Kütüphane Söyleşileri - Gençlerle Buluşma Programı’nda Yaptıkları Konuşma

19.05.2022

CANER AKALAN - Sayın Cumhurbaşkanım, merhabalar. Ben Caner Akalan, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler ikinci sınıf öğrencisi olarak tahsilimi devam ettirmekteyim. Efendim, evvela ülkemizin geleceği olduğuna inandığımız biz gençleri kabul ettiğinizden dolayı sizlere müteşekkir olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım, malumunuz olduğu üzere Suriyeli ve Afgan mülteciler konusu gündemdeki yerini halen daha muhafaza etmekte. Daha evvelki yıllarda bu konuyla ilgili ensar-muhacir benzetmesinde bulunmuştunuz. Merakım, şu anda halen daha bu kanaatlerinizi sürdürüyor musunuz? Ayrıca, ülkemizde bulunan mültecilerin kendi yurtlarına geri dönmesi hususunda bir plan, çalışma, proje mevcut mudur?

Teşekkür eder, hürmetlerimi arz ederim efendim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Öncelikle ensar-muhacir konusunda eğer başlayacak olursak, ensar-muhacir konusu süreli bir kavram değildir. Bu süreç bitene kadar ne yapar, devam eder. Örneğin, Peygamberimizin Medine’ye hicreti ilk başlarda olmuş bir hadise değildir, sonra olmuş bir hadisedir. Ensar kimdi? O zaman Medineli Müslümanlardı ve Peygamberimiz muhacir olarak Medine’ye hicret etmek durumunda kalmıştı. Ve Medine’ye hicret etti, Medineliler ensar olarak Peygamberimizi gerçekten gönüllerini açarak, onu bağırlarına bastılar. Şu anda bizim bu sürecimize de baktığımızda, Suriyeliler acaba keyiflerinden mi Türkiye’ye geldiler, zevki sefa için mi geldiler? Yoksa oradaki savaşta, oradaki ölüm korkusu onları Türkiye’ye hicret etmeye, iltica etmeye mi sevk etti? Buna baktığımız zaman bu insanlar Suriye’deki zulümden, Suriye’deki savaştan kaçarak ne yaptılar? Türkiye’ye sığındılar. Ve bunları biz muhacir olarak gördük ve böyle bir hicrete de bizim hayır dememiz mümkün değildi. Zira Osmanlı’dan bu yana Türkiye zaten bu tür şeylerde her zaman kapısını açan, her zaman bu tür ilticalara ev sahipliği yapan bir ülkedir. Bu da tabii Türkiye’nin neyini gösteriyor? Büyüklüğünü gösteriyor. Türkiye’nin bu noktadaki misafirperverliğini gösteriyor ve bu misafirperverlikle birlikte de Türkiye’nin dünyadaki şu anda mülteciler noktasında en çok göç alan bir ülke olarak ön sıraya çıktığını görüyoruz. Şu anda Türkiye bu noktada bir numara, dünyada bir numara. Ve biz bundan da rahatsızlık duymuyoruz. Ve bundan rahatsızlık duymadığımız gibi bir taraftan da Suriye’nin kuzeyinde biliyorsunuz biz briket evler yapımına başladık. Niye acaba briket evler yapımına başladık? Çünkü bu insanlar çadırlarda kalıyordu, yaşam koşullarının adeta sıfır diyebileceğimiz yerlerde kalıyordu. Biliyorsunuz, bize Irak’tan da Saddam döneminde 500 bin mülteci geldi, yine o şartlarda geldiler, biz yine kapımızı açtık. Şu anda dünyanın değişik yerlerinde buna benzer konular yok mu? Var. Birçok Meksikalının duvarları yıkarak, Amerika’ya sığındıklarını görüyoruz. Ama bizdeki gibi bir ev sahipliğini Amerika onlara yapmadı, yapmıyor. Onlar yapmıyor diye biz yapmayacak mıyız? Ona bakarsanız Avrupa’nın değişik ülkelerinde, örneğin Almanya belli bir düzenli veya düzensiz göçü alıyor. Ama bizim gibi mi? Hayır, o teröristleri alıyor; PKK’lılardan, FETÖ’den. Önce Yunanistan, Yunanistan üzerinden ne yapıyorlar? Almanya’ya gidiyorlar, Fransa’ya gidiyorlar vesaire.

Bütün bunları şöyle değerlendirdiğimiz zaman, Türkiye’nin bu noktadaki alicenaplığı ortaya çıkıyor. Ve bizler Türkiye olarak da şu an itibariyle özellikle Suriye’nin kuzeyinde bu briket evlerle bir adım attık ve hedefimiz; bu briket evlerde bir milyon mülteciyi barındırabilmek. Onun için de tabii 100 bin, belki 200 bin konuta ihtiyaç olacak. Derdimiz, onları bu tür briket evler ile iskân edelim, yani o barınması zor, yağmurda-çamurda yaşanması zor koşullardan onları kurtaralım ve insanca yaşayabilecekleri 2+1, bazıları 1+1, bazıları 3+1 şeklinde inşallah konutlarla bunları oralarda iskân edelim istiyoruz.

BİR GENÇ- Sayın Cumhurbaşkanım, öncelikle ben de teşekkür ederim bizleri burada misafir ettiğiniz için.

