Milli Savunma Bakanlığı Ay Yıldız Projesi Temel Atma Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

30.08.2021

Aziz Milletim,

Milli Savunma Bakanlığımızın Kıymetli Mensupları,

Değerli Misafirler;

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan ve 9 Eylül’de düşmanının İzmir’den denize dökülmesiyle sonuçlanın Büyük Taarruz’un en önemli safhası olan Dumlupınar Zaferi’nin 99. Yıldönümünü tebrik ediyorum.

Bu savaşı Osmanlı’nın en büyük zaferlerinden biri olan Sırpsındığı’na benzeterek Rumsındığı diye adlandıran ordularımızın Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere büyük zaferin kazanılmasında emeği geçen kahramanlarımızın her birini rahmetle, şükranla yad ediyorum.

Gerek bu zaferde, gerekse İstiklal Harbi’nin tamamında gözlerini kırpmadan canlarını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Kahraman ordumuz 14 gün gibi kısa bir sürede düşmanı Anadolu’nun ortalarından İzmir’e kadar sürmeyi başararak tarihte eşine ender rastlanacak bir başarıya imza atmıştır. Bu başarının tesadüf olmadığını, son yıllarda sınır ötesinde ardı ardına yaptığımız harekatlarda bir kez daha gösteren kahraman ordumuz, milletimizi Anadolu’dan söküp atma heveslerini kursaklarda bırakmayı sürdürmüştür.  İnşallah bundan sonra da 30 Ağustos ruhunu nesilden nesle aktararak, istiklalimize ve istikbalimize sahip çıkmaktaki kararlılığımızı tüm dünyaya göstermeye devam edeceğiz.

Bir kez daha milletimin ve kahraman ordumuzun 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı tebrik ediyorum.

Şunu unutmayalım: Bizim kınalı yavrularımız bitmedi, var ve bundan sonra da olacak. Bugün böyle anlamlı bir günde Ay Yıldız Projesi’nin temel atma töreni vesilesiyle biraraya gelmemizi de önemli bir mesaj olarak görüyorum. Bilindiği gibi, Milli Savunma Bakanlığımız ve Genel Kurmay Başkanlığımız 1930’lu yıllarda dönemin şartlarına ve ihtiyaçlarına göre inşa edilen Kızılay semtindeki binalarda faaliyet gösteriyordu. Kara Kuvvetleri binamız 1937 yılında, Deniz ve Hava kuvvetlerimizin müşterek binaları 1960 yılında inşa edilmiş, Hava Kuvvetlerimiz 1985 yılında ayrı bir binaya taşınmıştır. Türkiye’nin gelişen ve değişen savunma ihtiyaçları tüm birimlerin ortak bir çatı altında güçlü bir altyapıyla yakın koordinasyon içinde faaliyet göstermesini mecburi hale getirmiştir. Bunu gerek Bakanımla, gerek Genelkurmay Başkanım, kuvvet komutanlarımızla enine boyuna değerlendirdik, dedik artık bize bir müşterek merkez gerekiyor. Ve bu müşterek merkezden hem yatırım, hem harcamalar, hem her yönüyle, özellikle de savunma noktasında bize öyle bir merkez gerekiyor ki, bu merkezle beraber biz daha bulunduğumuz yerden dünyaya farklı bir sinyal verelim. Hele hele siber güvenliğin, siber savunmanın konuşulduğu böyle bir dönemde bize işte şu anda temelini atacağımız böyle bir Ay Yıldız Projesi yakışır dedik ve inşallah bugün de bu temeli beraber atıyoruz; Rabbim, yar yardımcımız olsun. Amacımız, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yıldönümü olan 29 Ekim 2023 tarihinde bu projeyi tamamlayarak hizmete açmaktır.

Ay Yıldız Projesiyle Milli Savunma Bakanlığımızı, Genelkurmay Başkanlığımızı, tüm kuvvet komutanlıklarımızı biraraya toplamış oluyoruz. Burada inşa edilecek binalar en son teknolojiyle donatılmanın yanında, çevreye duyarlılığıyla da öne çıkacaktır. Burada bir defa savunma noktasında da merkezi bir savunma sistemini, müşterek bir savunma sistemini ne yapacağız, bulunduracağız.

Yaklaşık 12,6 milyon metrekarelik bir arazi üzerinde konumlandırılan Ay Yıldız Projesi, bu kapsamda 890 bin metrekare kapalı alanda inşa edilecek ve 15 bin kişiye hizmet verebilecektir. Artık Kızılay’ın içerisinde dağınık, sağ-solda filan böyle bir Milli Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri olmayacak; ya, işte az önce ekranda da izlediniz, her şeyiyle, duruşuyla düşmana korku, dosta güven veren bir yapıyı burada meydana getirmiş olacağız.

