Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı’nda Yaptıkları Konuşma

26.10.2020

Diyanet Teşkilatımızın Kıymetli Mensupları,

Saygıdeğer Hocalarım,

Sevgili Gençler,

Yavrularımız,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.

Allah’ın selamı, rahmeti Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin, Ehlibeytinin, dostların en güzeli Ashabı Kiramın, tabiinin, tebei tabiinin ve 14 asırdır hak yoldan ayrılmayan tüm Müslümanların üzerine olsun.

Buradan Filistin’den Arakan’a, Türkistan’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir ucundaki kardeşlerime selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum.

Mevlidi Nebi Haftası Açılış Programı vesilesiyle siz Peygamber aşıklarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, milletin evinde misafir etmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu muhabbet ikliminde gönüllerimizi buluşturan herkese, programı teşrif eden siz kıymetli misafirlerimize şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığımızı, Sayın Başkan ve ekibini Mevlid-i Nebi Haftası’nı başta milletimiz olmak üzere tüm insanlık için öğretici bir fırsata, bir tefekkür ve teneffüs imkânına tahvil ettikleri için tebrik ediyorum.

Mevlid-i Nebi Haftası’nın hayırlara vesile olmasını, bereketli geçmesini, kalplerimizi yumuşatmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Yunus Emre’nin aşk diliyle diyoruz ki:

“Canım, kurban olsun senin yoluna

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Şefaat eyle bu kemter kuluna

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Mümin olanların çoktur cefası

Ahirette olur zevk-u sefası

Onsekizbin âlemin Mustafa’sı

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yedi kat gökleri seyran eyleyen

Kürsi’nin üstünde cevlan eyleyen

Miracda, ümmetin Hakk’tan dileyen

Adı güzel, kendi güzel Muhammed.”

Rabbime bizleri adı güzel, kendi güzel Muhammed’in Aleyhissalatu Vesselam dünyaya vasıl oluşunun bir sene-i devriyesine daha ulaştırdığı için hamd ediyorum.

Sizlerin şahsında milletimizin ve İslam âleminin Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece idrak edeceğimiz Leyle-i Mevlidi’ni şimdiden tebrik ediyorum. Rabbim bu mübarek geceyi günahlarımızın kefaretine vesile kılsın. Rabbim bu gece hürmetine yaptığınız duaları, kıldığınız namazları, hayır ve hasenatınızı dergahı izzetinde kabul buyursun.

Yüce Allah bizleri kardeşin kardeşi, ananın evladını tanımayacağı ruzi mahşerde işte bugün burada olduğu gibi Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam Liva-ül Hamd ismiyle müsemma sancağı altında toplanan takva sahiplerinden eylesin. Rabbim hepimizi Hazreti Nebi’nin şefaatine nail olanlardan eylesin.

Kıymetli Misafirler,

Bu sene Mevlid-i Nebi’yi gerek tüm dünyayı etkileyen koronavirüs salgını, gerekse bölgemizde yaşanan sıkıntılar sebebiyle ne yazık ki buruk yaşıyoruz. Şimdiye kadar dünya genelinde 1 milyon 200 bin insanın hayatına mal olan salgın dalgalar halinde yayılmaya devam ediyor.

Güçlü sağlık altyapımız, vakitlice aldığımız tedbirler ve sağlık çalışanlarımızın fedakârlıkları sayesinde diğer ülkelere göre hamdolsun bu sağlık krizini daha hafif geçiriyoruz. TMM diyerek, sloganlaştırdığımız temizlik, maske, mesafe kurallarına riayet ederek, hastalıkla mücadelemizi sürdürüyoruz. Rehavete kapılmıyor, tedbiri asla elden bırakmıyoruz. Ülkemizi, milletimizi, rızkının peşindeki insanlarımızı sıkıntıya sokmadan dengeli, önü-arkası iyi hesaplanmış adımlarla süreci yönetiyoruz. Genel tabloya göre sıkıntı gördüğümüz alanlarda gereken müdahaleleri yapmaktan çekinmiyoruz. İlgili bakanlarımız tam bir koordinasyon içinde meseleyi takip ediyor. Biz de şahsen bu alanda uzman arkadaşlarımız aracılığıyla an be an durumu izliyor, bilgilendirmeleri alıyor, gerekli talimatları veriyoruz.

