DEİK Yönetim Kurulu Üyelerini Kabulünde Yaptıkları Konuşma

15.01.2021

Sayın Bakan,

DEİK’in Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri,

Kıymetli Dostlar,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, ekonomimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bu vesileyle bir kez daha DEİK çatısı altında Türkiye’nin gelişmesi, güçlenmesi, büyümesi için gayret gösteren tüm iş adamlarımıza şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Az önce hemen bitişikte uzun yıllar maalesef ihmal edilmiş olan ve Topkapı Sarayı’nda bulunan 5 bini aşkın resim ve bunların içerisinde 533 tanesinin bakımı yapılmak suretiyle oradaki depolardan çıkarılarak buraya getirildi ve Resim Müzesi’nin açılışını yaptık. Ebru Hanım, sen bunları çok seversin, orayı bir gezip görmende fayda var, gerçekten muhteşem bir sergi oldu, bugün onun açılışını yaptık. Ve bundan sonraki süreçte de yine o depolarda kalan diğer resimleri de bakımlarını yapmak suretiyle alıp onları da değişik yerlerdeki yeni yaptığımız veya mevcut inşallah binalarımıza taşıyarak milletimiz, tüm insanlığa bunları sunacağız. Çünkü kültürünüz varsa, sanatınız varsa, gücünüz var. Eğer kültür ve sanattan yoksunsanız hiçbir şeyiniz yok.

Geçmiş yıllarda DEİK’te görev yapmış, ancak şimdi aramızda bulunmayan, ahirete irtihal etmiş kardeşlerimize de Rabbimden rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum.

2021 senesinin milletimizle beraber tüm insanlık için sağlık, huzur, esenlik getirmesini özellikle temenni ediyorum.

Bu sene koronavirüs salgını sebebiyle DEİK ailesiyle arzu ettiğimiz sıklıkla maalesef bir araya gelemedik. Mart ayında planladığımız Dünya Türk İş Konseyi’nin 10. Kurultay’ını da yine salgından dolayı gerçekleştiremedik. Önümüzdeki dönemde salgın şartlarını hafiflemesiyle beraber inşallah DEİK bünyesindeki çalışmalarımıza hız vereceğiz. Öyle veya böyle, ama video konferans vasıtasıyla, ama telekonferans vasıtasıyla şu ana kadar nasıl bu çalışmaları yürüttüysek, bundan sonra da en kötü ihtimalle bu şekilde bunu yürütmeye devam edeceğiz. Durmak yok, yola devam.

Türkiye olarak ticaret diplomasisi alanında yeni bir sıçramaya ihtiyaç duyuyoruz. Salgın döneminde güçlü sağlık altyapısının yanı sıra üretimin, araştırma-geliştirmenin, ihracatın, ticaretin ve ticarette pazar ve ürün çeşitliliğinin önemini de gördük. Sadece iç piyasaya odaklanan şirketler salgından olumsuz etkilenirken, ihracata, inovasyona, ar-ge’ye önem veren firmalar ise süreci en az zararla atlattı. Özellikle ihracat odaklı çalışan şirketlerimizin salgın döneminde müşteri yelpazesini genişlettiklerini görüyoruz.

Sanayicimizle bir araya geldikçe, üreticilerimizi, ihracatçılarımızı dinledikçe şu gerçeğin farkına daha iyi varıyoruz: Her ne kadar bu salgın beraberinde çeşitli zorluklar, sıkıntılar getirse de iş dünyamızın önünde yeni fırsat pencereleri de açıyor. Türk firmaları yine bu dönemde kaliteli ürünleri, rekabetçi fiyatları, hepsinden önemlisi güvenilirlikleriyle rakiplerine fark atıyor. Şüphesiz bunda dünya genelinde Asya merkezli üretim biçimlerine yeni alternatifler oluşturma çabasının da payı var.

