Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47. Yılı Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

20.07.2021

Sayın Cumhurbaşkanı,

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli,

Değerli Genel Başkanlar,

Kıymetli Gazilerimiz,

Muhterem Misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.

Kıbrıs Türk halkının barış ve özgürlüğe kavuşmasını sağlayan Barış Harekâtı’nın 47. yıl dönümünde aranızda bulunmaktan büyük bir gurur ve memnuniyet duyuyorum.

Bizi muhabbetle bağrına basan Kıbrıs Türk halkına, adada yaşayan vatandaşlarıma ahde vefaları için teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, bayramın ülkelerimize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Hep birlikte çifte bayram yaşamanın mutluluğu içindeyiz.

20 Temmuz zulme son verilen, Kıbrıs Türk halkının istikrarını kazandığı ve adaya barışın geldiği kurtuluş günüdür. Barış Harekâtı Anavatan ve garantör Türkiye’nin Kıbrıs Türkü’nün her zaman yanında olduğunun sembolüdür. Hiç tereddüt etmeden bu mücadelede canlarını ortaya koyan aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyorum.

Ne güzel söylemiş değerli Kıbrıs Türkü şairimiz:

“İki bayrak dalgalanır bugün kuzeyde

İki nazlı gelin misali

İki bayrak dalgalanır bugün kuzeyde

Bir zamanlar Türk halkının zincire vurulduğu yerde

Bir zamanlar Türk halkının hunharca öldürüldüğü yerde

Artık hürüz, özgürüz dermişçesine.”

Evet, özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz aziz şehitlerimiz, fedakârlıkları ve cesaretleriyle milletimizin kalbinde yerlerini almışlardır. Rabbim mekânlarını cennet, makamlarını âli, ruhlarını şad eylesin.

Bu vesileyle egemenlik ve özgürlük mücadelesinin önderleri merhum Doktor Fazıl Küçük ve merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Aynı şekilde Barış Harekâtı’na karar veren dönemin siyasetçilerini, 37. Türkiye Hükümeti’nin vatanperver üyelerini de şükranla yâd ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

  Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adada adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması için bugüne kadar her türlü samimi çabayı göstermiştir. Ancak Rumlar Kıbrıs Türkü’nü azınlık olarak görme, eşitlik temelinde çözümü reddetme gafletinden bir türlü uyanamadılar. 2004 yılında Annan Planı’na hayır diyen, 2017’de Crans-Montana’da masadan kalkan, iktidarı ve adanın zenginliklerini sadece kendine hak gören Kıbrıs Rum tarafı çözüm yolunu tıkamaya devam ediyor.

Geriye doğru baktığımızda, 58 yıldır süren bu zihniyetin değişmediğini, Cenevre’de düzenlenen gayri resmi 5 artı Birleşmiş Milletler toplantısında bir kez daha gördük. Rum tarafı gerçeklerden kopuk, maksimalist, samimiyetsiz ve şımarık yaklaşımını sürdürmekte ısrarcıdır. Bu yaklaşımlarını değiştirmek, kendilerini sorgulamak, hakkaniyetli çözüm yolunda samimi çaba harcamak gibi bir niyetleri de yoktur. Geçmişte hangi niyetleri taşıyorlarsa bugün de meseleye aynı zaviyeden yaklaşıyorlar.

Şöyle biraz derine indiğinizde içlerinde hâlâ 1974 öncesi katliamların özlemini çekenler bulunduğunu görebiliyoruz. Bunlar dürüst değil. İşte Bürgenstock’ta bunlarla Annan Planıyla ilgili görüşmeleri yaptık, bizzat işin içindeydim, orada bu görüşmeleri beraber yaptık. Ve bize söz verdiler, verdikleri sözü tutmadılar. Referandum dediler, güney referanduma yüzde 65 hayır dedi, ama kuzey evet dedi.

Peki, ne oldu? Şimdi buradan Avrupa Birliği’ne sesleniyorum, ne oldu? Siz sözünüzü tuttunuz mu? Avrupa Birliği olarak, Avrupa Birliği adına o zamanki toplantıyı izleyen Alman Verheugen’di ve kendisi bunu birçok yerlerde, üniversitelerde işin gerçeğini anlattı. Fakat gel gör ki hiçbir zaman bunlar dürüst davranmadılar, hep yalan, hep yalan, hep yalan. Bunlarda demokratlık yok. Avrupa Birliği mali noktada, idari noktada Kuzey Kıbrıs’a desteklerini verecekti, verdi mi? Hayır, vermedi. Niye? Bunların hayatı yalan üzerine kurulu, dürüst değiller. Geçen gün beni arıyorlar, söyledikleri şu: “Duydum ki ayın 20’sinde Kuzey Kıbrıs’ta konuşma yapacakmışsınız.” Eee? “Herhalde orada rahatsızlık verici bir konuşma olmaz.” Bunun iznini herhalde sizden alacak değiliz.

