Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

30.12.2020

Kültür Sanat Dünyamızın Değerli Temsilcileri,

Sayın Genel Başkan,

Kıymetli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler.

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, milletin evine hoş geldiniz. Ülkemizin ilim, sanat ve kültür hayatına yön veren, eserleriyle yolumuzu aydınlatan siz kıymetli dostlarımla buluşmanın bahtiyarlığı içindeyim. 2020 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ödüllerini takdim edeceğimiz ilim, kültür ve sanat erbabımızı gönülden tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler,

Bir kitapta okumuştum, Resulullah Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ashabıyla birlikte kaza umresi yaparken Abdullah bin Revaha Radıyallahü Anh şiir okumaya başlıyor. Hazreti Ömer Radıyallahü Anh da her zamanki celalli haliyle ona: Sen Hazreti Peygamberin Aleyhissalatü Vesselam huzurunda ve Allah’ın hareminde bu şiiri söyleyip duracak mısın? diye çıkıyor. Bunun üzerine Efendimiz diyor ki; “Ona mani olma ey Ömer. Varlığım kudret elinde Allah’a yemin ederim ki onun sözleri Kureyş müşriklerine ok yağdırmaktan daha tesirlidir.” İbn Revaha, “sen devam et.” İşte o gün bir sanatçı olmayı çok istemiştim. Lakin kader bize ülke hizmetini siyaset güzergâhında biçince ömrümüzü Mevlana’nın anlattığı karıncalar misali sanatçılarımızı takip etmekle geçirdik. Hani küçük bir karınca kalemin kâğıt üstüne bir şeyler çizdiğini görmüş de gidip öbür karıncalara bir kalem kâğıda şaşılacak şeyler çiziyor, sanat gösteriyor, demiş. Karıncanın biri buna itiraz ederek; o sanatı yapanın kalem olduğunu mu sanıyorsun? Hayır, o sanat kalemden değil parmaklarındandır, cevabını vermiş. Bir diğeri, iş ne parmaktan, ne de kalemden geliyor, iş asıl koldan geliyor, diye mukabele etmiş. Konuşmalar böylece uzayıp gider ve karıncaların beyine kadar ulaşır. Karınca beyi bütün bilgeliğiyle hükmünü verir; bu hüner kalemden, parmaktan, elden-koldan değil şüphesiz sanatçıdandır, sanatçının gönlündendir, Allah’ın kudret hazinesinden onun gönlüne yansıyan ilhamdandır, der.

Evet, bugün gönlüne yansıyan ilhamları bizlerle cömertçe paylaşan sanatçılarımız, kültür ve fikir erbabımız için bir aradayız, toplandık. Onlar ki sonsuzluğun güzelliklerini satırlara dizmek için sözü kelam derecesinde, kelamı şiir katmanında, şiiri mecazın kanatlarında kalemleriyle satırlara geçirirler. Bu şekilde ilim ilim iliyerek kitapları, harf-harf heceleyerek ciltleri, fasıl-fasıl haşiye düşüp rafları doldururlar. Hayata hakikatin anlamını aramak için geldiklerini bilirler ve hayatımıza zarafet katmak üzere gelmeye devam ederler.

Onları siz de tanırsınız, bazılarını ben de tanıdım. Uzun tarih sayfalarında bazen renklerle, bazen desenlerle, bazen taşlarla, bazen de seslerle medeniyetler inşa ediyor, çağları çağlara bağlıyorlardı. Marifetleri iltifat gördükçe sanatın adını resim koyuyor, şiir koyuyor, beste koyuyor, kemerler ve kubbelerle güzellikler yükseltiyorlardı. Kadim zamanlarda o gönül eri gönlünden her ne üretirse caize ile himaye görüyor, sanat yüceliyor, marifet iltifatla itibara eriyordu.

Bugün caize yerine telif hakları geldi. Hükümdarların sanatçılara verdiği kaftanlar eskimiş, caizeler tarih olmuştur. Ama sanatçıların onlara verdikleri eserler hala yaşıyor.