Salgında tüm yumurtalarını tek sepete koymanın özellikle riskini gören şirketler bu süreçte üretim ağlarını ve merkezlerini çeşitlendirmeye başladılar. Bu arayışlarda ülkemizin adı giderek daha fazla ön plana çıkıyor. Aşılamanın artmasıyla beraber dünya genelinde salgın geriledikçe taşlar yerine oturacak, ülkemizin yakaladığı ivme daha da artacaktır. Tıpkı salgın döneminde olduğu gibi salgın sonrası dönemde de dünya inşallah Türkiye’nin başarılarını konuşmaya devam edecektir.

Değerli Arkadaşlar,

Küresel ticaret ve büyümede beklenen büyük düşüşe karşılık Türkiye pozitif büyüme çizgisinin altına inmemeyi başarmış bir ülkedir. Bu tabloda özellikle ihracatta yakaladığımız performansın büyük katkısı vardır.

Geçtiğimiz yılı 169,5 milyar dolar gibi Orta Vadeli Program hedefinin 4 milyar üzerinde bir rakamla kapatmayı başardık. Öyle ki 2020’nin son ayında tüm zamanların ihracat rekorlarını kırdık. Aynı şekilde dördüncü çeyrekte 51,2 milyar dolarla en yüksek ihracatı gerçekleştirdiğimiz dönem oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı altın hariç tutulduğunda yüzde 85,6 ile oldukça yüksek bir düzeyde gerçekleşti. Ülkemizin küresel ihracattaki payı geçtiğimiz yılın Ocak-Ekim verileri itibariyle ilk defa yüzde 1’i geçerek yüzde 1,03 seviyesine çıktı. İhracatçı sayımız 87.400’ü aşarken, geçen yıl ilk defa ihracat yapan firma sayımız 18 bin 123 olarak kayıtlara geçti.

Sizlere verdiğimiz sözü tutarak başlattığımız ihracatçılarımıza yeşil pasaport uygulamasından şu ana kadar 17 bin 514 iş insanımız faydalandı.

Tabii biz de bu süreçte hep ihracatçılarımızın yanında yer aldık. Geçtiğimiz yıl mal ve hizmet ihracatçılarımıza toplam 3 milyar 150 milyon lira destek ödemesi yaptık. Bu yıl destek ödemesinde hedefimiz 4,1 milyar liraya ulaşmaktır. Salgın döneminde sanal ticaret heyetleri, sanal fuarlar, elektronik ticaret faaliyetleri gibi organizasyonlarla ihracatçılarımızı desteklemeyi sürdürdük.

Temassız ticaret uygulamasını yaygınlaştırarak ürün sevkiyatlarının kesintisiz yapılabilmesini bu arada temin ettik.

Ağustos ayında devreye aldığımız Kolay İhracat Platformu dünyadaki emsallerine göre çok daha kapsamlı ve etkin hizmetler vermektedir. Yeni nesil ihtisas serbest bölge modeliyle özellikle ar-ge yoğun, yüksek katma değerli, inovasyon ve teknoloji odaklı sektörlerde yeni firmaları ve yatırımları teşvik ediyoruz.

Yurt dışı lojistik merkezlerini destekleyerek ihracatçılarımızın tedarik ve dağıtım süreçlerine katkı sağlıyoruz. Halen 102 ülkedeki 146 merkezde görev yapan 201 ticaret müşavirimizle dünyanın her yerinde her an ihracatçılarımızın yanında olduğumuzu gösteriyoruz.

Yılın son günlerinde İngiltere ile imzaladığımız Serbest Ticaret Anlaşması, Gümrük Birliği’nden sonraki en önemli ticaret anlaşmamızdı. Böylece Birleşik Krallık’la ticari ilişkilerimizin Brexit sonrası daha da genişleyerek sürebilmesini sağladık.

Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşmamızı güncelleme çalışmalarımız da sürüyor, inşallah 2021 yılında tüm bu çalışmaları daha da ileriye taşıyarak yolumuza devam edeceğiz.

