Genç Dostu Şehirler Kongresi’nde Yaptıkları Konuşma

24.08.2021

Türkiye Belediyeler Birliği’nin Kıymetli Mensupları,

Değerli Belediye Başkanlarımız,

Saygıdeğer Misafirler,

Sevgili Genç Kardeşlerim;

Sizleri en kalbi duygularımla hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Ülkemizin 81 vilayetinden bu salonu coşkuyla dolduran tüm gençlerimize Ankara’mıza hoş geldiniz diyorum.

Buradan Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm genç kardeşlerime selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Aydınlık yarınlarımızın teminatı olan öğrencilerimize, sporcu, işçi, girişimci kardeşlerime, dünyanın dört bir köşesinde milletimizi gururla temsil eden her bir kardeşime buradan selamlarımı iletiyorum.

Rabbime bizlere vatan, millet, dava sevdalısı böyle bir gençlik nasip ettiği için binlerce kez hamd ediyorum.

Bu salonda 21. yüzyıla bilimde, sporda, sanatta, siyasette, ticarette, inovasyonda, hâsılı hayatın her alanında başarılarıyla kendinden söz ettirecek, geleceği parlak bir gençlik görüyorum.

Bu salonda milletimizi 2053 vizyonuyla buluşturacak, 2071’in altyapısını kuracak büyük ve güçlü Türkiye’nin genç neferlerini görüyorum.

Bu salonda üstadın ifadesiyle: Kim var diye seslenilince sağına ve soluna bakınmadan fert-fert ben varım, diye haykıran özgüven abidesi genç bir nesil görüyorum.

Bu salonda 15 Temmuz gecesi elinde bayrağı, göğsünde imanıyla darbecilere meydan okuyan, milletimizin yüz akı cesur bir gençlik görüyorum.

Bu salonda ülkesi için hayal kuran, ufku açık, vizyonu geniş, ideal ve iddia sahibi dirayetli bir gençlik görüyorum.

Türkiye Cumhurbaşkanı olarak böylesi bir gençlikle yol yürümekten, bu ülkenin gençlerine hizmet etmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Coşkunuz, muhabbetiniz, vefanız ve dayanışmanız için her birinize canı gönülden teşekkür ediyorum. Türkiye’nin sizin gibi gençleri olduğu müddetçe yarınlarımız inşallah bugünümüzden çok daha parlak olacaktır. Bu millet çalışan, üreten, hak bildiği yolda yürümekten çekinmeyen gençlere sahip olduğu sürece geleceğine her zaman umutla bakacaktır. Rabbim yol arkadaşlığımızı daim eylesin diyorum.

Bizleri bu muhteşem atmosferde buluşturan Gençlik ve Spor Bakanlığı’mıza, Türkiye Belediyeler Birliği’ne şükranlarımı sunuyorum.

Genç Dostu Şehirler Kongre ve Sergisinin ülkemiz, milletimiz, şehirlerimiz ve elbette siz gençlerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Gaziantep’iyle, Diyarbakır’ıyla, Efeleriyle, Şanlıurfa’sıyla, tümünüzle gurur duyuyorum.  

Kardeşlerim,

Bugün başlayan, inşallah yarın da devam edecek bu anlamlı program kapsamında mimariden spora, kültürden diplomasiye, bilim ve teknolojiye uzanan geniş bir yelpazede siz gençlerimizin fikirlerini alacağız. Hem şehircilikte geldiğimiz noktayı farklı boyutlarıyla tartışacak, hem de daha müreffeh, daha yaşanabilir, daha huzurlu şehirler inşa etme hususunda gençlerimizin sesine kulak vereceğiz. Yine kongre çerçevesinde Genç Dostu Şehirler Fikir ve Proje Uygulama Yarışması’nda dereceye giren belediyelerimize ödüllerini takdim edeceğiz.

Gençlerimizin ilgisini yaşadıkları şehirlere çeken bu yarışmanın onların karar alma süreçlerine etkisini artıran yönüyle de katılımcı yerel yönetim anlayışının en güzel örneklerinden birini teşkil ettiğine inanıyorum. Yenilikçi fikirleriyle ülkemiz belediyecilik pratiğine farklı bir bakış açısı kazandıran tüm katılımcıları, özellikle de dereceye giren belediyelerimizi tebrik ediyorum.

Önümüzdeki süreçte gençlerimizi karar alma ve uygulama süreçlerine daha fazla dâhil etmeyi sürdüreceğiz.

Nitekim yönetimine kadın elinin değmesiyle beraber Türkiye Belediyeler Birliği’nin yeni bir dinamizm, yeni bir heyecan kazandığını görüyoruz. Bilhassa Birliğin gençlerimize, yaşlılara, engellilere ve kadınlarımıza yönelik özgün projeleri devreye almasından memnuniyet duyuyoruz. Türkiye Belediyeler Birliği’nin sınırlarımız içinde veya dışında ihtiyaç duyan ve talep eden her bir belediyemizin yanında yer alma çabasını da takdirle karşılıyoruz.

