Malazgirt Zaferi'nin 950. Yıl Dönümü Programı’nda Yaptıkları Konuşma

26.08.2021

Aziz Milletim,

Sayın Meclis Başkanı,

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Kıymetli Genel Başkanı,

Değerli Misafirler;

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Anadolu’yu ebedi yurdumuz haline getiren Malazgirt Zaferi’nin 950. yıldönümünde Sultan Alparslan’dan başlayarak tüm kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle yâd ediyorum.

Dün ecdadın bu toprakları yurt edinmek için akın-akın Anadolu’ya gelirken adeta bir toplanma ve dağılma işlevi gördüğü Ahlat’taydık. Ahlat’ı medeniyetimize ve tarihimize yeniden kazandırmak için hem Cumhurbaşkanlığı, hem bakanlıklarımız bünyesinde önemli yatırımlar yaptık. Van Gölü kıyısında inşa ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Külliyesinden Gençlik Kampı’na, Millet Bahçesi’ne kadar nice yatırımlarla bölgeyi tarihi önemine yakışır eserlere kavuşturduk.

Gençlerimize miras bırakacağımız bu eserleri ebedi vatanımız Anadolu’ya vurduğumuz mühürleri yeniden hatırladığımız, canlandırdığımız semboller olarak görüyoruz. Bugün de Malazgirt Zaferimizin yıldönümü vesilesiyle fetih programındayız. Malazgirt için Anadolu’daki tarihimizin sıfır noktası tanımı yapılır. Evet, Türk tarihinin Malazgirt’ten önce ve Malazgirt’ten sonra olarak tasnif edildiği yer işte tam da burasıdır.

Bizim tarihimizde kolay kazanılmış zafer yoktur. Malazgirt Zaferi’nin de gerisinde çok büyük emek, gayret, fedakârlık vardır. Büyük Selçuklu Devleti, kendisine istiklali kazandıran Dandanakan Zaferi’nin hemen ardından Anadolu’ya yönelme kararı almıştı. Çağrı Bey, keşif maksatlı akınları tamamlayıp ülkesine döndüğünde aslında fethin ilk müjdesini de vermişti. Bu hayali gerçeğe dönüştüren ise oğlu Sultan Alparslan oldu.

Tabii tarihimizin her döneminde olduğu gibi o yıllardan da milletimizi bölmeyi, devletimizi yıkmayı hedefleyen iç ve dış saldırılarla karşı karşıyaydık. Sultan Alparslan, bir taraftan İslam dünyasını Selçuklulara karşı kışkırtan Fatimi’lerle, diğer taraftan Haçlı ruhuyla Müslümanlara saldıran Bizans’la aynı anda mücadele ediyordu. Buna rağmen Sultan Alparslan’ın 9 yıllık hükümdarlığı dönemi devlette nizamın, halkta memnuniyetin zirveye ulaştığı bir devir olarak tarihe nakşolmuştur.

Fethettiği her yerde ecdadın estetik anlayışının en güzel örneklerini sergileyen bir imar hareketi başlatan Sultan Alparslan, bu geniş coğrafyada birliğin ve adaletin tesisi için samimi gayret göstermiştir.

Devletinin sınırlarını bir taraftan Hazar sahillerine, diğer taraftan Akdeniz kıyılarına genişleten Sultan Alparslan, Mısır seferine çıkarken yolu üzerindeki Malazgirt Kalesi’ni almış, Diyarbakır ve Urfa üzerinden Halep’e kadar da ulaşmıştı. Bizans İmparatoru ise büyük bir ordu ile Selçuklu ilerleyişini durdurmak için yola çıkmıştı. Türklerin elinde bulunan Malazgirt Kalesi’ni zapt eden ve halkın tamamını kılıçtan geçiren Bizans ordusunun sergilediği vahşeti haber alan Sultan Alparslan, istikametini Ahlat-Malazgirt’e çevirmişti. Sultan Alparslan önce sulh yolunu deneyerek, Bizans İmparatoru’na bir elçi gönderdi. Selçuklu Elçisi ile İmparator arasında geçen şu diyaloğu burada sizlere aktarmak istiyorum. İmparator ordusunun büyüklüğüyle gururlanan bir ruh haliyle Selçuklu Elçisine; “İsfahan mı daha güzel, yoksa Hemedan” mı diye sorar. Elçinin cevabını beklemeden de, “Hemedan’ın soğuk olduğunu duyduk, hayvanlarımız orada kışlar, biz de İsfahan’da kışlarız” diye konuşmasına devam eder. Selçuklu Elçisi; “Evet, hayvanlarınız Hemedan’da kışlar, ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem” deyince İmparatorun suratı asılır. Tabii sulh mümkün olmayınca savaş kaçınılmaz hale gelir. Malazgirt Ovası’nda bugün 26 Ağustos 1071 tarihinde yapılan meydan savaşında Bizans büyük bir bozguna uğrarken, Büyük Selçuklu Devleti tarihin en şanlı zaferlerinden birini kazanmıştır. Bu zaferin ardından Malazgirt Ovası’ndan başlayıp Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerleyen Türk obaları adım-adım bu toprakları vatan haline dönüştürmüştür.