Benim sorum da şöyle olacak: Birçok defa salgın sürecinde ve salgın sonrasında Türkiye’nin bu krizi, bu sorunları fırsatlara çevireceğini bahsettiniz. Bu noktada aslında girişimci vizyonunuz doğrultusunda salgın tam olarak bitti diyebilir miyiz ve Türkiye’yi gelecekte genç girişimcilerin istifade edebileceği nasıl bir ortam, nasıl bir gelecek bekliyor? Bunun da nezdinde aslında sizin girişimci vizyonunuz doğrultusunda genç girişimcilere tavsiyeleriniz neler olur? Teşekkür ederim, hürmetler, selamlarımı iletirim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ben teşekkür ediyorum. Öncelikle tabii bu salgın döneminde dünyada şunu çok açık-net söylemeliyim ki yatırımlarını durdurmadan süreci devam ettiren ve her zaman benim biliyorsunuz 4-5 tane kavram var, bu 4-5 kavram; yatırım, istihdam, üretim, ihracat, büyüme, bunları başarmamız lazım.

Tabii bu salgın döneminde bizim yapmamız gereken en önemli iş neydi? Hastanelerimizin mevcut sayısını daha da artırmaktı. Bakın şu anda bizim 19 tane şehir hastanemiz var, bu sayılar daha da artacak. Tabii şehir hastanesi ne demek? Yani en küçüğü 500 oda, ondan sonrası 1006, 2000’e kadar devam ediyor. Ve biz bu süreçte üç ay içerisinde örneğin İstanbul’da şu anda Atatürk Havalimanı Bay Kemal’le anlaşamadığımız ve bilmediği, anlamadığı yer, 1006 odalı, biz Atatürk Havalimanına hastane yaptık. Aynı şekilde Anadolu Yakası’nda da mevcut bir havalimanımız vardı, orada da yine 1006 yataklı bir hastane de orada yaptık. Bunların her ikisi de şehir hastaneleri statüsündedir. Ve bunlar tek katlı, ama içerisinde ultrasonografiden tomografiye, MR’a, tüm bunlara varıncaya kadar en ideal şekilde bu hastanelerimizde bunları yaptık. Eğer biz bunları yapamasaydık ki o arada Çam Sakura Hastanesi’ni de bitirdik ki Çam Sakura’nın finans teminini yüklenici firma Japonya’dan, o zaman Abe Japonya’nın Başbakanıydı, hatta beraber açılışını yaptık video konferans vasıtasıyla. Ve tabii Çam Sakura Hastanesi Türkiye’de değil dünyada şu anda örnek hastanelerden bir tanesi haline geldi. Hangi dönemde yaptık? İşte o salgının olduğu dönemde yaptık. Eğer bu hastanelerimiz bizim olmamış olsaydı, biz ne yapacaktık o kritik dönemde sağa-sola bakacaktık acaba nereden ne yardım gelir de biz bu işi çözebiliriz diye. Fakat bunları yapışımız işimizi kolaylaştırdı. Ve şu anda bizim bakın yoğun bakımlarda vesaire falan bu hastanelerde ciddi ihtiyacımız kalmadı, böyle bir noktaya geldik.

Fakat tabii bunlar yeter mi? Hayır. Biz özellikle yola çıkarken bir şey söylemiştik; eğitim, sağlık, emniyet, adalet, ulaşım, tarım, dış politika, enerji, bunlar bizim en önemli adımlarımız olacak demiştik ve biz bu adımları gerçekleştirdik, gerçekleştirmeye de devam ediyoruz. Kaldı ki eğer bunları yapmazsak, bu söylediğiniz o girişimci ruhu ispatlayamazsınız. Girişimci ruhun da öncelikle yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve büyüme, bunları başarmamız lazım. Girişimci ruhun neticesidir bunlar, o girişimci ruhunuz olmazsa bunları başaramazsınız. Şu anda Türkiye’de bizler bu adımı atmak suretiyle dünyada örnek bir ülke haline geldik. Şu anda dünyada Türkiye bu konumuyla parmakla gösterilen bir ülke durumunda ve birçok ülkeye bizler örneğin o sıkıntılı dönemde, salgın döneminde 167 ülkeye bizler her türlü desteği verdik. İlaçtan tutunuz da bütün diğer aparatlara kadar bu tür destekleri verdik ki o insanlar, özellikle Afrika’da yaşayanların halini düşünün, onlara olan bu desteklerimiz çok çok ciddi manada Türkiye’ye muhabbeti artırdı ve bundan sonraki süreçte de aynı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Ancak İstanbul’da gerek Yeşilköy Havalimanı’nda, gerekse Anadolu Yakası’ndaki bu hastanemiz, bunlar hakikaten örnek teşkil ediyor. Şimdi biz mesela Yeşilköy Havalimanı’nı, Yeşilköy Havalimanı kuruluşunda bu adı almıştır, daha sonra, yani Evren döneminde Atatürk Havalimanı adını almıştır ve şu anda da biz bu dev İGA dediğimiz, dünyadaki ilk üç içerisinde olan yeni havalimanımızla birlikte burayı boşalttık ve nasip olursa burayı Türkiye’nin en büyük millet bahçesi haline getiriyoruz. 29’unda inşallah ilk fidanı, ağacı dikeceğiz ve Fetih Şenliğini de inşallah 29’unda orada yapacağız.  Sağ olun.