Tüm dünyada hasta sayılarının ürkütücü boyutlara ulaştığı bugünlerde milletimden tedbirlere daha fazla hassasiyet göstermelerini özellikle rica ediyorum. Mücadelemizi birlikte zafere dönüştürmek için hepimize, 83 milyonun her bir ferdine burada görev düşüyor. Bir süre daha sabredecek, sebat edecek, kurallara uyacak, ondan sonra inşallah hep birlikte felaha erişeceğiz. Hasretini çektiğimiz o güzel günlere milletçe hep beraber kavuşacağız.

Bu vesileyle bir kez daha salgında hayatını kaybeden vatandaşlarıma Allah’tan rahmet, hastalarımıza acil şifalar diliyorum. Rabbimden milletimizi ve tüm insanlığı bu musibetten en kısa sürede kurtarmasını niyaz ediyorum.

Kardeşlerim;

Millet olarak bu dönemde hüznümüzü artıran tek şey, koronavirüs salgınında yitirdiklerimizin acısı değildir. Bizleri asıl endişeye sevk eden, yüreklerimizi asıl dağlayan başta gönül coğrafyamız olmak üzere Müslümanların içinde bulunduğu ahvaldir. İslam âlemi gerçekten sancılı imtihan ve zorluklarla dolu günler yaşıyor. Zulmün, terörün, işkencenin ve daha nice dinimizce ve Peygamberimizce yasaklanmış fiilin her gün, her an işlendiği bir dönemin içindeyiz. Suriye’de rejimin ve teröristlerin saldırıları sebebiyle 1 milyon kardeşimiz hayatını kaybetti. 12 milyon kişi de evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Yemen’de 6 yıldır süren kirli savaşın tüm bedelini bir lokma ekmeğe, bir tas çorbaya muhtaç olarak ölen yüzbinlerce masum çocuk ödedi. Libya’nın zengin yeraltı kaynakları darbeciler ve Batılı emperyalist güçler tarafından talan edildi.

Asırlar boyunca barışla, ilimle, hikmetle anılan İslam beldelerinden bugün ne yazık ki göğe ezan sesleri değil anaların feryatları, çocukların çığlıkları, bombalarla enkaza çevrilen camilerin dumanları yükseliyor. Tüm dünyanın gözleri önünde Filistin’de zulüm, Arakan’da şiddet, Türkistan’da baskı, Irak ve Afganistan’da terör can almaya devam ediyor. Sırf Müslüman oldukları için öldürülen, evlerinden-yurtlarından kovulan yüz binlerce Müslüman kardeşimiz var. Misyonerler tarafından din değiştirilmeye zorlanan, evlatları kendilerinden koparılan milyonlarca Müslüman var. Etnik ve dini kimliğinden dolayı şiddet gören, baskı gören, ayrımcılığa uğrayan milyonlarca kardeşimiz var. İşte Fransa’da yaşananlar, işte Almanya’da yaşananlar; bütün bunlar dünyanın gözü önünde oluyor. Fakat Batı, özellikle Hristiyan dünyasına sesleniyorum, Musevilere sesleniyorum; her şeyden önce insanız, insan olarak bizim dinimizde Hristiyan olmak suç değildir, biz ona da sahip çıkıyoruz. Aynı şekilde Musevi’ye de sahip çıkıyoruz. Ama gelin Fransa’da eğer Müslümanlara bir zulüm varsa, hep birlikte biz oraya da sahip çıkalım diye buradan dünya liderlerine sesleniyorum. Özellikle Avrupa ülkelerinde İslam ve Müslüman düşmanlığının adeta veba gibi toplumlara sirayet ettiğini görüyoruz. Müslümanlara ait iş yerleri, evler, ibadethaneler, okullar hemen her gün ırkçıların ve faşist grupların saldırısına maruz kalıyor. Şimdi ben burada milletime sesleniyorum, nasıl ki Fransa’da Türk markalı mal satın alınmayın diyorsa, ben de şimdi buradan milletime sesleniyorum sakın Fransız markalara asla iltifat etmeyin, bunları satın almayın.

