Milli Savunma Üniversitesi Kuvvet Harp Enstitüleri Mezuniyet Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

16.07.2021

Eğitini tamamlayan Subaylarımızı tebrik ediyorum. Her birni tebrik ediyorum. Bugün 80’i 17 farklı ülkeden misafir olmak üzere, toplam 240 subayımız mezun oluyor. Misafirlerimize ülkelerinde ve kendi subaylarımıza yeni görev yerlerinde başarılar diliyorum.

Dün beşinci yıl dönümüne ulaştığımız, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kurulan Milli Savunma Üniversitemiz kısa sürede güçlü bir askeri eğitim kurumu haline gelmiştir. Üniversitemiz hâlihazırda beş farklı şehirdeki 1110’u misafir, 16 bin 382 öğrencisiyle eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürüyor.

Bugüne kadar üniversitemizden 765’i misafir olmak üzere toplamda 23 bin 167’i subay ve astsubay mezun olmuştur. Milli Savunma Üniversitemizin kuruluşunu gerçekleştiren ve bugünlere gelmesini sağlayan Profesör Doktor Erhan Afyoncu Hocamıza bir kez daha teşekkür ediyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin subay ve astsubay düzeyinde ihtiyaç duyduğu insan kaynağını karşılama yanında stratejik, bilimsel ve kültürel faaliyetler gösteren üniversitemizin daima yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Üniversitemiz bünyesindeki fakülte ve enstitülerden mezun olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimize katılan her subayımız ve astsubayımız ordumuzun gücünü artırmaktadır.

Türkiye, dünyanın sadece en köklü ordularından birine sahip olmakla kalmayan, aynı zamanda en eski kurmay eğitim sistemini de kurmuş bir ülkesidir. Biliyorsunuz bu yıl Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın kuruluşunun 2230.Yılı’nı kutluyoruz, dile kolay. Kurumlarımızın bir kısmı modern dönemdeki kuruluş yıl dönümleri üzerinden tarih veriyor olsa da, aslında çoğunun geçmişleri bir hayli eskilere dayanıyor. Bizim tarihimizdeki pek çok müessese Batılıların modern dönemde önümüze çıkarttıkları kurumların ilhamı veya kopyasıdır.

Artık siyasetten ekonomiye her hususta olduğu gibi askeri alanda da yeni bir seviyeye ilerliyoruz. Bu yeni seviyede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hem insan kaynağı, hem eğitim kalitesi, hem donanımı itibariyle mümkün olan en güçlü konuma ulaşması hayati öneme sahiptir. Geçmişte bir dönem vesayet odaklarının, bir dönem FETÖ’cü hainlerin yol açtığı kayıplara rağmen bu doğrultuda önemli bir mesafe kat ettik. Türkiye’nin savunma sanayi teknolojilerinde geçtiğimiz 15-20 yılda kat ettiği mesafe, tüm dünyanın dikkatle takip ettiği, örnek aldığı bir başarı hikayesidir. Aynı başarıyı Milli Savunma Üniversitemizde subay ve astsubay eğitimi alanında da görüyoruz. Ordumuzun er-erbaş seviyesindeki insan kaynağıyla ilgili yeni modeller de oldukça tatminkar bir şekilde yürüyor. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz sınırlarımızı koruma, sınır ötesi harekatlarımızı gerçekleştirme, dost ve kardeş ülkelere destek olma konusunda gösterdiği performansla adeta destan üstüne destan yazıyor.

Milletimizin ülkesine olan güveninin artmasında ordumuzun gösterdiği başarıların büyük payı vardır. Elbette sistem ve teknoloji önemli olmakla birlikte meselenin özünde insan olduğunun da farkındayız. Türk milleti, askerliğe ve teşkilatçılığa olan yatkınlığı sayesinde sürekli kendini yenilemeyi, geliştirmeyi, büyütmeyi başarmıştır. Tarih boyunca kurduğumuz kesintisiz devletler zinciri bu kabiliyetin ürünüdür.

Cumhuriyetimizi üzerinde inşa ettiğimiz 600 yıllık Osmanlı çınarı bile tek başına bir milleti binlerce yıl ayakta tutacak motivasyonu sağlamaya yeterlidir. Geçmişi Asya’nın dört bir yanından Avrupa’nın derinliklerine uzanan, Afrika’ya selam veren, kadim dönemlere kadar uzanan izleri sebebiyle Amerika Kıtasını kardeş bilen bir milletin uzunca bir süredir kaderinin düğümlendiği yer işte burasıdır, Anadolu’dur, Türkiye’dir. Eğer Türkiye güçlü ise, işte tüm bu coğrafyalarda gurur vardır, sevinç vardır. Eğer Türkiye güçlü ise, dünyanın neresinde olursa olsun tüm mazlumlar, mağdurlar için bir çıkış yolu vardır. Eğer Türkiye güçlü ise yakın-uzak her yerde zalimlerin zulmü altında inleyen her kardeşimiz için umut vardır. Türkiye’nin işte bu güçlü duruşunun en önemli ayaklarından biri de askeri alanda verdiği mücadeleler ve kazandığı zaferlerdir.

Kahraman askerlerimiz yarım asra yakın bir süre önce Kıbrıs’ta sadece oradaki Türklerin canlarını kurtarmakla kalmamış, bu milletin üzerindeki külleri en zor şartlarda bile silkip atabileceğini göstermiştir.