HAYRİYE CANSU EGE - Merhabalar Sayın Cumhurbaşkanım, ben, Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğrencisiyim, Diyarbakırlıyım. Kısa bir sorum olacak size. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a resmi ziyaretler gerçekleştirdiniz. Bu ülkelerde sizi çok iyi, hatta görkemli bir şekilde karşıladıklarını gördük. Geçmişten bugüne ne oldu da ilişkilerimiz böyle büyük bir değişim gösterdi.  Teşekkür ederim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ben teşekkür ediyorum.

Şimdi değerli arkadaşlar; öncelikle siyasetin iniş-çıkışları hep olur. Ama bütün mesele, Japonların bir atasözü var; Düşmanınız dahi olsa, iplikle bağı sıkı tutun, koparmayın, gün olur o bağ size tekrar lazım olur. Şimdi bir defa Suudi Arabistan, öbür tarafta Birleşik Arap Emirlikleri, bizim ortak paydamız var. Nedir? Bunlar da bizim Müslüman kardeşlerimiz. Bazen nasıl ailenin içerisinde patırtı gürültü oluyorsa, aramızda bizim de böyle bazı sıkıntılar yaşandı. Ama biz bu sıkıntıları şimdi aştık. Gerek Suudi Arabistan’la, gerek Abu Dabi yönetimiyle bunları aşarak süratle ticari ilişkilerimizi, sanayi, savunma sanayi, kültürel, turizm, tüm bunlara yönelik şimdi bir planlama yaptık, adımlarımızı atıyoruz.

Fakat tabii özellikle şu anda Birleşik Arap Emirlikleri’nde uzun süredir rahatsız olan Emir rahmetli oldu. Bize düşen de, mademki biz kardeş ülkeleriz, böyle bir taziye ziyaretine gitmekti, bu taziye ziyaretimizi gerçekleştirmekle aramızdaki münasebetleri çok daha güçlü bir platforma oturtmak.

Suudi Arabistan’la hakeza öyle ve şu anda da Suudi Arabistan’la olan ilişkilerimiz çok daha olumlu istikamette o da gelişiyor. Ve her iki ülkeyle de başlattığımız bu süreç inanıyorum ki her iki ülkeye de çok çok önemli katkılar sağlayacak. Hem ticari noktada, hem özellikle siyasi ilişkiler noktasında, savunma sanayine yönelik alanlarda biz birikimlerimizi onlarla paylaşırken, onların da birikimlerini kendilerinden istifade ederek paylaşma fırsatını inşallah değerlendireceğiz, diye düşünüyorum ve gelişmeler gayet iyi şu anda, sonu da inşallah hayırlı olur.

YİĞİT METEHAN GERDAN, - Efendim, ben Yiğit Metehan Gerdan, Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencisiyim. Öncelikle davetinizden dolayı sizlere teşekkür etmek istiyorum.  Efendim, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda olumsuz bir beyanatta bulunmuştunuz, bunu açıklayabilir misiniz acaba? Ayrıca, Rusya ve Ukrayna Savaşı sırasında sürdürdüğünüz ilkeli ve tarafsız bir tavır vardı, bu tavır sonucunda özellikle Rusya ve Batı camiasından herhangi bir baskı vesaire oldu mu? Olduysa Türkiye Cumhuriyeti bununla nasıl başa çıktı?

Teşekkür ederim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ben teşekkür ediyorum. Tabii her şeyden önce NATO konusunu değerlendirmekte fayda görüyorum.

Şimdi değerli arkadaşlar; NATO’yla ilgili adımda malum bu İsveç, Finlandiya, bütün bunlar bizdeki terör odaklarını kendi ülkelerinde barındıranlar ve onlara, yani PKK’ya, YPG’ye bu denli ülkelerinde ev sahipliği yapacaklar, yürüyüşse yürüyüş, paçavralarını affedersiniz köprü üstlerine, her yere asacaklar. Şimdi bunlar ülkemdeki terör kaynaklarını teşvik edip bunlara ciddi manada parasal destekler de verip bunlara silah desteği veren bu ülkelerle kendilerine de söyledik, dedik ki; NATO bir güvenlik teşkilatıdır, böyle bir güvenlik teşkilatının içerisinde biz terör örgütlerinin olmasını kabullenemeyiz. Yani geçmişte girenler girdi, bunun içinde işte Almanya’sı var, Fransa’sı var, Yunanistan ve Fransa, zaten bunları girip çıkmışlardı, ama sonra maalesef o dönemin Türkiye’deki yönetimi bunların önünü açtı ve bunlar tekrar NATO’ya geri dönebildiler. Geri döndüler de ne oldu? Örneğin şu anda Dedeağaç’ta Amerika üs kurdu, Yunanistan’ı söylüyorum. Ve FETÖ terör örgütü Yunanistan üzerinden Avrupa’ya seyahat ediyor. Ve kendilerine verdiğimiz teröristlerin isim listesini görmezden geliyor ve bunları hala korumaya devam ediyorlar.