Kıymetli Dostlar,

Geçtiğimiz yıl başlayan yakın tarihin en şiddetli salgını sürecinde küresel ticaret, sermaye akımları, yatırımlar, turizm başta olmak üzere ekonomilerde tarihi daralmalar yaşandı. Salgının seyrine ilişkin belirsizlikler önümüzdeki dönemi küresel ekonomi açısından daha da zorlaştırıyor. Böyle bir konjonktürde Türkiye olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemimizin sağladığı avantajlar sayesinde sosyal bünyeyi ve ekonomiyi destekleyecek tedbirleri hızla devreye aldık. Nasıl bir musibetle karşılaşırsak karşılaşalım, Türkiye’nin her türlü zorluğa, yeni gelişen fırsatlara ve farklı senaryolara hazırlıklı olduğunu herkese gösterdik. Son 18 yıldır eğitimden sağlığa, adaletten sosyal güvenliğe kadar vatandaşımızın hayatına dokunan alanlarda gerçekleştirdiğimiz bu reformlar özellikle hele hele bu zorlu günlerde ülkemizi diğerlerinden ayrıştırdı.

Salgın nedeniyle yapmak zorunda kaldığımız kısıtlamaların üretici ve çalışanlarımız üzerinde oluşturduğu yükü en az seviyeye indirebilmek için pek çok ilave desteği uygulamaya geçirdik. Gerekirse yeni destekleri de devreye alacağız. Ülkemizin ve milletimizin huzuru, geleceği, güvenliği için özellikle atik olacağız, ihtiyatlı olacağız, gerçekçi olacağız, ayaklarımızı yere sağlam basacağız. Hepsinden önemlisi, her hâl ve şart altında vatandaşlarımızın yanında olmayı sürdüreceğiz. Türkiye, salgın sonrası döneme güçlü, dayanıklı ve rekabetçi bir küresel oyuncu olarak girecektir. Salgının etkileriyle mücadeleyi hem makro ekonomik, hem de mali alanda atacağımız adımlarla destekleyeceğiz. Ekonomimizin güçlü yönlerini sağlamlaştırırken tedbir gerektiren hususların üzerine de kararlılıkla gideceğiz. Serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde attığımız adımların etkisi finansal piyasa göstergelerimize müspet bir şekilde yansımaya başladı.

Kur cephesine baktığımızda, Türk Lirası’nın dolara karşı yüzde 12 ve avroya karşı yüzde 10 düzeyinde değer kazandığını görüyoruz. Paramızın değerindeki artış ve altın fiyatlarındaki gerileme sayesinde Kasım ayından bu yana merkezi yönetim borç stokumuz yaklaşık 150 milyar lira azaldı. Sadece bu netice bile 2020 yılı milli gelir tahminimizin yaklaşık yüzde 3’üne denk geliyor. Ülke risk primimiz de düşüyor. Son iki ayda 5 yıl vadeli Türkiye CDS’leri 210 baz puanlık bir gerilemeyle 320 baz puana indi. Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini atacağımız kararlı adımlar ve güçlü politika çerçevemizle inşallah düşürmeye devam edeceğiz.

Yurt dışındaki yatırımcıların Türk varlıklarına olan talebinin de artmaya başladığını görüyoruz.

Son aylarda ülkemize yurt dışından 15 milyar doların üzerinde portföy girişi gerçekleşti. Türkiye’ye güvenen yatırımcılar bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kazanmaya devam edecektir.

Kıymetli Arkadaşlar,

Ekonomimizin uzun dönemli sürdürülebilir ve kaliteli bir büyüme yapısına kavuşmasını amaçlıyoruz. Büyümenin kendisi kadar istikrarını ve istihdam oluşturmasını da önemsiyoruz. Bu doğrultuda yeni hamlelerle Türkiye’yi değişen küresel değer zincirinin önemli bir oyuncusu haline getireceğiz. Yüksek teknoloji sektörleri öncelikli olmak üzere çekeceğimiz uluslararası yatırımlarla ülkemizi bir yatırım, üretim ve teknoloji üssü yapacağız. Yatırım ortamının daha da iyileştirileceği, öngörülebilirliğin daha da artırılacağı, yatırımcıların beklentilerini daha yüksek düzeyde karşılanacağı bir ortamın tesisi için gereken tüm adımları atacağız.

