Yüksek Yargı Mensupları ile İftar Programı’nda Yaptıkları Konuşma

25.04.2022

Her birinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Davetimize icabetle iftar soframızı teşrifleriniz için her birinize şahsım, eşim, milletim adına teşekkür ediyorum. Yurt dışından Türkiye’ye gelen misafirlerimize, yüksek mahkeme başkanlarına, uluslararası kuruluşların temsilcilerine hoş geldiniz diyorum.

Bugün Anayasa Mahkememizin Kuruluşu’nun 60. Yılı’nı kutluyoruz. Anayasa Mahkemesi gerek hukuk sistemimizin, gerek Cumhuriyetimizin en temel, en köklü kurumları arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Yüksek Mahkememizin ifade ettiği görevleri ve sorumlulukları itibarıyla özellikle devlet ve toplum hayatımızda müstesna bir konumu vardır. Sayın Başkan ve üyelerin şahsında Anayasa Mahkememizin 60. yaşını canı gönülden tebrik ediyorum.

Kuruluşundan bugüne kadar Anayasa Mahkemesi çatısı altında adaletin tecellisi uğrunda samimiyetle çalışan herkese şükranlarımı sunuyorum. Yüksek Mahkeme mensuplarından ebediyete irtihal edenleri saygıyla anıyor, Mevla’dan kendilerine rahmet ve mağfiret diliyorum. Yine bu vesileyle bugün 24. orucunu tuttuğumuz ve artık uğurlamaya hazırlandığımız mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Kardeşliğin, dostluğun, muhabbetin gönülleri doldurduğu bu kutlu ayın ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini, barışa, huzura, istikrara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Değerli Dostlar,

Adaleti mülkün temeli gören, devletinin dininin adalet olduğunu telkin eden bir geleneğe mensubuz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın, prensibi Şeyh Edebali’den beri yönetim anlayışımızın köşe taşlarından biridir. Sadece devleti değil, bireyden başlayarak tüm toplumu ayakta tutan temel direk de yine adalettir.

Adalet, hangi ırktan, hangi inançtan, hangi renkten, hangi coğrafyadan olursa olsun tüm insanlığın ortak arayışı, ortak talebi, ortak değeridir. İnsanın şahsi hayatında her şeyin başı nasıl sağlıksa, devlet işleyişinde ve toplum hayatında da her işin başı adalettir. Ecdadımız ilk insanla birlikte var olan bu hakikati daire-i adliye, yani adalet dairesi tabiriyle tekemmül ettirmiş, kurumsallaştırmıştır. Buna göre, devlet, hukuk, siyaset, ordu, iktisat ve toplum arasındaki zincirleme ilişkinin ve ilk son halkası adalettir.

Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz, dirlik olmaz, güvenlik olmaz, kalkınma, ilerleme, refah olmaz. Hukukun işletmediği, adalet duyusunun zedelendiği bir yerde sosyal barış ve istikrardan söz edilemez. Gerek tarihteki önemli dönüm noktalarına, gerekse etrafımızda yaşanan huzursuzluklara baktığımızda, hepsinin de gerisinde muhakkak adaletin tesisiyle ilgili sıkıntıları görüyoruz.

Adaletle ilgili temel sorunlarını çözme kabiliyetini yitiren toplumlar, iç çatışmalardan işgallere kadar birçok can yakıcı krizle boğuşmak zorunda kalıyorlar. Türkiye, özellikle son 20 yılda gerçekleştirdiği demokrasi ve kalkınma atılımları sayesinde hamdolsun kendini bu ateş çemberinin dışında tutmayı başarmıştır. Milletimize verdiğimiz, ülkeyi eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik üzerinde yükseltme sözümüze daima sadık kaldık.

Asırlar boyunca atalarımıza rehberlik eden adalet dairesi 2002’den beri bizim de devlet ve siyaset tasavvurumuza istikamet çizdi, hukuki düzenlemelerde pusulamız, referans kaynağımız oldu. Bu anlayışla altyapıdan mevzuata, eğitimden vatandaşa bakış açısına uzanan geniş bir yelpazede köklü değişikliklere imza attık.

Yargıda da temel kanunların yenilenmesinden geleneksel mimariye sahip yeni adliye saraylarının inşasına, ulusal yargı ağı UYAP’ın kuruluşuna kadar Cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarını bu vesileyle gerçekleştirdik.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkânı, lekelenmeme hakkı, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri, kamu denetçiliği kurumu ve istinaf mahkemeleriyle iki dereceli yargılama sistemine geçilmesi de hukuk sistemimize kazandırdığımız önemli yeniliklerdir. Hâkimlerimizin, savcılarımızın ve yardımcı personelin eğitimi, özlük ve sosyal hakları, bu konuda da tarihi nitelikte düzenlemeler yaptık.

