Ekonomi Reformları Tanıtım Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

12.03.2021

Bugün anlamlı bir gün, zira İstiklal Marşımızın kabulünün 100. Yıldönümü’nde aynı zamanda Ekonomi Reformları Tanıtım Toplantısı’nı yapıyoruz. Zira bu da bizim ekonomik bağımsızlığımızın inşallah değişik bir yapısının açıklamasına vesile olacak.

Aziz Milletim,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri ne kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Türkiye ekonomisinin yarınlarını şekillendireceğine inandığımız reform programımızı sizlerle paylaşmak üzere biraraya gelmiş bulunuyoruz. Bu programın hazırlıklarını geçtiğimiz yılın Kasım ayından beri yürütüyoruz. Çalışmamızın özünde ekonomiyi yatırım, üretim, istihdam ve ihracat temelinde büyütme amacı bulunuyor. Üretimde verimlilik artışı sağlayarak potansiyel büyümemizi artıracağız. Reel ekonomiyi daha da güçlendirerek ithal girdi kullanımını azaltmış, katma değerli üretimle ihracatta yeni rekorlar kıran yerli ve milli bir ekonomi hedefliyoruz.

Programın hazırlıkları sürecinde arkadaşlarımız, özel sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla biraraya gelerek tüm talepleri ve teklifleri dinledik. Sık sık ekibimle, heyetimle biraraya geldim ve değerlendirmeleri bu şekilde yaparak son şeklini verdik. Toplantının akabinde sizlere kitapçıklar dağıtacağız. Ayrıca, ülkemizdeki büyükelçilere, uluslararası camiaya da yine dağıtacağımız kitapçıklarımız var. Ardından bakanlıklarımız ve partimizin ilgili birimleriyle tüm bu başlıklar masaya yatırıldı, etkili ve kalıcı çözüm yolları açık yüreklilikle tartışıldı. Biz de bu süreci en başından itibaren takip ettik, yönlendirdik ve nihai şeklini verdik. Toplantımızın İstiklal Marşımızın kabulünün 100. yılına denk gelmiş olması da ayrı bir gurur verilesidir.

Türkiye’nin, bu 3 kelimenin altını özellikle çiziyorum, Türkiye’nin istihsal mücadelesini, istiklal ve istikbal mücadelesi kadar önemli görüyoruz. İşte bu anlayışla tam da İstiklal Marşımıza yakışır şekilde ve aynı ruhla yaşadığımız devrin ihtiyaçlarına göre şekillendirdiğimiz yeni yol haritasını milletimizle paylaşıyoruz. İnşallah bu yol haritasını milletimizle, kurumlarımızla, iş dünyamızla, tüm paydaşlar hep birlikte hayata geçireceğiz. Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmek için her halde gece-gündüz çalışarak hedeflerimize mutlaka ulaşacağız. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle o günlerin çok yakın olduğuna yürekten inanıyoruz.

Aziz Milletim,

Yakın tarihe baktığımızda ülkelerin ekonomilerinin en çok siyasi istikrarsızlıklardan ve güven ikliminin bozulmasından etkilendiğini görüyoruz. İki kavram çok çok önemli, bu istikrardır ve güvendir. Biz de bu tespitten hareketle 2002 yılında ülkenin yönetimini devraldığımızdan beri Türkiye’yi istikrar ve güven esasına göre geliştirmenin, büyütmenin, güçlendirmenin mücadelesini veriyoruz.

Türkiye uzunca bir dönem, koalisyonların yol açtığı istikrarsızlıkların, terör ve kaos ortamının tetiklediği, güvensizlik ikliminin ağır bedellerini ödemiştir. Bu tablo ülkemizin uluslararası siyasi, ekonomik, sosyal krizlere de hazırlıksız yakalamasına yol açmıştır. Tek başımıza iktidarda bulunduğumuz hükümetlerimiz döneminde de bu sıkıntıyı hep gördüğümüz için sürekli tetikte olduk. Dirayetli yönetimimizle 2009 küresel krizi gibi 2013 sonrasındaki pek çok siyasi, sosyal, ekonomik, bütün bu sarsıntıları başarıyla göğüslemeyi ve ülkemizi 2023 hedeflerinin rotasında tutmayı başardık. Esasen ülkemizin yönetim sistemini değiştirme talebimizin gerisindeki en önemli sebep, eski yönetim sisteminin kırılganlıklarının yol açtığı tehlikeleri yakından görmüş olmamızdır. Hamdolsun, Cumhur İttifakı’nın anlayış birliği ve milletimin desteğiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçerek Türkiye’yi bu kırılgan siyasi iklimden kalıcı olarak kurtardık. Artık bu ülkede hiç kimse, hiçbir kesim, hiçbir odak millete rağmen devleti ve toplumu yönetme hevesine kapılamayacaktır.

Milletin yarısından fazlasının desteğini alarak göreve gelen hiçbir yöneticinin de layüsel davranma, ülkenin çıkarlarına aykırı hareket etme, insanlarımıza herhangi bir sebeple ayrışma, dışlama şansı yoktur. Bir başka ifadeyle, demokratik ve ekonomik kalkınmanın temel şartlarından biri olan siyasi istikrarı kurumsallaştırdık. Bu aynı zamanda güven ikliminin tesisini de kolaylaştıran bir adım olmuştur. Türkiye, bölgesel ve küresel nice krize rağmen gücünü koruyor, hedeflerine yürümeyi eğer sürdürebiliyorsa işte bu sayededir. Yeni yönetim sistemimizin gerektiğinde geliştirilmek suretiyle asırlar boyunca ülkemizde istikrar ve güven ikliminin teminatı olacağına inanıyoruz. İnşallah yeni ve sivil anayasayla birlikte bu yönde ihtiyaç duyulan bazı adımları atacağız.

Dünyanın tamamıyla birlikte ülkemizi de etkileyen koronavirüs salgını hem 18 yılda ülkemizde kurduğumuz güçlü altyapının, hem de yeni yönetim sistemimizin adeta bir sınamasına dönüşmüştür. Hamdolsun, sağlıktan üretime, güvenlikten sosyal dayanışmaya kadar her alanda bu sınamayı başarıyla verdik. Elbette sıkıntılar yaşadık, yaşıyoruz, ama bunların hiçbiri de üstesinden gelinemeyecek hususlar değildir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki tabloya baktığımızda, Türkiye’nin bu kriz sürecinde olumlu yönde nasıl ayrıştığını daha iyi görebiliyoruz. Mesela 2020 yılında dünya ekonomisi yüzde 3,5 küçüldü, küresel ticaret yüzde 10’a yakın daraldı, uluslararası doğrudan yatırımlar yüzde 42 azaldı, küresel borç toplamı 282 trilyon dolara ulaşarak, tarihin en yüksek seviyesini gördü. Gıda fiyatları dünya çapında son 6,5 yılın, metal fiyatları ise son 9,5 yılın rekorunu kırdı.

