Yargıtay Yeni Hizmet Binası ve 2021-2022 Adli Yıl Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

01.09.2021

Aziz Milletim, Sayın Meclis Başkanı,

Yüksek Yargının Kıymetli Başkanları,

Adalet Teşkilatımızın Değerli Mensupları,

Siyasetin Tüm Temsilcileri,

Hepinizi en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Adalet Teşkilatımızın yeni adli yılının ülkemiz, milletimiz, hâkim ve savcılarımız, avukatlarımız ve tüm yargı camiası için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bugün Yargıtay’ımızın bu muhteşem binasında yeni adli yılı karşılıyor olmamızı ayrıca önemli görüyorum.

Son 20 yılda Adalet Teşkilatımızın çehresini değiştiren fiziksel ve yapısal dönüşümlerin yeni bir örneğine daha burada sizlerle birlikte şahit oluyoruz. Bu fiziki dönüşümün Yargıtay’ın verdiği hizmetlere değer ve fark katacağına inanıyorum. Temeli 2018 Mart’ında atılan ve 191 dönümlük bir alan üzerinde kurulan bu bina, 422 bin metrekareyi aşkın kapalı alana sahiptir. Toplam 10 bloktan oluşan Yargıtay Binamız, dairelerin, üyelerin, tetkik hâkimlerinin, çalışanların ve ilgili tüm kesimlerin ihtiyaçlarını karşılayacak kapasiteye, donanıma, teknolojiye sahiptir. Onursal Başkan İsmail Rüştü Bey buraya başlayacağımız zaman şöyle benimle bu konuyu müzakere ettiğinde, biz de gerçekten merdiven altında yargı, adalet ne hallerde olduğunu bildiğimiz için artık buralardan gerçekten adalet camiasının, Yargıtay’ın buralardan kurtulmasının gereğine inandığımız için bu adımı atmamız gerekir dedik ve sadece tabii Yargıtay değil önce Danıştay’ı da bitirdik, arkadan Anayasa Mahkemesini hamdolsun bitirdik, orası da bitti. Tabii Anayasa Mahkemesinden sonra şimdi de komşu olarak Yargıtay’ın bu muhteşem binasını da bitirmiş olmanın bahtiyarlığı içerisindeyiz.

Bunlarla ülke dünyaya bir mesaj veriyor, o bakımdan bunlar çok çok önemli. İnanıyorum ki bugün aramızda bulunan misafirlerimiz de bunun gerekliliğini buradan yukarıda kendileriyle bir muhabbete geçeceğiz, orada da kendilerinden dinleyeceğiz. Türkiye inşallah bu eserleriyle dünyaya ayrı bir mesaj verecek.

Şimdi Ankara’da 6 ayrı binaya bölünmüş olan Yargıtay’ı tek çatı altında toplayarak halen önünde 516 bin civarında derdest dosya bulunan bu kurumun işleyişindeki vakit ve kalite kaybının önüne geçtik. Yargıtay’ımızın yeni binasının ülkemize ve milletimize, yargı camiasına hayırlı olmasını diliyorum.

Aynı şekilde binamızın hemen önünde inşa edilen ve bölgenin trafiğini rahat ve konforlu şekilde akmasına katkı sağlayacağına inandığım Yargıtay Kavşağımızın da şehrimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ve müteahhit firmanın gerçekten çok kısa zamanda bu dal-çık’ı bitirmesi, o da buraya ayrı bir zenginlik katmıştır. Tabii bununla da kalmadık, ayrıca hemen yolun karşı tarafına da buradan geçmek suretiyle alanı da büyütmüş olduk. İnşallah kısa bir zaman sonra inanıyorum ki şöyle, o da 1,5-2 yıl içerisinde yolun karşı tarafında da bir ibadethane yapılmış olacak.

Ankara’ya bir de şanına ve tarihine yakışır bir adliye binası kazandırmakta kararlıyız. Adalet Bakanlığımız ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız proje çalışmalarını bitirmek üzere, inşallah yıl bitmeden yeni adliye binamızın temeli de atılacak. Yaklaşık 700 bin metrekare kapalı alana sahip olacak yeni adliye binası, mevcudun 4 katı büyüklüğü ile inşallah Ankara’nın ihtiyacını uzunca bir süre karşılayacak. Böylece oldukça dağılmış olan adliyemizin tüm birimlerini de aynı yerde buluşturacağız. Bu projenin de şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli Dostlar,