Ayrıca, Yüksek Mahkemelerimizi modern, refah ve her türlü teknolojik imkâna sahip hizmet binalarına kavuşturduk. Böylece ülkemizde adaletin en hızlı, en tarafsız şekilde tecellisinin önünde engel teşkil eden pek çok mazereti ortadan kaldırdık.

Adalet sisteminin kalitesinde yaşanan iyileşmelerin milletimizin yargıya yönelik bakış açısına da müspet olarak yansıdığı gördük. Son yıllarda karşılaştığımız onca badireye, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz gibi darbe girişimlerine rağmen yargıya güven giderek yükseliyor. Adalet teşkilatımız FETÖ’cü unsurlardan, hukuk sistemimiz de vesayetçi zihniyetten kuruldukça yürütmesi, yasaması ve yargısıyla demokrasimiz Allah’a hamdolsun güç kazanıyor. Hukuk devleti ilkesinde kaydedilen ilerlemeler devlete vatandaş arasındaki bağları güçlendirme yanında, Türkiye’nin ekonomisine, diplomasisine, ticaretine, turizmine, dışarıdaki itibarına da olumlu etki ediyor. Ülkemizi demokrasi ve özgürlüklerle büyütme perspektifimiz çerçevesinde reform irademizi diri tutuyor. Türk demokrasisini birinci sınıf bir demokrasi haline getirmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

Kıymetli Misafirler,

Anayasalar her ne kadar maddelerden oluşsa da her birinin aynı zamanda bir ruhu vardır. Mevcut anayasamız maalesef ruhunu darbecilerin üflediği bir anayasa metnidir. Süngü tehdidi altında yazılan ve millete dayatılan bu anayasa, son 40 senede birçok kez değiştirilmiş, pek çok defa revizyona uğramıştır. 1982 Anayasasıyla ilgili en kapsamlı, en köklü değişiklikleri de biz yaptık. Özellikle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle milli iradeyi zayıflatan antidemokratik girişimlere kapı aralayan yönetimde çift başlılık sorununa son verdik. Ancak, tüm bu revizyonlara rağmen anayasamıza sirayet etmiş vesayetçi ruhu tamamen ortadan kaldıramadık.

Bugün siyasetten akademiye, yargı mensuplarından sivil topluma kadar hemen herkes mevcut anayasanın lafzıyla, diliyle, ruhuyla bütünlüğünü yitirmiş bir metin olduğunu kabul ediyor. Değişikliklerle adeta bir yamalı bohçaya dönüşen 1982 Anayasasının çözümsüzlük kaynağı olduğu karşılaştığımız her sınamada daha iyi anlaşılıyor. Bu acı gerçeğe gerek devlet sistemimizin işleyişinde, gerekse yargıyla ilgili zaman zaman kamuoyunda yaşanan tartışmalarda hep beraber şahit oluyoruz. Her tartışmayla birlikte Türkiye’nin demokratik, sivil, özgürlükçü ve kuşatıcı bir anayasaya olan ihtiyacını çok daha iyi kavrıyoruz.

Ülkemiz doğrudan millet iradesini yansıtan, milletin kültüründen neşet eden, evrensel değerlerden beslenen, özgürlükler merkeze alan sivil bir anayasaya sahip olmadıkça bu tartışmalar bitmeyecektir. Milletimizin iradesine pranga vuran ve demokrasimize gölge düşüren bu meseleyi çözmek siyaset kurumunun öncelikli görevidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ülkemizin asırlık meselelerinin çözme iradesi gösteren siyaset müessesinin milletimizi ve yargımızı darbe anayasası kamburundan da muhakkak kurtaracağına inanıyorum.

Biliyorsunuz bu anlayışla geçtiğimiz yıl bir çağrı yapmış, kendi hazırlıklarımızı da tamamlamıştık. Ancak muhalefet partilerinin hiç biri ortaya somut bir anayasa metni koyamadığı için maalesef bu gayretimiz şimdilik yarım kaldı. İnşallah 2023 seçimleri sonrası Türkiye bu meselesini de çözecek, siyasi vasata kavuşmuş olacaktır.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, iftar soframızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Kuruluşunun 60. Yıl Dönümünde bir kez daha Başkan ve üyelerinden, çalışanlarına kadar Anayasa Mahkemesi’nin tüm mensuplarına başarılar diliyorum.

Yıldönümü etkinlikleri vesilesiyle ülkemize gelen misafirlerimize yine şahsım, milletim adına teşekkür ediyor, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.