hangi haksızlıkların yapıldığını tek-tek görebilirsiniz.

Şimdi hukuk nutku atanlar, hukuktan dem vuranlar, geçmişte uygulanan baskılara, zulme, ayrımcılığa ses çıkartmamış, hatta bizzat taraf tutmuştur. Bu ülkenin başbakanının düzmece mahkeme kararlarıyla idamına alkış tutanların hukukun lafını etmeye bile hakları yoktur. Gençler, Adnan Menderes’ten bahsediyorum. Gençler, Fatin Rüştü Zorlu’dan bahsediyorum. Gençler, Hasan Polatkan’dan bahsediyorum. Bu insanlar devleti yöneten büyüklerimizdi. Ama bunlar maalesef işte o malum zihniyet tarafından idam edildiler. Şimdi özgürlük narası atanlar, geçmişte insanlarımızın en temel haklarının bile ellerinden alınmasına ses çıkartmamışlar, hatta teşvik etmişlerdir.

Gençler, Boraltan Köprüsü hadisesini bilmiyorum bilir misiniz? Evet, meşhur Boraltan Köprüsü’nde askerlerimiz ne yazık ki düşmanın eline bırakılmış ve o askerlerimiz o dönemin yönetimine aynen dönerek şu ifadeyi söylemişlerdir. Demişlerdir ki; “Bizi düşmana teslim etmeyin, bizi siz öldürün, ama düşmana teslim etmeyin.” Maalesef düşmana teslim ettiler, işte o zamanki bizim Mehmet’lerimiz düşman tarafından şehit edildiler. Bu ülke bunları yaşadı. Biz bunların bir daha yaşanmasını asla istemiyoruz, bu ülkede bir daha Boraltan Köprüleri olsun istemiyoruz. Ve biz diyoruz ki, nasıl şimdi Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Beslerderesi’nde teröristlerin inlerine girip onları gömüyorsak gömmeye de devam edeceğiz. Şehitlerimiz var, evet, ama şehitlerimizin 10 kat, 15 kat, 20 kat evvel öldürülen teröristler var. Çünkü biz şehitlerimiz noktasında;

“Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda,

Canı cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” diyerek bu mücadeleyi veriyoruz.

Cuntacılar karşısında el pençe divan duran siyasetçileri, bürokratları, hukukçuları unutmadık. Biz çocuklarımızı aynı sıkıntıları çekmesin, aynı zorlukları yaşamasın diye 20 yıldır eğitimden sağlığa, adaletten güvenliğe, ulaşımdan enerjiye her alanda ülkemize çağ atlatacak eserler ve hizmetler veriyoruz.

İşte göreve geldiğimizde Türkiye’de 76 üniversitemiz vardı, ama şimdi 207 üniversitemiz var ve göreve geldiğimizde eh parmak sayıları kadar ilimizde üniversite varken, şimdi 81 vilayetimizin tamamında üniversite var. Niçin? İstedik ki benim Hakkâri’deki evladım üniversite için İstanbul’a gitmesin, Ankara’ya gitmesin. Ya?.. Hocalarımız Hakkâri’ye gitsin, orada kendi ilinde onlara dersini versin. Şimdi öyle, şimdi artık ilim için Hakkâri’den İstanbul’a gitmiyor, İzmir’e gitmiyor, Ankara’ya gitmiyor. Ya?.. Hocalarımız onların bulunduğu yere geliyor.  Ve işin bir diğer yanı da, hamdolsun, ilim noktasında şu anda çok daha farklı, çok daha bu noktada başarı oranı yüksek neticeler alıyoruz. Üniversite giriş imtihanlarında eğer Iğdır’dan, Hakkâri’den, Kars’tan, Ardahan’dan birinciler çıkıyorsa, işte bu atılan adımların neticesidir.