Birlik yönetimini hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki başarılı çalışmaları, hem de ülkemiz genelinde meydana gelen yangın ve sel felaketlerindeki gayretleri dolayısıyla ayrıca tebrik ediyorum.

Yüreğimizi dağlayan bu tabii afetler karşısında devletimizin ilgili kurumları yanında belediyelerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın da imkânlarını seferber etmesi acılarımızı bir nebze olsun hafifletmiştir. Buradan siyasi parti ayrımı gözetmeden yardım çalışmalarında yer alan tüm belediyelerimize şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Türkiye, yaşanan felaketlerin büyüklüğüne rağmen benzer sıkıntılarla yüzleşen ülkelere göre bu sancılı süreci başarıyla yürütmüştür. Kurumlarımız arasında afetle mücadeledeki iş birliğinin yeniden imar ve ihya sürecinde de devam ettirilmesi en büyük temennimizdir.

Devletimiz Van ve Elazığ depremi sonrasında vatandaşına verdiği sözü nasıl eksiksiz yerine getirmişse, inşallah sel ve yangında zarar gören insanımızın yaralarını da en kısa sürede saracaktır. İlgili kurumlarımız bu noktada çalışmalarını şimdiden başlatmışlardır. Tüm bakan arkadaşlarımın hepsi Rize, Artvin, ardından Kastamonu, bunun yanında Sinop, Bartın, bütün buralarda köylere varıncaya kadar çalışmalarını bakan arkadaşlarım, milletvekilleri, belediye başkanları hep birlikte devam ettirdiler, devam ettiriyorlar, şu anda da yine Kabinemin belli üyeleri arazide. Milletimiz bu zor günleri de atlatacak, birlik ve beraberlik ve kardeşlik içinde yürümeye devam edecektir.

Yarın Ahlat’tayız, oradan Malazgirt’e geçeceğiz ve Sultan Alparslan’ın yola çıktığı yerden biz de yola çıkacağız.

Her zaman söylediğimiz gibi, bu meseleler günlük siyasetin tartışmalarına malzeme edilemeyecek kadar önemlidir. Hele hele milletin ciğerini yakan bir musibetten siyasi rant devşirmeye çalışmanın hiçbir izahı olamaz. Çünkü yanan orman hepimizin ormanı, giden canlar hepimizin ortak canlarıdır. Yıkılan, yok olan, zarar gören 84 milyonun tamamının ortak servetidir.

Buradan bir kez daha afetlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve itfaiyecilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Rabbim milletimizi her türlü musibetten, afetten, muhafaza buyursun.

Kıymetli Misafirler,

Tarih boyunca insan ve şehir arasındaki etkileşim hep çift yönlü olmuştur. İnsan şehri güzelleştirirken, şehir de içindeki insanı inşa etmiş, geliştirmiş, dönüştürmüştür. Nasıl insan bulunduğu şehre anlam kazandırıyorsa, içinde yaşadığı şehir de insanı yoğuruyor, kimliğini, karakterini ve ruh dünyasını şekillendiriyor. Bunun için şehirler altyapı ve mimari bakımından ne kadar güçlü olursa olsun şayet orada insana, insani değerlere, insanın ihtiyaçlarına dair bir eksiklik varsa, o şehir bir taş ve beton yığınından ibaret kalmaya mahkûmdur.

Anadolu’nun manevi mimarlarından Hacı Bayram Veli Ankara’nın kuruluşuna işaret ettiği bir şiirinde bu hakikati şöyle kelimelere döküyor:

“Nâgihân ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm.

Ben dahi bile yapıldım taş u toprak aresinde.”

Günümüz Türkçesiyle ifade edecek olursak:

“Ansızın bir şehre vardım o şehri yapılır gördüm.

O taş toprak arasında ben de birlikte yapıldım.”

Şehirlerin serüvenini aynı zamanda orada yaşayan insanların da serüveni olarak görmemiz gerekir. Bunun en güzel örneklerinden biri de şüphesiz İstanbul’dur. Fatih Sultan Mehmet bundan 568 yıl önce İstanbul’u fethettiğinde bu şehir 13. yüzyıldaki Latin istilası sebebiyle büyük bir yıkıma maruz kalmıştı. Harap bir halde Bizans’tan devir alınan İstanbul, fetihten itibaren çarşıları, hanları, hamamları, camileri, külliyeleri ve mahalleleriyle bir Türk ve İslam şehrine dönüştü. Sultan II. Mehmet, bizzat takip ettiği imar ve iskân faaliyetleriyle İstanbul’u tekrar ayağa kaldırırken şehrin hakim karakterini değiştirdi. İstanbul’u mimari, ticari, ilmi, siyasi ve kültürel bakımdan asıl ihtişamına kavuşturan işte bu kapsamlı değişim sürecidir. Fetihle beraber sadece İstanbul değişmemiş İstanbul’un ahalisi de değişmiş. Osmanlı gerçek anlamda bir cihan devletine evrilmiştir. Yani şehirdeki değişim insana, insandaki değişim de topluma ve devlete sirayet etmiştir.