Elbette sadece büyük binalarla, gelişmiş fiziki imkânlarla, güçlü teknolojik altyapılarla adalet sağlanamaz. Bunlar sadece adaletin daha hızlı, daha sağlıklı tesisine katkıda bulunur. Adaletin tesisinin garantisi, yargının bağımsız ve tarafsız bir anlayışla ortaya koyacağı duruşu, temsili ve sonuçta vereceği adil kararlardır. Kiminin Hazreti Ömer’e, kiminin Hazreti Ali Radıyallahu Anh Efendimize izafe ettiği bir sözle özetleyecek olursak, “devletin dini adalettir.” Eğer bir devlette adalet yoksa onun hangi sistemle yönetildiğinin, kim tarafından idare edildiğinin, vatandaşlarının hangi inanca veya milliyete sahip olduğunun bir önemi kalmaz, orada sadece zulüm hüküm sürer. Evet, adalet devletin varlığının sebebidir. Ecdadımız yüreğinin ve bileğinin gücüyle ele geçirdiği coğrafyaları asırlar boyunca adaleti sayesinde huzurla, güvenle yönetmeyi başarabilmiştir. Bunun için Kanuni Sultan Süleyman Han, “kılıcın yapamadığını adalet yapar” diyor. Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras da işte bu anlayış olacaktır. Adalet aynı zamanda toplumun huzur ve barışının, mutluluğunun, refahının teminatıdır. Herhangi bir haksızlığa dur diyecek, millet adına hakkı sahibine teslim edecek olan da yine adalettir, adaletin temsilcileridir. Dolayısıyla adalet sistemini geliştirmek için atılan her adım bizim için değerlidir, kıymetlidir, önemlidir.

İşte bunun için bizim kadim kültürümüzde yargı mensubunun hikmet sahibi, feraset ve basiret sahibi olması beklenir. Bu açıdan bakıldığında adalet dağıtanların sorumluluğu büyük, yükü fazla, vebali ağırdır. Maalesef yakın tarihimizde bu mukaddes sorumluluğu millet için ve millet adına taşımaktan bihaber sözüm ona yargı mensuplarına da rastladık. Asıl görevlerini bir kenara bırakıp vesayet güçlerine, darbecilere, cuntacılara selam duran adalet temsilcilerinin elinde yargının nasıl bir zulüm makinesine dönüşebileceğini hep birlikte gördük. Milletimiz 27 Mayıs’ın Yaslıada mahkemelerinde darbecilerin kurdukları sözde mahkeme kürsülerini ve orada oturanları unutmadı. Yine “bir sağdan, bir soldan” diyerek gençleri emirle darağacına gönderen 12 Eylül faşizminin pervasızlığı hâlâ hafızalarımızda tazedir. Bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubat zulmüne ortak olan vesayetçilerden brifing alan sözde yargı mensuplarının sergiledikleri rezillik daha dün gibi gözlerimizin önündedir. Hukukun zulme alet edildiği bu kötü alışkanlığın son halkasını FETÖ’cü hainler sergilemiştir. Bu alçak örgütün hâkim, savcı görünümlü mensupları milletimizin adalet duygusunu en kirli, en rezil şekilde suiistimal etmeye kalktılar. Kumpas davalarıyla, 7 Şubat operasyonuyla, 17-25 Aralık yargı darbesiyle adaleti kendi kirli ve gizli ajanlarının aracı haline getirmeye çalışanlar karşılarında milletimizi buldu. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi oyunları denerlerse denesinler başaramadılar. Çünkü zulüm ile abat olunmaz, nitekim onlar da olamadılar. Bu vesileyle 15 Temmuz darbe girişimi sırasında dimdik ayakta duran, ne kendi içlerindeki hainlerin kumpaslarına, ne namluların ölüm kokan tehditlerine aldırmadan görevlerini hakkıyla yerine getiren tüm hâkim ve savcılarımıza şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Gerçekten de 15 Temmuz demokrasi tarihimizde pek çok açıdan olduğu gibi yargı kültürü bakımından da bir dönüm noktası niteliğindedir. Darbecilere karşı verilen mücadeleyi anıtlaştıran, demokrasi ve adalet nöbeti, adliye koridorlarında hemen o gece başlatılan soruşturma ve gözaltılar ile perçinlendi. Hakkın, milletin, devletin ve en başta adaletin yanında saf tutan yargı mensuplarımız Cumhuriyet tarihimizde ilk defa bir darbe girişimine karşı cesaretle ve kararlılıkla hukuku işlettiler. Bu onurlu duruş, Türk yargısının önünde tertemiz bir sayfa açmış, geleceğin hâkimlerine, savcılarına rehberlik edecek büyük bir emsal olmuştur.

