Milli Savunma Üniversitesi Deniz ve Hava Harp Okulu Diploma ve Sancak Devir Teslim Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

31.08.2021

Milli Savunma Üniversitemizin Değerli Rektörü, Komutanı, Hocaları ve Öğrencileri,

Kıymetli Misafirler,

Öncelikle sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. İstiklal Harbimizin en şanlı sayfası 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın hemen ardından gerçekleştirdiğimiz bu diploma alma ve sancak devir teslim töreni vesilesiyle sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Malazgirt’ten bugüne bu toprakların vatan kılınması için mücadele eden, gerektiğinde canını ortaya koyan Sultan Alparslan’dan Osman Gazi’ye, Fatih’ten Gazi Mustafa Kemal’e kadar tüm kahramanlarımızı rahmet ve şükranla yâd ediyorum.

Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’mızda ifade ettiği mesaj bugün de yolumuzu aydınlatmayı sürdürüyor:

“Yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

Evet, yurdumuzu alçaklara uğratmamak için gerektiğinde gövdesini siper edecek kahramanlar silsilesine bugün Deniz ve Hava Harp Okullarımızdan mezun olan sizler de katılıyorsunuz.

Dün Kara Harp Okulumuzun Diploma Töreni’nde ifade ettiğim gibi, ordusu işgal edilmeyen, devşirilmeyen, çökertilmeyen bir ülkenin toprakları da işgal edilemez. Hamdolsun bizim karasıyla, deniziyle, havasıyla, tüm unsurlarıyla yüreği Allah, vatan ve millet sevgisiyle dolu bir ordumuz var. Bu mübarek orduyu yozlaştırmak, tarihi misyonundan uzaklaştırmak, içten içe çürütmek için çok uğraşıldı, çok oyunlar sergilendi. Hâlbuki şairin ifadesiyle söyleyecek olursak: “Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-u cihândır, fıtrat değişir sanma bu kan o kandır!” İşte bugün burada karşımda ecdadından tevarüs ettiği değerlerle yeniden dünyayı kendine hayran bırakan, başarılara imza atan o kanın temsilcilerini görüyorum.

Sınırlarımızda, denizlerimizde ve semalarımızda sizlerin sesi, nefesi, yüreği hâkim olduğu müddetçe Allah’ın izniyle bu millete yan gözle bakmak, hele hele istiklaline ve istikbaline el uzatmak kimsenin haddine değildir.

Denizciler; geçtiğimiz günlerde 950. Yıldönümüne ulaştığımız Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından Çaka Bey’le başlayan denizlerdeki hâkimiyetimizi güçlendirmemize sizler de katkıda bulunacaksınız.

Havacılar, dünyanın ilk askeri havacılık teşkilatlarından olan ve 1911 yılından beri semalarımızı koruyan Hava Kuvvetleri’mizin artık çok geniş bir alana yayılan faaliyetlerine sizler de destek vereceksiniz. Milli Savunma Üniversitemizin yeni yapısı ve kadrosuyla faaliyete geçmesinin ardından 4 yıllık eğitimlerini tamamlayarak mezun olan teğmenlerimizle Türk Silahlı Kuvvetleri’miz artık daha güçlüdür, daha kabiliyetlidir, daha özgüvenlidir.

Kara Harp Okulumuzdan mezun olan 903 Türk ve misafir teğmenimizin ardından, bugün Deniz Harp Okulumuzdan mezun olan 298 ve Hava Harp Okulumuzdan mezun olan 251 teğmenimizi özellikle şahsım, ailem ve milletim adına tebrik ediyorum.

Teğmenlerimizde görev yerlerinde, misafirlerimize ülkelerinde başarılar diliyorum.

Milli Savunma Üniversitemizin yöneticilerine ve hocalarına da 5 yıl gibi kısa bir sürede harp okullarımızı, astsubay meslek yüksekokullarımızı, enstitülerimizi daha güçlü şekilde yeniden ayağa kaldırdıkları için teşekkür ediyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz eğitim modelindeki değişimi de içeren yeni vizyonuyla artık başarılarıyla küresel düzeyde takdirle takip edilen bir konuma ulaşmıştır.

İnşallah her alanda reformları kararlılıkla sürdürerek savunma sanayimizin yelpazesini ve derinliğini artırarak 2230 yıllık dünyanın en eski geleneğine sahip ordumuzu daha da güçlendireceğiz.