Sevgili Dostlar,

Üzerinde yaşadığımız şu topraklar, şu bereketli Anadolu, sanat üretimi için büyük bir klasör gibidir. Bu dosya-dosya istiflenmiş kültürler ve medeniyetler içeren bir klasördür. Göbeklitepe’den, Eti’den, Lidya’dan, Frigya’dan, Roma’dan, Bizans’tan, Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bugüne katman katman kültür, tabaka tabaka medeniyet ve yığın yığın sanat barındıran zamanın ruhu bu topraklarda iftiharla yaşamaktadır. Bu coğrafyaya ait olduğu halde bugün dünya müzelerini dolduran tarih yahut kimlik hırsızlığının işareti olan eserlerimize bakın, sadece bu bile 100. yılına yaklaşan Cumhuriyetimizin aslında ne kadar engin ve derin bir sanat mirasına, o mirasın yeniden üreterek, dünyaya parmak ısırtacak eserler ortaya koyma potansiyeline sahip olduğunu göstermeye yeter. Bunu yapacak sanatçımız öncelikle kendi geçmişine, kültürüne, medeniyetine ait olanı özümseyip benimsemelidir. Bununla yetinmeyip evrensel olanı kucaklayan, dünyadaki gelişmeleri takipten asla geri durmayan bir anlayışla hareket etmelidir. Ne sadece geçmiş, ne yalnızca gelecek, şairin dediği gibi “kökü maziden ola ati” unutmayın ki milli olmayan milletler arası olamaz. Yerli olmayan evrensel içinde kendine yer bulamaz. Zenginliklerimizi sanata dönüştürüp, çağın idrakine yeniden ve yeni bir kimlikle sunacak olan sanatçılarımızdır. Bu bakış açısı körü körüne taklitle, yabancı olana öykünüp durmakla değil, gönle yansıyacak yerli ilhamlarla hayat bulacaktır.

Sanat teorilerinin çöktüğü, sanat tanımlarının başkalaştığı, sanat ortamının değişime uğradığı, sanat hırsızlıklarının yüzlere vurulduğu bir çağda yaşıyoruz. İşte bu çağda ülkemiz dünyaya yalnızca yeni eserler sunmakla kalmayacak, geleceğin sanat mevhumlarının payandalarını da temellendirecektir. Sanatçılarımız bu anlayışla hareket ettikçe şairin, “O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler” hükmü geçerliliğini yitirecektir. Biz işte o sanatçıyı bekliyoruz.

Beklediğimiz o sanatçı kimliğiyle birlikte deryasını bilecektir. Beklediğimiz o sanatçı önce kendisi olacaktır. Beklediğimiz o sanatçı davasını sanatıyla ifade edecektir. Beklediğimiz o sanatçı vaktini ve enerjisini dünyanın iyiliği adına ürettiği eserleriyle gösterecek, sanatını icra ederken dünyadaki akranlarını geride bırakacaktır. Beklediğimiz o sanatçı zulme ve adaletsizliğe karşı bir çığlık olarak yaptığı şarkısıyla dünya müzik listelerini sallayacak müzikteki evrensel anlayışları değiştirecektir. Beklediğimiz o sanatçı slogan atarak kendini göstermeye çalışmayacak, başarılarıyla dünyanın en muhteşem salonlarında ayakta alkışlanacaktır. Beklediğimiz o sanatçı ortaya koyduğu bir sanat üslubuyla veya icat ettiği bir sanat formuyla adını sanat tarihine yazdıracaktır. Beklediğimiz o sanatçı ürettiklerinden dolayı parmakla gösterilecek, üslubuyla herkesi peşinden sürükleyecektir. Beklediğimiz o sanatçı gündemin peşinde savrulmak yerine dünyaya gündem verecek, performansıyla rekorlar kitabına girecek, tarzıyla sanat modası oluşturacaktır. Beklediğimiz o sanatçı ait olduğu milleti hor görüp sürekli şikâyet etmek yerine kendi sanatını üretecektir. Beklediğimiz o sanatçı muhalefetini sosyal medya hesabından savurduğu siyasi polemiklerle değil kanatlanıp uçurduğu sanatıyla gösterecektir.