Gençlerimiz sadece eğitimlerine, sadece zihni ve fiziki gelişimlerine odaklanabilsin diye her türlü yatırımı yapıyoruz, yapacağız. Araştırma desteklerinden bilim merkezlerine, burslardan festivallere, laboratuvarlardan şenliklere kadar gençlerimizi araştırmaya ısındıracak her adımı atıyoruz. Daha geçtiğimiz hafta, az önce Bakanım da söyledi, Teknofest Azerbaycan’daydık, Bakü’deki festivalde elverişli şartlar hazırlandığında gençlerimizin neler yapabildiğine bir kere daha şahit olduk. Bunları gördükçe tekrar gururlanıyor, gençlerimiz adına umutlanıyoruz. İnşallah bu sene Teknofest’i Samsun’da gerçekleştireceğiz.

Eğitimin her alanında ülkemizde tarihi dönüşümlere imza attık. Mesela geçmişte ülkemizdeki en büyük sıkıntılardan biri ders kitaplarıydı, biz ders kitabı bulamazdık. Gençler, siz teksir kâğıdı nedir bilir misiniz? Söyleyeyim, teksir kâğıdı, saman, ama o saman kâğıttan şöyle bir rulo çeviren makine, o makinede oraya ders notları yazılırdı ve bu işlem bitince de kâğıdın tamamının neredeyse mürekkeple adeta boyalanmış hale geldiğini görürdünüz. Ve biz bunları abilerimizden satın alamazdık, vermezlerdi. Kırtasiye dükkânına gidersiniz kitap almak için, o kitabınız yok, bir hafta sonra size güven verirlerdi, bir hafta sonra gidip kitabı almaya çalışırdınız, biz bunları yaşadık. Dedik ki, bu nesil bunları yaşamasın ve kitaplarınızı sıralarınızın üzerine koyalım ve eğitim-öğretim yılı başlarken yavrularımız bütün kitaplarını sıranın üzerinde görsünler kuşe kâğıttan, bu kitaplarla beraber eğitim-öğretim yılına başlasınlar. Bunu yapıyor muyuz? Yapıyoruz. Devam edecek miyiz? Evet, devam edeceğiz. Çünkü bu nesil bizim yaşadığımız sıkıntıları yaşamasın istiyoruz. Ve yaşamasın ki, biz sadece şunu bekleyelim: Çocuklar, iyi okuyun, düşünün, uygulayın ve neticeyi de alın.

Öğrencilerimize 2003 yılından beri her eğitim-öğretim yılı başında işte ücretsiz olarak bu ders kitaplarını bunun için veriyoruz. Şu ana kadar yaklaşık 4 milyar kitabı ücretsiz dağıttık. Bu dönem başında yardımcı kaynakları da ücretsiz dağıtmaya başladık. Önümüzdeki eğitim-öğretim yılında bir yenilik daha yapıyoruz, ücretsiz dağıttığımız ders kitaplarıyla birlikte yardımcı kaynaklarımızı da öğrencilerimize ulaştıracağız. Sene sonuna kadar 100 milyon yardımcı kaynağı öğrencilerimize teslim ediyoruz. Bu yeni uygulamanın ülkemize, öğrencilerimize, öğretmenlerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Aynı şekilde kütüphanesiz okul bırakmayacağız, dedik bırakmıyoruz. Okul kütüphanelerimizde kitap sayısını 28 milyondan 60 milyona yükselttik, yılsonu itibarıyla 100 milyona çıkartıyoruz.

Yine çocuklarımız ve gençlerimiz için açtığımız bilim ve sanat merkezlerimizin sayısını 355’e taşıdık. Bu sene bir ilki daha gerçekleştirerek bilim ve sanat merkezlerimizde tüm öğrencilerimiz için yaz okulu dönemini -az önce Bakanım da ifade etti- başlatıyoruz. İsteyen öğrencilerimiz istedikleri yerdeki bu ücretsiz yaz okullarına katılabilecekler.

Değerli Misafirler,

Sevgili Gençler,

Türkiye’nin dört bir tarafına yaydığımız dene-yap teknoloji atölyelerimiz var, bu atölyelerde, evet, geleceğin teknolojilerine şimdiden hazırlanmanız için eğitim imkânı sağlanıyor, uygulamalı dersler veriliyor, gençlerimiz ulusal ve uluslararası yarışmalara hazırlanıyor. Atölyelerin sayısı şu anda Türkiye genelinde 66’ya yükselmiş durumda.