Ekonomi ve hukuk alanındaki reform gündemimizle ilgili yoğun bir hazırlık dönemini geride bıraktık. Arkadaşlarımız iş dünyamızın ve sivil toplum kuruluşlarının görüş, öneri ve taleplerini en ince ayrıntısına kadar dinlediler. Yakında bu reformları kamuoyuyla paylaşacağız. Reform gündemimize uygun adımları hızla hayata geçireceğiz.

 Ekonomide bu sene temel hedeflerimizden birisi fiyat istikrarını sağlamak olacaktır. Enflasyon bu ülkede yaşanan her bir ferdin hayatına dokunuyor. Biz enflasyonu yüzde 30’lar civarından tek hanelere düşürmüş bir yönetim olarak, faiz oranının yüzde 63 olduğu böyle bir dönemden 4,6’ya, enflasyonu da 6,4’e düşürdüğümüz dönemi biz yaşadık, boşuna konuşmuyorum. Yüksek faize karşı olduğumu söylemek boşuna değil. Bütün bunları bu işi yaşayarak söyleyen birisiyim.

Şu anda karşımda ağırlıklı yatırımcılarımız var, girişimcilerimiz var ve birçoklarınız faiz yükü altında nasıl ezildiğinizi biliyorum. Bu bankaların sizi nasıl sömürdüğünü biliyorum. Ve yeri geldiği zaman Türkiye’yi bir faiz cenneti haline getirmekten bahsediyoruz, ama öbür tarafta bankalarımız gerek kamu, gerek özel sektör bankaları ne kadar kar etmişler bunu konuşuyorlar. Tamam da, sen ne kadar yatırımcı kazandırdın bu ülkeye, bir de bunu söylesene. Ve ne kadar yatırımcı var, ne kadar istihdam sağlıyoruz; bir de bunu konuşun bakalım, bunu konuşmuyorlar. Bana yatırım lazım, istihdam lazım, üretim lazım, ihracat lazım. Eğer bu dört başlık yoksa hiçbir şey yok, biz bununla övüneceğiz. Şu anda dünyaya bakalım Amerika’da faiz oranı ne? Japonya’ya bakalım, faiz oranı ne? Eksi. Gelelim Avrupa’ya, 1-2, İsrail eksi. Bütün bunlar apaçık ortadayken biz yüksek faizlerle övünüyoruz ya; yüzde 20, yüzde 25, yüzde 30’lara kadar bir ara gitti, bununla övünüyoruz. Ve birçok şirketimizi adeta batırmakla övünüyoruz. Arkadaşlar beni dinlerler-dinlemezler, ben bunlara karşıyım ve bunlarla mücadelemi de sonuna kadar devam ettireceğim, kim ne derse desin, çünkü ben buna inanmıyorum. İnandığım tek şey var; yüksek faizle bir yere varamayız ve bana karşı efendim işte bizim şu kadar borcumuz var, bu borcu neyle ödeyeceğiz? Bu borcu yüksek faizle dışarıdan kendimize imkân sağlamakla değil, kendi kaynaklarımızla bunu nasıl öderiz onun çalışmasını yapacağız, bunun başka çıkışı olmaz.

Kur istikrarı enflasyonla mücadelede oldukça önemli bir tutuyor. Ama değerli arkadaşlar, yani domates, patates, leblebi, çekirdek, bütün bunlarla beraber biz bu işle mücadele ederiz, diyorsanız kusura bakmayın bir yere varamazsınız. Asıl iş faizi düşürmek suretiyle enflasyonu aşağıya çekmektir. Bunun bir numaralı enflasyonla mücadelede altyapısını faiz oluşturuyor. Faiz, enflasyonla doğru orantılıdır, ne kadar aşağıya çekerseniz o da aşağıya gelir, çünkü biz bunu yaşadık.

Ekonomik olduğu kadar sosyal boyutunu da çok önemli gördüğümüz enflasyonla bütüncül bir mücadeleyi etkili bir şekilde sürdüreceğiz. Tabii cari açıkla mücadelede yapısal önlemlere de hız veriyoruz. Her türlü ürünü üretebilecek kapasiteye sahip olan imalat sanayimizin ithal ara malı bağımlılığını azaltma yönünde de mesafe kaydettik. Tabii en önemlisi, savunma sanayinde başarıyı getiren yönetişim modelini imalat sanayinin diğer alt sektörlerinde de uygulayacağız. Avrupa başta olmak üzere önemli ticaret ortaklarımızdaki canlanma ile turizm ve hizmet sektörlerinde beklediğimiz toparlanma cari açıkla mücadelemize katkı sağlayacaktır.