Salgının yıkıcı etkileri henüz sona ermediği gibi, her geçen gün yeni tehditler ortaya çıkıyor. Aşı ve ilaç alanındaki gelişmeler elbette umutları arttırıyor. Bununla birlikte, 100’ün üzerinde ülkenin hâlâ aşıya erişememiş olmasını dünyadaki eşitsizliğin ve adaletsizliğin çarpıcı bir örneği olarak hafızalarımıza nakşediyoruz. Üstelik yapılan analizden 2023 yılına kadar dahi 85 yoksul ülkenin aşıya ulaşamayacağına işaret ediyor. Halbuki aşı ve ilaç adil bir şekilde tüm ülkelerin kullanımına açılmadıkça dünyanın zenginlerinin de huzur bulamayacağı, büyük ekonomilerin istikrar kazanamayacağı ortadadır.

Peki, dünyada bunlar yaşanırken Türkiye ne yaptı, kendini nasıl farklılaştırırdı? Eğer böyle bir şey sorarsanız cevabımız gayet basittir; öncelikle hiçbir vatandaşımızın mağdur olmaması için devletimizin tüm imkânlarını seferber ettik. Elimizdeki imkanları kendi vatandaşlarımızla birlikte tüm dostlarımız ve kardeşlerimizle de paylaştık. Güçlü sağlık altyapımız ve herkesi kapsayan adil sosyal güvenlik sistemimiz sayesinde hiçbir insanımızı salgın karşısında çaresiz ve tek başına bırakmadık.

Sosyal destek programlarımızın kapsayıcılığını genişleterek, şartlarını kolaylaştırarak, işlemlerini hızlandırarak ihtiyaç sahibi herkesin yanında olduk, böylece salgının ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal tehditlere karşı güçlü bir direnç sergiledik.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sağladığı koordinasyon ve yönetim kapasitesiyle proaktif, esnek ve etkili politikaları hayata geçirerek, Türkiye’yi pek çok ülkeden olumlu yönde ayrıştırmayı başardık. Hepsinden önemlisi Türkiye’nin her türlü farklı senaryoya hazırlıklı olduğunu ve hızlı hareket edebildiğini tüm dünyaya gösterdik.

Salgına rağmen 2020 yılında yüzde 1,8 oranında büyüdük. G-20 ülkeleri arasında ekonomisini reel olarak büyütmeyi başaran iki ülkeden biri olduk ve Çin’in ardından ikinci sırada yer aldık.

Özellikle yılın ikinci yarısında aldığımız tedbirler ve ekonomiyi canlandırmaya yönelik destek paketlerimiz sayesinde dünyada ekonomisini büyütebilen nadir ülkelerden biri olmayı başardık.

Sanayimizdeki üretim çeşitliliği, değişikliklere adapte olabilme kabiliyetimiz ve yetkin insan kaynağımız en büyük avantajlarımızdır.

Diğer yandan üzerine daha güçlü biçimde odaklanmamız gereken hususlar olduğunu da biliyoruz. İktidarlarımız döneminde karşılaştığımız her problemin üzerine nasıl çözüm odaklı bir şekilde ısrarla gitmişsek bugün de aynısını yapıyoruz. Ülkemizi güçlendirecek reformları hayata geçirecek adımları hiç tereddüt etmeden atıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda İnsan Hakları Eylem Planımızı açıklamıştık, bugün de hem özel sektörü teşvik edici, hem de kamu tarafını disipline edici unsurlar taşıyan ekonomik reformlarımızı kamuoyunun takdirine sunuyoruz.

Reform programımızla güçlü yönlerimizi perçinlerken, sorun gördüğümüz alanlar için de gerçekçi ve ayakları yere sağlam basan çözümler getiriyoruz. Biz bugüne kadar hiçbir problemi halının altına süpürmedik, görmezden gelmedik. Değişimin, dönüşümün, gelişmenin ve tekamülün hayatın bir gerçeği olduğuna, dolayısıyla süreklilik içerdiğine inanıyoruz. Yıllardır hep bu anlayışla çalıştık, şimdi de aynı hissiyatla milletimizin huzurundayız.

Salgınla mücadeleyi kazanmakta kararlı olduğumuz 2021’i orta vadede nitelikli büyüme dönemine girişin de hazırlık yılı olarak değerlendiriyoruz. Türkiye salgın sonrası özellikle bu dönemin ekonomik yapılanmasını uygun şekilde sürdürülebilir, güçlü ve kaliteli bir büyümeyi mutlaka, ama mutlaka yakalayacaktır. Büyümenin toplumun her kesimine refahını arttıracak istikamette gerçekleşmesi olmazsa olmazımızdır. Bu süreçte tüm politikalarımızı makroekonomik istikrarı güçlendirecek, verimliliği temel alan rekabetçi yatırımları ve üretimi destekleyecek şeffaf ve öngörülebilir bir yönetim anlayışıyla hayata geçiriyoruz.

Aziz Milletim,

Güçlü, sağlam ve her türlü şoklara karşı dirençli bir ekonomiye giden yol makroekonomik istikrarın tesisinden ve devamlılığından geçiyor. İstikrarı sürdürmek için makro politikalar yanında bir dizi yapısal tedbirin ve dönüşümün gerçekleştirilmesi şart. Bu sebeple açıklayacağımız reformların omurgasını makroekonomik ve yapısal politikalar oluşturuyor. Makroekonomik istikrar kapsamında kamu maliyesi, enflasyon, finansal sektör, cari açık ve istihdam alanlarına odaklandık. Yapısal politikalar tarafında ise kurumsal yapının güçlendirilmesi, yatırımların teşvik edilmesi, iç ticaretin kolaylaştırılması, rekabet politikaları, piyasa gözetimi ve denetimini reform kapsamımıza aldık. İlk reform alanımız risklere karşı daha güçlü bir kamu maliyesi yapısını oluşturmak olacaktır. Son 18 yıldır hep olduğu gibi önümüzdeki dönemde de güven ve istikrara dayalı mali disiplin en temel önceliğimizdir. İkide bir fiyat istikrarı, fiyat istikrarı, diyorlar ya, biz onu artık bir kenara koyduk. Şimdi yeni dönem az önce anlattığım gibi aslında dört temelin üzerinde bina edilecek. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat. Bu amaçla harcama disiplini, kamu borç yönetimi, vergi düzenlemeleri, kamu alım ihaleleri, kamu özel işbirlikleri ve kamu iktisadi teşebbüsleri gibi hususları kapsayan yeni politikaları şimdi bu dönem de hayata geçiriyoruz.