Düşünebiliyor musunuz Müslüman kadınlar kılık kıyafetlerinden dolayı sokakta, çarşıda, otobüste, vapurda ya hakarete ya da fiili tacize uğruyor. Müslüman çocukların hiç olmadık bahanelerle eğitim öğretim hakları ellerinden alınıyor. Gün geçmiyor ki Müslümanlara ait bir ibadethaneye, mescide, derneğe yapılan saldırı haberini almayalım, işte son olarak Almanya ve Avusturalya. Daha önce Avusturalya’da büyük felaketi görmüştük, şimdi yine ibadethanelere oralarda saldırı gördük, aynı şeyi Almanya’da gördük. Ve ben buradan tabii Şansölye Merkel’e de sesleniyorum hani sizde din özgürlüğü vardı? Hani sizde din veya dinini yaşayanlara karşı devletinizin güvencesi vardı? Peki, bir sabah namazında nasıl oluyor da 100’ü aşkın polis camiye saldırıyor? Bunların tam tersini siz bugüne kadar Türkiye’den duydunuz mu? Hayır. Niye? Çünkü bizde gerçek din özgürlüğü var, ama bunlarda bu yok.

Gün geçmiyor ki Müslümanların inanç ve ibadet hürriyetlerini kısıtlayan bir uygulamayla karşılaşmayalım. Gün geçmiyor ki Peygamber Efendimizi Aleyhissalatu Vesselam mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i hedef alan bir edepsizlikle, bir alçaklıkla muhatap olmayalım. İşte Fransa’da yaşananlar Charlie Hebdo olayı ve duvarlarda ne yazık ki Fransa’nın akli noktada kontrole muhtaç olan liderinin teşvikiyle bu saldırılar yapılmaya başlandı. Bugün lafa gelince demokrasiyi kimseye bırakmayan birçok Batılı devlette Müslümanlara yönelik hukuksuzluklar adeta sıradan hale gelmiştir. İslam ve Müslüman düşmanlığı kimi Avrupa ülkelerinde bizzat devlet başkanı seviyesinde teşvik edilen, desteklenen bir politika haline gelmiştir. Irkçı terörizm şimdi buradan sesleniyorum, işte siz gerçek manada faşistsiniz, siz gerçek manada Nazi’nin adeta zincir halkalarısınız. Irkçı terörizm, medya ve siyaset eliyle çoğu zaman da güvenlik birimlerinin göz yummasıyla toplumda yaygınlaşıyor. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’daki Musevilere karşı yürütülen linç kampanyasının bir benzerine bugün Müslümanlar maruz kalıyor. Avrupalı Müslümanlar bilinçli, planlı, kasıtlı bir şekilde kandan ve şiddetten beslenen yapıların kucağına itiliyor.

Kardeşlerim;

