Şişecam Polatlı Fabrikası Yeni Üretim Hattı Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

13.09.2021

Sevgili Polatlılılar,

İş Dünyasının Kıymetli Temsilcileri,

Özellikle firmamızın Değerli Çalışanları,

Saygıdeğer Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında Sakarya Zaferimizin 100. Yıldönümünü bir kez daha tebrik ediyor, aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Az önce Duatepe’de o büyük zaferin 100. Sene-i devriyesini ülkemiz ve milletimiz açısından taşıdığı öneme mütenasip bir şekilde yâd ettik. Her türlü yokluk ve imkânsızlığa rağmen milletimizin istiklali uğrunda neleri göze aldığını, hangi ağır bedelleri ödediğini bir kez daha hatırlama fırsatı bulduk.

Şimdi de Şişecam Polatlı Düzcam Üretim Tesisi’nin açılış heyecanını sizlerle birlikte yaşıyoruz.

1935 yılında üretim serüvenine başlayan Şişecam, cam sektöründe bugün ülkemizin en prestijli markalarından biridir. Düz cam, cam ev eşyası, cam ambalaj ve cam elyafı gibi alanlarda 4 kıtada, 14 ülkede üretim yapan Şişecam, 150 ülkeyi aşan ihracatıyla da küresel bir oyuncudur. Yaklaşık 12 bin kişiye istihdam sağlayan Şişecam, dünyada cam ev eşyasında ilk üçte, cam ambalaj ve düz camda ilk beşte yer alıyor. Şişecam’ın 86 yıldır istikrarlı bir şekilde artan pazar payı, firmamızın üretime, ihracata ve sağlıklı büyümeye verdiği önemi de gösteriyor.

Bugün resmi açılışını yaptığımız Polatlı Üretim Tesisi Şişecam’ın bu küresel vizyonunun yeni bir halkasını oluşturuyor. Bursa, Kırklareli, Mersin ve Ankara’da üretim yapan firmamız, 1 milyar liralık bu ilave yatırımla düz cam üretim kapasitesini 2 milyon tona çıkarmıştır. Bu tesis, 540 bin tonluk hacmiyle Avrupa’nın en büyük düz cam üretim üssü olmanın yanında, 315 insanımıza da ilave istihdam sağlamaktadır.

Cama dayalı ürünlerin inşaattan otomotive, elektronikten savunma sanayine hemen her alanda kullanımının yaygınlaştığı düşünüldüğünde, bu tesisin ülkemiz ekonomisi için taşıdığı önem çok daha iyi anlaşılacaktır. Kendi otomobilini, kendi uçağını, kendi uçak gemisini geliştiren Türkiye’nin cam ürünlerine yönelik talebi de düzenli olarak artıyor. Özellikle güneş paneli camları ile sağlık endüstrisinde kullanılan yüksek nitelikli camlar bunların başında geliyor. Biz her stratejik üründe olduğu gibi nitelikli cam ürünlerinde de talebin kendi iç piyasamızdan karşılanmasını arzu ediyoruz. Şişecam’ın engin tecrübesi, ileri teknolojisi, kalifiye personeli ve güçlü kapasitesi ile inşallah bu eksiği giderebileceğine inanıyorum.

Şişecam’ın Bilim Teknoloji ve Tasarım Merkezi’nde yürüttüğü Ar-Ge faaliyetleri ile dinamizmini koruması takdire şayandır. Cam yüzeylerdeki virüs ve bakterilere karşı geliştirdiği teknoloji ile firmamız bu alanda oyun değiştirici bir rol üstleniyor. Geri dönüşüm projeleriyle de yeşil ekonomiye katkı sağlayan Şişecam’ın atılımlarını zirvede kalma iradesinin güçlü birer işareti olarak görüyorum.

Bu süreçte devletimiz de verdiği desteklerle Şişecam’a sahip çıkmıştır. Şişecam’ın yaptığı Ar-Ge çalışmalarına yaklaşık 124 milyon lira kaynak aktardık. Firmamız adına bugüne kadar 3 milyar 856 milyon lira tutarında 20 adet teşvik belgesi düzenledik. Şu an içerisinde bulunduğumuz bu fabrika için iki adet yatırım teşvik belgesi düzenleyerek, 751 milyon liralık yatırımın önünü açtık. Devletimizden aldığını fazlasıyla milletimize geri veren Şişecam, dünya çapındaki üretim ağıyla bu destekleri ziyadesiyle hak ettiğini göstermiştir.