Bir kez daha bu kutlu mücadelede emeği geçen herkesi tebrik ediyor, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor, kahramanlarımızın her birinin alınlarından öpüyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Geçmişte yaşananlardan çıkarılması gereken en önemli ders, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının, hukuka bağlı kalmanın, demokrasimiz ve hukuk devleti açısından hayati öneme sahip olduğu gerçeğidir. Önce darbecilerin, sonra vesayetçilerin ve nihayet FETÖ’nün milletimizin adalet duygusuna vurduğu darbelerin izlerini tamamen silene kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Merhum Aliya İzzetbegoviç’in “Biz savaşı öldüğümüzde değil düşmanlarımıza benzediğimizde kaybederiz” sözünü asla unutmayacağız. Bu nedenle haktan-hukuktan asla vazgeçmeyeceğiz. Amaca giden her yolu mubah gören anlayışı reddediyoruz. Doğru ve düzgün amaçlarımıza doğru ve düzgün araçlarla ulaşmaya devam edeceğiz. Adaleti sadece adliye binalarına, duruşma salonlarına tahsisli bir kavram olarak görmeyeceğiz. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Adalet, hakkı yerine koymaktır ve sade mahkemelerde değil hayat ve muamelelerin her şubesinde aranması gerekli başlıca şarttır.” Evet, adalet hayatın her alanında, toplumun her kesiminde, devletin tüm görevlerinde aranmalı ve titizlikle yerine getirilmelidir. Bu açıdan adil davranma yükümlülüğü her kurum, her fert için, hepimiz için geçerli bir yükümlülüktür.

Bununla birlikte yargının bağımsızlık ve tarafsızlığı kararlarının hiçbir koşulda eleştirilmeyeceği anlamına da gelmez. Mahkeme kararları elbette herkes için bağlayıcıdır. Sistemin bu şekilde işlemesi hukuk devletinin en başta gelen şartıdır. Ancak bir kararın bağlayıcılığı başkadır, eleştirilmesi başkadır. Demokrasilerde hukukun ve hakkaniyetin sınırları içinde yargı kararları da eleştirilebilir, tartışılabilir, üzerinde farklı görüşler ifade edilebilir. Hayatın ve yapılan işin tabiatı gereği yargının verdiği kararı beğenen kadar beğenmeyen de çıkabilir. Hatta yargı kararlarına getirilecek ilmi, hukuki, makul, mantıklı, yapıcı eleştiriler yargıya engel değil tam tersine yargının gelişmesine destek olur. Bunun için yargının kamusal tartışmaya katkı sunan her türlü eleştiriye açık olması gerektiğine inanıyorum. Tabii bunu yaparken hâkimin ve savcının yasaları uygulamakla vazifeli olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıyız. Bazen hâkim kararı diye eleştirilen husus, aslında o kararın dayandığı mevzuatla ilgili olabilir. Bu bakımdan kamuoyu hassasiyetinden devletin diğer ilgili kurumları da payına düşeni almalı, kendi sorumluluk alanındaki adımları süratle atmalıdır.

Yürütme olarak bize düşen, yargının performansını artırıcı her türlü kolaylığı sağlamak, yeniliği getirmek, altyapıyı kurmaktır. Hamdolsun bu konuda son dönemde çok önemli ilerlemeler sağladık. Örneğin, bugün bir hâkime düşen yıllık dosya sayısı adli yargıda 709, idari yargıda 408’dir. Bu rakamlar son 10 yılda iş yükünde yüzde 38’lik bir düşüş sağlandığına işaret ediyor. Bu oranı daha da aşağılara çekecek alternatifler geliştirmeyi sağlayacağız.

Yine kişilerin şeref ve itibarını koruyan lekelenmeme hakkına ilişkin düzenlememizi bildiğiniz gibi 2017 yılında hayata geçirdik. Mesnetsiz iddialara, çamur at izi kalsın ihbarlarına karşı kimsenin şüpheli olarak ifadesi alınmasın, soruşturma dahi açılmasın istedik. Bu düzenlemeden bugüne kadar 400 binin üzerinde vatandaşımızın yararlandığını görüyoruz. Bunlar önemli kazanımlardır. İnşallah bu kazanımları daha da ileri götürme konusunda kararlıyız.

Yeni adli yılda hem adalet teşkilatımızı, hem milletimizi rahatlatacak yargı reformu çalışmalarımızı hızlandıracağız. İnsanlığın adalet arayışının menzilinin kıyamete kadar sürecinin bilinciyle bu çalışmalarımıza kesintisiz şekilde devam edeceğiz.