Harcama disiplini konusunda önceliği vatandaşa hizmet etmenin en önemli aracı olan bütçe politikalarına veriyoruz. Meclis’in bütçe hakkının kapsamını genişletirken şeffaflık ve hesap verebilirliği artırıyoruz. Bunun için iki önemli politika değişikliğine gidiyoruz. İlk olarak döner sermayeleri gözden geçiriyor, verimli olmayanları kapatıyor ve diğerlerini de kademeli şekilde merkezi yönetim bütçesine dolayısıyla, Meclis denetimi kapsamına alıyoruz.

İkinci olarak, bütçe dışında gerçekleştirilen özel hesap uygulamalarını acil ve zorunlu olanlarla sınırlandırarak bu kriterleri karşılamayanları yine kademeli olarak kaldırıyoruz. Böylece bütçede birlik ilkesini güçlendirmiş oluyoruz. İsrafa kesinlikle tahammülümüz olmadığı için kamu idarelerinde tasarruf anlayışını yaygınlaştıracak önemli düzenlemeleri hayata geçiriyoruz. Kamuda taşıt alımı ve kiralanması, temsil ve ağırlama gibi harcama alanlarına sınırlamalar getiriyoruz. Bunların ayrıntılarını bilahare kamuoyuna duyuracak ve takibini de yakından yapacağız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bir gereği olarak kamu kurumlarının teşkilâtlanmasını, yönetim verimliliği ve etkinliği ilkeleri çerçevesinde güçlendiriyoruz. Kamu personeliyle ilgili iş ve işlemlerin tek bir idare tarafından yürütülmesini sağlıyoruz. Kamu idaresinin bir bütün olduğu anlayışıyla merkezi yönetimin yanı sıra, yerel yönetimlerle de tasarrufçu bir bakış açısının oluşmasını hedefliyoruz. Mahalli idarelerde mali disiplini güçlendirecek ve borç stokunun artmasını önleyecek düzenlemeler yapıyoruz. Buradan sağlanacak kapasite artışıyla merkezi yönetim üzerindeki finansal yükleri de hafifletmiş olacağız. Harcama alanında en temel hassasiyetlerimizden birisi de devletimizin sunduğu sosyal yardımların ihtiyaç sahibi ailelere ulaşmasında en ufak bir adaletsizliğin yaşanmamasıdır. Bunun için merkezi ve yerel yönetimlerin sosyal yardım verilerini bütünleşik sosyal yardım bilgi sistemine entegre ederek veri paylaşımını sağlıyoruz. Şeffaflığı artırmak gayesiyle bütçe sonuçlarını, politika gelişmelerini ve hedeflerimizi üç ayda bir kamu maliyesi raporu ile milletimizle paylaşıyoruz. Halkımızın ödediği her bir kuruş verginin nerelere harcandığını çok daha net görebilmesi için maliye politika uygulamalarını yakından takip edebilmesini temin ediyoruz.

Aziz Milletim,

Bugünlerde pek çok ülke milli gelirinin katbekat üzerine çıkan borçlarının sıkıntısıyla uğraşıyor. Türkiye’nin kamu borcumuzun milli gelirine oranı ise yüzde 41 seviyesindedir. Buna karşılık Avrupa Birliği ülkelerinin borçluluk ortalaması ne biliyor musunuz? Yüzde 90’na yakın. Yıllardır uyguladığımız mali disiplin geleneği sayesinde güçlü bir borç yönetimi çerçevesine sahibiz. Borç yönetimini bütçe finansmanı için borçlanmanın yanında borç stokunun yapısını da idare etme yaklaşımıyla yürütüyoruz. Bu çerçevede borç stokunun dış şoklara karşı duyarlılığını azaltabilmek için döviz cinsi borçların toplam borç stoku içerisindeki payını düşürüyoruz. Ağırlıklı olarak kendi paramızla borçlanacak, Türk Lirası cinsi senetleri kullanacağız. Borçlanmanın ortalama vadesini piyasa şartları ile uyumlu olarak artırıyoruz. Hazine nakit yönetimini de daha güçlü hale getiriyoruz. Bunun için Hazine’nin kullanımı dışında kalan kurumların hesabını tek Hazine kurumlar hesabı sisteminde toplayarak nakit yönetiminde verimliliği sağlıyoruz.

Ülkemizin risk primini düşürerek borçlanma maliyetlerimizi aşağıya çekecek politikaları tahkim ediyoruz. Kamu maliyesinin gelir tarafını oluşturan vergi politikalarını hem sadeleştiriyor hem de öngörülebilirliği artıran adımlar atıyoruz. Esnaf kardeşlerime buradan güzel bir müjde vermek istiyorum. Salgın döneminde esnafımızın ne gibi zorluklarla mücadele ettiğini biliyoruz. Reform paketimizde dar gelirli küçük esnafımıza yönelik bir vergi muafiyeti de yer alıyor. Basit usulde vergilendirilen kuaför, tesisatçı, tuhafiyeci, marangoz, tornacı, çay ocağı işletmecisi, terzi ve tamirci gibi yaklaşık 850 bin esnafımızı Gelir Vergisinden muaf tutuyor, beyan yükümlülüklerini de kaldırıyoruz. Kapsama giren esnafımızı çok ciddi olarak rahatlatacağına inandığım bu kararın şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Vergi Usul Kanunu’nu kayıt dışılığı azaltacak ve vergiye uyumu teşvik edecek şekilde güncelliyoruz.

Güncelleme sonrasında mükelleflerimizin noter tasdiki, muhafaza ve bildirim gibi yükümlülükleri önemli ölçüde hafifletilmiş olacak. Vergi cezalarında uzlaşma kapsamını genişletiyoruz.

Elektronik defter ve elektronik belge kullanımını uygulamasını kademeli olarak yaygınlaştırarak, vergi kayıp ve kaçağını azaltıyoruz.

Vatandaşlarımız vergi dairesine bizzat gitmeden işlemlerini dijital ortamda yapabilsinler diye 7 gün 24 saat hizmet verecek Türkiye Dijital Vergi Dairesi uygulamasını başlatıyoruz. Mükellef memnuniyetini sağlamak ve hizmet kalitesini artırmak için dijital vergi asistanı sistemini devreye alıyoruz.