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam bir hadisi şeriflerinde günümüzü tasvir edercesine şöyle buyuruyor: Öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı davranıp, Müslümanca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır. Fransa başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde şahit olduğumuz manzara işte budur. Açık söylüyorum, günümüzde Batı’da Müslüman olmak, Müslümanca yaşamak, İslam’a göre hayat sürmek giderek imkansız hale geliyor. FETÖ gibi örgütler en üst düzeyde korunurken, dininin gereğini yapmaktan başka gayesi olmayan samimi müminler dışlanmakta, ötekileştirmektedir. Müslümanların canına kast eden grupların önü açılırken, meşru zeminde faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşları baskıya uğramaktadır. DEAŞ gibi teröristlerin işlediği cinayetlerin faturası dinimize ve müminlere kesilerek Müslümanlara yönelik kin ve nefret iklimi körüklenmektedir. Müslümanlara farklı isimler ve kisveler altında İslamsız bir dindarlık profan bir din anlayışı dayatılmaktadır. Batı’da yükselen İslam karşıtlığı bugün artık kitabımıza, peygamberimize ve tüm kutsallarımıza yönelik topyekun bir saldırıya dönüşmüştür. Esasen farklı din mensuplarına yönelik tehcir, engizisyon ve soykırım uygulamaları Avrupa’nın yabancısı olduğu bir pratik değildir, alışkındırlar buna. 80 yıl önce Musevilere karşı işlenen insanlık suçları daha 25 sene önce Srebrenitsa’da Bosnalı kardeşlerimize yapılanlar halen hafızalardadır. Son günlerde yaşanan hadiseleri devlet başkanı düzeyinde sergilenen hadsizlikleri, sabah namazı vaktinde camilerimize yapılan polis baskınlarını sıradan vakalar olarak görmüyoruz. Bu olaylar oldukça tehlikeli, Avrupa Müslümanlar için çok vahim sonuçlar doğurabilecek bir sürecin işaret fişeğidir. Ciddi bir inanç buhranı içinde olan Batı toplumları İslam’ı ve Müslümanları hedef alarak buradan çıkış yolu aramak gibi yanlışa düşmüşlerdir. Batılı siyasetçiler iç ve dış politikadaki başarısızlıklarını Müslümanları hedef haline getirerek örtmeye çabalıyor. Koronavirüs salgınının sebep olduğu ekonomik sıkıntıların faturası bile Müslümanlara ve göçmenlere kesilmeye çalışılıyor. Bu nefret ikliminin günlük siyasetin olağan gerilimleriyle hiçbir bağının olmadığı açıktır. Korkarım çok daha karanlık, çok daha sinsi bir planın çarkları işlemektedir.

Kardeşlerim,

Buradan bir gerçeği çok net bir şekilde ifade etmek istiyorum. 6 milyon insanı Avrupa’da yaşayan bir ülkenin Cumhurbaşkanı olarak muhataplarımıza şu ikazı yapmakta fayda görüyorum: Müslümanları düşmanlaştırarak elde edebileceğiniz hiçbir kazanım yoktur. Çapsızlığını perdelemek amacıyla girdiğiniz bu yolun sonu felakettir. İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan katliamlardan herkes ders çıkarmalıdır. Irkçı terörizm Avrupa’ya kan, gözyaşı ve iç çatışmadan başka bir şey getirmemiştir, getirmeyecektir. 2011 yılında Norveç’te Breivik denen bir caninin katlettiği 77 masum izlediğiniz bu politikaların ne tür acı sonuçlar doğuracağını göstermiştir.

Türkiye, vatandaşlarının hak, hukuk ve güvenliğini korumakta kararlıdır. İslam düşmanlığını ve ırkçı terörizmi bir milli güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor, planlarımızı buna göre yapıyoruz. DEAŞ’tan PKK’sına, terör örgütlerine nasıl bakıyorsak, Neonazi terör örgütlerine de aynı nazarla bakıyoruz. Avrupa’nın kanser hücresi gibi yayılan bu örgütlerle ilgili artık daha tutarlı, kararlı ve medeni bir tavır alması gerekiyor. Irkçı terör tehdidiyle mücadelede özellikle Avrupa Birliği kurumlarına çok ciddi sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Avrupa Konseyi İslam düşmanlığını daha fazla görmezden gelemez. Ülkemizle ilgili olur olmaz her konuda görüş bildiren Avrupa Parlamentosu 3 maymunu oynayarak, bu meseleyi geçiştiremez. Avrupa’nın basiret, ahlak, vicdan sahibi liderleri koru duvarlarını yıkmalı, İslam ve Müslüman düşmanlığı hakkında konuşmaya başlamalıdır. Aşırı sağcı fikirlerin Avrupa’nın ana akım siyasetini esir almasına izin verilmemelidir. Avrupa siyasetçiler Fransa Devlet Başkanı Macron’un başını çektiği nefret kampanyasına artık bir dur demelidir. Her ne kadar Macron’un hoşuna gitmese de önceki gün yaptığım çağrıyı buradan az önce ifade ettim, tekrarlamak istiyorum; ırkçılık ve İslam düşmanlığı, görevi, konumu, makamı ne olursa olsun insanın akli ve vicdani melekelerini yok eden bir psikozdur. Ret ederek, yokmuş gibi davranarak bu sorunun üstesinden gelinmez. Ülkesinin ve vatandaşlarının geleceğini düşünen her siyasetçi bunu kabul etmeli, yüzleşmeli, sorunu çözmenin yollarını aramalıdır.