Benzer bir durum modernleşmeyle birlikte bu sefer tersine yaşanmıştır. İnsanı merkeze alan şehirler, modern dönemde beraber yerini üretimin ve sanayinin merkezde olduğu yeni şehircilik modellerine bırakmıştır. Modern şehirler bu bakımdan modern insanın çevreye, evrene, hayata ve topluma dair değişen bakış açısını da yansıtan birer sembol niteliğindedir. Devasa fabrikalar, işçilerin üst üste istiflendiği kamplar, giderek daha da yükselen gökdelenler, kalabalıklaşan şehirler, çarpık kentleşme; bu yeni dönemin en belirgin özellikleridir. Toprak ve taşın yerini betona ve demire bırakan şehirler sadece bedii zevkiyle değil insan unsuruyla da fıtrata yabancılaşmaya başlamıştır.

Refahın artmasıyla birlikte insanlar tekrar şehircilikte de güzel olanın peşine düşmüş, yeni arayışlar içine girmiştir. Türkiye, işte tüm bu süreçleri yaşamış bir ülkedir, dolayısıyla daha iyisini, güzelini, hayırlısını yapmak için elimizde yeteri kadar tecrübe de, bilgi de, imkân da vardır.

Kıymetli Dostlar,

İnsanlık olarak bilgi toplumu ve teknolojiyle beraber şehircilikte de artık yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Sadece sosyal ve bireysel ilişkilerin değil hayata dair birçok unsurun da kökten değişmeye başladığını görüyoruz. Buna paralel olarak, insanların şehirden, şehir hayatından, şehirdeki asıl hizmetleri yürüten yerel yönetimlerden beklentileri de değişiyor.

İletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte şehir sakinleri parçası oldukları hayata dair görüşlerini, beklenti ve taleplerini de daha fazla paylaşıyor. Özellikle gençlerimiz yerel yönetimler ve hizmetlerle ilgili karar alma mekanizmalarında daha etkin, daha belirleyici roller almak istiyor. Hiçbirimizin bu haklı taleplere kulak tıkama lüksü yoktur. Değişen şartlara ve yükselen toplumsal taleplere göre politika belirlemek, buna göre adım atmak, belediyelerimiz için bir tercihten öte zorunluluktur. Nasıl Türkiye dünkü Türkiye değilse, şehirlerimizi de artık yeni bir anlayışla geliştirmeli, belki bir kısmını yıkıp yeniden inşa etmeli, büyüme alanlarını tekrar değerlendirmeliyiz. Tabi bu sürecin olmazsa olmazı bizi geçmişe bağlayan maddi kültür unsurlarımıza sık sıkıya sahip çıkmaktır. Bu maddi kültür unsurları arasında şehirlerimizdeki orijinal mimari eserler, kültür ve sanat değeri olan her türlü yapı, hatırası olan her türlü obje de yer almaktadır. Maziden atiye kuracağımız köprüde bu unsurların çok önemli yeri vardır.

Ülkemizin İkinci Dünya Savaşı sonrası köylerden şehirlere yönelen büyük göç döneminde maruz kaldığı şehircilik felaketini tekrar yaşamasına izin veremiyiz. Önce sadece başını sokacak ev niyetiyle başlayan gecekondulaşmanın ardından bitip tükenmek bilmez rant hırsıyla ortaya çıkan dikey mimarinin bedelini yeteri kadar ödedik. Bizim artık bedeller ödemeye değil, planlı, programlı, geçmişe sahip çıkan, geleceği kucaklayan şehircilik modellerine ve uygulamalarına ihtiyacımız vardır. Genç dostu şehirler yaklaşımını bu bakımdan çok önemli görüyorum.

Evet, genç dostu, çocuk dostu, yaşlı dostu, kadın dostu, engelli dostu, velhasıl insan dostu şehirler kurmalıyız. Gençlik ve Spor Bakanlığımız ile Türkiye Belediyeler Birliğimizin düzenledikleri sergiyi bu doğrultuda ortaya konmuş bir irade beyanı olarak görüyorum.

Serginin düzenlenmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Gençlerimizin içinde olduğu her proje gibi bu gayretin de boşa gitmeyeceğine, mutlaka hedefine ulaşacağına yürekten inanıyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.