Şimdi diyorlar ki; efendim, işte talepleriniz nedir, bilelim, ona göre İsveç’ten, Finlandiya’dan bunları isteyelim. Biz bir sokulduğumuz delikten bir daha sokulmayı düşünmüyoruz, Yunanistan’da bunu yaşadık. Biliyoruz ki İsveç de, Finlandiya da bize aynı numarayı çekecekler. Niye böyle bir gaflete düşelim ki kusura bakmasınlar. Biz şu anda bu yetkimizi, çünkü NATO’da tam ittifak gerekiyor, bir ülke hayır derse NATO ittifakı içerisinde o ülkeyi alamazlar. Bizim de şu anda bu konuyla ilgili kesinlikle bu iki ülke hakkında, hele hele İsveç, kesinlikle tam bir terör odağıdır, tam bir terör yuvası. Bunlar bize silah noktasında yaptırım da uyguladılar. Şimdi Yunanistan’a geliyoruz, Batıya 400 milyar avro borcu var, hâlâ Batı bunlara silah desteğini de veriyor, üs kurmalarına örneğin Amerika’nın müsaade ediyor. Bir taraftan da bizimle görüşmelerinde biz sizinle işte aramızdaki münasebetleri geliştirmek istiyoruz, şöyledir-böyledir filan, bunu derken kalkıp iki devletli çözüme, yani Kıbrıs’la ilgili biz olumlu bakmıyoruz diyor. Senin olumlu bakmadığın şeye bizim olumlu bakacağımızı kim sana söylüyor, kusura bakma. Biz de eğer Türkiye isek, 85 milyonluk Türkiye isek, geçmişte bu delikten bu ülke bir kere sokuldu, ama tekrar biz bir daha bu delikten sokulmayı kesinlikle istemiyoruz. Onun için de kararlı bir şekilde bu politikamızı sürdüreceğiz ve NATO’ya Finlandiya ve İsveç’in girmesine hayır diyeceğimizi ilgili arkadaşlarımıza söyledik ve yolumuza da bu şekilde devam edeceğiz.

Rusya ve Ukrayna Savaşı’yla alakalı olarak da, bizim şu anda tabii gerek Rusya, gerek Ukrayna’yla ilgili değerli arkadaşlar; bir denge politikası güdüyoruz. Bu denge politikasında ben tabii ne Sayın Putin’le, ne Zelenski’yle bağları koparıp atmaya asla niyetim yok. Sayın Putin’le de telefon diplomasimi sürdürüyorum, Zelenski’yle sürdürüyorum. Özel Temsilcimi onlara gönderdim, gönderiyorum ve bundan sonraki süreçte de yine aynı şekilde bunu devam ettireceğiz, çünkü bir yenidünya savaşının çıkmasının ne bölgemize, ne dünyaya hiçbir faydası yok. Şu anda Ukrayna’dan olan göç ortada. Öbür tarafta bu işin Rusya’ya, Ukrayna’ya olan maliyetleri ortada. Tabii bir taraftan da bizim her iki tarafla değişik bağlarımız var. Yani bugün Rusya’yla nükleer enerjide bir adımımız var, yani önümüzdeki yıl içerisinde inşallah Akkuyu Nükleer Santrali’ni bitirip, açacağız, bizim için çok çok ciddi bir kaynak. Öbür taraftan Ukrayna’yla ilgili adımlarımız var. Yine Rusya’yla bizim şu anda kullandığımız doğalgazın biz yüzde 50’sini nereden temin ediyoruz? Rusya’dan temin ediyoruz. Şimdi bunlar bizim için stratejik önemde münasebetlerdir ve bu münasebetlerimizi kesip atamayız. Şeyde de, öbür taraftan yani Ukrayna’yla bu gıda alanında, işte hububattı vesaire bu tür alanlarda birçok şu anda ortaklıklarımız var, bunları da aynı şekilde devam ettiriyoruz ve bölgede bir istikrar unsuru olacak devlet varsa bu da Türkiye'dir, bunu korumak durumundayız.

BERFU HAZEL VAHİDE - Sayın Cumhurbaşkanım, öncelikle gençlere doğrudan size sorularını yöneltme fırsatı sunduğunuz için çok teşekkür ediyorum. İsmim Başaran, stajyer avukatım. Kendi alanımla ilgili müsaadenizle iki soru soracağım. Öncelikle son günlerde siyasetçilerin yargılanmasında hapis cezalarının ve siyasi yasaklarla sonuçlandığını görüyoruz bu yargılamaların ve bunun Hükümetin yargıya baskı ve müdahalesinin sonucu olduğu konuşuluyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz, bunu merak ediyorum?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şimdi değerli arkadaşlar, yani tutuklunun siyasi olanı veya siyasi olmayanı olmaz. Yani siyasetçi acaba niye tutuklanır? Türkiye bir hukuk devleti, Anayasamız var, kanunlarımız var. Bu Anayasa ve kanunlar muvacehesinde bir defa siyasetçi de olsa-siyasetçi olmasa da eğer bu suçu irtikap ediyorsa ve bunun bedelini ödemek durumundadır. Yani ben siyasetçiyim diye bu işlediğim cezalardan herhalde kaçamam. Kaçarsak bu defa sivil olana saygısızlık olur. Bunu da ne yapmamız lazım, aşmamız gerekiyor. Dolayısıyla ben şu anda siyasetçiyim, siyasetçi olduğuma göre istediğim gibi Cumhurbaşkanı'na da küfür ederim, istediğim gibi vatandaşa da küfür ederim, istediğim gibi vatandaşa vurabilirim, kırabilirim, onların mekânlarına saldırabilirim, oralarda gerekli olan suçu işleyebilirim, hatta daha ileri öldürebilirim; böyle bir hak olabilir mi, böyle bir yetki olabilir mi? Olamaz. Bedeli ne ise, bu da Anayasada ve yasalarda belirlendiği gibi bedelini ödemek durumundadır.