Anadolu’da kısa sürede teşkilatlanan beylikler zamanında inşa edilen camiler, medreseler, kütüphaneler, çeşmeler, köprüler, çarşılar, hanlar ve kervansaraylar bu toprakları yepyeni bir çehreye büründürmüştür. Her zaman dediğimiz gibi, bizim medeniyetimiz kökü sevgiye, hoşgörüye, hakka, adalete dayalı bir fetih medeniyetidir. Tarih, fethettiğimiz bütün beldelerde güveni, huzuru, hoşgörüyü ve refahı hâkim kılmak için milletçe verdiğimiz büyük mücadelelerin şahididir. Bugün de ecdadımızdan aldığımız ilhamla kendi vatanımızı ve bayrağımızı dalgalandırdığımız her yeri eman ve esenlik yurdu haline getirmenin mücadelesini veriyoruz.

Değerli Misafirler,

Bizim için Malazgirt tarihin tozlu raflarındaki sıradan bir zafer değildir. Malazgirt, maziden atiye kurduğumuz köprünün başlangıcındaki en önemli taşıyıcı sütundur. Bugün 950. Yıl Dönümüne ulaştığımız Malazgirt Zaferinin 1000. yılı olan 1071’i de bu köprünün diğer tarafındaki ikinci büyük ayağı haline dönüştürmek istiyoruz. Bu iki taşıyıcı sütun arasındaki kemerin her bir tuğlası alın teriyle, kanla, canla, azimle verilen mücadeleyle döşenmiştir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nden Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyete kadar uzanan bu mücadeleler silsilesinde nice zaferler ve sevinçler yanında, nice hüzünler de vardır. Malazgirt’ten başlayıp İznik’e ve Konya’ya, ardından Söğüt’ten başlayıp Bursa, Edirne ve İstanbul’a, 1 asır önce de Ankara’ya kadar uzanan bu uzun yürüyüşün her anı bizim için ibretlerle doludur.

Türkiye doğuya ve batıya ait ne varsa hepsini de kucaklayan, kuşatan, bağrına basan bir büyük medeniyet mirasının bugünkü varisi olarak yeni bir şahlanış içindedir. İlhamını şanlı geçmişimizden alan, gözünü yarım asır, bir asır sonrasının dünyasına diken bu atılımı gençlerimizle birlikte zafere ulaştırmakta kararlıyız. Bu asla içi boş bir hamaset, kibir ürünü bir böbürlenme, romantik bir mazi özlemi değildir, tam tersine hakikatin ta kendisidir. Çünkü dünyada bu kadar geniş bir alanda anıtlarıyla, şehitlikleriyle, abideleriyle, camileriyle, nice tarihi eserleriyle iz bırakmış bir başka millet yoktur. İşte bu izleri takip ederek Moğolistan’ın derinliklerinden Adriyatik kıyılarına, Viyana kapılarından Kırım’ın dillere destan bahçelerine kadar her yerde bize ait eserlere sahip çıkıyoruz. Ecdat kısa süreliğine de olsa ayak bastığı her yerde öyle güzel ve derin hatıralar bırakmış ki nereye gitsek rengiyle, kokusuyla, özlemiyle karşılaşıyoruz.

