Ankara Valiliği Eğitim Tesisleri Toplu Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

23.02.2021

Bu buluşmamızın iki ana ekseni var; bir muallim, iki talebe. Öğrencilik yıllarımda bir talebenin hocasına yazdığı mektup elime geçmişti, o mektubun girişi çok çok enteresandı. Hocasına mektubunda şöyle sesleniyordu: “Memba-ı feyzu ilmu bereketli Hocam.” Ondan sonra saygı ifadeleriyle devam ediyor. Ve tabii öğrenci o zaman talebe olarak yerini alıyor, çünkü talep eden. Hoca da muallim, ilmi bizzat veren. Kime? Talep edene.

Bugün biraz sonra teferruatıyla ifade edeceğim bu okullarımızın-mekteplerimizin açılış törenini anlamlı buluyorum.

Kıymetli Ankaralılar,

Çok Değerli Hocalarımız,

Muallimlerimiz, Öğretmenlerimiz ve Talebelerimiz,

Eğitim-Öğretim Camiamızın Kıymetli Mensupları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, bu gazi mekâna hoş geldiniz. Bu güzel tören vesilesiyle sizleri milletin evinde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Ankara’da açılışını yaptığımız eğitim-öğretim tesislerinin şehrimize, milletimize, tüm öğretmen ve öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu okulları şehrimize kazandıran Milli Eğitim Bakanlığımızı ve hayırseverlerimizi tebrik ediyor, emeği geçen herkese şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Bugün tek bir açılış töreniyle, az önce de ifade edildi, 326 eğitim-öğretim tesisini, dikkat ederseniz sadece eğitim demiyorum, çünkü bu işin içinde bir de öğretim var. Laboratuvar deyince akla eğitim gelir, ama şöyle kitabi olarak baktığımız zaman da öğretim. 326 eğitim-öğretim tesisini Ankaralı kardeşlerimizin hizmetine sunuyoruz.

Bu eğitim-öğretim tesisleri arasında anaokulundan ilk ve ortaokula, güzel sanatlar lisesinden imam hatip lisesine, halk eğitim merkezinden bilim ve sanat merkezine kadar her türlü kurum mevcuttur.

Bu okullarımızın bir kısmı yeni ihtiyaçlara göre sıfırdan inşa edilirken, bir kısmı da ömrünü tamamladığı için yıkılarak yeniden yapılmıştır. Mesela depreme dayanıksız olduğu tespit edilen 1116 derslikli 88 okulumuzu yıkarak yerlerine 2 bin 593 derslikli yeni okullar yaptık. Bugünkü hizmete aldığımız 7 bin 541 yeni derslikle Ankara’daki toplam derslik sayımızı 49 bin 700’e ulaştırmış bulunuyoruz. Açılışını yaptığımız yatırımlarla birlikte 184 okulumuz daha Ankara’da tekli eğitime geçecektir. Böylece şehrimizde tekli eğitim-öğretim yapan okullarımızın oranı yüzde 95’e yükselecektir.

Hâlihazırda yatırım süreçleri süren okullarımızın da hizmete girmesiyle inşallah bu oranı yüzde 100’e çıkaracağız. İnşallah bu şekilde Başkentimizde ikili eğitim-öğretim meselesini tamamen kaldırarak, eğitim-öğretimle ilgili hedeflerimizde bir eşiği daha aşmış olacağız.

Kıymetli Misafirler,

Milletimizin iradesiyle Türkiye’yi yönetme vazifesini üstlendiğimizde ülkemizi dört temel sütun üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik; adalet, sağlık, eğitim ve emniyet. Şöyle geriye dönüp bir muhasebe yaptığımızda, sadece bu dört alanda değil savunmadan ulaştırmaya, ticaretten dış politikaya, enerjiye, her alanda milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirdiğimizin hamdolsun iftiharı içerisindeyiz. Son 18 yılda hazırladığımız tüm bütçelerde aslan payını eğitim-öğretime ayırdık. 2002 yılında Milli Eğitim bütçesi sadece 7,5 milyar lira iken, 2021 yılında bu rakam 147 milyar liraya yükseldi. Yükseköğrenimi dâhil ettiğimizde eğitim-öğretim bütçemiz 211 milyar lirayı aşıyor. Yine 18 yıl önce resmi-özel dâhil okul ve kurum sayımız 50.877 iken, bugün bu sayı 87.640’a çıktı. Ülkemiz genelindeki derslik sayısını da 343 binden 600 bine taşıdık.