Neredeyse 40 yıl boyunca süren terörle mücadele döneminde kurulan tüm tuzaklara ve oynanan oyunlara rağmen sergilenen dirayetli duruş yeniden başarabileceğimizin işareti olmuştur. Suriye sınırlarımız üzerinden ülkemizi bölmek için harekete geçen PKK’lı ve DEAŞ’lı canilerin tepelerine binerek, ortaya koyduğumuz kararlılık ve elde ettiğimiz başarı oyunu tümden değiştirmiştir. Libya’da hem diplomatik, hem askeri alanda gösterdiğimiz başarı sadece Akdeniz’de değil, tüm dünyada kartların yeniden karılmasına yok açmıştır. Karabağ’ın azatlığı mücadelesinde Azerbaycanlı kardeşlerimize verdiğimiz hasbi destek ve sadece 44 günde kazanılan zafer bir kez daha tüm gözleri üzerimize çevirmiştir. İnşallah şimdi başka coğrafyalarda bizimle birlikte yol yürümek isteyen kardeşlerimizin yanlarında yer almanın hazırlıkları içindeyiz.

Buradan bir kez daha açıkça ifade ediyorum, bizim hiç kimsenin toprağında, egemenliğinde, birlik ve beraberliğinde gözümüz yoktur. Biz sadece emperyalistlerin ve onların oyuncağı haline dönüşmüş kifayetsiz rejimler ile terör örgütlerinin zulmü altında inleyen kardeşlerimizin çağrılarına kulak veriyor, onlara karşı tarihi sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Binlerce, onbinlerce kilometre öteden özellikle ses verip gelip sırf kendi siyasi ve ekonomik çıkarları, güvenlik ve refah kaygıları için oluk oluk kan akıtanların tersine, biz yaşatmak için gidiyoruz. Türk’ün olduğu yerde zulüm olmaz. Türk’ün olduğu yerde masum kanı akmaz. Türk’ün olduğu yerde mazlum gözyaşı dökmez. Türk’ün olduğu yerde ancak güven olur, huzur olur, refah olur, aksi yönde tek bir örnek gösterilemez. İşte bunun için milletimiz hep ordusunun muzaffer, askerinin şanlı, ülkesinin güçlü olması dileğiyle dua eder. Bugün mezun olan siz subaylarımız görev yerlerinizde işte böyle şanlı bir orduya kumanda edeceksiniz, Rabbim yar ve yardımcınız olsun diyorum.

Değerli Misafirler,

Mehmet Akif’in çok sık tekrar ettiğim bir dörtlüğünü burada sizlere de hatırlatmak istiyorum;

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?

Tarih’i tekerrür diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Evet, bizlere düşen görev, tarihte yaşadıklarımızdan gereken dersleri çıkartarak, gereken ibretleri alarak tekerrürlerin önüne geçmektir.

Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca en kritik dönemlerde çeşitli demokrasi ve kalkınma hamleleri başlatmıştır. Bu hamlelerin nasıl kesintiye uğradığına baktığımızda, kimisinin gerisinde çok basit kişisel hesapların, kimisinin gerisinde vizyonsuzların, kimisinin gerisinde de çok daha sıkıntılı durumların olduğunu görüyoruz. Her ne sebeple olursa olsun, kaçırdığımız her fırsatın ülke ve millet olarak bize çok ağır maliyetleri olmuştur. Demokrasimin aldığı yaraların maliyeti, milli birlik ve beraberliğimizin tehlikeye girmesine kadar varmıştır.

Kalkınmada yaşadığımız gerilemenin maliyeti sadece yoksulluk olarak değil, aynı zamanda sanayiden ticarete her alanda tıkanıklık şeklide karşımıza çıkmıştır. Ülkemizi sadece 3-5 tarım ürünü, 3-5 maden ve katma değeri düşük 3-5 ürüne mahkum edenlerin gayesi, aslında istikbalimizin, istiklalimizin önünü kesmekti. Hamdolsun, büyük uğraşlar, mücadeleler, fedakârlıklar neticesinde Türkiye bu kısır döngüyü kırmayı başarmıştır. Önce demokrasi ve kalkınma hamlemizi başarıya ulaştırdık, 15 Temmuz’un zirvesi olduğu mücadele süreciyle de özgürlüğümüze vurulan prangaları parçalayıp attık. Bugün Türkiye bölgesinde ve dünyada başı dik bir şekilde kendi politikalarını uyguluyor, sahada ve masada en güçlü şekilde temsil ediliyorsa işte bu sayededir. Milletimize böylesine kritik ve tarihi dönüm noktasında kendisine liderlik etme şerefini bize bahşettiği için ne kadar hamd etsek azdır.

Kahraman ordumuzun önce vesayet odakları, ardından FETÖ’cü hainler eliyle maruz kaldığı tüm saldırılara ve aldığı yaralara rağmen çok kısa bir sürede asıl gücüne, potansiyeline, vizyonuna ulaşması yürüdüğümüz yolun doğruluğunun ispatıdır.

Ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırma, 2053 vizyonunu çocuklarımıza, 2071 vizyonunu da torunlarımıza miras bırakma konusundaki kararlılığımız attığımız her adımda karşımıza çıkan fotoğrafla biraz daha perçinlenmektedir.

Milli Savunma Üniversitemizin işte bu büyük fotoğrafın en önemli unsurlarından biri olarak ordumuza yetiştirdiği subay ve astsubayların her birini aynı zamanda geleceğimize aydınlatan birer ışık olarak görüyorum.

Bir kez daha bugün mezun olan subaylarımızı tebrik ediyorum.

Misafir mezunlarımızdan ülkelerine döndüklerinde tüm dost ve kardeş halklara selamlarımızı iletmelerini istiyorum.

Üniversitemizin Rektörüne ve tüm yönetim kademesine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.