Ahlat’ta Büyükelçilerle Buluşma Programı’nda Yaptıkları Konuşma

25.08.2021

950. yıldönümüne kavuştuğumuz bu anlamlı günde sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Davetimize icabet ederek heyecanımıza ortak olduğunuz için her birinize şahsım, milletim ve ülkem adına teşekkürlerimi iletiyorum.

Bugün burada hem 950 yıl evvel yazılan büyük bir kahramanlık destanını anmak, hem de milletimizin barış ve dostluk mesajlarını sizlerin vasıtasıyla tüm dünya ile paylaşmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Programımızın ülkelerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Siz büyükelçilerimizin birçoğuyla 18-20 Haziran’da Antalya Diplomasi Forumu’nda bir araya gelmiştik. Forumda ülkemizin dış politika önceliklerine ve ortak gündemimizi meşgul eden meselelere dair görüşlerimizi paylaşma fırsatı bulmuştuk. Gelecek yıl Mart ayında düzenlemeyi öngördüğümüz ikinci forumumuzda da sizlerle yeniden buluşmayı, fikir teatisi yapmayı ümit ediyoruz. Hem ülkelerinizin saygıdeğer liderleri ve bakanlarını, hem de siz temsilcilerini çok daha geniş bir katılımla Antalya’ya bekliyoruz.

Kıymetli Dostlar,

Malazgirt, milletimizin bu topraklardaki yaklaşık bin yıllık mevcudiyetinin başlangıç noktasıdır. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan sayıca kendisinden dört kat fazla Bizans ordusu karşısında elde ettiği kesin zaferle 1071’de Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere milletimize açmıştır. Malazgirt Zaferi ile Anadolu’daki Türk varlığı tescil edilmiş ve burası bir Türk yurdu haline gelmiştir. O gün milletimizin karakterini yansıtan çok önemli hadiseler yaşanmıştır. Sultan Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında geçen şu diyalog iki tarafın savaş ahlakını göstermesi açısından son derece ibretliktir. Savaşı kaybeden ve Selçuklu’ya esir düşen Romen Diyojen’i Malazgirt’in muzaffer komutanı Sultan Alparslan’ın huzuruna çıkarırlar. Sultan Alparslan Romen Diyojen’e; eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın diye sorar. Bu soruya İmparatorun cevabı, kötülük yapardım, olur. Sultan, peki benim sana ne yapacağımı zannediyorsun, dediğinde İmparator üç alternatif sayar; beni ya öldürürsün, ya İslam ülkelerinde teşhir edersin, ya da uzak bir ihtimal olmakla beraber affeder, fidye ve vergi alır, beni kendine naip edersin. Bunun üzerine Sultan sonuncusunu kastederek, ben de zaten bundan başka bir şey düşünmedim cevabını verir. Sultan Alparslan Bizans İmparatoru’nu bağışlar. Birçok kaynağa göre gönlünü hoş ederek ülkesine gönderir. İşte bu millet böyle bir millettir. Sultan Alparslan’ın hasmına karşı gösterdiği bu alicenaplık Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar devlet idarecilerimize bir gelenek olarak kalmıştır. Aynı affediciliği İstanbul’un fethinden sonra Sultan Fatih ayaklarına kapanan halka karşı sergilemiştir. Çünkü bizim kültürümüzde aslolan toprak değil, gönül kazanmaktır. Gönüller fethetmek, şehirler, ülkeler fethetmekten daha önemlidir. Gönülleri fethettiğinizde diğer kısmı zaten kendiliğinden gelecektir.

Kıymetli Büyükelçiler,

Milletimizin yolculuğunu maziden atiye kurulan sağlam bir köprü olarak görüyoruz. Geçmişten aldığımız hazineyi geleceğe taşımanın mücadelesini veriyoruz. İçeride ve dışarıda adımlarımızı atarken maziden aldığımız güç ve ilhamla politikalarımızı belirliyoruz. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye yaptığı; “Ey oğul, insanı yaşat ki devlet yaşasın” öğüdü asırlardır olduğu gibi bugün de bizlere yol göstermektedir. Girişimci ve insani dış politikalarımızın köşe taşlarından biri de, bize miras kalan bu ilkelerin yaşatılması ve uygulanmasıdır.

Geçen hafta 10. yıl dönümünü geride bıraktığımız Somali ziyaretimizden sığınmacılar meselesine, bölgemizi derinden etkileyen krizler karşısında tavrımızı daima vicdan ve adalet odaklı belirledik. Vatandaşlarımızın güvenliğini temin amacıyla terör örgütlerine yönelik gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi operasyonlarda yine bu anlayışla hareket ettik. Kimsenin toprağında, egemenliğinde, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinde gözümüzün olmadığını hem sözlerimizle, hem de eylemlerimizle ortaya koyduk.

Bölgemizde süre giden gerilimleri suhuletle çözüme kavuşturmak için ikili ve çok taraflı olarak pek çok adım attık. Dağlık Karabağ’daki işgalin sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barış adına yeni bir fırsat penceresi açıldığını, Ermenistan’ın bunu değerlendirmesi halinde bizim de gerekeni yapacağımızı ifade ettik.