Uluslararası yatırımcıların vergi hususunda karşılaştıkları sorunları da reform kapsamına aldık. Bu çerçevede ortaya çıkabilecek muhtemel sıkıntıları engellemek amacıyla çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarını revize ediyoruz. Birden fazla ülkeyi ilgilendiren vergi meselelerinde karşılıklı anlaşma yöntemini daha yoğun şekilde kullanacağız. Yatırımcı güvenini ve vergideki öngörülebilirliği artırmak amacıyla peşin fiyatlandırma anlaşmalarını yaygınlaştırıyoruz.

Kamuya süresinde ödenmeyen borçların tek bir idare tarafından tahsil edilmesini sağlayarak vatandaşlarımızın sıklıkla karşılaştıkları problemlerden birine daha çözüm getiriyoruz. Vergi denetiminde standart, öngörülebilir ve haksız rekabeti önleyen modellere geçiyoruz. Bu sayede vergi incelemelerinde sektörler ve konular itibariyle ortaya çıkabilen farklı uygulamaları ortadan kaldırıyoruz.

Özellikle dijitalleşmenin getirdiği hızdan faydalanarak mükelleflerimizin uzun süreye yayılan denetimlerden kaynaklanan sıkıntılarını da çözüyoruz. Elektronik tebligat, elektronik inceleme, elektronik tutanak ve elektronik raporu içeren dijital vergi denetimi sistemini geliştirerek vergi inceleme sürelerini kısaltıyoruz.

Kamu harcamalarıyla ilgili en önemli reformlarından birini de kamu alım ihalelerinde yapıyoruz. Kamu alım ihalelerinde yeni ve dijital bir sisteme geçiyoruz. Önemli ölçüde azaltacağımız kamu alım ihalelerindeki istisnalardan muhafaza edilecekleri de disiplin altına alıyoruz. Ayrıca, sektörel kamu alımları kanununu çıkarmak için de hazırlıklara başlıyoruz. Kamu ihalelerine katılacak firmaların liyakat ve yetkinliklerini ihaleden önce objektif şekilde tespit ederek kamuoyuyla paylaşıyoruz. Dijital olarak işleyecek bu sertifikasyon sistemi herkese açık olacaktır. Bu sistem üzerinden yapılacak ihalelerin daha hızlı, daha kolay ve daha az maliyetle gerçekleştirilmesini temin ediyoruz.

Kamunun ekonomide ölçek oluşturma gücünden azami seviyede faydalanmak istiyoruz. Bu çerçevede kamu alımlarını yerli ürünlere yönlendirerek yurt içi sanayinin gelişmesine, çeşitlenmesine ve büyümesine katkı sağlıyoruz.

Stratejik sektörlerdeki ürünler için yerliliği artıracak ve teknoloji transferini sağlayacak alım garantilerinin önünü açıyoruz.

Kamunun ithal ürün kullanımını azaltmak için Sanayileşme İcra Komitemizin çatısı altında merkezi izleme sistemi kuruyoruz. Oluşturacağımız ihale şartname havuzlarıyla kamu alımlarına standart getiriyoruz.

Aziz Milletim,

Şehir hastanelerinin en somut örneği olduğu kamu-özel iş birliği projelerimizin başarısı tüm dünyanın takdirini kazanmıştır. Bu uygulamayı bir üst seviyeye taşımak amacıyla kamu-özel iş birliği kanununun çıkarılmasını planlıyoruz. Böylece yatırımcıların tek bir kanun ile muhatap olmasını, projelerin hukuki altyapısının güçlendirilmesini, sektörler ve projeler arasında öncelikli hale getirilmesini, süreçlerin daha öngörülebilir hale gelmesini hedefliyoruz.

Kamu iktisadi teşebbüslerimizi günün ihtiyaçları ışığında reforma tabi tutmak üzere bir çalışma başlatıyoruz. Amacımız, mevcut kamu iktisadi teşekküllerimizden güçlü ve rekabetçi küresel şirketler çıkartmaktır.

Hatırlanacağı üzere 2009 küresel krizini takip eden dönemde uyguladığımız politikalarla tüm dünyada takdir edilen bir başarı elde etmiştik. Bu dönemde de hayata geçireceğimiz kamu maliyeti reformları sayesinde yine pek çok ülkeden pozitif yönde ayrışarak, yeni bir başarı hikâyesi yazmakta kararlıyız. Bu sene için yüzde 4,3’den yüzde 3,5’a revize ettiğimiz bütçe açığı hedefine mali disiplinden taviz vermeden ulaşacağız.

Bununla birlikte elbette salgının devam etme riskini göz ardı etmiyoruz. Bütçede bu amaçla var olan mali alanı yeteri kadar genişleterek, salgın ve benzeri fevkalade durumların gerektirdiği ihtiyaçları karşılamak için kullanacağız.

Öncelikli gündem maddelerimizden birisi de, enflasyonla mücadele olacaktır. Hedefimiz tek haneli düşük enflasyon oranlarına ulaşmaktır. Yatırımlarda öngörülebilirliği azaltan, vatandaşımızın günlük hayatına olumsuz etkileri olan enflasyonla mücadeleyi ilk kez vermiyoruz. Biz bir dönem yüzde 100’leri geçen enflasyonu son olarak yüzde 30’lar civarından alıp tek hanelere düşürmüş bir yönetimiz. Enflasyondaki yükselmenin hem yapısal, hem de dönemsel sebepleri vardır. Küresel gıda fiyatlarındaki yükselişe biraz önce değinmiştim. Ülkeler bu sene dünya genelinde beklenen kuraklık ve salgının sürüyor olması sebebiyle gıda stoklarını arttırma eğilimindeler. Bu durum gıda fiyatlarında öngörülebilirliği azaltıyor, Gıda Komitesinin politika önerilerini şekillendirebilmesini ve piyasanın etkin çalışabilmesini temin için veri akışını sağlayacak bir erken uyarı sistemi kuruyoruz.