TAHA GÖCÜ - Sayın Cumhurbaşkanım, Taha Göcü, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisiyim. Öncelikle bizleri bu güzel mekânda ağırladığınız için şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Efendim, Atatürk Havalimanı'na millet bahçesinin inşasının başladığını haberlerden öğrendik. Bu noktada havalimanı yerine millet bahçesinin inşasının yapılması sizce herkesi mutlu edecek mi?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYİP ERDOĞAN- Ben şimdiden size müjdeyi vereyim, inşallah çok çok mutlu edecek. Bütün o bölge Türkiye'nin en büyük millet bahçesi olarak gelip orada hafta sonlarını, hatta hafta içini geçirebilecek aileler olacak. Ve bütün bunlarla, oyun parklarıyla, kültürel merkezlerle orası çok ciddi bir güç inşallah devşirecek. O bölge zaten millet bahçesi noktasında Başakşehir bütün oralara kadar fakir. Ama şu anda bu millet bahçesiyle, ağacıyla, yeşiliyle orası çok çok güzel bir yer olacak. Tabii bir taraftan da yanında şehir hastanesi var, şehir hastanesi ile onlar iç içe olacak ve şehir hastanesi ile birlikte şimdi düşünün; bir tarafta 1006 odalı bir şehir hastanesi, yanında millet bahçesi, oranın güzelliği ne ile izah edilebilir? Bütün yeşiliyle, oyun parklarıyla vesaire burada gayet güzel bir proje hayata geçecek. Şimdiden ben oranın bitmiş halini adeta görüyorum. Bir ihtimal, pistleri belki de kaldırmayacağız, pistler belki de kalacak. Ama pistlerin dışındaki şu andaki mevcut yeşil alanları biz çok daha farklı bir yeşil alan haline getirmek suretiyle orayı zenginleştireceğiz ve bununla ilgili olarak şu anda proje üzerindeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve 29 Mayıs kutlamasını bu sene orada yapacağız.

BİR GENÇ- Selamün aleyküm Sayın Cumhurbaşkanım. Size Toroslardan ve Akdeniz'in incisi Antalya'dan bol selamlar ve hürmetler getirdim. Ayrıca bize bu imkânı sunduğunuz için emeği geçen herkesten ve sizden teşekkürlerimi sunuyorum. Sorum şu Sayın Cumhurbaşkanım: Sokak hayvanlarıyla alakalı, sizin de bu konuyla ilgili hassasiyetinizi çok iyi biliyorum. Yanlış hatırlamıyorsam sizin de Çiko adında bir köpeğiniz vardı sanırım.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ama Çiko çok yaşlandı ya.

BİR GENÇ- Öyle mi, eyvah. Bu konuyla alakalı gerekli talimatları verdiğinizi sosyal medyadan da takip ediyoruz. Bununla alakalı belediyelerin herhangi bir gücü var mı ya da yeterli olduğunu düşünüyor musunuz ve yeterli personelleri var mı bununla alakalı çalışma yapabilecek? Bizi aydınlatırsanız ve düşüncelerinizi merak ediyorum. Çok teşekkür ediyorum.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYİP ERDOĞAN- Rahmetli Neşet babanın bir sözü var: “Aşkınan koşan yorulmaz.” Şimdi belediyelerimizin bu konuda hepsinin ölçüsü çerçevesinde gücü var. Yani arzu ederlerse, isterlerse, koskoca İstanbul Büyükşehir Belediyesi niçin bu konuda kalkıp da hayvanlarla ilgili barınak yapmıyor? Yapsın. Örneğin şu anda bizim Konya Belediyemizin nefis bir barınağı var. Geçiyorum, ilçe belediyesi olarak mesela İstanbul'da Beykoz Belediyemizin gayet güzel bir barınağı var. Yani teşhis, tedavi ve bunun dışında atmaları gereken adım. Tabii buralarda şu anda ortak paydamız, en önemli süreç burada kısırlaştırmadan geçiyor. Yani kısırlaştırmaya yönelik, özellikle sokak hayvanlarına yönelik bu adımın atılması gerekiyor. Aksi takdirde tabii sokak hayvanlarındaki bu sınırsız çoğalma ciddi bedeller de bize ödettirebilir. Onun için belediyelerimizin işinin kolaylaşması noktasında kısırlaştırmanın büyük önemi var, ama bunun yanında da tabii özellikle teşhis, tedavi ve operasyonlar. Şimdi ben tabii gittim, gezdim gördüm ve baktım Belediyemiz hakikaten nefis bir yer yapmış, adeta bir hastane. Demek ki isteyince oluyor. Yani aşkınız varsa, yani bu konuda bir şeyler yapmak istiyorsanız var. Aynı durum Konya'daki Büyükşehir Belediyemiz, o da büyük bir projeyi hayata geçirdi. İstanbul'da Beykoz Belediyemiz ve diğer ilçe belediyelerimizin içinde yine atılan adımlar var. Ve biz bu konuyla ilgili özellikle Tarım Orman ve Hayvancılık Bakanlığımızı da devreye soktuk ve müşterek çalışma yapmak suretiyle, tabii bu hayvanlara yönelik, sokak hayvanlarına yönelik bazı adımlar atmamız gerekiyor ki yani Allah göstermesin, bu çocuklarımızın, kızlarımızın, yavrularımızın köpeklerin saldırısına uğramaları herhalde anne-babalar olarak bizleri de rahatsız edecektir. Yani bunu kimse güle oynaya karşılayamaz. Yani düşünün ki, bir anne-babanın yavrusu parçalanıyor, ne olacak? Alkış tutacak hali yok. Hayvan sevgisi diyebilir mi? Diyemez. Burada da gerçekçi olmak lazım. Öyleyse tedbir, teşhis, tedavi ve koruma yöntemleri ve bunlara yönelik de adımlarımızı atıyoruz. Ve birinci derecede de bu konuda özellikle Hayvancılık Bakanımızı, dedim ki; artık bütün hocalığını, her şeyini bu işte kullanacaksın ve adımı da atacaksın.