Salgınla mücadelemizi tamamladıktan sonra dönemsel istihdam kayıplarının kalıcı nitelikteki sorunlara dönüşmesini engelleyecek adımları da atacağız. Bu şekilde ekonomide sağlayacağımız güven ve istikrar sayesinde bu iki kavram çok önemli; güven ve istikrar, bundan asla taviz veremeyiz. Üzerimizdeki büyük faiz yükünden de önemli ölçüde kurtulacağımıza inanıyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Bizim dönemimizde ekonomimizin en güçlü yanlarından biri, daima sağlam kamu maliyesi olmuştur. Kamu maliyemiz nispeten düşük borçluluk, özellikle bu düşük borçluluk oranlarımız sayesinde bugün de bizi pek çok ülkeden önemli yönde ayrıştırıyor. Dönemsel etkiler nedeniyle bütçe açığımız son yıllarda artış göstermiş olmakla birlikte alacağımız kararlı tedbirlerle burada da kalıcı bir iyileştirme yapmak amacındayız. Bu vesileyle sizlere kamu maliyesinde 2020 yılını nasıl geçirdiğimizin kısa bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.

Yılsonu rakamları bugün itibariyle netleşmiş durumdadır. 2020 yılında toplam bütçe harcamaları 1 trilyon 202 milyar liraya ulaşarak program hedefimizin altında kaldı. Gelir tarafında ise, beklentilerden daha iyi ekonomik performans göstererek 1 trilyon 29 milyar liraya ulaştık. Böylece yılsonu bütçe açığımız 173 milyar lirayı bile bulmayarak, program hedefi olan 239 milyar liranın altında kaldı. Programda bu sene için öngördüğümüz büyüme oranının gerçekleşmesi durumunda bütçe açığı milli gelirin yüzde 3,6 oranına gerileyecektir. Böylece yılı yüzde 4,9’luk bütçe açığı hedefinin altında kapatmış olacağız. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10,7’lik bütçe açığı verildiği bir dönemde sağladığımız bu başarı takdire şayandır. Geçtiğimiz Eylül ayındaki hazırlıklar sırasında 2021 yılı için yüzde 4,3’lük bir bütçe açığı hedefi koymuştuk.

Ekim’in ikinci yarısından itibaren vaka sayılarımız tüm dünyada olduğu gibi hızla artmaya başladı ve ikinci dalgayı yaşamaya başladık. Önce sağlık, önce insan, diyerek salgının önünü kesmek için gereken tedbirleri yeniden uygulamaya geçirdik. Eylül sonu itibariyle duyurduğumuz programın makro ve mali dengeleri tabi olarak bu gelişmelerden etkilendi. Küresel salgının etkilerinin 2021 yılında da hissedileceği anlaşılıyor. Aşı ile ilgili gelişmelerin beklenenden daha uzun bir sürece yayılması tüm dünyada ekonomilerin ve bütçe açıklarının toparlanması geciktiriyor. Bu tablo ülkemizde de 2021 yılı için bütçe öngörülerimize yönelik birtakım riskleri beraberinde getiriyor. Salgının uzamasına bağlı olarak 2020’de bütçe gelirlerinden feragat edip hayata geçirdiğimiz düzenlemelerin bir bölümünü bu senenin ilk çeyreğine ve hatta bazılarını 2021’in ilk yarısına kadar uzattık. Buna ilaveten salgın tedbirleri sebebiyle ekonomik aktivitede ortaya çıkan yavaşlama, vergi ve vergi dışı gelirlerimizin düşme ihtimalini beraberinde getiriyor. Bütçemizin harcama tarafında da kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin desteği, esnaf destek paketi gibi ekonomiyi ve istihdamı desteklemeye yönelik artışlar söz konusudur. Sağlık harcamalarındaki ilave artışları da program hedeflerimizin üzerinde rakamlara işaret ediyor.