Artık yazılım tüm sektörlerin odağında yer almaya başladı. Yeni nesil yazılım okullarıyla ve bu alana yönelen gençlerimize sağladığımız birçok imkânla adeta bir yazılımcı ordusu kuruyoruz. Hâlihazırda Konya, Kocaeli, Kayseri, Bursa, Üsküdar, Elazığ ve Antalya’da 7 bilim merkezimiz faaliyet gösteriyor. Gaziantep, Şanlıurfa, Düzce, Denizli, Trabzon ve Yozgat’taki bilim merkezleriyle ilgili çalışmalar sürüyor. Buralarda evlatlarımız bilimle buluşuyor, bilimi anlıyor, deneyerek keşfediyor. Fikrim var, diyen gençlerimize bireysel genç girişimci programıyla karşılıksız verdiğimiz desteğimizi 200 bin liradan 450 bin liraya çıkardık. Girişimci gençlerimiz sayesinde bugün milyar dolar değerlemeye ulaşan 6 işletmeye sahip olduk. Stajyer araştırmacı burs programı ile araştırma yapmak isteyen gençlerimizi destekliyoruz. Organize sanayi bölgelerindeki mesleki eğitim merkezlerimizi yaygınlaştırarak yetişmiş insan kaynağımızı güçlendiriyoruz. Sanayide ihtiyaç duyulan doktoralı insan kaynağı sayısını artırmak için teşvikler veriyoruz. Lisans, yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası araştırma bursları olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında birçok programla gençlerimizin yanında oluyoruz, olacağız.

Tabii bunlar saymakla bitecek gibi değil. Özetle, anaokulundan yükseköğretime ve sonrasında iş hayatınıza kadar devletin tüm imkânlarıyla siz gençlerimizin yanındayız. Karakteri güçlü, ahlakı kuvvetli, zekâsı keskin, bedenen olgun, fazilet ve bilgiyle donanmış Asım’ın nesli gibi bir gençlik için ülkenin tüm kaynaklarını seferber ediyoruz.

Türkiye sizin omuzlarınızda yükselerek 2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçirecek. Siyasi bağımsızlığımızın teminatı olarak gördüğümüz milli teknoloji hamlesini sizlerle birlikte başarıya ulaştıracağız. Bunun için teknopark sayısını 5’den 92’ye çıkarttık. Bunun için milli gelirdeki harcama payını yüzde 1’in üzerine çıkartarak, araştırma-geliştirme kültürünü güçlendirdik, gayretlerimizin neticelerini de alıyoruz.

Türkiye ilk çeyrekte bu yıl yüzde 7,3 büyüme kaydetti, ihracatımızın her ay rekor kırıyor olması işte bundan, istihdam artıyor. İnşallah bu rakamlar araştırma-geliştirme yapan teknoloji sevdalısı gençlerimizle daha da yukarılara çıkacak.

Uluslararası Bilim Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil eden öğrencilerimiz son yıllarda gösterdikleri üstün başarılarla bizleri gururlandırıyor. Bugün ödül töreninde birlikte olduğumuz Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması 12 ana alanda ve 43 tematik konuda gerçekleştirildi. Yarışmaya 3453 farklı okuldan 37 bin 283 öğrencimizin hazırladığı, 25 bin 95 proje başvurusu yapıldı. Bu büyük teveccüh yeni ve daha büyük başarıların bizleri beklediğini gösteriyor. Önümüzdeki bu rakamlar gençlerimizin araştırmaya, geliştirmeye, bilime, teknolojiye olan ilgilerinin işaretidir. Marifetin iltifata tabi olduğu inancıyla, bu yarışmalarda birinci, ikinci, üçüncü olan öğrencilerimize biliyorsunuz para ödülü veriyoruz, danışman öğretmenlerimizi de öğrencilerimizden ayırmıyoruz. Yarışmalarda dereceye giren öğrencilerimiz maddi ödül yanında üniversite sınavlarında da avantaja sahip oluyor. Ayrıca, bu gençlerimiz ülkemizi uluslararası arenada da temsil edecek, bundan daha büyük gurur var mı?