İBRAHİM GÖK- Adım İbrahim Gök, Ahi Evran Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliğinden mezunum. Ben de Akdeniz’in diğer incesi Mersin Erdemli’den geliyorum, selamlarını iletiyorlar. Benim sorum biraz farklı, masa tenisi oynuyordunuz, ben de oynuyorum, yurtta maç yaptığınız esnada tenis raketini biraz farklı tutuyorsunuz. Ben solak olduğum için biraz avantaj sağlıyordum ama siz de tutuş şeklinden dolayı bir avantaj mı sağlıyorsunuz? Yani nedenini merak ettim doğrusu.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şimdi sevgili kardeşim, tabii dünyada masa tenisinde çok farklı stiller var. Mesela Türkiye’nin klasik bir raket tutma tarzı vardır, dünyada çoğunlukla da o tarz kullanılır, yani raketin sap kısmından tutarlar, ama mesela Çinlilerin, Japonların tutuş şekli ise benim tuttuğum şekildir, ben onlardan örneği alarak, o şekli kullanıyorum. Fena de değil, yani bayağı işe yarıyor. Son zamanlarda bazı dostlarla yaptığımız müsabakalarda işe yaradı. Mesela yurttaki masa tenisinde Voleybol Milli Takımımızın Koçu Giovanni’yle oynadık, o da o klasiği kullanıyordu, ben ise raketi avucuma alarak kullandım. Sen dedi, iyi oynuyorsun. Yok dedim ya, senin kadar değil. Yendin beni dedi.

Şimdi demek ki stil birçok şeyleri değiştirebiliyor. Hani futbolda da bir plase vuruşlar vardır, trivela vuruşlar vardır değil mi, hepsinin farklı farklı bu sistemde kendine özgü şeyleri var, yani netice alışları var. Ben de masa tenisinde raketle bu noktada işime yaradı, iyi de gidiyor, bundan sonraki süreçte de herhalde diğerini öğrenecek halim yok. Sağ olun.

BİR GENÇ- Öncelikle böylesi anlamlı ve özel bir mekânda bizlerle bir araya geldiğiniz için şükranlarımızı arz ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanım, Millet Kütüphanesi’ne Konya’dan geldim, Konya Teknik Üniversitesi Elektrik, Elektronik Mühendisliği yüksek lisans öğrencisiyim. Sorum, özellikle pandemiyle artışa geçen ve küresel gelişmeler doğrultusunda tüm dünyada yükselen enflasyon süreciyle alakalı olacak. Devletimizin enflasyonla mücadele noktasında ilgili kurum ve kuruluşlarıyla yetkili, etkili ve yeterli bir denetim sağladığını düşünüyor musunuz? Teşekkür ediyorum.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Değerli arkadaşlar, devlet olarak tabi ki etkin ve yetkili bir mücadele sürüyor, devam edecek. Dünyadaki hemen hemen bütün ülkelerde hepsinde de şu anda bugüne kadar hiç görmedikleri yüksek enflasyon var. Bizim özellikle bu yıl çok önemli, bu işi aşacağız, başka bu işin çaresi yok, inşallah enflasyonu da indirmeye başlayacağız. Evet, herhalde yoruldunuz.

İREM ÇETİNKAYA - Öncelikle bize bu imkânı sağladığınız için çok teşekkür ederim. Ben İrem Çetinkaya, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği birinci sınıf öğrencisiyim. Benim sorularım şunlar olacak: İhracatta rekor sayılara doğru ulaşıyoruz. Bu, enerji haricinde diğer ürünlerde bizim aldığımızdan satışımız daha fazla oluyor, ama bu durum vatandaşların cebine yansımıyor. Acaba tam olarak ne zaman ve nasıl bu cebimize, içeri doğru yansıyacak?

İkinci sorum da şu: Vatandaşlar belirli ürünü almakta zorlandıklarını belirtiyor. Acaba bunun ihracattaki arttan dolayı belirli ürünlerde fiyat artışı oluyor olabilir mi? Teşekkür ederim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sağ ol. Şimdi bizim bu yıl itibarıyla hedefimiz, inşallah ihracatta 250 milyar dolara ulaşmak. Tabii bizim göreve geldiğimizden bu yana hedefimiz, ithale ihracattı. İthale dayalı ihracatta da tabi bu belli bir zamanı aldı, ama bundan sonraki süreçte tabii içeriden, yani yerli piyasadan bu ürünleri alıp, bu ürüne dayalı olarak biz mamul maddeyi inşallah üretirsek, o zaman bizim bu noktadaki maliyetlerimiz daha da düşecek ve ihracatta 250 milyar dolar seviyesini inşallah aşacağız. Şu anda tabii 250 milyar dolar çok çok önemli ve faizle aradaki dengeyi de sürekli olarak inşallah kapata imkânını yakalayacağız, bundan hiç endişem yok.

