Devlet Övünç Madalyası Tevcih Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

18.03.2021

Değerli Gazilerimiz,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, milletin evine, bu gazi mekâna hoş geldiniz. Ülkeleri için gözlerini kırpmadan ölüme yürüyen şehitlerimizin yakınları ile gazilerimize devlet övünç madalyası takdim etmek üzere bir aradayız.

Aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Hiç şüphesiz şehitlerimiz ve gazilerimiz en büyük mükâfatı Rabbimiz nezdinde alacaklardır. Nitekim Rabbimiz: “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, zira onlar diridirler, ancak siz bunu bilemezsiniz” buyuruyor.

Şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin milletimizin gönlündeki müstesna yerleri de her türlü takdirin ve taltifin üzerindedir. Bugün burada şehit yakınlarımıza ve gazilerimize takdim edeceğimiz madalyalar, devletimizin sizlere olan minnettarlığının bir ifadesidir.

Yurt içinde ve yurt dışında yürüttüğümüz terörle mücadele harekâtlarında şehit veya gazi olan kardeşlerimiz bu toprakları bin yıldır vatan yapma mücadelemizin son neferleridir. Yurdu yaşatmak için kendi hayatlarından vazgeçen kahramanlarımız sayesinde alnımız ak, başımız dik, gönlümüz ferah bir şekilde geleceğe yürüyoruz. Bin yıldır bize sadece bu toprakları değil, aldığımız nefesi bile çok görenler kimi zaman ordularla, kimi zaman sinsi tuzaklarla hep üzerimize geldiler. Haçlı seferlerinden İstiklal Harbimize kadar hep bu saldırılarla mücadele ettik. Bugün de terörle mücadele diye ifade ettiğimiz, ama aslında çok daha kapsamlı bir çarpışmanın ifadesi olan kavgayı aynı amaçla veriyoruz. Her ne kadar bazıları hala anlamamakta ısrar etse de, bayrağımızın ve ezanımızın sembolü olduğu bu kavga, milletimizin coğrafyamızdaki bin yıllık varlık-yokluk mücadelesinin ta kendisidir.

Bazıları sanıyor ki biz bu mücadeleyi yürütmezsek karşımızdakiler gizli-açık saldırılarından vazgeçecekler. Tam tersine, biz bu mücadelede en küçük bir gevşeklik gösterdiğimiz gün Sevr’den beter dayatmalarla karşımıza çıkacaklardır. Şayet bugün Türkiye’ye fiilen bulaşamıyorlarsa, siyasetten ekonomiye, altyapıdan savunma sanayine kadar her alanda sahip olduğumuz güç sayesindedir. Belgesellerde aslanlarla sırtlanların ilişkisini görmüşsünüzdür. Aslan güçlü ise, sırtlanlar etrafta dolaşır, ama hiçbir şey yapamaz. Sonra da kuyruklarını kıstırıp giderler. Ama aslan zayıf duruma düştüğü an tüm sırtlanlar bir anda tepesine çöker, onu lime lime ederler. İşte bunun için Türkiye hep güçlü olmak mecburiyetindedir. Türkiye’nin en büyük güç kaynağı da, 84 milyon vatandaşının kendi içindeki birliği, beraberliği, kardeşliğidir. Millet olarak tek bilek, tek yürek hareket ettiğimizde Allah’ın izniyle karşımızda durabilecek hiçbir güç tanımıyor, aşamayacak hiçbir engel görmüyoruz. Vatanımızın bütünlüğüne, ülkemizin birliğine, milletimizin beraberliğine yönelik saldırıların artmasının gerisinde işte bu hakikatin düşmanlarımız tarafından da görülmesi vardır. Coğrafyamızda hüküm süren daha önce devletlerimiz olan Selçuklu da, Osmanlı da dış saldırılardan ziyade içerideki bölünmeler sebebiyle yıkılmıştır. Henüz 100. yılına bile ulaşamadığımız bugünkü devletimizin de aynı akıbete düçar olmasına izin vermeyeceğiz.

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep birlikte kardeş olacağız ve unutmayalım vazgeçmeksizin Türkiye olacağız. Uzunca bir süredir her fırsatta tekrarladığımız Rabia’mızın gerisindeki mana da işte budur. Tek millet diyerek, 84 milyonun birliğini beraberliğini ifade ediyoruz. Tek bayrak diyerek, rengini şehitlerimizin kanından alan bayrağımızın birleştiriciliğini vurguluyoruz. Tek vatan diyerek, 780 bin kilometrekare vatan toprağının bölünmezliğine işaret ediyoruz. Tek devlet diyerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devletimiz olmadığını, olamayacağını anlatıyoruz.

Kahramanlık destanlarıyla yürüttüğümüz bu kadim ve kutlu mücadelede verdiğimiz her şehidimiz, her gazimiz istiklalimizin ve istikbalimizin tescilinin sembolü olan mühürlerdir. Bu yolda akıttığımız her damla kan gibi, döktüğümüz her damla gözyaşı ve her damla ter de geleceğimizi aydınlatan birer ışık hüzmesidir.

Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz olarak sizler işte böylesine mukaddes bir davanın en ön saflarında yer alıyorsunuz. Elbette milletimiz ve devletimiz size olan borcunu asla ödeyemez. Sizlere sağlanan tüm imkânlar ve bugün takdim edeceğimiz madalyalar, sadece şükranımızın, minnettarlığımızın küçük birer nişanesidir. Dedesinden, atasından kalan İstiklal Madalyalarını gururla taşıyan torunlar olarak bizler, ecdadımızla nasıl iftihar ediyorsak, inşallah sizlerin soyundan gelenler de sizinle aynı şekilde gurur duyacaklardır. Rabbim hepinizden razı olsun.