Hep söylediğim gibi, bu ülkede taş üstüne taş koyan, üreten, ihracat yapan, insanımıza istihdam sağlayan her sanayicimizin başımızın üstünde yeri vardır. Özel sektörü ekonomik büyüme ve kalkınmanın lokomotifi gören bir iktidar olarak bundan sonra da Türkiye’nin potansiyeline inanan, ekonomimize güvenen tüm yatırımcılarımızın yanında durmayı sürdüreceğiz.

Şişecam Polatlı Düzcam Üretim Tesisi’nin ülkemize kazandırılmasında emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Tesisimizin ülkemiz sanayine ve sektöre hayırlı olmasını diliyorum. Diğer firmalarımızı da ülkemizdeki yatırım imkanlarını değerlendirmeye davet ediyorum.

Değerli Misafirler,

Şişecam, 86 yıllık mazisi ile Türk ekonomisinin hangi aşamalardan, hangi zorluklardan geçerek bugünkü seviyelere geldiğinin en güzel örneğidir. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde Türkiye 2001 yılında baş gösteren ekonomik krizin etkilerini halen ağır bir şekilde yaşıyor. Milyarlarca dolar milli servet vatan bankalarda buharlaşmış, esnafımız, sanayicimiz, tüccarımız, çiftçimiz adeta iflasın eşiğine gelmişti. Krizden nemalanan bir avuç seçkin azınlık dışında halkımızın çoğunluğu yoksullaşmış, insanımız geleceğinden ümidini kesmeye başlamıştı. 2002 Türkiye’si, krizin çaresizliğini, yeissin, umutsuzluğun tıpkı karabasan gibi milletimizin üzerine çöktüğü bir ülkeydi. 2002 Türkiye’si, ihracatın 36 milyar dolara zar-zor ulaştığı, kişi başı milli gelirin 3 bin 600 doları ancak bulduğu fakir bir ülkeydi. 2002 Türkiye’si, savunma sanayi başta olmak üzere birçok stratejik sektörde neredeyse tamamen dışa bağımlı bir ülkeydi. 2002 Türkiye’si, sadece ekonomik belirsizliklerin değil aynı zamanda terörün, vesayetin, yasakların, baskıların kol gezdiği bir ülkeydi. 3 Kasım 2002’de milletin takdiriyle göreve geldiğimizde karşımızda işte böyle bir Türkiye manzarası vardı.

İstikrarsızlıkla boğuşan ülkemizi hak ettiği yere taşımak, yatırımın, üretimin, inovasyonun merkezine dönüştürmek için hemen kolları sıvadık. Türk ekonomisini prangalarından, Türk demokrasisini vesayet zincirlerinden kurtarmak için tarihi nitelikte birçok adım attık. Sivil toplumu işin içine kattık. Kamu kurumlarımızı, bürokrasimizi motive ettik. Sektör temsilcilerimizle istişare toplantıları yaptık. Tıkanan yatırım ve üretim kanallarını açmak için çok büyük çaba harcadık. Sorunların üzerine kararlılıkla giderek, özgürlükleri genişleterek, hukuk devletini güçlendirerek, milli iradenin önündeki engelleri tek-tek kaldırarak, Türkiye’yi yatırımcılar için cazip bir ülke haline getirdik. Piyasa ekonomisi anlayışıyla rekabeti esas alan, şeffaf ve öngörülebilir politikalarla ülkemizi kalkındırdık, güçlendirdik, maruz kaldığımız onca saldırıya rağmen daha güçlü, daha müreffeh, daha demokratik bir Türkiye idealinden hiçbir zaman vazgeçmedik. Sonuçta bir dönem krizlerle anılan merkezimizi ve ülkemizi Cumhuriyet tarihinin en büyük demokrasi ve kalkınma hamlesiyle tanıştırdık.