Fakat sizin de ifade ettiğiniz gibi, ithal ürüne dayalı mamul madde değil de bizim kendi içerimizden üreteceğimiz, yani madencilikte olsun, diğer ürünlerde olsun, kendimiz üretir ve bunu mamul maddeye çevirirsek ki savunma sanayinde olduğu gibi. Örneğin biz savunma sanayinde göreve geldiğimizde yüzde 20’ydi yerli olan, ama şu anda bizim yüzde 80’e ulaştı savunma sanayindeki ürünlerimizin oranı. Tabii bu bizim için ihracatta da ciddi bir potansiyel ve bizi savunma sanayinde hiçbir yere muhtaç etmeyen bir durum. Ve her geçen gün bu daha da iyiye gidiyor ve bundan sonraki süreçte de inşallah bu potansiyel daha da artacak.

ABDULKADİR KADİROĞLU - Sayın Cumhurbaşkanım, teşekkür ederim. Ben Abdulkadir Kadiroğlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi jeoloji mühendisliği ikinci sınıf öğrencisiyim. Efendim, özellikle gençlerin ekseriyetinde ülkemizi de ilgilendiren bir konu var, kripto paralar. Bazı ülkeler biliyorsunuz tercihini kısıtlamadan yana kullandı, bazıları vergilendirmeye giderek bir süreç izledi. Biz de teknolojik altyapısı iyi olan firmalarla bazı buradaki teknoloji firmaları bir anlaşma, işbirliği imzaladı. Benim sorum şu: Sizin bu konuda fikriniz neler? Teknolojik altyapısı iyi olan firmalarla anlaşmalar sürecek mi? Elon Musk’la da bir görüşme yaptınız, onun da detaylarını bizimle paylaşabilir misiniz? Teşekkür ederim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Bizim Elon Musk’la yaptığımız görüşme daha çok bununla alakalı değil. Bizimki daha çok bu uzaya göndereceğimiz uzay aracıyla alakalı konuydu ve o konuda müşterek hareket edebiliriz şeklinde bir yere vardık.

Ama bu kripto para konusunda arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor ve Mecliste bunun müzakeresi yapılıp ona göre adımlarımızı atacağız. Doğrusu benim kanaatimi soracak olursanız, ben kripto para olayına sıcak bakmıyorum. Arkadaşlarımız çalışmalarını yaptıktan sonra da adımlarımızı atacağız. Yani biri zengin, birini fakir yapacak olan bu tür araçlarla adım atmanın doğru olmadığına inanıyorum.

RABİA NUR ŞENLİK - Öncelikle 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımızı kutlayarak başlamak istiyorum.  Ben de Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okuyorum, Rabia Nur Şenlik. Mersin’de 18 yaşında parlamentoya aday olmuştum, sizin yaptığınız reformlar sayesinde. Öncelikle teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Ben şunu soracaktım: Uluslararası ilişkileri okuyorum, genç bir siyasetçi ve diplomat adayı olarak sizin açtığınız yolda ilerlemeye çalışıyorum. Bu bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı’nın gençlik yapılanmasında Türkiye’nin bir görevi olacak mı ya da bir gençlik yapılanmasını başlatmayı düşünüyor mu? Bu bağlamda biz Türk gençleri olarak kamu diplomasisi anlamında neler yapabiliriz? Bu ayakta görev almak için bizler de talibiz.

Teşekkür ederim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şimdi her şeyden önce biliyorsunuz biz göreve geldiğimizde Türkiye’de siyaset yapmanın yaşı seçme ve seçilmede 30’du, bunu 18’e biz indirdik, önce 25’e indirdik, 25’ten sonra da 18’e indirdik ve 18 yaşı seçme ve seçilme yaşı yapan biziz. Yani bu konuda ne Ana Muhalefetin, ne yavru muhalefetin bunların en ufak bir katkısı yok. Bu işi başardık, şu anda aramızda çok genç arkadaşlarımız var, istiyoruz ki bu sayıyı daha da artıralım.

Bunu tabii uluslararası çapta da aynı şekilde gerçekleştirmemiz mümkün. Yani Türk Devletleri arasında bunu başarabiliriz, yeter ki sizler bu konuda, evet, biz de varız deyin, biz de varız dediğiniz takdirde bizler sizleri oralara da temsilci olarak gönderebiliriz. Temennimiz odur ki, bu milletin evlatları uluslararası camiada Türkiye’yi temsil eden birer diplomat olsun ve oradaki diplomasi mücadelesinde yerlerini alsın.