Bu sanatçıyı benim kadar aziz milletimin de beklediğine inanıyorum. Her bir vatandaşımızın el üstünde tutacağı, baş tacı edeceği bu sanatçı belki evimizin çocuğudur, belki bir arkadaşımızdır, belki bir komşumuzdur, belki bu salondadır. Beklediğimiz bu sanatçı belki şu anda tuvalinin başında fırçasını boyaya bandırıyor, belki repliğini ezberliyor, belki rolüne çalışıyor, belki enstrümanını akort ediyor, belki bestesini notaya döküyordur.

Her neredeyseniz siz ey gönül eri sanatçılar; bilin ki bu millet estetik manada küllerinden dirilmek ve yitik hazinesine yeniden kavuşmak için sizi bekliyor. Gelin ve geç kalmışlığımızı medeniyete, kabalıklarımızı zarafete, gönüllerimizi barışa, huzura ve sevgiye yöneltin. Gelin Türkiye’nin gücüne birlikte güç katalım.

Değer Misafirler,

Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri’ni ülkemizde kültürün ve sanatın yücelmesinde emeği geçen, katkısı olan değerlerimize şükranlarımızı ifade etmek üzere veriyoruz. Her yıl bu anlayışla ödül verilecek isimleri belirliyoruz. Bu yıl da aynı şekilde değerli jürimizle hareket etik.

Biraz önce kısa tanıtım filmlerini izlediğimiz, kendilerini veya temsilcilerini dinlediğimiz bu isimlerle ilgili hissiyatımı birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum.

Eğer bu topraklarda bir doğu-batı sentezi mümkünse, bunu kişiliğinde gerçekleştirilebilmiş nadir insanlardan biri, çok çok sevdiğim, saygı duyduğum Sadettin Ökten Hocamızdır. Öyle ki onu dervişçe murakabelere dalarken de, üniversite kürsüsünde en son teknolojik gelişmeleri anlatırken de görmek şaşırtıcı değildir. Hocamız kendisini bitik olmayan, fakat yitik olan bir medeniyetin çocuğu olarak tanımlıyor. Derslerinde olsun, dost meclislerinde olsun onun dilinden bizim şiirimizi, musikimizi, mimarimizi dinleyenler medeniyetimizin esaslarını ve inceliklerini daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Eserleriyle düşünce hazinemize büyük katkılar sağlayan Sadettin Ökten Hocamız adına Celile Ökten Hanımefendiye bu yılki Kültür Tarihi Ödülü’nü takdim edeceğiz.

Özdemir Erdoğan, ilhamını kendi birikimimizden alarak, yarım asrı aşkın bir zamandır sanat icra eden bir müzisyenimizdir. Milletimizin maruz kaldığı kültürel saldırılara gücünü sanatından alan direniş ruhuyla karşı koyan Özdemir Erdoğan toplumun bütün kesimlerine de aynı heyecanı aktarmaya çalışmıştır. Dillerden düşmeyen eserleriyle gönüllerde taht kuran Özdemir Erdoğan’a müzik alanındaki ödülümüzü takdim edeceğiz.

İsmail Kara, İslami ilimlerde tarih ve felsefe alanlarında derin vukufiyeti ve özgün çalışmalarıyla adından söz ettiren bir hocamızdır. Sıratı Müstakim ve Sebîlürreşad’ın bütün sayılarını satır satır okuyarak ve notlar çıkararak bir doktora tezi hazırlamış olması, dostları tarafından sebat, disiplin ve titizlik örneği olarak hâlâ zikredilir. Ufkumuzu aydınlatan kitapları, makaleleri ve birbirinden kıymetli talebeleriyle vazifesine devam eden İsmail Kara’ya bu yılki Sosyal Bilimler Ödülümüzü takdim edeceğiz.

Derviş Zaim, 100 yılı aşkın bir maziye sahip olan Türk sinemasının milli bir kimlikle varlığını sürdürebilmesi ve insani hassasiyetlerini muhafaza edebilmesi için büyük mücadeleler veren bir sanatçımız. Kendisi yaşadığımız devrin nobranlıkları karşısındaki hissiyatını bazen isyankâr, ama her zaman latif bir üslupla eserlerine yansıtmıştır. Sinema alanındaki ödülümüzü birbirinden kıymetli sinema eserleriyle sanat hazinemizi zenginleştiren yönetmen Derviş Zaim’e takdim edeceğiz.