Projeye adını veren hilal şeklindeki yapıda farklı kapasitelerde konferans salonları bulunacak, ortasında da 23 bin metrekarelik bir tören alanı yer alacaktır.

Bölgesinin ve dünyanın yükselen yıldızı Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarına cevap verecek bu güzel, bu muhteşem projenin ülkemize, milletimize ve ordumuza hayırlı olmasını diliyorum.

Kahraman ordumuzun gücüne güç ekleyeceğinden şüphe etmediğim bu projenin aynı zamanda Başkentimize ve bu bölgeye de ayrı bir değer katacağına inanıyorum.

Projenin hem temel atma safhasına kadar olan kısmında, hem de tamamlanmasına kadarki çalışmalarda emeği geçen ve geçecek olan herkese şimdiden teşekkür ediyorum. Özellikle mimarlarımızı kutluyorum, mühendislerimi şimdiden kutluyorum, müteahhit firmaya özellikle inanıyor ve güveniyorum, çünkü kısa sürede burayı bitireceklerinden hiç şüphem yok.

Değerli Misafirler,

Geçtiğimiz günlerde Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın kendisinden 4 kat fazla askere sahip Bizans Ordusu’nu yendiği zaferin 950. Yıl Dönümünü milletimizle ve gençlerimizle birlikte kutladık. Malazgirt’te her yıl iştirak ettiğimiz törenlerde yaşadığımız atmosfer, bize adeta bu zaferin hangi şartlarda, nasıl zorluklarla, fedakârlıklarla kazanıldığını tekrar tekrar hatırlatıyor. Esasen milletimiz kadim çağlardan beri Anadolu’da mevcudiyet göstermiştir, ancak bu coğrafyanın kalıcı yurdumuz haline gelmesinin dönüm noktası Malazgirt Zaferi olmuştur. Nitekim kimi takvimlerde Ağustos ayı Alparslan ayı olarak geçmektedir, işte bu sebeple Malazgirt’i bugünkü vatanımızın tapusunu almamızın miladı olarak görüyoruz.

Bu büyük zaferden birkaç yıl sonra yeni vatanımızdaki ilk devletimiz Anadolu Selçuklu Devleti önce İznik, sonra Konya başkentli olarak kuruldu. Anadolu Selçuklu Devleti yönünü batıya ve güneye çevirerek büyümüş, güçlenmiş, özellikle Haçlı Seferleri’nde çok büyük mücadeleler vermiş, nihayet misyonunu Osmanlı’ya devrederek tarih sahnesinden çekilmiştir.

Anadolu merkezli en büyük devletimiz olan Osmanlı’nın Söğüt’te diktiği ulu çınar yaklaşık 600 yıl boyunca yaşamış ve 24 milyon kilometrekareye varan bir etki alanına ulamıştır.

Erman Bey, burada çınarları unutmayalım, tabii ki çamları da unutmayacağız, ama çınarlar burada inşallah bu savunma sistemimizin nedenli güçlü olduğunun en güzel işaretleri olacak. Son baharda yaprakları dökülüyor ama bunları biz Cumhurbaşkanlığı’nda olduğu gibi takviyelerle çok daha farklı bir hale getirebiliriz.

Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde bile 2,5 milyon kilometrekareyi bulan toprak bütünlüğüne sahip Osmanlı, geride silinmez izler bırakarak tarihteki yerini Cumhuriyetimize devretmiştir.

Tabii Osmanlı tarihinde İstanbul’un fethine de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Binlerce yıl boyuna insanlığın en gözde yerleşim yeri, ticaret merkezi, stratejik geçiş noktası olan İstanbul’un fethi, Batı tarihinde çağ açıp çağ kapatacak kadar derin etkiler yapmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın milletimize armağanı olan bu kadim şehir bugün de dünyanın gözbebeği olmayı sürdürmektedir. İstanbul’un ve Anadolu’nun vatanımız olmasını kabullenemeyenler, zaman zaman kendilerini tutamayıp iç dünyalarındaki özlemi hâlâ dışa vurmaktadırlar. Gezi olaylarında duvarlara kazınan “Zulüm 1453’te başladı” ifadesi de işte bunlardan biridir.

Osmanlı’nın son döneminde kazanılan Çanakkale Zaferi, az önce söylediğim kınalı dedim ya, işte o kınalı yavrular o Çanakkale Zaferimizin banileridir. Onlar şahadete yürüdüler, ölmediler, ama o kınalılar bize bu vatanı bıraktılar. Milletimizin kanının son damlasına kadar vatanını koruma azim ve iradesinin gerçekten çok büyük fedakârlıklarla ortaya konmuş ifadesidir. Yedi düvelin öyle gizli saklı değil, tüm insan ve teknoloji gücüyle yüklendiği Çanakkale’de verilen mücadele en az Malazgirt kadar, en az İstanbul’un fethi kadar önemli bir dönüm noktasıdır. Sevr’i bir paçavra gibi yırtıp atacak gücü ve kararlılığı Çanakkale’deki mücadelenin başarısına borçluyuz. Aynı şekilde İstiklal Harbimizi de yeniden diriliş muştusu olarak kabul edebileceğimiz bu zaferden aldığımız ilhamla başlattığımız ve neticeye ulaştırdığımız bir gerçektir. Arkasına dönemin en büyük güçlerinin desteğini alan Yunan ordularına karşı binbir fedakârlıkla kurulan kahraman ordumuzun kazandığı zaferi de Malazgirt’in yeni bir tezahürü olarak görüyoruz.