Değerli Misafirler,

Her milleti tarih sahnesinde öne çıkartan bir özelliği vardır. Bizim milletimiz de her dönemde teşkilatçılığı ve askeri kabiliyetleriyle hep öne çıkmıştır. Bu sayede binlerce yıldır ayakta kalmayı, kurduğumuz devletler vasıtasıyla kendimizi ve dostlarımızı güvende tutmayı başardık. Doğu ve batı medeniyetlerinin tamamıyla kurduğumuz temaslar sayesinde sürekli kendimizi geliştirdik ve insanlığa da hizmet ettik. Anadolu’daki bin yıllık varlığımız boyunca da hep bu istikamette yürüdük. Asırlar boyunca adaletle, hakkaniyetle, vicdanla, ahlakla yönettiğimiz topraklarda hep huzur hâkim oldu. Bu coğrafyalar gözünü para ve kan bürümüş emperyalist güçlerin eline geçtiğinden beri ise aynı topraklarda acı, zulüm ve sömürü hiç eksilmedi.

Milli mücadelemizi zaferle neticelendirip Cumhuriyetimizi kurduğumuzda uzunca bir süre kendi meselelerimizle uğraşmak mecburiyetinde kaldık, belki de özellikle bırakıldık. Ülkemiz demokraside ve kalkınmada kat ettiği mesafeyle yeniden güçlenmeye başladığında kendisiyle birlikte tüm mazlumların ve mağdurların umudu haline geldi. PKK’dan FETÖ’ye kadar Türkiye’nin önüne sıra-sıra dizilen nice tuzakları birer birer aşarak yeniden asli gündemimize odaklandık. Büyük ve güçlü Türkiye’yi hak ve özgürlüklerden ekonomiye kadar her alanda kökleştirecek adımları kararlılıkla atarak aydınlık geleceğimize doğru adım adım ilerliyoruz. Tabii bu sürecin en kritik safhalarından biri de; egemenliğimizin en önemli unsuru olan askeri gücümüzü her alanda çağın gereklerine ve hatta ötesine taşıyacak altyapıyı kurmuş olmamızdır. Eskiler, “Kem aletle kemalat olmaz” derler. Biz de bu sözü başkalarının ihsanıyla güçlü savunma sanayi kurulamaz diyerek, tefsir ederek kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. Artık İHA’larımız var mı? Artık SİHA’larımız var mı? Artık Akıncı’larımız var mı? Hepsi var. Artık kapılarda dilenci değiliz, tam aksine şimdi herkes bizden talep ediyor. Ve işte Azerbaycan’da SİHA’larımızla vardık, Libya’da SİHA’larımızla vardık. Bundan sonra da yine kimsenin kapısında dilenci olmayacağız, çünkü bütün bunların hepsi bizde var. Ne zaman ki bu iradeyi deklare ettik, işte o anda savunma sanayi konusunda eşi benzeri görülmemiş bir ambargoyla karşılaştık.

Kardeşlerim,

Daha yeni Başbakan olmuştum, Amerika’dan İHA istemeye gittim. İHA istemeye gittiğimde bize o zaman burun kıvırdılar. Dedik ki; biz NATO’da beraber değil miyiz? Beraberiz. Bakın biz terörle mücadele ediyoruz. Terörle mücadele ederken siz bizlere destek vermeyecek misiniz?

Ve o zaman oğul Bush hemen Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ı çağırdı ve bize şöyle iki günlüğüne dönüşümlü şekilde İHA’ları verdi. İHA’lar biliyorsunuz sadece koordinat tespitine yarayan uçaklardı. Ama bize İHA değil SİHA lazımdı, yani silahlı olan insansız hava aracı lazımdı. Ama sağ olsun bunlar bizim önümüzü açtı ve artık biz İHA’mızı da yaptık, SİHA’mızı da yaptık ve sonunda Akıncı’yı da yaptık. Bunlar bize yetmez, devam ediyoruz, şimdi Hürkuş’umuzu da yapacağız.

Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin buradaki komutanları en basitinden en yüksek teknolojiye sahip olanına kadar, neredeyse A’dan Z’ye her ürünün tedarikinde nasıl zorlandığımızı onlar gayet iyi biliyor. Bulduğumuz alternatif tedarik kanallarının kısa sürede nasıl kapatıldığını, verilen sözlerin nasıl tutulmadığını, imzalanan sözleşmelerin uyduruk sebeplerle nasıl yerine getirilmediğini asla unutmayacağız.

Biz bunu Kıbrıs’ta yaşadık ve Kıbrıs’ta bize bunlar telsiz bile vermediler. Ve o zaman bunlar bize telsiz vermediler, ama biz Aselsan’la telsizimizi de yapar hale geldik. Kötü komşular bizi ev sahibi yaptı. Ellerinden gelse tanklarımızı yürüyemez, gemilerimizi limandan kalkamaz, uçaklarımızı havalanamaz hale getireceklerdi. Şimdi bunların hepsini sahiplendik ve yürütür hale getirdik. Hamdolsun Savunma Sanayi Başkanlığımızın koordinasyonunda gerek vakıf şirketlerinin, gerek özel sektörümüzün gayretleriyle bu sıkıntıları en acillerinden başlayarak birer birer aştık. Bize parasıyla verilmeyen ürünlerin gözlerimizin önünde terör örgütlerine, eli kanlı rejimlere, zahirde düşman diye tanımlanan gruplara nasıl bilabedel aktarıldığına biz şahit olduk. NATO’da beraberiz, ama terör örgütlerine bilabedel tırlarla yüklü evet mühimmat gönderiyorlar, araç gereç gönderiyorlar. Hatta yaptığımız operasyonlarda bunların bir kısmını da ele geçirip kendi envanterimize kaydettik, böylece envanterimizde daha da güçlendi.