Eğer bugün bölgesinde ve dünyada gücü, itibarı, etkisi giderek artan bir Türkiye, varsa bunu ecdadın çok geniş bir coğrafyaya serptiği sevgi ve sevgi tohumlarını yeniden filizlendirmeye borçluyuz. Aynı şekilde ülkemizin içinde de asırlık ihmalleri, geri kalmışlıkları, hak ve özgürlük eksikliklerini milletimizle birlikte 19 yıl gibi kısa bir sürede gidermeyi başardık. Eğitimden sağlığa, adaletten güvenliğe, ulaştırmadan enerjiye, tarımdan sanayiye, spordan savunmaya her alanda ülkemizi gelişmiş ülkeler ligine kadar getirdik. İnşallah dünyanın küresel, siyasi ve ekonomik düzeninin yeniden biçimlendiği şu dönemi de istikrar ve güven iklimini koruyarak değerlendirdiğimizde Allah’ın izniyle artık zirveye çıkmış olacağız. Malazgirt Zaferinin Bininci Yıl Dönümü olan 2071’i uzun vadeli vizyonumuzun sembolü olarak belirlememizin gerisinde bu anlayış vardır. Bazıları bu ülkenin ve milletin bırakınız 50 yıl sonrasını, 50 dakika sonrasını bile düşünmüyor, bunun sorumluluğunu hissetmiyor olabilir, ama bizim vizyonumuz işte budur. Hayali olmayanın hedefi, hedefi olmayanın yolu olmaz. Davası Hakk olanın yardımcısı Hakk’tır. Hakk olan davada zafer de muhakkaktır. Bu düsturla tarihin gösterdiği istikamette yürümeye devam edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Anadolu’daki bin yıllık varlığımızın her dönemi gibi bugünlerimiz de kolay geçmiyor. Bir yandan bölgemizdeki terör ve istikrarsızlık sorunlarının, diğer yandan tabii felaketlerin, bir yandan küresel çalkantıların etkileriyle yüzleşiyoruz. Bunun yanında önümüzde pek çok fırsatın, imkânın da olduğunu biliyoruz. İstiklal Marşı bile “Korkma” diye başlayan bir millete yeis yakışmaz, durmak, duraksamak, geri dönmek yakışmaz.

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”

Evet, bu kükremiş sel gibi millete zincir vuracak gafiller, gerektiğinde dağları yırtacak azme ve kararlılığa sahip olduğumuzu unutmasınlar.

Buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum; Cumhuriyetimizin 100. yılı da bizimdir, İstanbul’un fethinin 600. yılı da bizimdir, Malazgirt Zaferinin 1000. yılı da bizimdir, Hicret’in 1500. yılı da bizimdir. Nasıl fetihlerimizle, ilim insanlarımızla, gönül insanlarımızla sahip çıktığımız, ihya ettiğimiz, inşa ettiğimiz eserlerimizle geçmiş bizimse, teknolojisiyle, yenilikçiliğiyle, yapay zekâsıyla hiç unutmayın gelecek de bizimdir. Çünkü biz, tarihin bize yüklediği hiçbir sorumluluktan kaçmamış, hiçbir mücadeleden geri durmamış, hiçbir fedakârlıktan sakınmamış, emeğini ve gerektiğini canını ortaya koymaktan çekinmemiş bir milletiz, çünkü biz Türkiye’yiz. Çünkü biz, dünyanın en kadim topraklarına, her karışıyla ve tüm mirasıyla sahip çıkan Türk milletiyiz. Çünkü biz, insanlığın vicdanı, mazlumların ve mağdurların umut kapısıyız. Ne zaman ki bu vasıflarımızı kaybedersek işte o zaman ahirimizi tehlikeye atmış oluruz. Ne zaman ki medeniyetimizin ve tarihimizin emanetini yere düşürürsek, işte o zaman akıbetimizi belirsizliğe sokmuş oluruz. Hiç kimsenin ülkemize ve milletimize böyle bir kötülüğü yapmasına göz yummayacağız.

Anadolu’daki tarihimizin sıfır noktası Malazgirt’ten bir kez daha söz veriyoruz; büyük ve güçlü Türkiye yolunun kesilmesine rıza göstermeyeceğiz. Gençler, daha çok çalışacak, daha çok gayret gösterecek, daha çok mücadele edecek ve Türkiye’yi 2023 hedeflerinden, 2053 ve 2071 vizyonundan ayrı düşürmeyeceğiz. Milletimizin başını yere eğdirmeyecek, yüreğine hüzün çöktürmeyecek, gençlerimizin umutlarının kırılmasına meydan vermeyeceğiz. Bugün burada, Malazgirt’te sizlerin gözlerinde gördüğüm ışık hissiyatımda yalnız olmadığımı gösteriyor. Milletimizin daima yanı başında olan devletine gösterdiği güven ve ortaya koyduğu feraset, yürüdüğüm yolda yalnız olmadığımı gösteriyor. Bilhassa gençlerimizin coşkusu, sevgisi, enerjisi, mücadele gücümüzü sürekli tazeliyor, artırıyor. Rabbim hepinizden razı olsun.

Bu duygularla bir kez daha Malazgirt Zaferimizin 950. Yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. Anadolu’yu ebedi vatanımız haline dönüştüren şehitlerimizin hepsini, Sultan Alparslan’dan beri istiklal sancağımızı yücelten tüm kahramanları şükranla yad ediyorum.

Mevla yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.