Kadro tahsislerinde de en büyük payı eğitim-öğretime ayırıyoruz. 2002 yılından bugüne kadar toplam 693 bin öğretmenimizin atamasını gerçekleştirdik. Bu vesileyle öğretmen adaylarımızla bir müjdeyi paylaşmak istiyorum; önümüzdeki aylarda 20 bin öğretmenimizin daha atamasını yapacağız. Bu öğretmenlerimizin de katılımıyla yolumuza çok daha güçlü bir şekilde devam edeceğiz. Yeni yapacağımız 20 bin öğretmen atamasının şimdiden eğitim-öğretim camiamıza, milletimize ve öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Tabii eğitimde sadece altyapıyı geliştirmekle kalmadık, bakış açısını da yeniledik. Tacik asıllı Afganistanlı yazar Halid Hüseyni bir kitabında, “Çocuklar boyama kitabı değildir onları en sevdiğin renge boyayamazsın” diyor. Bizden önce maalesef Türk eğitim-öğretim sistemi öğrencilerin yeteneklerini keşfetmekten ziyade onları formatlamak üzerine kuruluydu. Kılık kıyafetten müfredata kadar hemen her alanda vesayetçi, tek tipçi zihniyetin renkleri hâkimdi. Yeni öğretmenlerle kadrolarımızı yenilerken eğitim öğretim sistemimizi de bu jakoben bakış açısının tasallutundan kurtarmaya çalıştık.

28 Şubat ürünü 8 yıllık kesintisiz eğitim-öğretim dayatmasına son vererek 4+4+4 ile eğitim-öğretimi kademelere bölüp zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardık.

Ortaokullarda lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçmeli dersler oluşturduk. Öğrencilerimiz oldukça geniş bir yelpazede ilgi alanları ve kabiliyetlerine göre seçmeli dersler alabiliyor. Ülkemizde bir dönem gizli saklı yürütülen Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi eğitimini tüm öğrencilerimiz için erişilebilir hale getirdik.

Üniversiteye girişteki okul katkı puanlarını, katsayı farklılıklarını yıllarca marjinal örgütler tarafından istismar edilen üniversite harçlarını biz kaldırdık. Böylece eğitim-öğretim sistemimizin tüm gücünü ve enerjisini başka şeyler yerine sadece çocuklarımızın gelişimine odaklamasını temin etmenin gayret içinde olduk.

Değerli Dostlarım,

Gençlik yıllarımızda Türkiye yasakların, yoklukların, korkuların, kuyrukların ülkesiydi. Eskilerin deyimiyle bu ülke delikli kuruşa muhtaç olduğu kötü günler yaşadı. Tabii şimdi buradaki gençlerin birçoğu o delikli kuruşları tanımıyor, bilmiyor. Biz onlarla büyüdük. Eğitim hayatımız 80-90 kişilik sınıflarda, şimdiki gibi böyle 20, 25, 30 kişilik sınıflar değil. Hatta hatta öyle okullarımız vardı ki 100-120 kişilik sınıflar vardı. Boyası badanası olmayan derme-çatma okul binalarında hayatımızı geçirdik. Aynı sırada en az 3 öğrencinin oturduğu sınıflarda, kara tahtanın önünde tebeşir tozları içinde ders işlemeye çalışırdık. Yaşıtlarımızın çoğu ya ablasının, abisinin kitabıyla ya da komşusundan ödünç alınan ders kitaplarıyla okulunu bitirmiştir. Daha ileri gidiyorum, onu bile şu anda öğrencilerimiz bilmez, bilir misiniz teksir kâğıtları nedir, teksir kâğıtları? Bak bilmeyiz diyorlar. Teksir kâğıtları saman kâğıdını şöyle mürekkepleriyle tamamen dökülen, kâğıdın tamamen mürekkep haline geldiği böyle manivelasını çeviriyorsunuz ve ders notlarını oraya yazar ve onları bize kitap olarak satarlardı, çünkü kitap yoktu ki. Kırtasiyeci dükkânının önünde gideceksin bir hafta sırada nöbet bekleyeceksin ki kitap alasın, bugünleri yaşadık. Ve teksiri de abilerimizden giderdik isterdik, ne olur, işte bu teksir notlarını bana satıver; kitap yok. Hatta hatta bu teksir notlarını bile elde edemezdik, o günlerden geldik. Şimdi ise biz kuşe kâğıtta kitapları sıraların üzerine koyuyor ve öğrencilerimize teslim ediyoruz eğitim-öğretim sezonu başlarken.