Değerli Kardeşlerim,

Bugün Çanakkale Zaferimizin 106. Yıldönümüdür. Buradan tüm milletimizin 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü canı gönülden tebrik ediyorum. Çanakkale Destanını yazan kahramanlarımızın her birini, özellikle de şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle yâd ediyorum.

Bu toprakları vatan yapabilmek için Malazgirt’ten Niğbolu’ya, Mohaç’tan Preveze’ye, İstanbul’un fethinden Çanakkale’ye, İstiklal Harbi’nden Kıbrıs çıkarmasına kadar nice savaşlar verdik. Ecdadını özellikle unutmayan bir nesil var. Kaldı ki, ecdadın kanlarıyla yoğurarak, vatan yaptığı bu toprakları onların hatıralarına layık şekilde korumak, devletimizi güçlendirmek ve büyütmek için gece-gündüz çalıştık, çalışıyoruz. Tüm bu süreçte Çanakkale Savaşları hem İstiklal Harbimizin girizgâhı olması hem de milletimizin topyekûn kıyamını ifade etmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Eğer Çanakkale’de o tarihi destan yazılmamış, o muhteşem zafer kazanılmamış olsaydı Allah korusun büyük bir felaketle karşı karşıya kalacaktık. Çanakkale tarafların kimliklerine baktığımızda kelimenin tam anlamıyla yedi düvelin bir olup üstümüze geldiği bir savaştır. Türk milleti Bursa’dan Kastamonu’ya, Konya’dan Manisa’ya, İzmir’den Mersin’e, Halep’ten Debre’ye, Kosova’dan Kudüs’e, Musul’dan Selanik’e kadar coğrafyamızın her köşesinden insanıyla Çanakkale’de bu hayâsız akına imanıyla dur demiştir. Mehmet Akif Çanakkale mahşerini şöyle tasvir ediyor:

“Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...

O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!”

Evet, Çanakkale’de bir hilal uğruna çok güneşlerimizi kaybettik, ama karşılığında istiklalimizi ve istikbalimizi kurtardık. Bugün de sınırlarımız içinde ve dışında istiklalimizi ve istikbalimizi korumak için hazır bekleyen nice güneşlerimizin aydınlığında büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa ediyoruz. Dün var güçleriyle yüklendikleri halde bu millete diz çöktürmeyi başaramadılar. Bugün de terörden darbeye kadar her yolu denediler, ama yine milletimize diz çöktüremediler. İnşallah gelecekte de bu kirli emellerine ulaşamayacaklar. Demokrasi ve kalkınma yolunda attığımız her yeni adımda, kazandığımız her mücadeleyle geleceğimize daha güvenle bakıyoruz. Türkiye’yi 2023 hedeflerine kavuşturma konusundaki ısrarımızın sebebi üzerimizde oynanan oyunları bir daha teşebbüs edilemeyecek şekilde yerle yeksan etmektir. Binlerce yıllık devlet geleneğimizden ve coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızdan aldığımız dersler ışığında evlatlarımıza 2053 vizyonunu miras olarak bırakıyoruz.

İçinde bulunduğumuz 2021’i Anadolu’yu imanları ve irfanlarıyla yurt yapan büyüklerimizden, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Yılı olarak ilan ettik. Bu sene aynı zamanda Büyük Millet Meclisi’nde kabulünün 100’ncü Yılı vesilesiyle İstiklal Marşı Yılı’dır. İstiklal Marşı’nın her bir kelimesi, her bir satırı, her bir dörtlüğü bize verdiğimiz mücadelenin tarihi önemini anlatan mesajlarla doludur. Aynı zamanda milli andımız olan İstiklal Marşımız bize niçin birlik olmamız, vatanımıza niçin sahip çıkmamız, niçin devletimizi güçlendirmemiz gerektiğini de anlatıyor. İstiklal Marşımızdaki ruhu hep birlikte içselleştirmemiz, yediden 70’e milletimizin tüm fertlerine aşılamamız bu bakımdan büyük önem taşıyor.

Aramızda şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin evlatlarını görüyorum. İnşası için var gücümüzle çalıştığımız büyük ve güçlü Türkiye hedefimiz işte bu evlatlarımızın omuzlarında zirveye çıkacaktır. Ne diyor şair:

“Şehitler tepesi boş değil,

Toprağını kahramanlar bekliyor!

Ve bir bayrak dalgalanmak için;

Rüzgâr bekliyor!”

Evet, sevgili çocuklar; bayrağımızı dalgalandıracak rüzgâr dün dedelerimizdi, bugün babalarınız oldu, yarın da inşallah sizler olacaksınız. Kalbinden iman, dilinden tekbir, elinden bayrak eksik olmayan, her alanda kendini en iyi şekilde yetiştirmiş evlatlara sahip olduğumuz müddetçe gözümüz arkada kalmayacaktır.

Bu duygularla bir kez daha bugün Devlet Övünç Madalyalarını tevcih edeceğimiz şehit yakınlarımızı ve gazilerimizi tebrik ediyorum. Rabbim bizleri şehitlerimizin yolundan ayırmasın diyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.