Dünya genelinde 4,5 milyon insanın hayatına mal olan koronavirüs salgını karşısında tahliyelerden, tıbbi yardımlara kadar elimizdeki tüm imkânları dost ve kardeş ülkelerle paylaşmaktan çekinmedik. Ülkemizden talepte bulunan 159 ülkeye ve 12 uluslararası kuruluşa sağlık malzemesi gönderdik.

Bugün de kritik bir dönemeçten geçen Afganistan’da benzer bir insanî duruş sergiliyoruz. Havaalanında gerekli düzenin sağlanması ve tahliye operasyonlarının devam etmesi için orada görevli askerlerimiz ve diplomatlarımız olağanüstü çaba harcıyor. Afganistan’da mahsur kalan vatandaşlarımızın tahliye işlemlerini zor şartlar altında başarıyla sürdürüyoruz. Uluslararası kuruluşlar ve diğer ülkeler arasındaki diplomatik ilişkilerle beraber diplomatik temsilcilikleriyle vatandaşlarına yönelik tahliye çalışmalarına da destek sağlıyoruz.

Uluslararası toplumun Afganistan’a ilişkin atacağı adımlar büyük önem taşıyor. Afganistan’da birinci öncelik, halkın güvenliğinin tesis edilmesi için otorite boşluğunun giderilmesi ve hayatın normalleştirilmesi olmalıdır. Afganistan’da tüm toplum kesimlerini yansıtan kapsayıcı ve kucaklayıcı bir yönetimin kurulması gerekiyor. Taliban liderlerinden gelen mesajlara şimdilik ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşıyoruz. Elbette önümüzdeki sürecin nasıl şekilleneceğini Taliban’ın sözleri değil icraatları, eylemleri ve atacağı adımlar belirleyecektir.

Belirsizliğin yanı sıra koronavirüs salgını, kuraklık ve ekonomik sorunlar savaş yorgunu kardeş Afgan halkının yükünü daha da ağırlaştırıyor. Bugün milyonlarca Afgan temel gıda malzemelerine muhtaç durumdadır. Yönetimde kim olursa olsun uluslararası toplumun Afganistan’a bu zor günlerinde yardım etmesi ve dayanışma göstermesi zaruridir. Türkiye olarak kardeşliğimizin gereğini yerine getirmeyi sürdüreceğiz.

Tabii bir başka önemli boyut da, giderek artan düzensiz göç baskısıdır. Hâlihazırda çeşitli statülerde 5 milyonu aşkın sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, Suriye veya Afganistan kaynaklı ilave bir güç yükünü kaldıramaz. Ama şunu da söylemek zorundayım: Türkiye’nin maalesef öyle bir Ana Muhalefeti, muhalefeti var ki 1,5 milyon Afganlının Türkiye’de olduğunu söylüyor; baştan aşağı yalan, şu anda ülkemizde kayıtlı-kayıtsız 300 bin Afganlı göçmen vardır. Ülkemizin batı sınırlarında yeni dramların yaşanmaması için göç baskısının azaltılması, bunun için de Afganistan’ın istikrara kavuşması önem taşıyor. Türkiye bu amaç doğrultusunda Afganistan’daki taraflarla yakın diyalog içinde olmaya devam edecektir.

Değerli Misafirler,

Koronavirüs salgını, dili, dini, rengi, ülkesi ne olursa olsun tüm insanlığın 8 milyarlık bütün büyük bir aile olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde son dönemde yaşadığımız sel, yangın ve deprem felaketleri de bizlere kaderimizin ortak olduğunu hatırlatmıştır. İklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından hiçbirimizin azade olmadığını görüyor, yaşıyor, acı bir şekilde tecrübe ediyoruz.

Giderek büyüyen bu tehditle mücadele konusunda gelişmiş ülkeler başta olmak üzere herkese, hepimizin önemli sorumlulukları olduğunu hatırlatıyor. Son hadiseler ışığında gördük ki hiçbir ülke bu tehditten münferiden muaf değildir. Salgın sürecinde olduğu gibi bu sorunun çözümü için de uluslararası iş birliğini güçlendirmemiz şarttır.  Bizlere emanet olan dünyayı gelecek nesillere daha yaşanabilir şekilde bırakmak hepimizin ahlaki ve vicdani görevidir.

Son 19 yılda 5,4 milyar fidanı toprakla buluşturmuş, orman varlığını 2,1 milyon hektar artırarak 22,9 milyon hektara çıkarmış bir yönetim olarak iklim değişikliğiyle mücadelede de irademiz tamdır.

Bu düşüncelerle sözlerime son vermeden önce ülkemizde meydana gelen yangın ve sel felaketleri için yardım gönderen, taziye mesajı yollayan, acımızı paylaşan tüm ülkelere şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Dostlarımızın gösterdiği bu dayanışmayı asla unutmayacağız.

Malazgirt Zaferinin 950. Yıl Dönümü’nde bizimle birlikte olduğunuz, heyecanımızı paylaştığınız için tekrar sizlere teşekkür ediyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.