Erken uyarı sistemi üzerinden özellikle üretim, toptan ve perakende aşamasında gıda zincirinin tamamı anlık olarak takip edilerek raporlanacaktır. Sistemin gerektirdiği anlık veri akışı sayesinde karar alma hızımız artacaktır. Gıda tarafında kayıp ve israfın azaltılması için de harekete geçiyoruz. Büyük bir üzüntüyle belirtmek isterim ki, ülkemiz de yılda 19 milyon ton gıda israf ediliyor. Üretilen sebze ve meyvelerin en az yüzde 25’i çeşitli sahalarda israf oluyor. Hizmet sektöründe işletme başına israf yılda dört tonun üzerindedir. Bu gidişata dur demek için harekete geçiyoruz. Tarlada ve hallerde kalan taze meyve ve sebzeleri piyasaya kazandıracak mekanizmalar geliştiriyoruz. Bu ürünleri dijital tarım pazarına dahil ederek hızla alıcılarla buluşmasını sağlıyoruz. Dijital tarım pazarı sayesinde her ölçekteki çiftçi ürünü için pazar bulabilecek, tüketici ve esnaf da istediği kalitede ürün tedarik edebilecektir. Sebze ve meyvede zayiatı azaltan soğuk zincirleri daha fazla destekliyoruz.

Gıda bankacılığı sistemini cazip hale getirerek yaygınlaştırıyoruz. Tarımsal üretimde öngörülebilirliği arttırmak ve fiyat dalgalanmalarının önüne geçmek için sözleşmeli tarım mekanizmaları geliştiriyoruz. İşlenmemiş gıda fiyatlarında aracılık maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlayacak hal yasasıyla ilgili çalışmaları da hızla tamamlıyoruz. Yıllık cirosu 500 milyar lira olan gıda sektöründe yaşanan israfı sadece yüzde 2 azaltsak 10 milyar liralık bir tasarruf elde etmiş olacağız. Bu gelişme suni fiyat dalgalanmalarının da önüne geçecektir.

Hiç şüphesiz enflasyonla mücadeleye sadece gıda fiyatları perspektifinden bakmıyoruz. Enflasyonda risk oluşturan yapısal şokları değerlendirmek, gerekli politikaları belirlemek ve yönetmek için fiyat istikrarı komitesini tesis ediyoruz. Hazine ve Maliye, Sanayi ve Teknoloji, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Ticaret ve Tarım bakanlıklarının yer alacağı bu komitenin enflasyonla mücadelede etkinliği artıracağına inanıyorum. Özellikle enflasyonla mücadelede beklentilerin yönetilmesi ve enflasyon ataletinin kırılması da özel bir öneme sahiptir. Bu amaçla kamunun yönettiği ve yönlendirdiği fiyatlardaki artışlar gerçekleşen enflasyon yerine hedef enflasyona göre yapılacaktır.

Aziz Milletim,

Finansal istikrarın sağlanması ve finans sektörünün geliştirilmesi de öncelikli konularımız arasındadır. Türk bankacılık sistemi sermaye yeterliliği, likidite, karlılık ve aktif kalite gibi finansal sağlamlık göstergelerinde pek çok ülkeye kıyasla güçlü bir görünüme sahiptir.

Sektörün sahip olduğu gücü koruyup, bağışıklığını daha da kuvvetlendirmek istiyoruz. Salgının gecikmeli yansıyabilecek olumsuz etkilerini şimdiden bertaraf etmek ve bankacılık sektörünün aktif kalitesini daha da iyileştirmek üzere bazı tedbirler alıyoruz. Bu tedbirlerin başında sorunlu kredisi bulunsa da yaşama şansı olan şirketlerin doğru yönlendirilmesi geliyor. Sıkıntı yaşayan şirketlerin hayatta kalabilmelerini temin için bankacılık sektöründe operasyonel yeniden yapılandırma ve firma rehabilitasyon fonksiyonlarının oluşturulmasını teşvik ediyoruz.

Ayrıca, sorunlu kredilere yönelik girişim sermayeli fonlarının kurulması amacıyla mevzuat altyapısı oluşturuyoruz. Varlık yönetim şirketlerinin rekabetçi ve kurumsal bir yapıda faaliyet gösterebilmeleri için bu şirketlere uygulanan damga, harç ve kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisi istisnasını süresiz hale getiriyoruz. Böylece bankacılık sektörünün aktif kalitesini iyileştirirken borçlular için de daha hızlı, esnek ve düşük maliyetli çözümler üretilmesini sağlıyoruz.

Diğer taraftan, katılım finans sektörünün gelişimini hızlandıracak, yeknesak bir kanuni düzenleme hazırlıyoruz. Bu düzenleme ile katılım finans sektörü tek çatı altında toplanırken sektöre yönelik bir merkezi danışma kurulu da hayata geçiyor. Uluslararası standartlarda bir katılım finans tahkim mekanizması kuruyoruz. Finans sektörünün kurumsal altyapısını geliştirmek için de bir dizi adım atıyoruz. Bu maksatla ülkemizin tüm kredi ve risk verilerinin toplandığı risk merkezini yeniden yapılandırıyoruz.

Kartlı ödeme sistemleri alanında ülkemizin markası olan TROY’u ayrı bir şirket çatısı altına alıyoruz. Amacımız, bu alanda muadilleriyle rekabet edebilecek güçlü bir yerli markanın oluşmasını sağlayarak dışarıya ödediğimiz komisyonları azaltmaktır. Dijital paranın ekonomik, teknolojik ve hukuki altyapısını oluşturacak adımları atıyoruz. Tüketiciyi koruyacak bir gözetim mekanizması tesis ederek bankalarla müşterileri arasındaki ilişkileri daha şeffaf bir yapıya kavuşturuyoruz.

Finans sisteminin bir diğer sacayağı olan sermaye piyasaları alanında da önemli düzenlemelerimiz olacaktır. Şirketlerin finansman ihtiyaçlarını öz kaynakla yapmalarını teşvik ederek halka arz süreçlerini kolaylaştırıyoruz. Sermaye piyasalarında ürün çeşitliliğini arttırmak için proje finansmanı fonu ve projeye dayalı menkul kıymetlere ilişkin düzenlemeleri tamamlıyoruz. Böylece alt yapı, ulaşım, enerji, haberleşme ve sağlık alanlarındaki projelerin sermaye piyasaları yoluyla da finanse edilmesini sağlıyoruz. Hatta bu yatırımlara vatandaşlarımızın da iştirak edebilmesini mümkün hale getiriyoruz.