YUSUF CEYHAN - Sayın Cumhurbaşkanım, öncelikle teşekkür ediyoruz bizleri kabul ettiğiniz için. Ben Yusuf Ceyhan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitende uluslararası ilişkiler okuyorum. Hakkâriliyim, yakın zamanda Hakkâri’ye bir ziyaretiniz gerçekleşmişti…

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Biz tabii o gece ansızın Yüksekova’ya gittik ve orada askerlerimizle güzel bir iftar yaptık. Ondan sonra şehir merkezine indik, şehir merkezinde oradaki pastaneler maşallah bayağı güzel ve öğretmenlerimizin de yoğun olduğu bir yerdi, onlarla beraber oturduk, pastamızı vesaire onları yedik, onlarla kaynaştık. Ve tabi o terör şehri olarak anılan bölgede o gece düşünün artık sahura doğru olan saatler bile cadde tıklım tıklım doluydu. Birçok şeyler artık aşıldı, bundan sonra da artık Yüksekova halkı, Hakkâri halkı teröre prim vermemeli, bunları da başarmalıyız.

BİR GENÇ- Sayın Cumhurbaşkanım, merhaba, ben Gizem. Benim bir sorum yok, ben sadece bir teşekkür edecektim, aynı zamanda da bir duygu paylaşımı yapacaktım. Gençlik Spor Bakanlığında yeni duyurusunu yapmış olduğunuz gençlik kamplarında kamp liderliği yapmaktayım yaz dönemlerinde. Türk Hava Kurumu Üniversitesi havacılık yönetim mezunuyum, yeni mezunum. Gençlerin yanında olduğunuzun zaten bilincindeyiz, ben kendim bu ailenin içinde olduğum için de görüyorum baştan sona kadar.  Çok teşekkür ederiz, bizler sizin yanımızda olduğunuzu sonuna kadar hissediyoruz.

İkinci olarak da benim için çok duygulu bir söyleyişi oldu, çünkü sizin her cümleniz. 15 Temmuz biliyorsunuz böyle bir şey yaşadık ve inşallah yaşamayız, ben ve ailem çok yakından etkilendik. Benim için çok duygulumu bir söyleşi oldu, sizin her sohbetiniz ben dertleşiyormuşum gibi oldum ve gerçekten elimde peçetemle dinledim. Çok teşekkür ederim, sizinle tanışmak benim için bir şerefti.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sağ ol. Tabii burayı görenler, biz de diyorlar kendi ülkemizde bunu yapalım. Biz diyoruz projeyi veririz, siz yeter ki yapın. En son Kazakistan Cumhurbaşkanı o da burayı görünce çok çok beğendi, ya bunun aynısını Kazakistan’a da yapalım. Eyvallah, biz müteahhit firmayı da göndeririz, projeyi de veririz, herhangi bir şey de talep etmeyiz. Gerçekten projemiz çok başarılı bir proje ve 24 saat burası öğrencilerimizle dolup taşıyor, bundan dolayı da ne kadar isabetli bir proje olduğu ortaya çıkıyor. Buradan kek, çorba, çay içenleriniz var mı? Şöyle bir işaret buyurun bir görelim bakalım; maşallah.

BİR GENÇ- Çocukluğumdan bu yana sizinle şiir okuyabilmek gibi bir hayalim var, bu hayalimi nasıl gerçekleştirebilirim?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Bir şiir oku dinleyelim.

BİR GENÇ- Şu an okuyamam heyecandan.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Benimle beraber mi okuyacaksın?

BİR GENÇ- Evet, sizinle beraber okuyabilmek gibi bir hayalim var.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Eyvah, işi zora soktun. Hangi şiiri okuyacağız ki?

BİR GENÇ- Ben normalde Nurullah Genç’in Beni Yakışına şiirine hazırlanmıştım ama…

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Tamam, sen şimdi ona hazırlandıysan, tam ezberimde değil sonuna kadar, ama Nurullah Hocamızın o şiirini ben de çok severek şiir kasetimin içine aldım, tabii o zaman kasetti, daha sonra şimdi CD’ye dönüştü. Sen şunu bir okuyuver be.

BİR GENÇ- Yanınıza gelebilir miyim?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ne demek, gel.

“O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?

Sahile vurdu kalbim, su yandı, kum da yandı.

Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,

Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.

Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.

Ruhumla söndü alev, sonra ruhum da yandı.

Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.

Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.

Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.

Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.

Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,

Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.

Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.

Kalmadı hiçbir şeyim bak, günahım da yandı.

Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.

Ülkem yıkıldı heyhat!

Ordugâhım da yandı.

Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,

Başıma taç ettiğim padişahım da yandı.

İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.

Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.

O'ndan başka ne varsa yandı,

Yandık sen ve ben.

O'nu göreyim diye, kıblegâhım da yandı.”

BİR GENÇ- Çok teşekkür ederim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Yani iyi bir düet oldu değil mi?

BİR GENÇ- Ben her şey için çok teşekkür ederim.  İyi ki varsınız, Türkiye’nin gençleri olarak sizleri çok seviyoruz.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sağ olun. Ben de cezaevine girerken doldurduğum, o zaman kasetti tabii, CD’ler yoktu, kasetimin şiirlerinde Nurullah Genç Hocamızın da bu şiiri vardı, sağ olsun, var olsun. Ve gençlerimiz de bunu takip ettiğine göre demek ki memnuniyet yüzdeki yüksek.

BİR GENÇ- Kesinlikle. Zaten sizin seslendirmeniz bambaşka oldu.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sağ ol. Evet, çok teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum, Rabbim muvaffak eylesin, inşallah başarılarınız artarak devam etsin.