Şimdi bugün ne kadar Türk düşmanı varsa, Miçotakis’le beraber Amerika’da belki video konferansla bilemiyorum, ne kadar Türk düşmanı varsa bir araya gelmek suretiyle bize cevap teşkil edecek bir konuşmayı da onlar yapacaklar. Varsın yapsınlar, biz mesajımızı veriyoruz. Biz haklıyız, haklı olduğumuz için de sonuna kadar hakkımızı savunacağız. Bunlarda demokratlık yok, bunların hak ve özgürlük söylemleri sadece işlerine yaradığı yere kadar geçerlidir. Sonrasında istikameti hemen eski dönemlerine çeviriyorlar. Haksız şekilde üye yapıldıkları Avrupa Birliği’ne de bu tutumlarına alet ediyorlar. Kıbrıs Türk halkının kanıyla, canıyla, şehitlerinin fedakârlığıyla kurduğu devletten vazgeçmesini istiyorlar. On yıllardır değişmeyen, kısa sürede de değişmesi beklenmeyen bu nobran tavrın artık hiçbir hükmü kalmamıştır. Bizden kimse artık bundan sonra geriye dönüş beklemesin.

Geçersizliği kanıtlanmış modeller üzerine harcayacak bir 50 yılımız daha yoktur. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar Cenevre’de çözüm odaklı, gerçekçi bir öneri sundu. Bu gerçekçi, yenilikçi teklife olan desteğimiz tamdır, bunu her platformda ifade ediyoruz. Yeni bir müzakere süreci ancak iki devlet arasında yürütülebilir. Bunun için de öncelikle Kıbrıs Türkünün egemen eşitliği ile eşit statüsü teyit edilmelidir; çözümün anahtarı da budur. İki devletli çözüm olmaz demek, Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, eşitliğini, bağımsızlığını, devletini ve kazanımlarını görmezden gelmek demektir. Hiç kimse Kıbrıs Türkünden müktesep haklarından, kendi devletinden, eşit statüsünden, egemenliğinden vazgeçmesini, Rumların iradesi altında azınlık olarak yaşamayı, onların tahakkümüne girmeyi kabul etmesini beklemesin.

Kıbrıs’ta diniyle, diliyle, kültürüyle farklı eşit statüde iki halk ve iki devletin bulunduğu kabul edilmeden müzakerelerde ilerleme sağlanamaz. Bu gerçekleri esas alan bir çözüme ulaşılması artık tercihten öte –altını çiziyorum- zorunluluktur.

Kıbrıs Türk’ü Kardeşlerim,

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak izlediğimiz politika tam bir siyasi kararlılık ifadesidir. Bu sayede yerinde ve etkin adımlarla Kıbrıs meselesindeki oyunlar, ezberler bozulmuştur. Rum tarafının tüm karşı propagandasına rağmen Cumhurbaşkanı Tatar’ı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti’nin Maraş konusunda ortaya koydukları azimli duruş için ayrıca tebrik ediyorum. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın az önce bizlerle paylaştığı kararla Maraş’ta hayat yeniden başlayacaktır. Mülkiyet haklarına riayet edilerek yürütülen bu çalışmalar ışığında artık Maraş’ta herkesin yararına olacak yeni bir dönemin kapıları açılacaktır. Açılımın öncelikle kapalı Maraş’ın yüzde 3,5’una tekabül eden pilot bölgede başlayacak olması, Kıbrıs Türk makamlarının bu konuya ne kadar hassas yaklaştığını ortaya koyuyor. Yıllardır atıl durumda kalan bu bölge çözümsüzlüğün değil Kıbrıs Adasının huzurlu ve müreffeh geleceğinin sembolü olacaktır. Atılan bu adımlarla Maraş’ta yeni mağduriyetler oluşturulmayacak, bilakis mevcut mağduriyetler giderilecektir. Bizim kimsenin toprağında, hakkında, mülkünde gözümüz yoktur. Kimse de bizim ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hakkına el uzatamaz.