Türkiye’nin yıllık ortalama büyüme oranını yüzde 1’in altından aldık, yüzde 5,1 seviyesine getirdik. 36 milyar dolardan devraldığımız yıllık ihracat rakamını geçen ay itibariyle 207 milyar doların üstüne çıkardık. Milli gelirin satın alma gücü paritesine göre ülkemizi 17. sıradan 11. sıraya çıkararak, hedeflerimize uygun bir seviyeye yükselttik. Tabanca mermisi dahi yapamayan bir ülke iken, bugün kendi füzesini, silahını, obüsünü, insansız hava aracını yapan bir konuma geldik. Savunma sanayinde yüzde 80’leri bulan dışa bağımlılığımızı hamdolsun tam tersine çevirdik.

Enerjide toplam kurulu gücümüzü 32 bin megavattan 100 bin megavat sınırına getirdik. Sanayi ve teknolojide organize sanayi bölgesi sayısını 192’den 325’e çıkardık. 22 endüstri bölgesi, 39 teknopark kurduk. Göreve geldiğimizde 415 bin kişinin istihdam edildiği organize sanayi bölgelerimiz, bugün 2 milyon 200 bine yakın emekçimizin ekmek kapısı oldu. Gaziantep’ten Yozgat’a kadar pek çok yerde yeni kurulan veya kurulma aşamasında olan organize sanayi bölgelerimiz üretime geçmek için sırada bekliyor.

Kıymetli Dostlar,

Sürdürülebilir sanayi üretimi devletin öncülüğü ve desteğiyle özel sektör tarafından hayata geçirilmek mecburiyetindedir. İşte bu anlayışla son 19 yılda düzenlediğimiz 82 bin 223 teşvik belgesini yatırımcıların Türk ekonomisine olan güveninin işareti olarak görüyoruz. Sabit yatırım tutarı 1 trilyon 608 milyar lirayı bulan ve 2 milyon 950 bin kişiye istihdam sağlayan bu yatırımlar peyderpey gerçekleşiyor. Bu hakikatlere rağmen birileri ısrarla Türkiye’de fabrika yok, diyerek bizden ziyade sanayicimize hakaret etmeyi sürdürüyor. Oysa yok dedikleri yatırımlar ülkemizin dört bir yanında Türk sanayisinin gurur abideleri olarak birer birer yükseliyor. Ardı ardına açılan fabrikaları, üretim tesislerini, temeli atılan organize sanayi bölgelerini görmeyenlere ne desek boş. Rivayet odur ki, Hazreti İsa’ya ölüyü diriltmekten daha zor ne olabilir diye sormuşlar. Hazreti İsa da, “'İfhamu men la yefhem'” yani anlamayana anlatmak diye cevap vermiş. Hayata ve siyasete sadece ideolojilerinin at gözlüğünden bakanları ademe mahkum ediyoruz.

Onlar görmese de, anlamasa da, dile getirmese de tüm bu yatırımlar salgın döneminde meyvelerini vermeye başladı. Salgının zirvesi diyebileceğimiz 2020 yılında birçok G-20 ülkesi havlu atarken, biz yüzde 1,8 ile en çok büyüyen ikinci ülke olduk. Bunun tesadüf bir büyüme olduğunu, 2021 yılının ilk çeyreğindeki yüzde 7,2 ve ikinci çeyreğindeki, buraya dikkat edelim, yüzde 21,7 büyüme oranlarıyla teyit ettik. Tabii burada asıl sevindirici husus, sanayi üretiminin bu büyümede sürükleyici güç olmasıdır, lokomotif görevi görmesidir. Bu dönemde ülkemizdeki sabit sermaye yatırımları yüzde 20,3’lük bir artış kaydetti. Üretimin kalbi olan makine teçhizat yatırımları son 7 çeyrekte üst üste büyüme performansı sergiledi. İç ve talebin birlikte pozitif görünüm sergilemesi göz önüne alındığında bu büyüme serisinin devamının geleceği de açıktır.