Taşradaki okulların durumu o zamanlar çok daha vahimdi. Çoğu zaman birkaç sınıfın bir arada eğitim-öğretim gördüğü köy okullarında öğrenciler ısınmak için yanlarında çantalarıyla beraber yakacak da getirirdi. Servis diye bir hizmet olmadığı için okuluna kadar karda, kışta, ayazda saatlerce yürümek zorunda kalan öğrenciler vardı. Benim mesela okuluma, ki yakın okul sayılırdı, yarım saatte giderdim. Kütüphane, laboratuvar, spor salonu gibi imkânlar ise büyük şehirlerdeki okullarda bile lüks kabul ediliyordu. Örneğin bizim okulumuzun böyle spor salonu filan yoktu, şöyle çok basık, sıçradığın zaman başının değeceği şekilde beden eğitimi dersini yaptığımız bir bölüm vardı. Ama şimdi özellikle -işte Milli Eğitim Bakanımız burada ve ısrarla diyoruz ki, okulumuzu inşa ederken, az öne işte ekranda, perdede de gördük spor salonlarımızı ne yapacağız, yapacağız. Hatta daha da ileri gidiyoruz, tribün de yapacağız. Ve bunlar şimdi birçok okullarımızda hamdolsun yapılıyor.

Anlatıldığı zaman evlatlarımızın zihninde canlandırmakta bile zorlandığı bu tablo İstanbul, Ankara dâhil ülkemizin birçok şehrinde maalesef olumsuzu yaşanıyordu, ama biz bunları şimdi olumluya çevirdik. 18 yılda eğitim-öğretime yaptığımız devasa yatırımlarla ülkemize ve milletimize yakışmayan o utanç tablolarına biz son verdik. Lider ülke Türkiye idealimize uygun şekilde eğitim-öğretim altyapımızı tamamen yeniledik. Bugün artık öğrencilerimiz ders kitaplarını nereden nasıl bulacağız diye endişelenmiyor, ilk ders zilinin çalmasıyla tüm okul kitapları sıralarında kendilerini bekliyor. Köylerdeki 667 bin evladımız okullarına saatlerce yürüyerek değil, kapısının önüne kadar gelen servis araçlarına -istisnalar dışında- binerek okuluna gidiyor. Okuluna gidemeyen öğrencilerimize verdiğimiz desteklerle, burslarla, kredilerle, onların eğitim-öğretim özlemlerini, okul hasretlerini sona erdirdik.

Büyük şehirlerden ilçelerimize kadar tüm okullarımıza bir kütüphane kazandırmak için var gücümüzle çalışıyoruz, laboratuvar noktasında aynen çalışıyoruz. Ülke genelindeki toplam 29 bin adet kütüphanemizle, 2750 dijital kütüphanemizle öğrencilerimize hizmet sunuyoruz. Spor salonundan mescidine, laboratuvarından atölyelerine kadar ihtiyaç duyulan her şeyin olduğu okullarımızın sayısı giderek artıyor. Kara tahtalar yerini etkileşimli tahtalara, 90 kişilik sınıflar yerini en fazla 25-30 kişinin olduğu sınıflara bırakıyor. Aynı anda birkaç sınıfın birden eğitim gördüğü okul manzaraları hamdolsun artık tamamen tarihe kavuşmuştur.

Türkiye, son 18 yılda eğitim-öğretim altyapısını dünyada en hızlı geliştiren, en hızlı yenileyen ülkelerin başında geliyor. Daha önce biz başka ülkelerin eğitim-öğretim şartlarına gıptayla bakarken, şimdi birçok ülke bizim eğitim-öğretim imkânlarını örnek alıyor.

Sevgili Öğrenciler,

Çok Değerli Misafirler,

Hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de ihtiyaçlar, talepler, beklenti ve yönelimler zamanla değişiyor. 20 yıl öncesinin Türkiye’si nasıl bugünden farklıysa, 20 yıl sonrasının Türkiye’si de bugünden farklı olacaktır. Zamana karşı durmak ve değişime direnmek, yel değirmenlerine meydan okumaktan farksızdı. Buraya nereden, hangi şartlardan geldiğimizi elbette unutmayacağız. Anne-babalarımızın bugün bize gayet tabii gelen imkânlar için neler çektiğini, ne tür bedelleri ödediğini de aklımızdan çıkarmayacağız. Nereden geldiğimizi bilme, bize sunulan imkânların kıymetini takdir etmek bakımından önemlidir, ama hedeflerimiz açısından yeterli değildir. Geçmişten ders alarak, ama geçmişe de takılıp kalmadan kararlı adımlarla geleceğe yürümemiz gerekiyor.

Nasıl dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kuramazsa, geçmişin zihniyetiyle de yarının Türkiye’sini inşa edemeyiz. Eğitim başta olmak üzere politikalarımızı belirlerken maziden atiye uzanan geniş bir vizyonla hareket etmeliyiz. Koronavirüs salgınıyla beraber eğitim-öğretimde dijitalleşme hiç olmadığı kadar öne çıktı. Bir tarafta kaybederken, öbür tarafta da bana göre dijitalleşmeyle çok farklı bir mesafeyi aldık.