Çevreye duyarlı yatırımların finansman imkanlarını çeşitlendiriyoruz. Uluslararası finans piyasalarında yoğun talep gören yeşil tahvil piyasasına dönük altyapıyı oluşturarak bu ihraçları da teşvik ediyoruz. Yenilenebilir enerji, temiz içme suyu, karbon emisyonunu azaltan elektrikli ya da hibrit ulaşım araçları gibi yatırımlar bu tür ihtiyaçlarla finanse edilebilecektir. Reel sektör şirketlerimizin tahvil ihraçlarını özendirmek için tahvil garanti fonu kuruyoruz. Bu fon herhangi bir temerrüt durumunda yatırımcılara paralarının bir kısmını alma garantisi verecektir. Sağlanan garanti sayesinde hem tahvil ihraç eden şirketler daha düşük maliyetle tahvil çıkarabilecek hem de yatırımcı talebi artacaktır. Şirketlerimizden kısaca özetlediğim bu imkanlardan en iyi şekilde faydalanarak işlerini geliştirmelerini, büyütmelerini ve istihdamı artırmalarını bekliyoruz. Finansal sektörün sigortacılık ayağını da ihmal etmeyerek bireysel emeklilik sisteminin derinleşmesine ve gelişmesine katkı sağlıyoruz. Sektörün 18 senede gösterdiği performans sistemin halkımız nezdindeki konumunu güçlendirmiştir. İçinden geçtiğimiz dönem bize bu alanda yeni reformların vaktinin geldiğini gösteriyor.

Bireysel Emeklilik Sistemi’ni çok daha geniş kesimlere yaygınlaştırıyoruz. Nüfusumuzun yüzde 25’ni oluşturan 18 yaş altındaki çocuklarımızın sisteme girebilmesinin önündeki engelleri kaldırıyoruz. Böylece tasarruf alışkanlığının ve finansal okuryazarlık bilincinin küçük yaşlardan itibaren kazandırılmasını teşvik ediyoruz. Çocuklarımızın geleceğini güvence altına almak için bu süreci yüzde 25 devlet katkısıyla destekleyerek, kamunun üzerine düşen sorumluluğu da yerine getiriyoruz. Sandık, vakıf ve dernek gibi kuruluşlardaki emeklilik birikimlerinin 2023 yılı sonuna kadar bireysel emeklilik sistemine aktarımına imkân veriyoruz. Ayrıca sistemi eğitim, sağlık ve hayat sigortaları gibi çeşitli tasarruf ürünleriyle entegre ederek uygun maliyetler ve devlet destekleriyle vatandaşlarımızın hizmetine sunuyoruz.

Sermaye ve finans piyasalarında bir diğer önemli adımı genç girişimcilerimiz için atıyoruz. Türkiye teknolojiyi odağına alan girişimlerde ciddi bir potansiyele sahiptir. Öyle cevval gençlerimiz var ki, oyundan biyoteknolojiye, fintechten siber güvenliğe kadar pek çok alanda gelecek vaat eden teknolojiler geliştiriyor, yenilikçi işlere imza atıyorlar. Gururumuzu kabartan bu gibi projeler aksamasın ve girişimcilik ekosistemi belirli bir olgunluğa erişsin diye kitle fonlaması platformlarını hayata geçiriyoruz.

Aziz Milletim,

Cari açıkla mücadelede üç temel politikayı takip edeceğiz. İlk olarak, yapısal cari açığa odaklanıyoruz. İkinci önceliğimiz, ihracatın tabana yayılmasını sağlayarak potansiyeli olup hiç ihracat yapmamış KOBİ’leri ihracata teşvik etmektir.

Üçüncü ve son alanımız ise, sanayide yeşil dönüşümü desteklemektir. Bu temel politikaların detaylarına girmeden önce dikkatinizi 1962 yılından bugüne ülkemizin ihracat serüvenine çekmek istiyorum. Şu anda görüntüde takip ettiğiniz alanın adı ürün uzayıdır. Hangi malları ihraç ettiğimizi, sektörleri ve hatta bu sektörlerin birbirleriyle ilişkisini buradan izleyebiliyoruz. Dikkat ederseniz 1962’de biz çoğunlukla tarım ürünleriyle sınırlı sayıda maden ihraç ediyorduk. Yıllar itibariyle ihracatın niteliğindeki değişime baktığımızda 1960’larda ve 1970’lerde pek bir dinamizm göremiyoruz. Devamında 1980 sonrası dönemde ihracatta çeşitlilik artmaya başlıyor. Bu dönemde ihracat sepetimize tekstil, ana metaller ve bazı kimyasal ürünler dahil oluyor. Siyasi istikrarsızlığın hakim olduğu 1990’larda ihracatımız da aynı kaderi paylaşıyor. Bizim iktidarımızla birlikte 2002’den sonra ise ihracatımızda görülmemiş bir hareketlilik başlıyor. Makine ihracatı, beyaz eşya ihracatı, ekipman ihracatı hızla artıyor. Evet, 60 kusur sene sonra nihayet bu dönemde sanayide büyük bir gelişime, üretimde ve ihracatta kayda değer bir çeşitlenmeye şahitlik ediyoruz. Hemen arkamda malum Türkiye’nin ürün uzayını izleyebiliyoruz. Bu başarıyı takdir etmekle birlikte yeterli görmüyoruz.

Sanayide ithal ara malına bağımlılığımızın yüksekliği ve teknoloji yoğunluğunun arzu ettiğimiz seviyelerde olmaması sebebiyle ihracatımızın kilogram başına değeri düşüktür. Yapısal cari açıkla mücadele işte bu yüzden önemli, işte bu yüzden gereklidir. Sanayimizde kapasite artışı sağlayacak ve rekabet gücümüzü bir üst basamağa taşıyacak adımlar atıyoruz. Özellikle Kredi Garanti Fonu teminatıyla beşinci ve altıncı bölgelerde yapılacak imalata dayalı ithal ikamesini sağlayan ve ihracatı önceleyen yatırımlara uzun vadeli cazip kredi destekleri veriyoruz.

İmalat sanayimizi küresel değer zincirlerine daha güçlü bir şekilde entegre etmek üzere hedef ülkeler özelinde destek programlarını uygulamaya koyuyoruz.

Yenilikçi ve güçlü bir sağlık endüstrisinin geliştirilmesi amacıyla Cumhurbaşkanlığına bağlı Sağlık Endüstrileri Başkanlığı kuruyoruz, bu yeni bir adım.

İlaçtan aşıya, medikal cihazlardan biyoteknolojik ürünlere kadar pek çok stratejik malzemenin yurt içi imkanlarla rekabetçi bir şekilde geliştirilmesi ve üretilmesi çalışmaları bu başkanlığın sorumluluğunda yürütülecektir.