Yine ardı ardına Cumhuriyet tarihi rekorlarının kırıldığı ihracat rakamları, turizmdeki yükselişle beraber cari dengemizi de önemli katkılar sağlıyor. Sanayide, üretimde, tarımda, yenilikçi teknolojilerde takip edilen, taklit eden yerine takip edilen, örnek alınan, istikamet belirleyen bir ülke olmak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Milli teknoloji hamlesi öncülüğünde ortaya koyduğumuz politikalarla Türkiye artık doğru zamanda doğru teknolojilere yatırım yapan bir ülkedir. İnsansız hava araçları teknolojilerinde geleceği okuyarak attığımız adımlar sayesinde hamdolsun bugün bu alanda dünyanın en başarılı 3 ülkesi arasındayız. Akıncı’nın katılımıyla bir üst lige çıkardığımız İHA filomuzu muharip insansız uçak sistemimizin de devreye girmesiyle inşallah dünyanın bir numarası haline getireceğiz.

Otomotiv sektöründe yaşanan yapısal değişimi, üretim süreci devam eden Türkiye’nin otomobiliyle yakalayacağımıza inanıyoruz. Kendi tasarımımız olan elektrikli aracımızı 2022 yılının sonunda banttan indirmeyi hedefliyoruz.

Ekonominin lokomotifi olana KOBİ’lerimizin dijitalleşmesi için Türkiye’nin dört bir tarafına dijital dönüşüm merkezleri açıyoruz. Teknoloji odaklı sanayi hamlesi programı ile katma değeri yüksek ürünleri fikir aşamasından pazara çıkarana kadar destek sağlıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda ulusal yapay zeka stratejimizi açıkladık. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisimiz ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın öncülüğünde oluşturduğumuz bu stratejiyle yapay zekaya insan odaklı yaklaşarak önemli bir sıçrama gerçekleştirmek amacındayız.

Tüm bu adımları özellikle atarken küresel ekonomi ve üretim paradigmasında yaşanan köklü değişimi de yakından takip ediyoruz. İnsanlık iklim değişikliklerinin yıkıcı etkilerini giderek daha fazla hissetmeye başladık. Buna bağlı olarak, yeşile ve çevreye saygılı bir ekonomik dönüşüme duyulan ihtiyaç da artmaktadır. Türk ekonomisinin bu sürecin dışında kalması elbette düşünülemez. Yeşil ekonomi hedefine ulaşma yolunda göstereceğimiz çabaların bize ileride maddi, manevi çok büyük katkıları olacağına inanıyorum. Bu çerçevede siz sanayicilerimizin gerekli hazırlıkları şimdiden yaptığını biliyor, bundan da büyük memnuniyet duyuyorum.

Buradan özellikle gençlerimizin sabırsızlıkla beklediğini düşündüğüm bir müjdeyi de paylaşmak istiyorum. Dünyanın en büyük Havacılık Uzay ve Teknoloji Festivali olan Teknofest 21-26 Eylül tarihlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı’nda başlıyor.

Aynı şekilde 81 ilde 100 DENEYAP teknoloji atölyesi kurulmasına yönelik olarak başlattığımız eğitim seferberliği de tüm hızıyla sürüyor. Öğrencilere girişimcilik, etkili iletişim ve takım çalışması gibi becerileri kazandırmayı amaçlayan bu atölyelerimizin sayısı 57 ilde 66’ya ulaştı. Önümüzdeki dönemde bunları tüm illerimize yaygınlaştıracağız.

Bu vesileyle, ülkemizin en büyük buğday borsalarından birine sahip olan ilçemizde mevcut yükseköğrenim altyapısı üzerinde bir Polatlı tarım üniversitesi kurulmasıyla ilgili girişimi desteklediğimi de belirtmek istiyorum. Ülkemizin önümüzdeki dönemde genel yükseköğretim kurumlarından ziyade ihtisas üniversitelerine ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Polatlı Tarım Üniversitesi’nin de bunun ilk adımlarından biri olmasını temenni ediyorum.

Bu duygularla Şişecam Polatlı düz cam üretim tesisinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda canla, başla çalışan yatırımcılarımıza ve emekçi kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Sizleri tekrar saygı ve sevgiyle selamlıyor Allah’a emanet ediyorum, kalın sağlıcakla.