Doğu Akdeniz’de hem kendi hak ve çıkarlarımızı, hem de Kıbrıs Türk’ünün hak ve çıkarlarını korumakta kararlıyız. Arzumuz, bölgenin huzur, barış, istikrar, iş birliği ve refahla anılmasıdır. Bu doğrultuda yapıcı öneriler sunuyor, fırsatları birlikte değerlendirme tekliflerinde bulunuyoruz. İlgili tüm tarafların yer alacağı Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz bu yöndeki irademizin tezahürlerinden biridir. Hidrokarbon kaynaklarının adilane paylaşımına dair Kıbrıs Türk tarafının iş birliği önerisi gibi bu teklif de hala masadadır. Ancak Kıbrıs Türkü’nün tüm iş birliği çağrılarına kulak tıkayan Rum tarafı, sonbaharda sondaj çalışmalarına yeniden başlayacağını duyurdu. Kimin tek yanlı faaliyetler gerçekleştirdiğinin, kimin gerginliği artırdığının muhakemesini uluslararası toplumun vicdanına bırakıyorum. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak biz haklarımızı korumak adına ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Ülkelerimizi tek taraflı kararlarla yolundan çevirebileceklerini sananlara diplomasi ve ekonomi başta olmak üzere her alanda gerçekleri göstermek boynumuzun borcudur.

Kardeşlerim,

Hem içeride, hem de dışarıda bugünkü ziyaretimizden sizlerle kucaklaşmamızdan rahatsızlık duyanlar olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bu çevreler ilk günden itibaren ziyaretimizi ve şu tarihi bayram sevincimizi gölgelemek için ellerinden geleni yaptılar. Nitekim bizim bu ziyaretimiz üzerine hemen –az önce ifade ettiğim gibi- Amerika’da bir kesim Rumlarla ilişkileri güçlendirmek bahanesiyle harekete geçti. Aralarında tescilli Türkiye düşmanlarının olduğu bazı isimler güya Türkiye’nin saldırganlığına karşı Rumlara ve Yunanlılara desteklerini ifade etmek üzere bir konferans düzenlemişler.

Garantör ülke olarak adadaki kardeşlerimizin can güvenliğini sağlamak, hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak için gerçekleştirdiğimiz Barış Harekâtı’nın 47 yıldır hala hazmedilemediği anlaşılıyor. Hiç kusura bakmasınlar, değil 47 147 yıl da, 247 yıl da sürse Kıbrıs Türk halkı bağımsızlığından ve özgürlüğünden taviz vermeyecektir. Hatta onlara bir an önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelerek, hem buradaki devleti tanımaları, hem de bu güzel coğrafyanın güzelliklerinden istifade etmeleri çağrısında bulunuyorum. Bunun dışında ne dışarıdan verilen mesajların, ne de içeriden yürütülen girişimlerin bizim nazarımızda boş teneke gürültüsünden öte bir kıymeti yoktur.

Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kardeşliğini örselemeye, dayanışmasını zayıflatmaya kimsenin gücü yetmez. Bizim muhabbetimiz çıkar hesapları üzerine kurulu değildir. Bizim kardeşliğimizin hamuru şehitlerimizin kanlarıyla, gazilerimizin fedakârlıklarıyla, halklarımızın gayretleriyle yoğrulmuştur. Birlik ve beraberliğimiz en büyük gücümüzdür. Kıbrıs’ta çözümün de, barışın da, istikrarın da temelinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi, ekonomik ve sosyal bakımdan daha da güçlenmesi, Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin ilerletilmesi yatmaktadır. Bu hedefe ulaşmada tam bir seferberlik anlayışıyla çalışıyoruz.

Bugüne kadar elbirliği ile yürüttüğümüz çalışmaları bundan sonra da sürdürerek büyük çaplı projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Mayıs ayında Anavatan’ın suyunu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bereketli topraklarıyla buluşturacak sulama iletim tünelinin açılışını hatırlayın yapmıştık. Biraz sonra yine farklı alanlarda Kıbrıs Türkü’nün hayatına dokunan projelerin açılışını gerçekleştireceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kalkınması, sürdürülebilir bir ekonomik yapıya kavuşturulması için ne gerekiyorsa kararlılıkla hayata geçireceğiz. Gizli-açık tüm baskı, kısıtlama ve ambargolara rağmen Kıbrıs Türk halkının özgüvenini sürekli artırarak daha müreffeh yarınlara ulaşacağına inanıyorum. Bütün zorluklar unutmayın geçici, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise kalıcıdır.

Mücahitler ve Mehmetçikler bu topraklarda Kıbrıs Türk halkının geleceği için şehit oldular. Onların bıraktığı emaneti koruma sorumluluğu hepimize düşüyor. Bu devlet, bu güzel ülke yeni nesillerle daha da güçlenecek, Doğu Akdeniz’de barışın sembolü olacak.

Barış Harekâtında Kıbrıs Türkünün özgürlüğü, egemenliği uğruna canlarını feda eden şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, gazilerimizi de şükranla anıyorum.

Bu anlamlı günde Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere İstiklal Savaşımızın kahramanlarını da rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Daha nice bayramları ve yıl dönümlerini birlikte kutlamayı Rabbimden niyaz ediyorum.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramımız kutlu olsun, Kurban Bayramımız mübarek olsun, kalın sağlıcakla diyor, sizleri selamlıyorum.