Değerli Dostlar,

Hükümetlerimiz döneminde her alanda olduğu gibi adalet alanında da reform irademizi sürekli canlı tuttuk. Adalette reform irademizin son halkaları 2019’da açıkladığımız Yargı Reformu Strateji Belgesi ile geçtiğimiz Mart ayında milletimizle paylaştığımız İnsan Hakları Eylem Planı olmuştur. Reform stratejimizin temelinde özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye idealimiz bulunmaktadır. Türkiye’nin gücüne güç katacak yolun hukuktan, demokrasiden, kalkınmadan geçtiğini biliyoruz. Bu doğrultuda gece-gündüz çalışıyoruz. Hak, hukuk ve insan hakları gibi kavramları bugüne kadar hiçbir gündelik ajandaya ya da ucuz politikaya teslim etmedik, etmeyeceğiz. Dünyanın dört bir yanında bu kavramların hangi hukuksuzluklara ambalaj yapıldığını, hangi insanlık dramlarının yaşandığını da hep birlikte izliyoruz. Biz toplumların ve devletlerin ancak vicdanın ve adaletin hâkimiyetiyle ayakta kalabileceğine tüm samimiyetimizle inanıyoruz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla hazırladığımız İnsan Hakları Eylem Planı ile insan haklarına dayalı bir devlet anlayışının hem idarenin iş ve işlemlerinde, hem de yargı pratiğinde esas olmasını hedefliyoruz. Belgenin uygulama takvimini her bir faaliyet için belirlediğimiz sürelere uygun şekilde takip ediyoruz.

Adli tatilden hemen önce çıkan 4. Yargı Paketimizle kadına yönelik şiddetle mücadeleyi Ceza Kanunu seviyesinde yaptığımız değişiklikle güçlendirdik. Yine bu paketle tutuklamanın istisnaliğini, tedbir olma özelliğini güçlendiren değişiklikle yaparak suç ceza hâkiminin tutuklama kararına karşı yapılan itirazların asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenmesi imkânını getirdik.

Adli kontrol tedbirini de süre sınırı ve gözden geçirme şartı ilave ederek yeniden düzenledik.

Kişilere yönelik adli çağrı ve bildirimlerin teknolojik araçlar vasıtasıyla yapılması imkânını genişlettik. Yeni düzenleme ile sırf ifade almak üzere gece yarısı gözaltına alma, otelde, havalimanında yakalama gibi işlemlere son verdik. İstanbul Havalimanı’nda kurulan adliyenin bu konuda önemli bir boşluğu doldurduğunu görüyoruz.

Yine son yargı paketiyle vatandaşlarımızın idari makamlara yaptıkları başvurulara idarenin cevap süresini 60 günden 30 güne indirirken gerekçeli kararın da en geç 30 gün içinde yazılması hükmünü getirdik.

Bütün bu düzenlemeler adli süreçlerin ve idarenin işleyişi konusunda milletimizin beklentisine uygun çok önemli değişiklikleri ifade ediyor. Tabii sadece bugüne kadar yaptıklarımızla yetinmiyor, asıl bundan sonra yapacaklarımıza bakıyoruz. Yeni bir yargı paketi için hemen kolları sıvadık. Arkadaşlarımız en kısa zamanda bu yeni paketi Meclis’in gündemine getirecekler.

Yeni anayasa konusundaki süreci de yakından takip ediyoruz. Cumhur İttifakı’ndaki ortağımızla birlikte kendi hazırlığımızı yavaş yavaş şekillendiriyoruz. Gönlümüz arzu eder ki tüm siyasi partiler olarak anayasa hazırlığını birlikte gerçekleştirelim. Milletimizin kahir ekseriyeti tarafından benimsenecek, iç tutarlılığı olan, ülkemizin orta ve uzun vadedeki ihtiyaçlarını karşılayacak makul bir metin ortaya çıkartacağımıza inanıyoruz. Diğer partilerin de anayasa metinlerini önümüzdeki aylarda açıklamalarını bekliyoruz. Şayet hazırlanan bu taslakları müzakere etme ve ortak bir metin çıkarma imkânı ortaya çıkarsa, Türkiye için büyük bir kazanç olacaktır. Ancak geçmişteki tecrübelerimiz ve hâlihazırda sergilenen üslup bize bu konuda çok da ümit vermiyor. Her ne şekilde olursa olsun önümüzdeki yılın ilk aylarında kendi hazırlığımızı milletimizin takdirine sunmakta kararlıyız. Neticede ülkemizde demokrasinin, hukuk devletinin, yasamanın, yürütmenin, yargının daha iyi işlemesini sağlayacak tüm reformların takipçisiyiz.

Bu duygularla bir kez daha yeni adli yılın yargı ve hukuk camiamızın tüm tarafları için hayırlara vesile olmasını özellikle diliyorum. Türkiye’nin dört bir yanında adaletin tecellisine hizmet eden hâkimlerimize, savcılarımıza, avukatlarımıza, yargı çalışanlarımıza şahsım, milletim adına kolaylıklar diliyorum.

Ayrıca, bu muhteşem eserin yapımında emeği geçen mimarından mühendisine ve özellikle de müteahhit firma Rönesans’a yine çok çok teşekkür ediyorum. 2 yıl 4 ay gibi bir zaman içerisinde burayı bitirmiş olmak gerçekten öyle her yiğidin kârı değildi ve bunu başardılar ve milletimize, yargı camiamıza bunu hazır hale getirdiler, bu bakımdan kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Sizlere de sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.