Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Resim Heykel Müzesi Restorasyon Sonrası Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

15.01.2021

Değerli Misafirler,

Kıymetli Sanatseverler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Milli saraylarımızın envanterinde yer alan yaklaşık 3 bin tablo arasından seçilen 533 eserin yer aldığı bu sergiyi ülkemizin sanat zenginliğini göstermesi açısından önemli görüyorum. Serginin hazırlanmasında emeği geçenleri şahsım, milletim adına tebrik ediyorum.

Esasen uzunca bir dönem ülkemizde resim yerine minyatür sanatı ön planda olmuştur. Aynı şekilde hat ve tezhip gibi sanatlarda da fevkalade ilerleme sağlanmıştır. Rönesansla birlikte Avrupa’da büyük sıçrama gösteren resim sanatı bir süre sonra Osmanlı Sarayı ve çevresinde de popülerlik kazanmıştır. Bu gelişmede ülkemize gelen Batılı ressamlar yanında önce askeri okullarda, sonra Sanayi-i Nefise Mektebi’nde yetişen kendi ressamlarımızın büyük katkısı vardır. Sergimizde eserlerinin bir kısmı yer alan değerli ressamlar ülkemizin bu sanat dalında önemli bir tarihi miras oluşturmasını sağlamışlardır. Hatta Cumhuriyet döneminde Osmanlı devrindeki kadar çok ve başarılı ressam yetiştirmekte zorlandığımız da söylenebilir.

Sadece resimde değil mimaride de benzer bir durum söz konusudur. Şu anda içinde bulunduğumuz Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi bu güzel mimari örneklerden biridir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gayretlerin ardından uzunca bir süre özensiz, plansız ve çirkin bir şehirleşme süreci yaşadık. Sanatın ve kültürün her alanına yayılan çölleşmenin yol açtığı tehditlerle hep birlikte mücadele ettik.

Son dönemde Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin modern bir yorumu olarak nitelendirebileceğimiz yeni bir mimari üslubu ülkemizde yerleştirmeye çalışıyoruz. Aynı şekilde diğer alanlarda da benzer gayretler içerisindeyiz.

Tabii ecdadın bize bıraktığı her biri bir sanat eseri olan ahşap ve taş evlerinden Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı’na kadar uzanan mimari mirasa baktığımızda kaybettiğimiz zamana hayıflanmamak elde değildir. Hâlbuki sanat eserleri bir medeniyetin asırlar boyunca ayakta kalan en önemli sembolleridir. Tarih boyunca bu topraklarda yaşamış tüm medeniyetlerin geride bıraktığı eserler bizim zenginliğimizdir. Evet, Göbeklitepe de bizimdir, Efes de bizimdir, Ahlat da bizimdir, Söğüt de bizimdir, İstanbul da bizimdir, Ankara da bizimdir, hepsine de sahip çıkacağız. Hepsini de koruyup gelecek nesillere bırakacağız.

Sahip olduğumuz bu mirasa layık olabilmenin yolu ise, daha iyisini, daha güzeli, daha estetiğini, daha görkemlisini yapmaktan geçiyor. Toplumların asıl zenginliği medeniyete yaptıkları katkıyla ölçülür. Adı sanı unutulmuş nice toplum geride bıraktığı eserleriyle hâlâ kendini yaşatabiliyor. Mimarımızın, yazarımızın, müzisyenimizin, ressamımızın, tiyatrocumuzun başarısına göre dünyada yer edinebilir, ses getirebiliriz. Bu bakımdan bir dönem yaşadığımız tüm sıkıntılara rağmen hamdolsun başımız dik, yüzümüzü ak edecek bir birikime sahibiz. Bize düşen görev, resim alanındaki örneklerinin bir kısmını burada gördüğümüz bu birikimi daha ileriye taşıyacak kültür, sanat, medeniyet iklimini oluşturmaktır. Bunun için iktidarlarımız döneminde en çok hayıflandığım hususlardan birinin kültür alanında arzu ettiğimiz gelişmeyi gösterememiş olduğunu söylüyorum. Dünyada siyasi ve ekonomik güç dengelerinin yeniden biçimlendiği bir döneme girerken, üzerinde en çok durmamız gereken hususların kültür, eğitim ve aile olduğuna inanıyorum.

Değerli Misafirler,

Bağımsız Kenya Devleti’nin ilk Başkanı Kenyata şöyle diyor: “Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız, onların İncil’i vardı. Gözlerimizi kapatıp dua edelim dediler, gözlerimizi tekrar açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı” ne kadar hassas değil mi? Açık konuşmak gerekirse, kültür ve sanat ülkelerin işgalinde, toplumların ele geçirilmesinde görünmeyen ordular olarak kullanılmıştır. Şayet güçlü ve yaşayan bir medeniyet zenginliğine sahip değilseniz kendinizi bir anda Kenyata’nın sözünü ettiği konumda bulmanız kaçınılmazdır. Türkiye maruz kaldığı fiziki saldırıların daha beterini medeniyetine yönelik olarak yaşamıştır. Osmanlı döneminden başlayan ve Cumhuriyet devrinde hızlanarak süren bu sürecin sancılarını Merhum Mehmet Akif başta olmak üzere pek çok fikir adamımızın eserlerinde en çarpıcı haliyle görebiliyoruz. Tarihi ve kültürüyle bağı koparılmak için içeriden ve dışarıdan bu derece uğraşılmış bir başka millet var mıdır bilmiyorum. Bu süreçte aldığımız yaralar elbette oldu. Ama hamdolsun mayası sağlam bir millet olduğumuz için her şeye rağmen ayakta kalmayı başardık.