Zamanında teknolojiye, iletişim altyapısına yatırım yapan ülkeler salgın sürecini diğer ülkelere nazaran daha kolay atlatıyor. Türkiye olarak işte en son Dünya Sağlık Örgütü bir açıklama yaptı, yani 2022’nin başında koronavirüsün, inşallah bu salgının sona ereceği müjdelerini veriyor, beklentimiz bu istikamette diyor. İnşallah dedikleri gibi olur, biz buna da hazırlığımızı yapmamız lazım, ama rehavete kapılamayız. Şu anda dünyada aşılamayı en başarılı şekilde yürüten ülke, ülkemiz Türkiye. İşte dün itibarıyla hamdolsun 7,5 milyonu bulduk ve bu süreci kararlı, ciddi bir şekilde sürdürüyoruz, gevşeme yok. Yeni yeni takviyeler yine alıyoruz, çünkü herhangi bir rehavet bize çökerse Allah göstermesin bir aksilik altından kalkamayız, bedelini de ödeyemeyiz.

Türkiye olarak sağlık gibi eğitim-öğretime yaptığımız yatırımların meyvelerini de bu zorlu süreçte toplama imkânı bulduk. Salgının sebep olduğu sıkıntılara rağmen eğitim-öğretim faaliyetlerini ülke çapında kesintisiz sürdürebilen birkaç devletten biriyiz. 657 bini salgın döneminde olmak üzere bugüne kadar toplam 2 milyon tablet bilgisayarı öğrencilerimize ulaştırdık. Yine bu dönemde Eğitim Bilişim Ağı, yani kısa adıyla EBA televizyon ve internet platformlarıyla da uzaktan eğitimi başarıyla yürüttük. TRT EBA Ortaokul ve TRT EBA Lise kanallarından eğitimin devamını sağladık. 13 ayrı stüdyoda sayısını 1000’in üzerindeki öğretmenimizle yaptığımız çekimlerle 10 binden fazla televizyon, ders içeriği oluşturduk. 12 bin 500 saat yayın yaptık. Uzaktan eğitimde çocuklarımızın kendi öğretmenleriyle aynı sınıftaymış gibi ders yapabilmesi için EBA canlı dersleri devreye aldık. EBA canlı sınıf uygulamamamızda günlük 3 milyon canlı ders kapasitesini yakaladık.

Uzaktan eğitime başladığımız 23 Mart 2020 tarihinden bugüne kadar 180 milyona yakın canlı ders yapılmıştır. EBA internet platformumuzda öğrenci ve öğretmenlerimize 1900’den fazla ders ve yüz binlerce içerik sunuyoruz. Bu platform 2020 yılında dünyada en çok ziyaret edilen eğitim sitesi olmuştur. Türkiye’deki tüm cep telefonu abonelerine aylık 8 GB kadar EBA’ya ücretsiz erişim sağladık. EBA’ya erişimi olmayan öğrencilerimiz için 14 bin 700 EBA destek noktası ve 176 EBA mobil destek aracı oluşturduk.

Bununla birlikte hiçbir şeyin yüz yüze eğitimin yerini tutmayacağını gayet iyi biliyoruz. Vaka ve hasta sayılarının azalmasına bağlı olarak peyderpey okullarımızda yüz yüze eğitimi inşallah başlatıyoruz. Köy okullarımızda ve bağımsız anaokullarında 15 Şubat itibariyle yüz yüze eğitime başladık. İnşallah 1 Mart’tan itibaren de ilkokullarda haftada iki gün, özel eğitim okul ve sınıflarında ise haftada beş gün yüz yüze eğitime geçiyoruz. Yine 1 Mart’tan itibaren 8’nci ve 12’nci sınıflarda seyreltilmiş sınıf uygulamasıyla yüz yüze eğitime başlıyoruz.

Vaka sayılarındaki düşüşle orantılı bir şekilde önümüzdeki dönem de yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Hem öğretmenlerimizin öğrencilerini hem de öğrencilerimizin öğretmen ve arkadaşlarını özlediğinin farkındayız. İnşallah en kısa zamanda öğretmenle öğrencilerimizi buluşturmak için yoğun gayret sarf ediyoruz. O güne kadar sizlerden tamam diye ifade ettiğimiz temizlik, maske, mesafe kurallarına riayet etmenizi özellikle bekliyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha açılışını yaptığımız eğitim öğretim tesislerinin Ankara’mıza hayırlı olmasını diliyorum. Bu eğitim öğretim yuvalarını şehrimize kazandıran gerek Bakanlığımızı, gerek hayır sahiplerimizi tekrar tekrar şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.