Kıymetli misafirler, çok değerli dostlarım; Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’de; siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsanız buyuruyor. Emribilmaruf ve nehyi anilmünker, yani iliği emretme, kötülükten vazgeçirme her Müslümana farzdır. Müslüman, şahit olduğu kötülükler karşısında sessiz ve tepkisiz kalamaz. Müslüman, etrafında yaşanan adaletsizliklere gözlerini kapayamaz. Suriye’den Libya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın birçok yerinde hakkaniyeti, adaleti, barışı savunan tavrımızın gerisinde işte bu hakikat vardır. Şartlar ne olursa olsun, biz mazlumun yanında durmak zorundayız. Üç günlük dünya hayatı için ukbamızı tehlikeye atamayız. Hakk’ın hatırını, edep, ahlak yoksunu insanlık fukaralarının hoyratça çiğnemesine izin veremeyiz. Zulmü alkışlamamak, hak namına haksızlığa tapmamak, 3-5 soysuzun ardından zağarlık yapmamak bizim milletimizin karakteridir. Bunun için dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi inanca, kökene, kültüre sahip olursa olsun, haksızlık ve hukuksuzluk karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.

Allah’ın yardımı ve milletimizin desteği bizimle olduğu müddetçe son nefesimize kadar bu kutlu mücadeleyi yürüteceğiz, tüm bunları yaparken elbette evimizin içini de ihmal etmedik, etmiyoruz. Ailemizden başlayarak toplumumuzda iyiliğin, güzelliğin, İslami ve insani değerlerin yaygınlaşması için çaba harcıyoruz. Özellikle istikbalimizin teminatı olan gençlerimizi, çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştirmenin mücadelesini veriyoruz. Millet olarak bir dönem çocuklarımıza dinimizi hakkıyla öğretememenin, kendi kültür ve geleneklerimizde yetiştirememenin sıkıntısını çok çektik. Camilerin emlak niyetine satıldığı, ibadethanelerin ahıra çevrildiği, Kur’an kurslarının kapatıldığı günlerimiz oldu. Kur'an-ı Kerim’in tren vagonlarında, ahırlarda, derme çatma binalarda gizli saklı bir şekilde öğretildiği süreçlerden geçtik. Milletin desteğiyle, duasıyla, parasıyla kurulan Kur’an kursları, imam hatip okullarımızın kapısına kilit vuruldu. Üstat Necip Fazıl’ın ifadesiyle, “bu ülkede Allah ve ahlak demenin yasak olduğu zorlu, sıkıntılı, utanç verici dönemler yaşadık.”

Allah’a hamdolsun, son 18 yılda attığımız kararlı adımlarla sadece bu faşist zihniyeti tasfiye etmekle kalmadık, aynı zamanda 15-20 sene önce hayal dahi edilemeyen birçok reformu hayata geçirdik. Katsayı, okul katkı puanı gibi engelleri ortadan kaldırarak her öğrencimizin eşit şartlarda yükseköğrenime geçişini sağladık. Okul kapılarında yavrularımızın çıkışlarını beledik, kızlarımızın çıkışlarını bekledik, içimizde birçok anne herhalde bu sıkıntıyı hep yaşadınız, aynen bizler de bunları yaşadık, ama daha sonra elhamdülillah bahar iklimi geldi ve bunlardan sıyrıldık.