Ülkemizin o dönemde sahip olduğu yetişmiş insan gücünün önemli bir kısmının canları, kanları pahasına başarıyla ulaştırdığımız Çanakkale Zaferimiz ve İstiklal Harbimiz adeta bize vatanımızı yeniden kazandırmıştır. Gazi Mustafa Kemal’in, evet, düşmanların bir avuç dediği o ordumuzla hamdolsun bu zafere yürümüş olması, işte bizlere bu milletin, “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür” diyerek onlar zafere yürüdüler. Elde kalan vatan toprakları üzerinde inşa ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu, dönemin şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda milletimizin bin yıllık tarihindeki en önemli başarılardan biridir.

Değerli Misafirler,

Anadolu’daki üçüncü devletimiz olan Cumhuriyetimiz döneminde de kendi içinde önemli dönüm noktaları yaşadık. Kuruluş dönemindeki heyecan ve başlatılan reformlar, daha sonra tek parti faşizminin cenderesi altında akamete uğramıştır. Dün Çorlu’da iştirak ettiğimiz taarruzi insansız hava aracımız Akıncı’nın teslim töreninde de işaret ettim, İstiklal Harbimizin Başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucu Gazi Mustafa Kemal’in geniş vizyonuyla başlatılan pek çok projenin önü daha sonra kifayetsiz zihinler tarafından kesilmiştir. İkinci Dünya Savaşının hemen öncesinde ve sonrasında yaşanan bu dönemin ülkemize bedeli gerçekten çok ağır olmuştur. Rahmetli Menderes’in ve Rahmetli Özal’ın büyüklüğünü bugün çok daha iyi anladığımız vizyonlarıyla verdikleri mücadeleler maalesef ülkemizi ancak bir yere kadar getirmiştir.

Bizim son 19 yılda Türkiye’yi demokraside ve kalkınmada geliştirmek için gösterdiğimiz gayretlerin bu derece meşakkatli, bu derece maliyetli, bu derece dirençli olmasının gerisinde işte bu uzun gecikme vardır. Hiç şüphesiz bu geri kalmışlığın en tehlikeli sonuçlar verme potansiyeli olan kısmı da savunma sanayi tarafındaki zafiyetimizdi. Askerimiz vardı, yüreğimiz vardı, bileğimiz vardı, ama tabiri caizse yeterli silahımız yoktu, gerektiği kadar cephanemiz yoktu, ihtiyacımızı karşılayacak aracımız-gerecimiz yoktu.

Kıbrıs Barış Harekâtı bu gerçeği görmemize vesile olması bakımından da hayırlı bir adım olmuştur. Neredeyse 40 yıla yaklaşan terörle mücadelemizin ilk döneminde aynı sıkıntılar yüzünden ülkemizi ne kadar ağır kayıplara uğradığını en iyi buradaki heyet biliyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dışarıdan aldığı destek ne olursa olsun kıytırık bir terör örgütü karşısında adeta eli kolu bağlı hale düşürülmesine yol açanlar tarih önünde mutlaka hesap verecektir. Telsiz telsiz, telsizimiz yoktu, Amerika telsizlerimize el koydu, vermedi ve askerimiz maalesef telsiz bulamadığı için susturma tekniğini kullanarak savaştı. Ama şimdi artık bunları biz zaten kendimiz yapar hale geldik, bunların ötesine geçtik, şimdi İHA’mız var, SİHA’mız var, şimdi TİHA’mız da var ve bunlarla birlikte bundan sonraki süreç savunma sanayinde artık ihraca başladık. Artık ne verirsin demeyeceğiz, artık ne alırsın diyeceğiz ve bunun için de bütün bombalarına varıncaya kadar her şeyi kendimiz üretir hale geldik.

Vesayet dediğimiz bu çarpık zihniyet sadece güvenliğimize değil, demokrasimize ve kalkınmamıza adeta takoz olmuş, her fırsatta takvimi geriye sarmaya çalışmıştır. Daha kötüsü, maruz kaldığımız asimetrik tehdidin en sinsi, en alçak, en hain tezahürü olan FETÖ’nün önce emniyet, yargı teşkilatları, ardından ordu içindeki mensupları vasıtasıyla başlattığı darbe girişimlerine verilen gizli-açık desteklerdir.