Bütçeye gelen bu ilave yüklere rağmen mali disiplinden taviz vermemekte kararlıyız. Bir taraftan maliye politikasını aktif bir biçimde kullanırken diğer taraftan bütçe açığını aşağıya çekecek tedbirleri hayata geçireceğiz, bunlardan taviz yok. Böylece mali disiplini 18 yıldır yaptığımız gibi önümüzdeki dönemde de en önemli çıpası olarak kullanmayı sürdüreceğiz. Bu amaçla 2021 yılı için bütçe açığını milli gelirin yüzde 3,5’u seviyesinde tutmayı yeni hedef olarak belirledik. Bütçede oluşturacağımız mali alanı gerekmesi halinde salgın kaynaklı ilave harcama ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanacağız.

Değerli Arkadaşlar,

Tedbir paketlerini oluştururken temel prensiplerimizden elbette taviz vermedik. Ancak hizmette tasarruf olmayacağının altını özellikle çizmek istiyorum. Hizmetlerimizi artırırken kamu olarak vatandaşın bize emanet ettiği vergileri en doğru şekilde ekonomik ve verimli kullanacağız. Bu anlayışla özellikle kamu harcamalarını daha verimli hale getirecek bir tasarruf programını hayata geçireceğiz. Özellikle cari harcamaların daha tasarruflu bir biçimde yapılmasına özen göstereceğiz. Taşıttan lojmana, temsil ağırlamadan hizmet binası yapımına kadar tüm harcamaları asgari seviyede tutarak tasarruf tedbirlerine azami riayet edeceğiz. Yatırımlarda kısa sürede sonuç alacağımız üretken alanlara öncelik vereceğiz. Araştırma-geliştirme, dijitalleşme, insan kaynakları, lojistik, enerji gibi yatay alanların yanı sıra, savunma sanayi ile sulama başta olmak üzere tarımdaki yatırımları hızlandıracağız. Kamuda tasarrufları artırmanın etkili bir yolu da, dijital dönüşüme hız vermekten geçiyor. Bu kapsamda elektronik tebligat, uzaktan eğitim, çevrim içi toplantı ve elektronik belge yönetim sistemleri gibi uygulamaların kullanımlarını yaygınlaştıracağız. İdarelerimizin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik alımlarının ölçek ekonomilerinden yararlanılarak daha düşük maliyetlerle karışlanmasını temin edeceğiz.

En büyük gider kalemlerimizden olan sağlık alanında koruyucu sağlık hizmetlerini artırarak tedavi harcamalarını azaltacağız. Kamu finansmanının daha etkin bir biçimde sağlanabilmesi amacıyla tek Hazine Kurumlar Hesabı kapsamındaki kurum sayısını artıracağız.

Kamu harcama programlarını düzenli olarak gözden geçirerek verimsiz olanları tasfiye edeceğiz. Tabii maliye politikasının önemli ayaklarından biri de, vergi politikalarının ekonominin ihtiyacı doğrultusunda tasarlanması ve etkili bir şekilde uygulanmasıdır. Bu kapsamda vergi politikalarımızı adil, öngörülebilir, sadece, yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı teşvik edecek bir temele oturtacağız.

İdare alacaklarının zamanında tahsilinin sağlanması için daha etkili bir tahakkuk ve tahsilat mekanizması kuracağız. Kayıt dışılık ile etkin mücadelemizi devam ettireceğiz. Gerek harcamalar, gerekse gelirler konusunda öngördüğümüz tedbirlerin detaylarını Hazine ve Maliye Bakanımız Lütfi Elvan Bey’le önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız.

İktisat tarihi kitaplarına geçecek böylesine zorlu bir küresel konjonktürü 18 yılın birikimi ve tecrübesi sayesinde başarıyla atlatacağımıza olan inancım tamdır. Samimiyetle, istişareyle ve ortak akılla çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Uzun soluklu, sabırlı ve kararlı adımlarla ülkemizin geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, bize 18 yıldır güvendiler ve netice ortada. Bundan sonraki süreçte de bize güvensinler.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgiyle selamlıyorum.