Edebiyat, duygu, düşünce ve hayalleri güzel ve etkili bir şekilde yazıya dökme sanatıdır. Bin yıllık Anadolu tarihimizde halk edebiyatımızla olsun, divan şiirimizle olsun, nice şaheserin altına imzamızı attık. Bugün de aynı kaynaktan ilham alan ediplerimiz, şairlerimiz var ve onlar barışın, aşkın, kardeşliğin şiirini yazmaya devam ediyor. İbrahim Tenekeci de o değerlerimizden biridir. Dilinde ve üslubunda her zaman sadeliği ve samimiyeti hissettiğimiz İbrahim Tenekeci kardeşimize Edebiyat Ödülümüzü takdim edeceğiz.

Bilgiyi hikmetle taçlandıran ecdadımız mimariden musikiye, görsel sanatlardan edebiyata kadar kültürün her alanında çok önemli eserler ortaya koymuştur. Zevkiselim sahibi her insanda hayranlık uyandıran bu eserler bizim coğrafyamızda neşet etmiş ve zamanla dünyanın dört bir tarafına dağılmıştır. Onları farklı coğrafyalardan taşıyarak bir araya getiren tutkulu sanatseverler sayesinde bizler sahip olduğumuz zenginlikleri bir kez daha fark etmenin gururunu ve mutluluğunu yaşarız.

Hilye-i Şerif ve Tesbih Müzesiyle, İstanbul Resimleri Müzesi’nin kurulmasına öncülük eden Mehmet Çebi, işte o tutkulu sanatseverlerin ilk akla gelenlerindendir. Bu eserlerin bir araya gelmesi ve hilye-i şerif geleneğinin yeniden canlanması için gösterdiği gayretlere bizzat şahit olduğum Mehmet Çebi’ye ödülünü takdim edeceğiz.

Eskiden birçok ilimde ihtisas sahibi olanlara, birçok sanatta hüneri bulunanlara hezarfen derlerdi. Merhum Necmeddin Okyay, 20. Asrın hezarfenlerindendir. Osmanlı zevk, estetik ve inceliğini şahsında mezcetmiş müstesna bir şahsiyet olan merhum, çocukluk döneminden itibaren kendisini hat sanatına adamıştır. Son dönemin tüm büyük üstatlarından aldığı derslerin hakkını veren, bununla kalmayıp talebeler yetiştiren Hocamız, ebruda kendi geliştirdiği yöntemle Necmeddin ebrusu denilen bir tarzın da sahibidir. Kendisi sanat dallarında maharetli olduğu kadar, sporda da mahirdi. Okçuluk derslerinde icazet seviyesine kadar ilerlemiş, klasik tarzda çok zarif ok ve yaylar imal ederek bu maharetiyle de büyük hayranlık uyandırmıştır. Soyadını bunun için Okyay olarak tercih eden merhumdan bu kadar bahsedip de onun yetiştirdiği güllerden söz etmemek olmaz. Kendisi Latince isimlerini ezbere bildiği 400 çeşit gülü sadece yetiştirmekle kalmayıp bunları Avrupa çiçekçilerinin kataloglarına ekletmiş ve çeşitli sergilerde ödüller almıştır. Merhum Necmeddin Okyay, aynı zamanda klasik cildin en güzel örneklerini de vermiştir. Bu yılki Vefa Ödülümüzü Merhum Necmeddin Okyay adına Ali Mecdi Okyay’a takdim edeceğiz. Merhum Hocamızı bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.

Ödül takdim edeceğimiz ilim, kültür ve sanat insanlarımızı tekraren canı gönülden tebrik ediyorum. Sanatımıza yaptıkları katkılardan ötürü kendilerine ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Bu düşüncelerle sözlerimi tamamlarken milletin evine ve bu güzel mekâna teşrifleriniz için sizlere teşekkür ediyor, her birinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.