Biliyorsunuz milli uzay programımız kapsamında 2023 yılında bir Türk vatandaşını -tekrar ediyorum- bilim misyonuyla uzaya göndereceğimizi daha önce ilan etmiştik. Bu açıklamamızdan sonra başvuruların yapıldığı web sitesi 5 milyondan fazla görüntüleme alırken, 35 bin kişi de sisteme kaydoldu. Başvurular 23 Haziran akşamına kadar devam edecek. Bak tarih veriyorum, 23 Haziran. Bu milli göreve oldukça yoğun ilgi gösteren herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Uzay misyonunu küçümseyenlere, aklınca alay edenlere de rastlıyoruz. Hatta biri çıkmış, “her şey bitti şimdi sıra uzaya mı geldi” diyor. Tabii bunların böyle işlere vizyonu yetmez. Bunlar bırakın uzaya insan ya da roket göndermeyi, gökyüzüne kâğıttan uçak bile fırlatamaz. Çünkü bunlar dün insansız hava araçlarıyla da alay ediyorlardı. Şimdi bizim insansız hava aracımız var mı? Var. Bizim SİHA’larımız var mı? Var. Akıncı’mız var mı? Var. Şu anda üretime yetiştiremiyorlar, böyle bir konumdayız. Bir de bunların mühimmatına gelince, mühimmatları itibarıyla da artık bunların mühimmatını da biz yapıyoruz.

Sevgili Gençler,

Göreve geldiğimizde Türkiye’nin savunma sanayindeki oranı neydi biliyor musunuz? Yüzde 20 yerliydi. Ama şimdi yüzde 80 yerli. Yoksa gideceksin birilerinin kapısına, ne olur bana insansız hava aracı verir misin? Daha Başbakan olmamıştım, Amerika seyahatinde o zamanki Amerikan Başkanı Bush’la görüştüm. Dedim ki; bak biz terörle mücadele ediyoruz, ama siz bize drone verecektiniz, vermiyorsunuz. O da, o zaman Condoleezza Rice’ı çağırdı; niye vermiyorsunuz, sözümüz var, işte biz NATO’da beraberiz. Talimat verdi, neyse bize o zaman bir drone verdiler, insansız hava aracı, ama onunla koordinatları ancak tespit ediyorsun. Sağ olsun Baykar o günden sonra başladı çalışmaya, hem o İHA’yı, ardından yetmez dedi –Allah rahmet etsin Özdemir Beye- SİHA’yı ve ailece şimdi de işte Akıncı’yı hamdolsun ürettiler ve bu üretim devam ediyor. Artık biz bize çalışıyoruz. İşte Türk’ün gücü buradan geliyor.

Şimdi uzay mı kaldı, diyenlere; evet, bunlar ne haberleşmeden anlarlar, ne uzaydan anlarlar, bunların böyle bir derdi de yok, olsaydı zaten bugüne kadar bir şeyler yaparlardı. Bir uzay yarışında neler yapılabileceğini inşallah ortaya koyuyoruz. Sevgili gençler, biz uzay yarışında olacağız, hem de en öne saflarda yer alacağız. Belki de şimdi bu salonda, o göndereceğimiz evladımız belki de bu salonda, belki de inşallah uzay dönüşünde onu karşılamaya gideceğiz. Bu yarışı da öyle köhnemiş müptezel ilkel zihniyetlerle değil sizler gibi –az önce izledik- gözü uzayda olan pırıl pırıl gençlerimizle, Teknofest kuşağıyla kazanacağız.

Bu duygularla 53’üncü Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Ödül Töreni’nin bir kez daha hayırlı olmasını diliyor, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Yarışmaya katılan ve ödül alan evlatlarımızı, öğretmenlerini, ailelerini tekrar tebrik ediyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.