Benzer şekilde yeni gelişen teknolojilerde de söz sahibi olmak istiyoruz. Bilindiği gibi dijital dönüşüm ve yapay zeka temelli tüm teknolojilerin tabanında yazılım bulunuyor. Ekonomide rekabet gücü kazanma, doğru veriye ulaşma, veriyi analiz etme ve en uygun çözümleri geliştirme konusunda da yine yazılım teknolojilerine ihtiyaç duyuyoruz. Ülkemizin bu alandaki kabiliyetleri geliştirmek, genç istihdamını teşvik etmek ve küresel rekabet gücü kazanmak için Cumhurbaşkanlığı himayesinde bir de yazılım ve donanım endüstrileri başkanlığı kuruyoruz. Bu iki yeni yapı tıpkı savunma sanayinde olduğu gibi sağlıkta ve yazılımda yerlilik oranların artmasına hizmet ederek yurt içi ekosistemi besleyecek ve ülkemize yeni üstünlük alanları kazandıracaktır.

Cari açığımızı sürükleyen, özellikle tetikleyen faktörlerden bir diğeri olan enerji alanında ham madde zengini bir ülke olmadığımız ortadadır. Bunun için enerjide dışa bağımlılığı azaltan politikaları etkin şekilde uygulamayı sürdüreceğiz.

Enerji verimliliği desteklerinin kapsamını genişletiyoruz. Elektrik enerjisi depolama tesislerinin kurulmasına yönelik yasal altyapıyı tamamlıyoruz. Doğal gaz piyasasını yeniden yapılandırarak bu alanı rekabetçi bir temelde geliştiriyoruz. Madencilik, petrol ve doğal gaz arama ve üretiminde yatırım ortamını iyileştiriyor, yatırım güvencesini artırıyoruz. İhraç ürünlerimizin daha hızlı ve daha düşük maliyetle pazarlara erişimi için yurt dışında lojistik merkezleri kuruyoruz.

Yeni nesil ihtisas serbest bölgelerini faaliyete geçirerek yüksek teknolojili mal ve hizmet üretiminde kümelenmeyi teşvik ediyoruz. Eximbank’ı ihtiyaçları ve uluslararası uygulamaları dikkate alarak yeniden yapılandırıyoruz.

Aynı şekilde Kredi Garanti Fonu’nu da katma değeri yüksek üretimi ve nitelikli istihdamı uygun maliyetli selektif kredilerle destekleyecek şekilde geliştiriyoruz.

Aziz Milletim,

Türkiye gücünü genç ve nitelikli insan kaynağından alan bir ülkedir. Taşı sıksa suyunu çıkartacak enerjiye sahip, dinamik, üretken, kabiliyetli ve kıpır kıpır bir gençliğimiz var. Bu evlatlarımızın istihdamını artırmak ve yeteneklerini geliştirmek için kolları sıvıyoruz. Mesleki eğitim merkezlerini gençler için cazip kılmak amacıyla çocuklarımızın kalfalık döneminde aldıkları ücretleri yükseltiyoruz. Bu merkezlerde eğitim gören öğrencilerin ücretlerini kamu olarak üstleniyor ve sanayi üzerindeki yükü kaldırıyoruz.

İş gücümüzü geleceğin alanlarına bugünden yönlendirmek için il-il sektörel beceri haritaları oluşturuyoruz. Geleceğin mesleklerinde yeni iş imkânları oluşturmak için İŞKUR desteklerinde revizyona gidiyoruz. Gençlerin dijital yetkinliklerini geliştirebileceği uzun dönem staj programlarını destekliyoruz.

Mevcut istihdam teşviklerinin etkinliklerini gözden geçirerek mükerrerliğe sebep olan uygulamaları belirliyor, sistemde sadeleştirmeye gidiyoruz.

Salgının istihdam piyasalarında oluşturduğu tahribatı gidermek için ilave istihdam finansman desteği adıyla yeni bir destek modeli getiriyoruz, yeni destek likidite sıkıntısını çeken mikro ve küçük ölçekli firmalarımız bunlardan faydalanabilecek. Buna göre, firmalar istihdama kattıkları her bir ilave kişi için Kredi Garanti Fonu kefaletiyle 24 ay vadeli, ilk 6 ayı ödemesiz 100 bin liralık kredi kullanabilecektir. En fazla 5 kişiye kadar olan bu uygulamada taahhüdünü yerine getiren firma, ilave istihdam için yıl boyunca ödediği sosyal sigorta ve işsizlik sigortası primlerini kredi finansman maliyetinden düşebilecektir. Bir başka ifadeyle, istihdam oluşturan firmalar bankalardan çok daha düşük finansman maliyetiyle kredi kullanma imkânına kavuşacaklardır.

Nakdi ücret desteğinden yararlanıp çalışanına tekrar istihdama dahil eden işverenler gereken şartları taşımaları durumunda ilave istihdama finansman desteğini de kullanabileceklerdir.

Aziz Milletim,

Makroekonomik istikrara ilişkin reformlarımızı yapısal politikalarla tamamlıyoruz. Yapısal reformlarımızın ilkini kamuda kurumsal yapının güçlendirilmesi oluşturuyor. Bu anlayışla, ekonomideki tüm gelişmeleri yakından izlemek ve yönetmek amacıyla iki yeni yapı kuruyoruz.

Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında çalışacak ekonomi koordinasyon kuruludur. İkincisi ise Hazine ve Maliye Bakanımızın başkanlığında faaliyetlerini yürütecek finansal istikrar komitesidir. Yeni oluşturacağımız bu yapılarla ekonomi ve finans politikalarımızda şeffaflığı, öngörülebilirliği ve koordinasyonu arttırarak iletişim mekanizmalarını güçlendiriyoruz.

Kamu yönetimine olan güveni en üst seviyeye çekmek ve alınan kararların kalitesini arttırmak için en üst düzey kamu görevlerine atanmada aranan mesleki tecrübe şartlarını güçlendiriyoruz. Kamu görevlileri kadrolarına bağlı pozisyonları dışında en fazla bir kurumun yönetim veya denetim kurullarında görev alabileceklerdir. Türkiye İstatistik Kurumu’nu ilişkili kuruluş haline dönüştürüyoruz.

Diğer yandan, üretken yatırımların artmasını sağlamak için özel sektörde öngörülebilirliği güçlendirecek adımlar atıyoruz.

Yatırımcıların kamu uygulamalarından kaynaklanabilecek risklerini en aza indirerek asli işlerine, yani yatırıma, üretime istihdama ve ihracata odaklanmalarını sağlıyoruz.