Şimdi önümüzde yeni bir dönem başlıyor, bu devrin adı dijital çağdır. Sanayi devrimlerinin ham maddeleri altın, petrol, demir gibi ürünlerdi. Dijital çağın ham maddesi ise veridir. Veriyi elinde tutanlar demokrasiyi de, hukuku da, her türlü hak ve özgürlüğü de hiçe sayarak kendi dijital diktatörlüklerini kurabiliyorlar. Siber dünyanın Amerika’nın kuruluş dönemindeki vahşi batıyı hatırlatan kurallarıyla insanlığı tehdit eder hale gelmesi tesadüf değil, bilinçli bir tercihtir. Geride işin kontrolünü elinde tutanlar bu kaosu diledikleri gibi yönlendirebilme, siyasi, sosyal, ekonomik sonuçlara tahvil etme imkânına sahiptir. Bu hiçbirimizin görmezden gelemeyeceği kadar büyük bir tehdittir. Çünkü artık ülkelerin egemenlik hakları fiziki sınırlarından ziyade dijital dünyada saldırı altında bulunuyor. Biz ülkemizin karşı karşıya kaldığı kimi dayatmaları dijital faşizm olarak tanımladığımızda birileri bundan rahatsız olmuştu. Son günlerde yaşananlar bu faşizmin cüretkârlığının nerelere kadar uzanabileceğini göstermiştir. Bunun için yeni dönemde karada ve havada yürüttüğümüz vatan savunmamızı denizde mavi vatanı olduğu gibi dijital dünyada siber vatanı da içine alacak şekilde genişleteceğiz. Siber vatana sahip çıkmanın bir tarafında teknik altyapı varsa, diğer tarafında da içerik üretimi bulunuyor.

Eğer biz kendi vatandaşlarımızdan başlayan siber dünyadaki her bireye hitap edecek, onları kendi mecralarımıza çekecek içerik üretemezsek, bu savunma hattını korumakta başarılı olamayız. Müziğinden resmine, sinema ve dizisinden grafiğine kadar tüm dallarıyla sanat bu içerik üretiminin en kritik bölümüdür. Önümüzdeki dönemde siber vatana hem teknik altyapımızı güçlendirerek, hem ilhamını kendi medeniyetimizden aldığımız içerik üretimimizi artırarak sahip çıkmakta kararlıyız.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye olarak elimizdeki medeniyet birikimini, sahip olduğumuz kültür ve sanat potansiyelini harekete geçirme konusunda acele etmemiz gerekiyor. Küresel düzendeki değişimde ülkemizi hak ettiği yere getirmek için öncelikle bu meseleyi çözmemiz gerekiyor. Medeniyetler bir anda yükselişe geçmez, bir anda da yıkılmaz. Sanatın, kültürün, ilmin gelişmesi bir iklim meselesidir. Kültür ve sanatta etkileşim elbette olacaktır. Ama biz uzunca bir dönem tek taraflı dayatmaya maruz kaldık. Sadece kopya çekerek, sadece taklit ederek, sadece öykünerek özgün eserler ortaya konamayacağı gerçeği nihayet kabul edilmeye başlandı. Bugün kendi tarihimizi, kendi kültürümüzü konu edinen dizilerimiz dünyanın dört bir yanında ilgiyle takip ediliyorsa doğru yolda ilerliyoruz demektir. Geleneksel sanatlarımız yeni nesiller arasında giderek daha çok benimseniyorsa umut kapıları açık demektir. Medeniyet mirasımızı ayağa kaldıracak çalışmalar giderek yoğunlaşıyor, işte burada olduğu gibi hasılaları ortaya çıkmaya başlıyorsa önümüz aydınlık demektir.

Tabii burada önemli olan, önce kendi evlatlarımızın, ardından tüm dünyadaki yaşıtlarının gönlünü, ruhunu, dimağını doyuracak kalitede işler ortaya koyabilmektir. Bunu da medeniyetimizin kalbiselim, zevkiselim, aklıselim diye ifade ettiğimiz üç sacayağı üzerinde gerçekleştireceğiz. Kendi ruh ve fikir dünyalarındaki eziklik duygusunu geçmişlerini kötüleyerek örtme gayretinde olanlara rağmen inşallah bunu başaracağız. İşte bütün bugün gezip göreceğiniz şu eserler sevgili dostlar, Topkapı Sarayı’nın depolarından çıkarılmış olan eserlerdir. İşte bu eserlere hamdolsun sahip çıkmanın bahtiyarlığı, mutluluğu içerisindeyiz. Daha niceleri var, daha niceleri var. Açılışını yaptığımız resim sergisinin bu bakımdan hepimize moral ve ilham vereceğine inanıyorum.

Bir kez daha serginin düzenlenmesinde emeği geçenleri özellikle Topkapı Sarayı’nın depolarından bu eserlere sahip çıkarak, bütün bakımlarını yaptırarak bugün önümüze getiren kardeşlerime şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum ve kendilerini özellikle tebrik ediyorum.

Sergide resmi yer alan ressamlarımızı tazimle yâd ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.