Şimdi ben FETÖ’ye de sesleniyorum; Çarşamba günü inşallah muhteşem bir yargı binasını da hemen buraya yakın bir merkezde açıyoruz, artık merdiven altı çalışan yargı mensupları olmayacak, her şeyiyle muhteşem Yargıtay binasında, Yargıtay mensuplarımız bu çalışmalarını çok daha huzurlu bir ortamda yapacaklar.

Hamdolsun, milletimiz ebedi vatanımız Anadolu’yu örtülü işgal projesi olan 15 Temmuz darbe girişimini göğsünü kurşunlara siper ederek geri püskürtmüştür. Bu direnişle milletimiz hem bu hainlere, hem de onlardan medet umanlara bir kez daha derslerini vermiştir. Evet, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günümüz bin yıllık vatanımız Anadolu’ya mührümüzü bir kez daha vurduğumuz tarihin adıdır. 15 Temmuz şanlı direnişiyle bin yıldır her karışını kanla yoğurarak vatan yaptığımız bu toprakların ancak aynı şekilde elde edebileceğini cümle aleme tekrar ilan ettik. İşte bu sebeple bizim için 15 Temmuz, öncesindeki ve sonrasındaki tüm terör saldırılarıyla, sınır ötesi harekâtlarıyla, siyasi ve ekonomik mücadeleleriyle son İstiklal Harbimizin sembolüdür.

Malazgirt’ten, 15 Temmuz’a uzanan tüm bu zaferler silsilesinin tüm kahramanlarını buradan bir kez daha şükranla, hürmetle, tazimle selamlıyorum.

Değerli Misafirler,

Üstesinden geldiğimiz her badire, ülkemize kazandırdığımız her eser ve hizmet, milletimizin azmini ve kararlılığını bileyen her başarı, büyük ve güçlü Türkiye’ye giden yolun yapı taşları olmuştur. Ayağına takılan her çelmeden kurtulan Türkiye, eskisinden daha hızlı ve kararlı şekilde yoluna devam etmiştir. Gençlerimize Cumhuriyet tarihinin en yüksek siyasi, ekonomik, askeri gücüne sahip ülkesini bırakmak için gece-gündüz çalışıyoruz. Küresel siyasi ve ekonomik düzenin yeniden yapılanma sürecinde olduğu gibi, bir döneme ülkemizin böylesine sağlam bir altyapıyla giriyor olması en büyük avantajımızdır. Dünyanın son yüzyılda yaşadığı büyük dönüşümleri kendi iç sorunlarına gömülmüş olması sebebiyle kısmen veya tamamen kaçıran Türkiye’nin bu defa fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğini düşünüyorum. Bunun için yapmamız gereken, istikrar ve güven ikliminin sürmesini sağlamaktır. Milletimizin birliğine ve beraberliğine sahip çıktığımız sürece, bu ülkeyi bölmeye, bu devleti yıkmaya Allah’ın izniyle kimsenin gücü yetmez.

Dünyanın her yerinde, özellikle de bölgemizde nerede bir acı, nerede bir zulüm, nerede bir yıkım varsa, gerisinde parçalanmış bir millet, birbirine düşmüş veya düşman edilmiş bir toplum, bütünlüğünü kaybetmiş bir sosyal yapı vardır. Hamdolsun, bizim bugüne kadar böyle bir duruma düşüremediler, inşallah bundan sonra da düşüremeyecekler.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve bugün temelini atmakta olduğumuz Ay Yıldız Projesi gibi abide yapıların temel işlevleri yanında milletlerin ve devletlerin gücünün de sembolleri olduğuna inanıyorum. İşte bugün bu sembollerden bir tanesinin daha temelini atıyoruz.

Dört bir yanını okullarla, hastanelerle, yollarla, köprülerle, tünellerle, barajlarla, nice altyapı yatırımlarıyla donattığımız Türkiye’yi bu tür abide eserlerle adeta taçlandırıyoruz.

Bu duygularla bir kez daha temelini atacağımız bu projemizin ülkemize, milletimize, Savunma Bakanlığımıza, ordumuza hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen ve geçecek olanları tekrar tekrar tebrik ediyorum. Ve inşallah nice zaferleri bu eserden yönetmeyi, bu eserle beraber yön vermeyi Allah’tan niyaz ediyorum.

Sizlere de sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla. Evet, 19 Mayıs 2023 inşallah bu defa açılış töreni için biraraya geleceğiz. Şimdi hep birlikte butonlara basıyoruz ve ekranda da zaten mikserler oradan betonları dökmeye başlıyorlar, ya Allah, Bismillah. Evet, betonlar geldi, Rabbim kazasız, belasız inşallah 19 Mayıs 2023’te açılışı yapmayı bizlere nasip eylesin.