Özel kesim yatırımlarını kolaylaştırmak ve hızlandırmak için yatırım uyuşmazlığı kurumunu faaliyete geçiriyoruz. Oluşturacağımız bu yeni sistem sayesinde yatırımcının idareyle karşılaştığı ihtilaflı konular hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulacaktır.

Yatırım teşvik sistemimizi sade, anlaşılır ve çok daha cazip bir yapıya dönüştürüyoruz. Yeni teşvik sisteminde öz sermaye ağırlıklı gerçekleştirilen yüksek katma değerli ve bölgesel kümelenme öncelikleriyle uyumlu yatırımlara daha fazla destek sağlıyoruz.

Yatırım teşviklerinde uygulanan sosyal güvenlik kurumu prim desteği sürelerini gençlerin ve kadınların istihdamı durumunda arttırıyoruz. Nakdi teşvikler için de seçici ve daha etkin esnek desteklere yöneliyoruz. Girişimcilere özellikle yatırım döneminde daha yoğun destek sağlayarak projelerin daha çabuk hayata geçmesinin önünü açıyoruz.

Büyük yatırımlarda kısmi tamamlamayla birlikte hak kazanılan yatırıma katkı tutarına yeniden değerleme yapma imkanı veriyoruz, böylece yatırımcımızın yararlanacağı teşvikin değerini koruyoruz.

Ayrıca, yatırımların devletçe finanse edilen kısmının daha hızlı karşılandığı bir sistem oluşturuyoruz. Bu kapsamda yatırıma bağlı olarak elde edilen devlet katkısının diğer vergilerden de belirli oranlarda mahsup edilmesini sağlıyoruz.

Devlet desteklerinde kamu kaynaklarının etkinliğini ve verimliliğini arttırmak için tüm destek uygulamalarının ilke ve esaslarını belirleyen etki değerlendirmesini yapılmasını mümkün kılan bir çatı mevzuat oluşturuyoruz.

İç ticarette rekabetçiliği arttıracak ve ticareti kolaylaştıracak uygulamaları da hızla hayata geçiriyoruz. Perakende ticarette haksız ticaret uygulamalarının ortadan kaldırılması amacıyla Avrupa Birliği mevzuatına uygun yeni düzenlemeler yapıyoruz. Ticaret sicili hizmetlerinde dijitalleşmeyi gerçekleştirerek şirket kuruluşlarının süratle tamamlanabilmesini, şirketlerin hızla karar alabilmesini sağlıyoruz. Kooperatiflerin ve üst kuruluşlarının daha şeffaf ve profesyonel bir yönetim yapısına kavuşması için Kooperatifçilik Kanununda düzenlemeler yapıyoruz.

Dijital piyasalarda rekabetçi ve adil bir ortam oluşturarak büyük platformların güçlerini kötüye kullanmalarının önüne geçiyoruz. Bu platformlarda tutulan verilerin amacı dışında ya da rekabeti kısıtlayacak şekilde kullanılmasını önleyecek tedbirleri alıyoruz.

Dijital pazar yeri platformlarında ürünlerini satışa sunan firmaların haklarını koruyacak özellikle düzenlemelere gidiyoruz, böylece en küçük girişimcinin dahi dijital piyasalarda faaliyetlerini güvenle yürütebilmesini temin ediyoruz.

Yurt dışına veri aktarılmasına yönelik Avrupa Birliği düzenlemeleriyle uyumlu olarak kişisel verilerin korunması kanununda değişiklikler yapıyoruz.

Piyasa gözetimi ve denetimi alanında da çok yenilikçi bir adım atıyoruz. Gözetim ve denetim sorumluluğunun farklı idarelere dağılmış olması hem mükerrer işlemlere yol açıyor, hem de hızlı hareket edilmesine engel oluyor. Bunun için tüketicinin korunması, kayıtlılığın artması ve piyasada haksız rekabetin etkin bir biçimde önlenmesi amacıyla bağımsız bir piyasa gözetim ve denetim kurumu kuruyoruz. Piyasada adil ve rekabetçi bir ortam oluşmasını temin edecek bu kurum bağımsız düzenleme ve denetim yapma yetkisine de sahip olacaktır. Ayrıca, bu kurum çatısı altında özel sektörün ve tüketicilerin de temsil edildiği bir piyasa gözetimi ve denetimi koordinasyon kurulu da oluşturuyoruz.

Aziz Milletim,

Görüldüğü gibi ekonomik reform paketimiz Türkiye’yi geleceğe güvenle taşıyacak, somut ve çözüm odaklı politikalar içeriyor. Burada özetle ifade ettiğim ve takvimlendirdiğimiz tüm reformları belirlediğimiz sürelerde tamamlayacağız. Her üç ayda bir gerçekleştireceğimiz reform takip toplantılarıyla programın uygulama başarısını değerlendireceğiz. Türkiye salgın sonrası döneme inşallah çok daha güçlü bir küresel aktör olarak girecektir. Bu hedefe giden yolun ekonomik temelleri güçlenmiş, şoklara karşı direnç ve bağışıklık kazanmış, kamunun özel sektörü güçlendirerek destek olduğu mülkiyet haklarının güçlü bir şekilde korunduğu, verimliliği, rekabeti ve serbest piyasa ilkelerini odağına almış bir yapıdan geçtiğini biliyoruz.

Bugün sizlerle paylaştığımız ekonomi reformları ve geçen hafta açıkladığımız insan hakları eylem planı gibi belgeler hedeflerimize ulaşmamızı kolaylaştıracak adımlardır. Bu reformlar bizim için ne ilktir, ne de son olacaktır. Dünyanın ve ülkemizin değişen şartlarına, milletimizin beklenti ve taleplerine göre ne gerekiyorsa yapmayı, hangi adımlara ihtiyaç varsa atmayı sürdüreceğiz. Elbette reform belgelerimizle ilgili tenkitler olacaktır.

Biz yapıcı her türlü eleştiriyi dikkate aldık, alırız. Hazırlık sürecinde tüm tarafların görüşlerini açık yüreklilikle tartışmak suretiyle istişareyle hazırladığımız bu programın Türkiye’nin programı olduğuna samimiyetle inanıyoruz.

Küresel ekonominin tarihin en zorlu dönemlerinden geçtiği böylesine zor bir dönemde ayakta kalabilmenin yolu birlikten, beraberlikten, kardeşlikten, dayanışmaktan geçiyor. Birlikte üretecek, birlikte bölüşecek ve hep birlikte güçleneceğiz. İşlerimiz bereketli, yolumuz açık, geleceğimiz aydınlık olsun.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.