Ülkemize meşru yollardan verilmeyen nice silahların teröristlerin cirit attığı bölgelerdeki karaborsa silah pazarlarında alelade bir mal gibi satıldığını da tespit ettik. Tespit ettik de ne oldu? Onları ele geçirdik.

Değerli Misafirler,

Tüm bunlar bize meselenin bu silahların teknolojisi veya kâğıt üzerinde önümüze konan bahaneler olmadığını, meselenin doğrudan Türkiye olduğunu, Türk milleti olduğunu tekrar tekrar gösterdi. Biz de bir yandan diplomasi kanallarını açık tutarak bu süreçleri takip etmeyi sürdürürken, diğer yandan kendi gücümüze ve imkânlarımıza daha çok yüklendik. İşte önceki gün Çorlu’da dünyada sadece üç ülkenin üretebildiği taarruzi insansız hava aracımız Akıncı’nın teslimat törenindeydik. Daha önce ürettiğimiz silahlı insansız hava araçlarının terörle mücadelemiz yanında Suriye’den Karabağ’a kadar nice çatışma alanında gösterdiği başarılar dünyanın tamamının artık dilindedir.

Aynı şekilde tankından topuna, füzesinden radarına, bombasından tüfeğine kadar nice savunma sanayi ürününde dünyadaki muadillerinden çok daha iyisini üretebilen bir ülke haline geldik. Hali hazırda geliştirilme aşamasında olan projelerimizi inşallah ülkemizin istikrar ve güven iklimine sahip çıkarak önümüzde 3-5 yıl içerisinde neticelendirdiğimizde artık bu alanda en üst sıralara yerleşmiş olacağız. Bilhassa 7-8 yıldır sürekli ülkemizin huzuruna, milletimizin birliğine ve beraberliğine, devletimizin gücüne ve itibarına saldırılmasının sebebi, Türkiye’yi bu son düzlükte tekrar oyun dışına itme hesabıdır. Hamdolsun, bugüne kadar vesayetinden darbesine kadar her yolu denediler, ama netice alamadılar, inşallah bundan sonra da başaramayacaklar. Çünkü milletimiz yaşadığı sayısız tecrübenin ardından oynanan oyunu kendi önüne allanıp pullanarak getirilen projelerin gerisindeki sinsi niyeti gördü, görüyor. Cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023’ün sembolü haline geldiği büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını Allah’ın izniyle kimse engellemeyecek.

Türkiye’yi gerisindeki binlerce yıllık devlet geleneğine bakmadan, sınırları cetvelle çizilmiş suni ülkelerle, zayıf toplumlarla, ipleri kendi ellerindeki yönetimlerle karıştıranlar için artık acı gerçeklerle yüzleşme vakti gelmiştir. Malazgirt’i anlamayana, fethi anlamayana, Çanakkale’yi ve İstiklal Harbini anlamayanlara, 15 Temmuz’u anlamayanlara nihai mesajı inşallah 2023’le vereceğiz.

Türkiye 100 yıllık değil, 600 yıl+100 yıllık, 1000 yıl+100 yıllık, 2000 yıl+100 yıllık bir devlettir. Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda temsil edilen o bayraklar herhalde moda fuarından çıkmadı. Oradaki her bir yıldızın temsil ettiği bayrağın bir geçmişi, bir tarihi, bir hikâyesi, bir anlamı var. İşte bunun için aslını, neslini, tarihi, medeniyetini bilen gençler yetiştirerek maziden atiye sağlam köprüler kurmanın gayretindeyiz. Bugün burada mezuniyet sevinçlerini paylaştığımız teğmenlerimizin her birinin bu köprünün birer tuğlası olarak hayata başlayacaklarına inanıyorum.

Çok daha önemlisi, biliyorsunuz şurada 2 gün önce Ankara’da, evet, ay-yıldız formatında devasa Milli Savunmanın, Silahlı Kuvvetlerimizin dev karargâhının temelini attık, inşallah 19 Mayıs 2023’te açılışını yapacağız; nereden nereye.

Bu duygularla bir kez daha Deniz ve Hava Harp okullarımızdan mezun olan Türk ve misafir öğrencilerimizi tebrik ediyorum.

Milli Savunma Üniversitemizin yönetimine ve hocalarına tekrar teşekkür ediyorum.

Misafir öğrencilerimizden evlerine döndüklerinde şahsımın ve milletimin selamlarını ülkelerindeki herkese iletmelerini istiyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.