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkartırken 4+4+4 sistemiyle meslek liseleri ve imam hatip okullarına yapılan haksızlığa son verdik. Ortaokuldan itibaren Kur'an-ı Kerim, Siyer-i Nebi, Arapça gibi dersleri seçmeli bir şekilde öğrencilerimizin istifadesine sunduk. Bugün isteyen her öğrencimiz erken yaşlarda öğrenilmesi daha kolay olan Kur'an-ı Kerim’i artık okullarda özgürce öğrenebiliyor. Sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık için eşsiz bir emsal olan Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hayatını dileyen her öğrencimiz öğrenme imkânı buluyor. Bir dönem öğrenci sayısı 60 binlere kadar düşen iman hatip okullarına yönelik teveccüh artmış, şu anda yaklaşık 1 milyon 300 bin civarında öğrenci imam hatip okullarında eğitim, öğretim görüyor. Keza yaz Kur’an kurslarımızdan az önce Diyanet İşleri Başkanımızdan da rakamları dinlediniz, faydalanan evlatlarımızın sayısı giderek yükseliyor. Vakıf, dernek ve gönüllü kuruluşlarımızın hayırlı faaliyetlerine gereken desteği veriyoruz. Çocuklarımızın Efendimizin ve gönül dünyamızın kandillerinin örnek hayatlarını öğrenmesi için her türlü çabayı gösteriyoruz.

Karanlıktan Aydınlığa Asr-ı Saadet radyo tiyatrosunu az önce dinledik. Çocuklar, nasıl buldunuz? Beğenmişler. Şimdi bütün bu yavrularımıza Sayın Başkan, şöyle bunları ücretsiz olarak bence dağıtmak lazım, isabetli olur. Çocuklar, ne dersiniz, iyi olur değil mi? Maskeleri olduğu için sesleri çıkmıyor.

Dini değerlerimizi ve İslam tarihini anlatan yenilikçi projeleri teşvik ediyoruz. Peygamberimiz ve çocuk temasıyla düzenlenen bu seneki Mevlid-i Nebi Haftası’nın da Efendimizin kutlu hayatını öğrenme, evlatlarımıza öğretme bakımından önemli bir fırsat olduğunu görüyor ve buna inanıyorum. Zira Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam, emin kişiliği, sade yaşantısıyla, edep ve hayasıyla, insana ait değerli her ne varsa onu kalbinde ve benliğinde müşahhas hale getirmiş örnek bir şahsiyetti. Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam bir yetim ve öksüz olarak, en çok da yetim ve öksüzlerin, en çok da çocukların Peygamberiydi. O sadece iki reyhanım dediği torunları Hasan ile Hüseyin’in değil, Medine ve Mekke’deki bütün çocukların sevgilisiydi. O, çocukların başını okşamanın sadaka olduğunu ifade edecek kadar çocuklara inanmış bir Peygamberdi. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir cahiliye toplumunu tüm insanlığa örnek gösterilecek seviyeye yine o taşıdı. Cömertlik, tevazu, muhabbet, uhuvvet, cesaret, ahlak, şefkat, merhamet, adalet, anne-babaya hürmet gibi insanın özüne ait bütün iyi hasretleri bize hep sevgililer sevgilisi Peygamberimiz öğretti. Peygamber Efendimizin hayatında ne bizim çocuklarımız, ne de başka dinlere mensup toplumların çocukları için bir tek olumsuz an, bir tek olumsuz sahne dahi mümkün görmek değildi. Kendi çocuklarımız gibi dünyadaki bütün çocukları da böyle güzel bir örnekten, böyle güzel bir hayatı öğrenmekten mahrum etmemeliyiz.

Mevlid-i Nebi Haftası’nın bu anlamda hayırlara, yeni ve özgün çalışmalara vesile olmasını diliyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, dünyayı nurla aydınlatan Nebi’nin güzel doğumun yıldönümüne erişmeyi bizlere nasip ettiği için Rabbimize hamd ediyorum.

Hazreti Peygamberi, Ehlibeytini, ashabını bir kez daha selam ve salat ile yâd ediyor, şefaatine nail olmayı diliyorum. Diyanet İşleri Başkanlığımıza bu güzel programı tertip ettikleri için şahsım, milletim adına tekrar teşekkür ediyorum.

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun diyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum, kalın sağlıcakla.